![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
NEREDEN NEREYENEREDEN NEREYE Ajanslara düşen haberlere göre 11 Haziranda Nalçik’te “soykırım” mitingi düzenlendi. Bu haber, nereden nereye geldiğimiz noktasında bana müthiş heyecan verdi ve gelecek adına umutlarımı bir kat daha arttırdı. Haber, bizim muhtelif sitelerimizde şu başlıklarla verildi: “Çerkesler “soykırım” için bastırıyor”, “Rusya’da Çerkesler,sürgünün tanınmasını istiyor” Görüldüğü gibi,bazı sitelerimiz “sürgün” tabirini tercih etmiş, biz.metnin orijinalini bilmediğimiz için, hangi tercümenin, aslının aynısı olduğunu bilmiyoruz.Ama olsun.Bu kadarı da yeterli bize heyecan vermeye. Neden diyeceksiniz elbet.Anlatayım. Öncellikle,”soykırım” ve “”sürgün” kavramları konusundaki hassasiyetimi ve bunu mutlaka gündemde, hem de mümkün olabildiğince ve bütün imkanlarımızı kullanarak dünya gündeminde tutmamız gerektiği konusundaki arzumu ve düşüncelerimi, “Uzunyayla.com” da, yakın zamanda yayınlanan “Çerkes Kongresine Destek Verilsin” başlıklı yazımda etraflıca belirtmiştim. İkinci neden ise, bu haberin beni 15 yıl öncesine götürmüş olması ve bende çağrıştırdığı hatıralardır.Şöyle ki: 1992 Temmuzunda Nalçik’e, amca oğlu Kuşha Doğan’ın organize ettiği, büyük ekseriyeti bizim sülaleden oluşan,bir iki yeğen ve eniştemizle birlikte sevgili dostum Kaya İlhan’ın da bulunduğu bir turistik gezi gerçekleştirmiştik.(Bu gezi notlarının bir kısmı, o yıllarda Kayseri’de yayınlanan Neps dergisinde çıktı). Nalçik’e vardığımız günün ertesi günü, Kaya ile birlikte guruptan ayrılarak şehri kendimizce gezmeyi istedik.Misafir kaldığımız Nart Otel’in en yakınında bulunan milli şairimiz Şogentsuk Ali’nin adını taşıyan Kabardey/Devlet Tiyatrosundan başladık. Selam verip içeri girdik,Çerkes olduğumuzu,Türkiye’den geldiğimizi tanışmak istediğimizi söyledik.Sevindiler,büyük bir memnuniyetle hemen içeri aldılar.Tiyatro ekibinin gösteri için Avrupa’da olduğunu söylediler ve orada çalışanlar bize odaları gezdirdiler.Kısa bir hasbıhalden sonra bizi, daha sağlıklı bilgi alabilmemiz için müdürün odasına götürdüler.Müdür Bey bizi çok sıcak karşıladı, oldukça doğal davrandı.Çalışma odası da oldukça mütevazı idi.Tiyatrolarında en ünlü Batı klasiklerini dahi (Şekspir’den Molyer’e kadar) oynadıklarını,kendi yazarlarının da özgün eserleri olduğunu,sanatçılarının ise Avrupalı sanatçılardan hiç de geri kalmadığını anlattı.Elindeki albümden,oynadıkları oyunlardan sahneler göstererek anlatıyordu bunları.(Kabardey Tiyatrosunun tarihçesini anlatan bu albümden birer adet de hediye etti bize). Fevkalade milliyetçi duygularla dolu,Rus kültürünün baskısından ve Rusların bu ülkede çok baskıcı ve emperyalist bir politika izlediklerini açık yüreklilikle ve heyecanla anlatan tiyatro müdürü Sultan (soy adını-yi wunağoz’er- maalesef hatırlayamıyorum) Beyle sohbetimiz sürerken,biz de, bizim Kabardey’e ayak bastığımız andan beri ilk dikkatimizi çeken ve bizi üzen şeyin Ruscanın aşırı etkisi ve egemenliği olduğunu söylememiz üzerine, Rus dili ve kültürünün Gorbaçov’dan önceki dönemde gerçekten çok baskıcı ve acımasız olduğunu,Çerkeslerin ana vatanlarından sürüldüğünü dile getirmenin,yazmanın imkansızlığından söz etti. Hatta, “Moskova’da tarih okuyan bir Çerkes genci Türkiye’de Çerkeslerin bulunduğunu yazdı diye 9 yıl hapsedilmişti”dedi. Bu biraz uzunca geriye gidişten ve Sultan’ın son cümlelerinden sonra sözü nereye getirmek istediğim anlaşılmıştır sanırım. Hadi bir başka hatıramı daha sıkıştırayım araya. Nalçik’te,hatırladığım kadarıyla 1995 yazı olmalı,bir kitap evinden birkaç kitap aldım. Kasiyere parayı ödemek için kasaya yaklaştım.Çerkesçe(Kaberdeyce) kaç lira ödemem gerektiğini sordum.O da bana Rusça cevap verdi.Kasiyer Rus’tu. Ben yine Çerkesçe olarak anlamadığımı söyledim.O da yine Rusça bir şeyler söyledi.İş biraz uzayacak gibi olunca, durumu fark eden Kabardey bir bayan, “ben yardımcı olayım size “dedi ve bana Çerkesce ödemem gereken miktarı söyledi ve ödedim.Ancak ben o bayana dedim ki, “bu kitapların arkasında zaten fiyatları rakamla yazıyor,benim maksadım onu zora sokmak,bundan sonra bu ülkede, Rusça bilmeyen,bilmek zorunda olmayan birilerinin de bulunacağını bilmesini istiyorum” deyince, kadıncağız: “Ah kardeşim! En iyi günlerimize denk geldin.Daha önceleri 10 Çerkes bir arada bulunurken aramızda bir tek Rus bile olsa, Çerkesce konuşmamıza müsaade etmiyorlardı,anlayış göstermiyorlardı.Anlamıyoruz bahanesiyle” dedi. Sanırım, “nereden nereye” deyişimin nedeni şimdi daha iyi anlaşılmıştır. 80 li yılların son yarısına kadar, Çerkes diasporasından,sürgünden söz etmenin hapis cezasıyla bile cezalandırıldığı,bir arada bulunurlarken,çoğunluk Çerkesler olsa bile,Çerkesce konuşulmasına tahammül edilmeyen,böyle psikolojik bir baskının olduğu bir coğrafyada bugün, özgürlük meydanlarında,hem de sürgün/soykırım adına dikilen anıtların gölgesinde artık, soykırımın tanınması ve sürgündeki Adigelerin geri dönüşü için çaba sarf edilmesi gibi fikirler dile getiriliyor, ve bu düşünceler mitinglerde kitleler tarafından yüksek sesle dillendiriliyor,haykırılıyor.Hele, M.Hafitse gibi sisteme tamamen entegre olmuş kimselerin bile orada söyledikleri sözler, cidden aynen tercüme edildiyse, nereden nereye geldiğimiz noktasında heyecanlanmamak mümkün mü? Hafıtse’nin dilinden dökülen şu sözlere bakar mısınız: “ 10 Çerkesten 9 u ya vatanını terk etti ya da öldürüldü.Hatta yaşamak için kendilerine gösterilen yere gitmeyi reddetmeleri durumunda Çerkeslerin öldürülmelerini gerektiren bir emir bile vardı.Eğer bu soykırım değil ise nedir.?” (Hafıtse, o mitingde bu tonda konuşabildiyse,içime garip kuşkular da düşmüyor değil doğrusu). Her neyse biz yine de hayra yoralım ve heyecanımızı ve umutvar oluşumuzu sürdürelim. Mitingin tertip edildiği Nalçik’teki sürgün anıtını 2005 yazında görmüştüm.Ulusumuzun yaşadığı soykırımın /sürgünün dehşetine eş bir görkemi ve anlamı ifade edecek yapı da değilse de,bulunduğu mekan ve varlığı bile,elbetteki çok şey ifade etmektedir. Bulunduğu mekan dedim.Evet,sürgün anıtı,Nart Otel’in arkasında, “Hadokşokoxe ya Xadej’” denilen mevkide,en önemlisi de,Kazanoko Jabağı’nın mezarına çok yakın yerde bulunmaktadır. Bu da,anıta ayrı bir tarihi boyut ve anlam katmaktadır. Sürgünden,anıttan söz edilir de,bu konudaki tabuları ilk olarak yıkan,kapıyı ilk aralayan,çığır açan ve Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nin Hağundukoy (Ali Berdıko) adındaki büyük “hajret” (Kabardey) köyünde, o çok anlamlı ve harika anıtı yükselten delikanlıdan; Hute Mışe’den söz etmemek olur mu? Tek başına yükselttiği bu destansı anıtın altına bakın ne yazmış Hute Mışe: “1819 -1864 yıllarında cereyan eden Kafkas savaşlarında Adige vatanını savunurken hayatını kaybeden soydaşlarımın,savaşın getirdiği acı ve ıstıraplarla yola dökülüp,İstanbul yollarında telef olan Adigelerin anısına.” Onu da altına yine şöyle yazmış: “ Özgürlük savaşçıları! İbret alın Çerkeslerden! Onlar size örnek olarak yeter! – Karl Marks” Hute Mışe’nin bu görkemli ve çok anlamlı anıtı dikmeyi nasıl başardığı sorusunu,çok değerli dostum,müthiş Çerkes milliyetçisi, tam bir Adyel’, Prof. Bğajınoko Beresbi’nin 90 lı yılların başında çıkardığı “Jenğuaze” Dergisinden, Phaşx Muayed imzasıyla çıkan ve 2001 yılında benim çevirimle Kafkas Vakfı’nın Bültenin de yayınlanan “Tek Adamın Başarısı” adlı makaleyi bütünüyle “Uzunyayla.com” okurlarıyla paylaşarak cevaplamak en iyisi. Böyle yapmakla hem bu yazıyı daha fazla uzatmamış oluruz hem de o harika yazıyı bütünüyle okurlarımızın istifadesine sunmuş oluruz. 1996 yılı Temmuz Ayında Çerkesk’te yapılan Dünya Çerkes Birliği’nin(DÇB) Kongresinde, bu anıt topluca ziyaret edilmişti.Ben de bu anıtı o zaman görmüştüm İşte bütün bunları hatırlamış olmam bana, “nereden nereye “dedirtti. Ayrıca, inşallah, ilerde ayrı bir yazı konusu olarak ele almayı düşündüğüm,bu seneki 21 Mayıs Sürgününü/soykırımı anma etkinliklerinin niteliği,çokluğu ve coşkusu da bana ayrı bir heyecan ve umut vermiştir. Gerek Anavatanda gerekse diasporada,özellikle de Avrupa ve Amerika’da yapılan konferans, panel ve diğer etkinliklerle davamız neredeyse uluslar arası bir mesele haline dönüşme sinyalleri verir gibi oldu.Bu size heyecan vermedi mi? Bu tempoda devam edersek,bütün dernek ve organizasyonlarımız güçlerini birleştirirlerse,bundan doğacak sinerjiyle daha da güçlü olacağız ve dünyada ses getireceğiz inşallah.Böylece davamızı, gazetelerin iç sayfalarından manşetlere taşıyabileceğiz Ah Bunu bir başarabilsek!.. Kazanımlarımız yanında,kayıplarımız yok mu? Var.Geri adım attığımız,mevzi kaybettiğimiz olmuyor mu? Elbette oluyor. Özellikle Putin döneminde.En güncel olanı da, 450.yıl safsatası.Emin olun bu safsatanın halk nezdinde,gençler nazarında hiçbir kıymet-i harbiyesi yok. O, tamamen yukarda,tepede(yerel yöneticileri de aşan bir irade ile)biçilip yöneticilere zorla giydirilen, eğreti bir kılıftan ibaret.Bu zorlama kılıf,aşağıda sözü edilen halk bilincinin iktidar olmasıyla yırtılıp atılabilir. Sözlerimi, “Tek Adamın Başarısı” başlıklı yazısında, Hute Mışe’ye karşı yapılan tüm engellemelere rağmen, onun başarısı ve açtığı çığır için, Sayın Phaşx Muayed’in yaptığı nefis benzetmeyle bitirmek istiyorum. “ Bu,yer altından sızan suyun önünü kapatınca,başka bir yerden daha güçlü bir şekilde fışkırmasına benzer ki,ne kadar hile ve zulümlere baş vurdularsa da,halktaki bilincin uyanışının önüne geçemediler.Yerin altındaki ve ruhun derinliğindeki kuvvetlerin gücü aynıdır;bir kere harekete geçti mi, artık ne kimseden çekinir, ne de boyun eğer.” Evet dostlar, mücadeleyi boyun eğmeyenler, direnenler kazanır. Direnmek bizden, muvaffakiyet Allah’tan. 28.06.2007 Erdal ÖZDEN erdalozden2002@mynet.com BU YAZARIN TÜM YAZILARI» ANA DİL YORUMLAR
Ali ALEV
{ 13 Eylül 2007, Perşembe }
sanlı dırenısımız hıc azalmadan devam edecek samıl gıbı ondan oncekıler gıbı dudayev gımı basayev gıbı hıc durmayacak hıc
nilgunoztekin
{ 13 Eylül 2007, Perşembe }
Direnmek bizden, muvaffakiyet Allah’tan.başka söze gerek var mı ?
LIŞE
{ 24 Ağustos 2007, Cuma }
milletimizin sürgün/soykırım konularında bilinçlenmesi adına heyecan uyadıran bir yazı kaleme aldığınız için kendi adıma teşekkür ediyorum...bu kadar baskıya rağmen anavatanız da kültürümüz hala ayakta kala bilmişse bunada şükür...
Kurmel Çetin
{ 22 Ağustos 2007, Çarşamba }
Duymak istediklerimizi verdiniz.Teşekkürler Erdal Özden.Ama görmek istediklerimizi verecek olanlar sanki biraz masum (!)göstermek istediğiniz yerel yöneticiler değilmi?
Yinede en doğruyu yaptınız,direnen,mücadele eden insanların isimlerini burda yazarak yücelttiniz.Bizim gerçekten ismini yücelteceğimiz insanlarımız hayli fazla.Onlara hakettiğini vermemiz BİZ'i BİZ yapar.Saygılar.Çetin Güral YORUM YAZIN
|
|
© 2005-2006 Uzunyayla.com.
Aksi belirtilmeyen tüm yazıların yayın hakları sitemize aittir. Kaynak gösterilmek koşuluyla alıntı yapılabilir.
SİTEMİZİN HİÇBİR DERNEK VE VAKIFLA İLİŞKİSİ YOKTUR
Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
En iyi görünüm için 1024x768+ ekran çözünürlüğü ve Mozilla Firefox tarayıcı kullanmanız tavsiye edilir.