Bir ön açıklama :
Ben yıllarca diasporanın anayurda politika dayatmamasını savundum,hala da aynı düşüncedeyim.
Bu olayda ise istisnai olarak tam tersini savunur bir durumdayım.
Çünkü bu olayda anayurdun geliştirdiği politikadan ve yaklaşımdan doğrudan doğruya etkilenen ve zarar gören kesim diasporadır.
O nedenle diaspora bu olayda tabiri caizse “harcanan taraf” konumundadır,dolayısıyla da konunun birinci dereceden müdahili olmak,en azından gereken mercilere gereken uyarıyı yapmak durumundadır bence.
***
ALTIMIZI OYUYORLAR
Sayın Oğuz Berk’in yazısında 450 yıl konusundaki suskunluğa verdiği tepkinin haklı olduğunu düşünüyorum. Fakat tepkinin doğrudan doğruya federasyon başkanına (hedef gösterir gibi) yöneltilmesinin haksızlık olduğunu , aynı zamanda üslubun da oldukça sert olduğunu düşünüyorum.
450 yıl konusunda yapılacak kutlamalara federasyonun koyması gereken net tavrı koyamadığını maalesef kabul etmek zorundayız.
Fakat federasyonun bir noktadan sonra etkisiz kaldığını,verilecek tepkinin de aslında hiçbir şeyi değiştirmeye yetmeyeceğini üzülerek bir kez daha söylemeliyim.
Yinede federasyon bu net duruşu gösterebilmelidir bana göre.
“Madem bir etkisi olmayacak o halde neden tepki bekliyorsunuz” sorusunu başkası sormadan ben kendime sormuş olayım. Doğrudur,federasyonun tepkisi hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Fakat Kafkas dernekleri federasyonu bu olayda kendisinin,temsil ettiği insanların ve o insanların tarihlerinin yok sayıldığını fark ederek, yapılan bu çarpıtmaya ve iki yüzlü inkara karşı çok net bir duruş göstermek zorundadır.
Çünkü ;
Diasporadaki varlığımızı tanımlamaya yarayan argümanlar ve sürgünümüzü kanıtlamaya yarayan dayanaklar, kabul ettirilmeye çalışılan bu “gönüllü katılma” ifadesi ile ortadan kaldırılmaktadır.
Daha da yalın söylersek ; birileri üzerinde durduğumuz zeminin altını boşaltmakta, gelecekte sürgün bir halk olarak geliştirebileceğimiz her türlü talebin meşruiyetini yok etmeye,önünü kesmeye çalışmaktadır. Şimdi burada federasyon “ben görmedim,duymadım,bilmiyorum” diyerek bir kenara çekilemez,çekilmemelidir. Tam tersine Kafkas dernekleri federasyonu diasporanın temsilcisi olarak bunu ilk görmesi gereken kurumdur.
Dolayısıyla Sayın Oğuz Berk’in, (saygıdeğer başkanı şahsında biraz da haksızlık ederek) yaptığı eleştirinin asıl muhatabı olan kurumdur.
İşte bu nedenle federasyonumuz bu konuda çok net bir duruş ortaya koymak ve sorumluluk almak zorundadır.
***
Çerkeslerin Ruslarla ilk işbirliği anlaşmasını birilerinin pişkince “kendi rızamızla Rusya’ya katılışımız” şeklinde tanımlamasının,bu günkü Çerkes diasporasını yaratan nedenleri onursuzca inkar etmek olduğunu birisi çıkıp söylemek zorundadır. Bunu yapacak olan federasyondur.
Aynı zamanda bu gün küçük çıkarlar ve bir kısım politik ayak oyunları nedeni ile bizi yok sayan/yok sayılmamıza göz yuman anayurttaki yerel ilgililer kurumlar ve aydınlar da; bu yaptıklarının üniter bir yapıya yönelmiş bulunan RF’nun uzun vadeli politikalarına hizmet olduğunu ve gerçekte kendi köklerini kestiklerini anlamak zorundadır.
Bunu anlatacak olan da federasyondur.
Bir baska cepheden baktigimizda ise dün “Türkiyenin önderliğinde İslam dünyasını birleştirmekten” bahsedenlerin bu gün bu konuda hararetli nutuklar atmaları pek de inandırıcı değil açıkcası. Sırf Rus düşmanlığı nedeni ile,veya sırf başka politik amaçlar ve güç odaklarının yönlendirmesi nedeni ile bu olaya müdahil olanları devre dışı bırakabilmek, çıkması gereken sesin çıkması ile mümkündür ancak. Bizim için hayati önemi olan bu konu, birilerince “elin taşı ile elin kuşunu vurma operasyonu”na dönüştürülmeye çalışılmaktadır ve bunun önünü kesecek olan da federasyondur.
O nedenle Federasyonumuzun sesi çıkmalı, anlaşılabilir net bir duruşu olmalıdır. Elbetteki diaspora anayurt ilişkileri bir tek bu mesele ile sınırlı değildir,düşünülmesi gereken pek çok bağlantı,gözetilmesi gereken pek çok hassas denge vardır ve herhangi bir gerginlik bütün ilişkilere yansımaktadır,dolayısıyla resmi sıfatı olan kimseler bunların hepsini bir arada düşünmek zorundadırlar.
Fakat yine söylüyorum bu mesele hayati bir meseledir. Çünkü diasporanın kökünü kesmektir amaç,öyle olunca bu yapılan sadece geçmişimizin değil geleceğimizin de çalınması/tahrip/tahrif edilmesidir. Böylesine önemli bir konuda söz söylemesi beklenen kurum gerekeni söylemeli,insanlarımız da öne çıkmaya zorladıkları kurumların arkasında mertçe durmalıdır.
Biz 450 yıl önce “Rusyaya kendi isteğimizle katılmadık”
Biz 450 yıl önce “Rusya ile ilk ikili anlaşmayı yaptık.”
Bu tanımlamayı kasten çarpıtanlar halkımızın tarihine,geçmişine,geleceğine ve diasporada yaşayan kardeşlerine ihanet etmektedirler,tarih ve Çerkes diasporası bu insanları hiç bir zaman affetmeyecektir.
Çok mu zor bu iki kelamı etmek ? Tamam sürtüşmeyelim,istikrarsızlığa neden olmayalım,ilişkileri zedelemeyelim ama, Birileri sizi yok sayıyorlarsa ve yokmuşsunuz gibi davranıyorlarsa, çıkıp “ben varım ve buradayım” demek zorundasınız.
Eğer yok sayılmayı ve yok olmayı kabullenmediğiniz için ilişkiler gerilecekse gerilsin.
***
Sovyet idaresi döneminde genel olarak söylersek Çerkesler Sovyet yönetimine kendi rızaları ile katıldılar.
Bu günkü Rusya federasyonuna cumhuriyetler kendi rızaları ve parlamento kararları ile katıldılar.
Şurası iyice anlaşılmalıdır bence; diasporada gelişen tepkinin altında yatan neden; bu günkü devlet/federasyon/birlik/pakt vb. anlayışlar çerçevesindeki “Rusyaya katılma” değildir.
Bu tepkinin altında yatan neden; birilerinin soykırım ve sürgün iddialarını bertaraf etmek ve bu tür suçlamalardan/taleplerden kurtulmak için geliştirmeye çalıştığı inkar politikasıdır.
Alın size birbirinin aynı üç katılma tarifi.Bakın bakalım hangisi ne anlama geliyor :
1 – Ekim devrimi sonrası Çerkesler kendi istekleri ile Sovyetlere katıldılar…
Ama ondan önce 297 yıl vatanlarını koruma mücadelesi verdiler ve bu mücadeleyi kaybettiklerinde soykırıma uğratılarak 1864 yılında yurtlarından sürgün edildiler.
2 –Perestroyka sonrası Çerkesler kendi istekleri ile Rusya federasyonuna katıldılar…
Ama ondan önce 297 yıl vatanlarını koruma mücadelesi verdiler ve bu mücadeleyi kaybettiklerinde soykırıma uğratılarak 1864 yılında yurtlarından sürgün edildiler.
3 - 1557’de Çerkesler kendi istekleri ile Rusyaya katıldılar ….
Ama ondan önce 297 yıl ……………!!!!!!
Gördüğünüz gibi son hikaye bize uymuyor. Bu politikayı geliştiren ve dayatanlar elbette kendi uzun vadeli planlarına uygun doğru çözümü hayata geçirmeye çalışmaktadır, onlara söylenebilecek hiçbir şey yok.
Fakat bu tanımlamanın halkımızın geçmişini,vatan mücadelesini ve acı sürgününü yok saymak anlamına geldiğini görmeyenler,veya gördüğü halde umursamayanlar sanırım diaspora anayurt bağını koparttıklarının ve bir anlamda kendi köklerini kestiklerinin farkında değiller.
Bu insanlar yaptıklarının ne anlama geldiğini fark ettiklerinde iş işten geçmiş olacak.
Bari biz bu günahı paylaşmayalım.
Ergun YILDIZ
******
Son bir açıklama :
Bu konudan hareketle biraz da kendimize döndüğümüzde, önümüze duran şu iki önemli problemin dikkatimizi çekeceğine eminim.
1 – Kan revan içinde bıraktığımız,kıyasıya eleştirdiğimiz ve her türlü çamuru attığımız kurumlarımız, bir gün gelip bize lazım olduğunda ne kadar da güçsüz olduklarını fark ediveriyoruz.
Fakat onları o hale getirdiğimiz için hiç vicdanımız sızlamıyor, hiç birimiz dün yaptıklarımızla bu gün önümüzde duran bu biçareliğin ortaya çıkmasında pay sahibi olduğumuzu kabullenmiyoruz.
2- Anayurt ve diaspora olarak aynı halkın iki parçası olmamıza rağmen, bu meselede çok net görüldüğü üzere yaşadığımız-yetiştiğimiz yer/zaman/zemin vb. nedenlere bağlı olarak iki farklı refleks gösteriyor,iki farklı yaklaşım sergiliyoruz.
Bu sizce bir sorun değilmidir ?
Bu durumdan bir ders almamız ve önümüze çok büyük davaları! koymadan önce,bir ulusun iki parçası olarak aynı tavrı,duyguyu ve ortak duruşu oluşturabilmek için çalışmamız gerekmez mi sizce ?
Yoksa böylesi küçük! konularla uğraşmak bize yakışmayacağı için,büyük idealler büyük davalar peşinde koşmaya devam mı edeceğiz.