![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
ADIGECE EĞİTİM,ASİMİLASYON DURUMU VE GELECEĞİMİZE İLİŞKİN BİR DEĞİNME-2III GEÇMİŞTEKİ İYİ VE KÖTÜ UYGULAMALAR Rusya'da, Rusça dışındaki dillerin politik tarihçesini de şöylesine özetleyebiliriz: Rusya'da, kuşkusuz,dünyada örneği bulunmayan Türkiye'deki dil yasağı gibisine kendine özgü bir uygulama örneği görülmemiştir,ama dillere yönelik sistemli baskılar da eksik olmamıştır.Bu tür baskılar Çarlık dönemi sonrasında,Sovyetler Birliği döneminde de sürmüştür.Örneğin Gorbaçov, Sovyetler dönemine ilişkin olarak, "Halklara ve dillerine emperyalist baskılar yapıldı" diyerek, bu durumu dürüstçe itiraf etmişti. Çarlık Rusyası'nın son döneminde anadili,bugünküne benzer bir biçimde,göstermelik de olsa, devlet okullarında isteğe bağlı bir seçmeli ders olarak okutulabiliyordu. Ekim devriminden sonraki kısacık Lenin döneminde (Adıgeler açısından 1920-24 yılları arası),Rusça dışındaki dillere değer verilmeye başlanmıştı. Lenin (1870-1924),devrim karşısındaki en büyük tehlikenin Büyük Rus ulus milliyetçiliği,yani başka ulusal toplulukları baskı altına alacak olan bir Büyük Rusya istemek olduğunu söylemiş,Rus milliyetçiliğine karşı bilinçli ve etkili bir savaş açmıştı.Sözgelişi o zamanki Adıge Özerk Oblastı'nda (AÖO) Adıgeceye verilen önemi, büyük Adıge yazarı Tembot K'eraş'ın (1902-1988) "Nasıpım yığogu" (Mutluluk Yolu) adlı romanından da izleyebiliriz:Bir Adıge köyünde,1923'te bir anma töreninde kullanılacak olan bezden dövizin üzerine,Rusçası yanında, Adıgecesinin de yazılması gerekiyordu,o zamanlar Adıgece Arap harfleri ile yazılıyordu,ama köyde Arap harfleriyle olsun,Rusça olsun okuma yazma bilen yoktu,sonunda Kur'an harflerini şöyle böyle sökebilen yaşlı biri bulundu ve onun yardımıyla bu iş,derme çatma da olsa başarıldı (O zamanlar bir il yönetimine –kray’a- bağlı daha küçük bir yönetim birimi,bir "sancak " olan AÖO'nda topu topuna 50 bin Adıge yaşıyordu)."Aman ne gerek var,koca köyde okuma yazma bilen mi var ki?" demeyi kimse göze alamamıştı,çünkü felç olmuş yatıyor da olsa Lenin henüz sağdı. Lenin'den sonra yetkiler Stalin'de toplandı,yerel diller kentlerden kovulup kenara,köylere itildiler.Örneğin Gorbaçov öncesinde Adıgey başkenti Maykop'ta Adıgecenin okutulduğu tek bir okul bile yoktu (S. Peneşü,Uyanma Vaktidir,Jineps,sayı 20,s.4) .Sonunda da,Lenin'in korktuğu şey gerçekleşti, Rus milliyetçiliği Lenin'den sonra yeniden hortladı,sonuç olarak da, "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olundu" ve koca SSCB batırıldı,on milyonlara ulaşan bir Rus nüfus Rusya dışında kaldı.Aynı milliyetçi hastalık Osmanlı Devleti'nin de sonunu getirmişti. M.Gorbaçov döneminin (1985-1991) getirdiği özgürleşme ile birlikte,sönmeye yüz tutmuş olan bölge (komponent) dilleri yeniden canlanmaya başlamışlardı.Örneğin,AC'nde 1991'de, matematik dersi de dahil birçok ders Adıgece olarak okutuluyordu.Ama izleyen Boris Yeltsin döneminde anadiline yeniden tırpan çekildi,anadili eğitimi,yukarıda da değinildiği gibi, tek bir seçmeli derse ,haftalık olarak da toplam 2 ya da 3-4 saate düşürüldü. 2007-2008 öğretim yılında,bir yeni girişim olarak, KBC’nde 20 kadar okulun birinci sınıflarında,Rusça ve yabancı dil (İngilizce,vb) dersleri dışında,pilot uygulama niteliğinde, matematik dersi dahil birkaç dersin Kabardey-Çerkesçe ve Karaçay-Balkarca okutulmasına başlandığı söylenmektedir. EĞİTİM ALANINDA HERHANGİ BİR İYİLEŞTİRME YAPILAMAZ MI? Adıgecenin kullanımının bir biçimde genişletilmesinde,kuşkusuz yerel yönetimlerin,azıcık da olsa, yapabilecekleri bazı şeyler olmalıdır.RF’de Rusça dışında tanınmış 18 resmi dil daha var.Adıgece (AC),Kabartay-Çerkesçe (KBC ve KÇC) ve Karaçay-Balkarca da (KÇC ve KBC) bu resmi dillerden.Ayrıca cumhuriyetlerin kendi içleri kapsamında,kendi bölgelerinde geçerli olan,ama RF düzeyinde tanınmış 18 dil içinde yer almayan (yani ek) resmi diller de vardır,örneğin KÇC’ndeki Abazaca (Abazince) ve Nogayca gibi. Bu çerçevede,önce AC'nde 2 (Rus,Adıge),KÇC'nde 5 (Rus,Karaçay, "Çerkes-Kabartay",Abaza,Nogay), KBC'nde de 3 resmi dil (Rus,Kabartay, Balkar) bulunduğunu anımsatalım (Dağıstan Cumhuriyeti'nde ise,-nazar değmesin- tam 14 resmi dil vardır).Dil çokluğu,ama bu dilleri konuşan her bir topluluğun nüfus azlığı (Çeçenler 1.360.000,Avarlar 815 bin,AC Adıgeleri ve Şapsığlar 140 bin iken,Abazalar 38 bin,Rutul 30 bin,Agul 28 bin,Tsahur ise 10 bin dolayındadır),bütün bunlar (Kuzey Kafkasya'da 20 ya da üzeri resmi dil),bir yönüyle bir zenginlik oluştururken,bir yandan da,kuşkusuz bir maddi yük ,pazar (kitle) darlığı ve bazı zorluklar da içermektedir.Ama hedeflenen şey ,demokrasi ve barış ise,bütün bu dil ve kültürleri desteklemekten başka bir çıkar yol yoktur,bu bir milliyetçilik de değildir,İnsanlık kültürüne bir katkı ve aynı zamanda bir yaşam hakkıdır.Bu iş,ayrıca sanıldığı kadar da maddi bir yük,yani para gerektirmez,bazan da getirisi götürüsünden fazla olabilecek bir şeydir.Ayrıca bazı şeyler parayla da ölçülmez. Örneğin,İsviçre 60 bin kişinin konuştuğu dördüncü resmi dil olan Romanş dilini,Britanya da 59 bin kişinin (İskoçya Nüfusunun % 1.5'nin) konuştuğu ve İngilizce karşısında sönmeye yüz tutmuş olan,ama İngilizce ile birlikte İskoçya'da ikinci resmi dil olan ve yeniden canlandırılmasına çalışılan İskoç dilini ayakta tutmak için milyonlar harcıyor,niye?Uluslararası barış,demokrasi ve insanlık kültürü açısından,bütün dillerin korunmaları ve yaşatılmaları gerekir.Bunun için RF'de Rusçayı dengeleyen,yerel dilleri koruyan ve güvence altına alan yeni bir demokratik yasaya,yeni bir düzenlemeye ve yeni bir müfredat programına gerek vardır.Aksi takdirde RF bir diller mezarlığına ve monoton (ruhsuz) bir ülkeye dönüşebilecek ve kendi kendisine zarar vermiş olacaktır.İnsanlığın binlerce yılda yarattığı birikimler koruma altına alınmalıdır.Aklı başında Rus devlet adamlarının, bu gerçeği görmeleri gerekir. Aynı gerekler Türk ve Arap ülkeleri için de aynen ve daha fazlasıyla geçerlidir. Peki böylesine negatif bir ortamda hiç bir iyi adım atılamaz mı? Kuşkusuz,yerel idari kararlarla da birşeyler yapılabilir.Örneğin bölgeye özgü Rusça seçmeli derslerin,özellikle bütün cumhuriyet okullarında, yerel dilde olanların da,2006-2007 eğitim-öğretim yılında AC'nde yapıldığı gibi,bütün etnik öğrenciler tarafından okunması sağlanabilir. Anadilinde tek ders değil, iki ders ve dört ders saati ödünsüz uygulanabilir.Yukarıda belirtildiği gibi,tarih ve etnografya derslerinin bir uzlaşmayla bütün öğrencilerce okunması da gerçekleştirilebilir,bir cumhuriyetin bu kadarına olsun yetkisi olmalıdır.Ayrıca Adıgeceden ders saati kırpmalarına ve Adıgece derslerini son saatlere almalara da kesin olarak bir son verilebilir. Türkiye'deki Halk Eğitim Merkezleri gibi,RF'de de, yaygın eğitim veren merkezler bulunuyor olmalıdır.Örneğin okullarda Adıgece müzik dersi müfredata konmamış,Adıgece değil Rusça müzik dersi var.O halde Adıgece müzik eğitimi için kurslar açılabilir,müzik kursiyerleri desteklenebilir.Müzik, dil kadar önemli ve stratejik bir olgu.Müziksiz bir ulus yaşayamaz.Halk isterse,çok şey başarılabilir.Örneğin jandarma dayağı ve hapis cezalarına karşın,çoğu Türkiye köylerinde Kur'an kursu eğitimi,Adıgece mevlit ve Arapça ezan okunması (sabahları) durumları yıllarca,1950 yılına değin sürmüştü ve halen de sürmektedir. Cumhuriyetlerde,gerçi bazı müzik okulları var,ama bunlar vitrinlik,artık ciddi müzisyen yetişmiyor,yetişenler de korunmuyor.Adıge müziği can çekişiyor.Bu alanda çocuklar yoz,boş. Adıge radyo ve televizyonları Adıgece şarkılardan çok, Rus müziği,Rus şarkıları çalıyor,ciddi biçimde etnik müziğe dönülmeli ve kaliteye değer verilmeli.Düğün ve toplantılarda etnik müzik desteklenmeli.Adıge müzisyeni ve müziği para getirir hale sokulmalıdır. Anaokullarında çocukların daha fazla anadili eğitimi almaları için yasal yollar zorlanmalı, ulusal (iç) işlere olumsuz anlamda başkaları karıştırılmamalıdır.Adıgeler Türkiye'de,önceleri her gelen yabancıyı içlerine almıyor ve işlerine karıştırmıyorlardı.Ne zaman ki,bu espri ortadan kalktı ve onun yerini kişisel çıkar önceliği aldı,asimilasyon da başladı.Çünkü kalkanın yerine modern bir yeni biçimi,olumlu bir alternatifi getirilemedi.Bu espri çağdaş anlamda yorumlanmalı ve geciktirilmeden koruyucu önlemler alınmalıdır.Bu bir özsavunmadır.Yeterli Rus öğrencisi bulunmayan okullarda,Rus sınıfları açma gibisine programlara da bir son verilmeli,Rus öğrencinin de o yerin dilini öğrenmesi desteklenmelidir. En başta Rusça,Adıgece gibi tehdit altında olan bir dil değildir.Rusçayı ister istemez herkes öğreniyor ve öğrenmeye de devam edecek.Çünkü Rusça genel bir dil. Gorbaçov döneminde, Ruslar'dan, bulundukları yerin dilini de öğrenmeleri ve o yerin özelliklerine saygılı olmaları isteniyordu.Dahası bütün ulusal bölgelerin bile birer birlik cumhuriyeti yapılmaları tasarlanmıştı.Demokrasiye, eşitliğe ve halklara böylesine değer verilmeye başlanmıştı.Çünkü gelişmeler bunun gerekliliğini öğretmişti.AC ve KÇC de (ayrıca Hakas ve Altay cumhuriyetleri de) bu demokratikleşme sürecinin ürünleri olarak doğmuşlardı (3 Temmuz 1991).Ama geç kalınmış,Ağustos 1991 tutucu (şoven) darbe girişimi sonucu, demokratikleşme süreci kesintiye uğramış,Sovyetler Birliği de dağılmıştı. IV ASİMİLASYONA KARŞI NE YAPILABİLİR? Sovyetler döneminde küçük ulus dillerinin büyüğün,yani Rusçanın içinde eritilmesi biçiminde,sessiz,ama çok ciddi bir Ruslaştırma politikası uygulanıyordu.Bunun bir gereği olarak da Rus dili,kültürü ve Rusluk yüceltiliyor,kurtarıcı büyük biraderin Rus ulusu olduğu propaganda ediliyordu (bunların tümü faşist görüş ve uygulamalardı).Sonuç olarak da,ulusal okullar kapatılıyor,anadilleri resmi düzeyde olmasa da,alt kesimlerde aşağılanıyor,konuşanlar yer yer dövülebiliyordu.Rus birinci sınıf insandı,birinci sınıfa terfi etmek,artık Rus olmayanlar için erişilmesi gerekli bir "hedef" haline getirilmişti.Anadilleri ve ulusal geleneklere "gerici" yaftası yapıştırılıyor,yönetim yeteneksiz ellere devrediliyordu.Osmanlı yönetimi de,gerekli gördüğü etnik yöreleri,önce din ve geleneğinden koparıyor,oraya çok sayıda Müslüman din adamı yolluyor, önce halkı baskı ve teşviklerle Müslümanlaştırıyor,koyu dindar hale getiriyor,ardından sıra Türkleşmeye geliyordu.Örneğin Anapa Muhafızı Ferah Ali Paşa'nın uygulamaları da Müslümanlaştırma biçiminde başlatılmıştı.Ama Türkmen ve Yörük gibi yerli Türkler'in içki içmelerine,içkili düğün ve eğlenceler düzenlemelerine ses çıkarılmıyordu.Bu gibi konular da iyi incelenmelidir. Bu tür bir atmosfer içinde anadilinden ve etnik kimlikten kaçışın hızlanması ve insanların robotlaşması (kendine yabancılaşması, duyarsızlaşması) çok doğaldır.Stalin ve izleyen dönemde,özellikle kentlere öncelik verilmek ve yoğunlaştırılmak üzere,din ve geleneklere savaş açılıyor,ulusal yapı tahrip ediliyor,çocuklar Müslümanlıktan uzaklaştırılıyor,sünnet geleneği yasaklanıyor,içki içmek ve domuz eti yemek özendiriliyor,kız ve erkek çocuklarına Hıristiyan Rus adları konuluyor ve Rusça konuşmaları yaygınlaştırılıyor,tek yanlı ya da boyun eğmiş bir uyum durumu (köleleştirilmiş bir entegrasyon) yaratılıyordu.Bütün bunların sosyalizm ve demokrasiyi kirletmek dışında da bir anlamı olamazdı.Bu tür olumsuz uygulamalar, zamanla, toplumca benimsenip yaygınlaşıyor ve kalıcılaşıyordu. Örneğin 1992'de adının "Rita" (Margarita) olduğunu söyleyen bir çocuklu genç bir Kabartay kadınına, "Ğuç'ıps" (Demir) gibi Adıgece adlar da bulunduğunu söylediğimde, "ey ba?" (Çirkin değil mi?) yanıtını almıştım.Tam bir yabancılaşma örneğiydi bu.Sonunda Svetlana,Nataşa, Natalya,İrina,Oksana,Boris,İvan,Feliks,Nikolay,Artur,vb gibi Hıristiyan Rus adları çoğaldıkça çoğalıyor,Adıge ya da Müslüman adlarının yerini alıyor ve giderek Mariya Grozni (İdar Goşevnay) örneği övünç duyulan adlara dönüşüyorlardı. İsrail'de ise,demokrasi ve hukuk devleti ve düzgün işleyen bir yargı kurumu yanında,ırkçı,milliyetçi ve dinci çevreler de vardır,ama bu tür gericilerin karşısında insan haklarını savunan mekanizmalar ve demokratik çevreler de vardır,bunlar da güçlüdürler.Sonuç olarak bir denge ve özgürlük ortamı vardır.RF,Türkiye ve Arap ülkelerinde ise,henüz böylesine bir ileri demokrasi ve denge durumu oluşmamıştır. İsrail'de bir Adıge,özgürce Adıgece konuşabiliyor,okulda da dilini,az da olsa öğreniyor, Osmanlı ve İngiliz yönetimleri dönemlerinden beri, cumhuriyet Türkiyesi'nde uygulanan ırkçı baskılar gibi uygulamalarla karşılaşmamış, dil yasağı denen şeyi tanımamış ve yaşamamışlar.Ancak İsrail Adıgeler'inin 1948 öncesi uzantıları olan,sözgelişi Ürdün ülkesi Adıgeleri ise,her bakımdan dökülüyorlar,Araplık içinde eritilip bitiriliyorlar.Diasporanın bir şansızlığı da,Balkanlar'da olsun tutunamamış olmak,yani geri ve özgürlüksüz ülkelerde yaşıyor olmak.1878 Balkan sürgünü olmasaydı,bugün 1 milyonun üzerinde bir Adıge nüfus AB yurttaşı olacaktı. Bu arada, Kuzey Kafkas cumhuriyetlerinin,sadece dil,kültür ve siyasal alanda değil,ekonomi alanında da dökülmekte olduklarını söylemeliyiz. Oysa oralarda verimli topraklar, ormanlar, hayvan varlığı, madenler,zengin su akıtan ırmaklar ve mineral su kaynakları,büyük bir turistik potansiyel var.Adıge bölgeleri,Adıgey, Karaçay-Çerkes,Kabartay-Balkar ve etnik bir yöre olan Şapsığya,bunların hepsi,doğanın bir armağanı olarak, birer güzellik diyarı, birer turistik Adıge toprağı.RF'nin en güzel yerleri.Ama bütün bunlara karşın,bugün bu yerler, yoksulluk,suç örgütleri,suç ve rüşvetten geçilmiyor.Buraları RF'nin en geri,en ihmal edilmiş ve en yoksul köşeleri.Ticari yollar ve arterleri bu cumhuriyetleri dışlıyor.Buraları sanki 40-50 yıl öncesini yaşıyor.St.Petersbug ve Moskova gibi kentlerle Nalçik ya da Maykop arasındaki uçurum, İstanbul ve İzmir ile Bingöl ya da Hakkari arası gibi.Tarım ürünleri,özellikle sebze ve bostan tarlalarda çürüyor,büyük kentlere gönderilemiyor,satılamıyor ve ticaret yapılamıyor, çünkü suç örgütleri kol geziyor,köşe başlarını tutmuş.Adeta abluka altında bir yaşam sürüyor.Bu gibi durumlardan Rus,Adıge, Ermeni,Tatar,Türk (Ahıskalı), Kürt,vb herkes,yani tüm Adıgeyliler nasibini alıyor.Bu yüzden Adıgeler toparlanamıyor ve Diasporaya el uzatamıyorlar.. Verilen sözler de tutulmuyor: Örneğin,1999'da RF hükümetinin iskan garantisi ile 150 kadar küçücük bir Kosovalı Adıge grupu,törenlerle,135 yıl sonra ata toprağı Adıgey'e geri getirilmişti.Ama aradan sekiz yıl geçtiği halde,verilen sözler yerine getirilmedi,hala evsiz Kosovalı aileler var (bk.Jineps,sayı 22,s.3).Oysa aynı sıralarda 155.400 Rus'un AC'ne yerleşebildiği de biliniyor (bk.Nart dergisi,2003,sayı 36,s.86).Peki bu bir çifte standart,negatif bir ayırım, insanı bir aşağılama ve Adıge insanını üçüncü sınıf yerine koyma olayı değil midir?Bu insanların süründürülmeleri, Adıge Diasporası için üstü kapalı bir uyarı,bir gelmeyin uyarısı sayılmaz mı?..2007'de çıkarılan federal dönüş yasası gereği 50 kota dağıtıldı, bir tanesi olsun Adıgey'e verilmedi.Oysa Ruslar'dan sonra ikinci büyük diaspora Adıgeler'inki.. Bu bakımdan RF üst yönetimi,uluslararası düzeyde demokrasiye ve hukuk devleti ilkelerine saygı göstermeye çağrılmalıdır. V OLUMLU ŞEYLER DE VAR 2014 Kış Olimpiyatları'nın AC'ne bitişik tarihi bir Adıge toprağı olan Ş'açe'de (Soçi) yapılacak olması,Soçi ile birlikte,bitişik komşu Adıgey yöresinin de alt yapısının ve ulaşım şebekesinin geliştirilmesini zorunlu hale getirmiştir.Şans bu kez,beklenmedik bir biçimde Adıgey'in de yüzüne gülmüştür.Ama bu şans Adıgelerce yerinde kullanılabilecek midir?Çünkü Adıgeler sulu dereye susuz götürülüp susuz getirilmeye alışkındırlar.Örnekleri çok bunun.. Ş'açe'ye en yakın havalimanı,Maykop (Mıyequape) Havalimanı'dır.Bu bakımdan uluslararası Maykop Havalimanı'nın büyütülmesi ve modern bir donanıma kavuşturulması, Maykop kentinin de bir karayoluyla Ş'açe'ye bağlanması,Adıgey'in güneyindeki Mıyequape rayonu dağ yolları ve turistik tesislerinin tamamlanması ve çoğaltılması gündemdedir.Çünkü RF'nin tanıtılması,konukların ağırlanması ve turizm açısından buna zorunluluk vardır.Maykop,sisli Krasnodar'ın ya da kıyıdaki Gelencik'in aksine neredeyse 365 gün sissiz ve güneşli bir yerdir,yani uçakların iniş ve kalkışına her zaman için daha uygundur.. Bölgenin tarihsel ve arkeolojik zenginliği,doğal güzelliğine eklendiğinde,AC'nde bu yakınlarda bir turizm patlaması olması beklenebilir. Adıgey'in her yerinden tarih,arkeolojik yapıt ve bereket (termal ve maden suları,petrol,doğal gaz,vb) fışkırıyor.Örneğin, AC'ndeki 8’i devlet,23’ü de yerel düzeydeki 31 müze içinden sadece Maykop'taki Adıge Ulusal Müzesi'nde, önemli bir bölümü milat ,dahası bir milyon yıl öncesine,Adıgelere,Adıge atalarına ve Adıge devletlerine (Mıvt'e,Sind,vb) ait 70 bin değişik örnek (yapıt/sauğet) sergileniyor. Bu da Adıgey'in tarihsel ve tarih öncesi geçmişinin ne denli görkemli olduğunu gösteriyor.Adıge toprağı,dağcılık ve su sporları,yaya ve atlı gezinti,termal ve kültür turizmi yönünden de dünyanın sayılı,en önde,en gözde ve en eşsiz yerlerinden biridir.Adıgey ve bitişik Soçi'deki temiz atmosfer dünyanın pek az yerinde bulunabilir.Örneğin AC'den alınmak istenen Leğo-Naqe'deki Aziş Yeraltı Mağaraları Kompleksi'nde oksijen oranı % 38'dir (saf doğada % 21), burada hiçbir zararlı bakteri yaşayamamaktadır ve burası şimdiden hasta ve turist akınına uğramıştır (Leğo-Naqe için bk.Jineps,sayı 21,s.10;ayrıca "Argun" gazetesi,1992 sayıları). Alt yapıları tamamlandığında,Adıge cumhuriyetleri,petrol ve doğal gaz zengini RF'nin yükselen devasa ekonomisi içinde güçlü birer partner olarak yer alacaklar,aradaki ekonomik uçurum da kapanacak, böylesine bir ortamda,yoksulluktan ve gerilikten beslenen Rus şovenizmi ve saldırganlığı da gerileyecek,buna karşılık demokrasi güçlenecek,toplumun beklediği ve demokratik kamuoyunun desteklediği Anayurda dönüş hakkı tanınacak,istekli Adıgeler'in yerleşecekleri yerlerde de,batmaya yüz tutmuş olan dil (diller) de kısa bir süre (birkaç yıl) içinde yeniden canlanabilecektir.Bu da RF'ye ilgiyi,oradaki soydaşlarla dayanışmayı,turizmi ve gelirleri arttıracaktır. Ama önce özgürlük gerekir,bunun için de RF'nin 1864 yılı etnik temizlik ve sürgününü tanıması,sürgündekilere,yani diasporaya çifte vadandaşlık ve dönüş hakkı vermesi,kısıtlayıcı ve kuşku uyandırıcı davranışlara artık bir son vermesi,diaspora'da da bir demokratik birikimin bulunduğunu kavraması ve demokrasiyi ilerletmesi,geçmişte Adıgelere karşı işlenmiş olan insanlık suçlarından ve tarihi bir ülke olan Çerkesya'nın yok edilmiş olmasından gurur duymalara, kutlamalara bir son verilmesi de gerekir (uluslararası demokratik anlayışa uygun olanı da budur) . Diasporanın da Rus aleyhtarı,demokratik olmayan tutumlarına artık bir son vermesi,diyalog ve dostluğun değerini kavraması,konuya ırkçı ya da milliyetçi bir bakış açısıyla değil,bilimsel,tüm halkların ve insanların yararına ve kardeşçe bir anlayışla yaklaşması; Kafkasya'ya kendiliğinden gidip bireysel olarak oraya yerleşen Adıgeler'in de,oradakilerden hiçbir maddi yardım beklememeleri,kendi olanakları ile yetinmeleri, orası ile uyumlu olmaları gerekir. Bu arada,bir aşiret mensubu imişiz de aşiretimizin kusurlarını gizliyormuşuz gibisine bir geri anlayıştan sıyrılarak,kendimizi de eleştirebilmeliyiz.Eleştiri,özeleştiri ve hoşgörünün bulunmadığı bir yerde ilerleme ve gelişme olmaz.Geçmişte,çağdışı kalmış birçok özelliğimizi değiştiremediğimizi,bir bölümümüzle köle emeğini sömürmeyi sürdürdüğümüzü,insanımızı (özellikle güzel kız ve erkek çocuklarımızı, "köle" diyerek yuvasından koparıp) para karşılığı esir tüccarlarına,seks tacirlerine ve doyumsuz haremlere sattığımızı,bu yavrularımızın geleceklerini kararttığımızı,bu yönden kirli ve bozuk bir sicilimizin de bulunduğunu,Şeyh Şamil'in (Шыхъ Шамил) Dağıstan ve Çeçenya'da beyliği ve köleliği yok ederek getirdiği eşitliği, Çerkesya'da gerçekleştiremediğimizi,çağın çok çok gerisine düştüğümüzü,o yüzden de güçlerimizi birleştiremediğimizi ve kendimizi gerektiği gibi savunamadığımızı,kişisel çıkarlarını ulusun çıkarları üstünde tutan sömürücü (gerici) sınıfların ve derebeylerinin peşlerine takıldığımızı, onların oyunlarına gelerek barış fırsatlarını hep kaçırdığımızı,ileriyi göremediğimizi, yabancılar, özellikle Osmanlı (ve İngilizler),vb tarafından kullanıldığımızı ve halen başkalarınca kullanılabildiğimizi de bilmeliyiz.Kötüyü bahane göstermemeli,daima iyiyi örnek almalıyız. Öte yandan Adıgey'deki Ruslar'ın,özellikle eski mujiklerin (eski köle köylülerin),Adıgelerle savaşan ve katliamlar yapan İmparatorluk askerleri olmadıklarını,onların 1861'de Rusya'da serfliğin,yani toprak köleleliğinin kaldırılması üzerine kölelikten azat edilip Adıge toprağına yerleştirilen ve başka bir seçenek tanınmamış olan köylülerin torunları,yani kaderleri diğer Ruslara göre bize daha benzeyen kişiler olduklarını,onların ve diğer barışçı Ruslar'ın Adıgelerle bir sorunlarının bulunmadığını,onların Adıgelerle eskiden beri bir dayanışma içinde olduklarını, Adıgeleri desteklediklerini, 1864'ten beri onlarla barış içinde bir arada yaşandığını ve yaşanması gerektiğini,başka bir seçenek de bulunmadığını ve gerçekçi olmamız gerektiğini bilmemiz gerekir.Hoşgörü ana karakterimiz olmalıdır,hoşgörülü ve kararlı insan daima daha güçlü olan insandır. Bir barış adası olarak bilinen Adıgey'deki (AC) Rus ve Adıgeler'in bu yakınlarda, Aslan Thak'uşın'ın dengeli yönetimi ile birlikte, ortak çıkarlar doğrultusunda birleştiklerini ve belli bir mesafe aldıklarını,Rus ve Adıgeler'in elbirliği içinde bölgelerini,yani AC'ni kalkındırmaya başladıklarını,bir bölüm Rus öğrencinin de,gönüllü olarak Adıgeceyi öğrenmekte olduğunu duyuyoruz.Ayrıca festival,şenlik ve kutlamalar düzenlenerek yerel kültürel özelliklerin canlandırılmasına,arkeolojik kazılar ve müzeleşmeye destek biçiminde kültürel düzeyin ve turizmin geliştirilmesine çalışılmaktadır.Bütün bu çalışmalar Ş’açe 2014 Kış Olimpiyatları ile bağlantılı olarak yaygınlaştırılmaktadır.Yani Soçi ve Adıgey,birlikte bir gelecek umudu vaad etmektedir. KBC ve diğer yerlerdeki olumsuz durumlar karşısında son derece sevindirici bir gelişmedir bu.KÇC ,KBC ve öteki 18 cumhuriyet için de, güzel bir başlangıç örneğidir bu tür gelişmeler. Kuşkusuz dostluk ve dayanışma ırkçılar,kışkırtıcılar ve suç örgütleri dışında,herkesin yararına olur. Son söz,demokratik bir hukuk devleti için evet,bunun dışındakiler için kesinlikle hayır!Hedef, RF,Türkiye ve Arap ülkeleri için eksiksiz, tam bir demokrasi olmalıdır. Not:Yazı güncellenmiştir.JİNEPS ya da UZUNYAYLA.COM’un izniyle yayınlanabilir.08.12.2007 BU YAZARIN TÜM YAZILARI» ABHAZYA VE GÜNEY OSETYA:İKİ YENİ DEVLET YORUMLARYorum bulunamadı!
YORUM YAZIN
|
|
© 2005-2008 Kafkas Diasporası &
Aksi belirtilmeyen tüm yazıların yayın hakları sitemize aittir. Kaynak gösterilmek koşuluyla alıntı yapılabilir.
SİTEMİZİN HİÇBİR DERNEK VE VAKIFLA İLİŞKİSİ YOKTUR
Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.En iyi görünüm için 1024x768+ ekran çözünürlüğü ve Mozilla Firefox tarayıcı kullanmanız tavsiye edilir.
İletişim ; 0352 3204030 - Cep Telefon ; 0530 4336701
PASİFİK YATIRIM LTD.ŞTİ. www.mobilyarehberi.com www.BerkmaX.com www.36hafta.com