![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
ADIGEY CUMHURİYETİ (ADIGE RESPUBLİK) -IGenel bilgiler: Kuzey Kafkasya’da, Rusya Federasyonu (RF) üyesi üç Adıge cumhuriyetinden (AC,KÇC,KBC) biri. Toprakları bütünüyle Krasnodar krayı sınırları içindedir.Yüzölçümü 7.600 km.kare (200 km.karelik Krasnodar Barajı ile 7.800 km.kare),nüfusu 447.109 (2002;2008'de nüfus 441.2 bin),başkenti Maykop (Mıyequape;2002’de 156.931).Nüfusun 234.900’ü kentli (% 52.5),212.209’u da köylü (% 47.5); % 53.5’i kadın (239.090),% 46.5’i de erkektir (208.019). 2002’de, nüfusun 108.115’i Adıge (% 24.18), 288.280’i Rus (% 64.48),15.268’i Ermeni (% 3.41),9.091’i Ukraynalı (% 2), vd idi. Rus sayısı, Adıge sayısının 2.6 katı ise de,bu nüfusun önemli bir bölümü, barışçı ve konuksever bir bölge olan Adıgey’e (AC’ne) sağlık ve huzur içinde bir yaşam sürdürmek üzere, başka yerlerden gelmiş olan hasta ve emeklilerden oluşmaktadır.Bu “konuk” nüfus sayılmadığında, temelde,birer ana kitle olarak,siyasal bir “etnik Adıge” ve bir “Adıgeyli Rus nüfusu” dengesi vardır. Rus nüfus azalan,yani 1989’da 293.640 (% 68) iken, 2002’de 288.280 (% 64.5)’e düşen;Adıge nüfus ise,az da olsa artan ,1989’da 95.439 (% 22.1) iken,2002’de 108.115 (% 24.2) olan bir nüfustur.Sözkonusu 13 yıllık dönemde Adıge nüfusu %13,3 artarken,Rus nüfusu ise % 1,8 oranında azalmıştır. ![]() Özerk yaşama geçiş,Adıge ve Şapsığ topluluklarına özerklik verilmesi: 1922’de, Kuban ve Laba ırmaklarının orta sol ovalarında,Adıgeler’in yaşadığı 10-30 km genişliğinde ve 300 km uzunluğunda,yay biçimindeki bir şerit üzerinde, 27 Temmuz 1922’de oluşturulan Adıge Özerk Oblastı’nın (AÖO) sınırları, ilkin 23 Mayıs 1923’te çizildi:İlk kuruluşunda yüzölçümü 2.660 km.kare, yönetim merkezi de Krasnodar (Yekaterinodar) kentinde idi.Oblastın önce “Çerkes (Adıgey) ÖO” olan adı,24 Ağustos 1922’de “Adıgey (Çerkes) ÖO” olarak değiştirildi,daha sonra,13 Ağustos 1928’de de “Adıgey ÖO” (AÖO) adını aldı.Kuruluşu döneminde Adıge nüfus çoğunluğu vardı .Daha sonra Adıge oranı düşmeye başladı:1926’da 113.481 olan genel nüfus içinde % 44.8 Adıge (50.821),% 25.6 Rus (29.102),%23.3 Ukraynalı (26.405) ve % 0.7 Ermeni (738) bulunuyordu. AÖO,diğer Kuzey Kafkas etnik yöreleri dışında,uzakta ve en kuzeyde,1864 sürgünü sırasında,Rus dil denizi içine dağıtılmış bulunan Adıge yerleştirme (rezervasyon) adalarının çoğunu içine alan küçük bir yöre biçiminde kurulmuştu (Şimdiki Ş’açe/Soçi metropoliten alanı,Tuapse,Anapa ve Uspensk rayonları Adıgeleri dışarıda kalmışlardı).Diğer Kuzey Kafkas bölgeleri ise,Rus dil denizinin dışında ve güney kenarında,kendi tarihsel etnik yöreleri bulunan ve birbirleriyle sınır teması bulunan geniş bir etnik kuşak içinde yer almışlardı.Ama “Adıgey ÖO” ile 1924’te kurulan Karadeniz kıyısındaki “Şapsığ Ulusal Rayonu”,1864 Rus dış ve iç sürgün uygulamaları sonrasında oluşan,tamamen izole (yalıtılmış) olan yerlerde bulunuyorlardı (Bu izole yerlerden Kuban ve Laba solundaki yerlerde,eski yerliler olarak Bjeduğ,K’emguy,Kuban Kabartayları,vb eski yerlerinden daha yakınlara sürülmüş olarak ve Rus askeri denetimi altında yaşıyorlardı.1864’te bu yörelere yeni Şapsığ ve Abadzeh sürgünler de yerleştirilmişlerdi;1861'de henüz egemen olan Çerkesya’nın diğer yöreleri ise,direnen küçücük dağlık Hak’uç yöresi dışında,Rus hükümetince alınan 1862 tarihli sürgün kararı gereğince,etnik temizlik ve Türkiye’ye sürülme biçiminde Adıge nüfusundan bütünüyle boşaltılmış,Adıgelerden boşaltılan yerlere de Rus kolonizatörler yerleştirilmeye başlanmıştı). Kuban ve Laba ırmakları solundaki bu küçücük Adıge yerleştirme alanlarında,1864’te,ünlü Adıge tarihçi ve müzecilik uzmanı Dr.Almir ABREG’e göre toplam 80 bin,Adıge tarihçisi Samir HOTKO’ya (Хъоткъо Самир) göre de,bir yıl sonrası için,yani 1865’te 51 bin Adıge kalmıştı. 1920’lerde ise,Adıge ve Şapsığ sayısı 55-60 bin dolayında olabilirdi.Sayı azlığına karşın,katı Rus milliyetçiliğinin aşılarak, bu iki küçük yöreye,özellikle de birkaç bin Şapsığ’a özerklik verilmiş olması,Sovyet devrimcilerinin, başlangıçta,en küçük etnik toplulukları bile gözeten adil ve demokratik siyasal ilkelere ve ahlaka sahip olduklarını,bunun bir benzerinin İsviçre’de bulunabileceğini;Lenin’in yıllar önce İsviçre’yi örnek göstererek,geliştirmeye çalıştığı ulusal çözüm ilkelerine bağlı kaldığını ve yeni ulusal demokratik yapılanmaya da önderlik ettiğini göstermektedir.Ama Lenin’in ölümü sonrasında, Stalin ile birlikte bürokratik bir yozlaşmanın ve çağdışı bir Rus milliyetçiliğinin yeniden hortlatıldığını görüyoruz.Nitekim,gerici Rus milliyetçiliğinin hortlatılması ve bastırmasıyla küçücük Şapsığ ilçesi (rayon) bile,gelecek açısından “tehlikeli” bir oluşum sayıldı (“tehlike ideolojisi”,günümüzde de faşizmin beslendiği şeylerdendir) ve 24 Mayıs 1945’te lağvedildi (bk.Şapsığ Ulusal Rayonu,Vikipedi,internet). Adıgey’in büyüme süreci ve beliren yeni sorunlar: Adıgey ÖO,Rusya (RSFSC) içinde,aracısız Moskova’ya bağlı bir idari birim (il) idi;sonraları,statü indirimiyle, “daha üst statüdeki bir il (kray) yönetimine bağlandı,yani daha küçük bir idari alt birim –il ile ilçe arası bir birim-” yapıldı:Önce Kuzey Kafkas krayına, ardından 1934’te de Azak-Karadeniz krayına bağlandı.Sovyetler Birliği düzeyindeki1936 yapılanması sırasında,AÖO başkenti, Krasnodar kentinden Maykop (Mıyequape) kentine taşındı ve ara yerdeki Giaginsk (Djadje/Cace) rayonu da AÖO sınırları içine alındı,böylece,büyük bir toprak genişlemesi oldu ve yüzölçümü 3.900 km.kareye çıktı (1.240 km.kare ya da % 46.6 oranında bir toprak artışı).Ertesi yıl,1937’de,oblast, yeni oluşturulan Krasnodar krayına (il) bağlandı (ve 1991 yılına değin oraya bağlı kalacaktı).Daha sonra, güneydeki Maykop (Mıyequape) rayonu da oblasta eklendi ve böylece yüzölçümü 7.600 km.kareye (Krasnodar Barajı ile birlikte,7.800 km.kareye) ulaştı (yeniden 2 misli kadar bir genişleme). AÖO’nın yeni kent ve rayonların eklenmesiyle büyümüş olması nedeniyle,AÖO’ndaki Adıge oranı da,yarı yarıya,yani % 40’lardan % 20’lere düştü:1939’da %22.8 (55.048),1970’de % 21.1 (81.478),1989’da % 22.1 (95.439),2002’de de % 24.2 (108.115).Rus nüfus ise % 70’ler düzeyinde (1939’da % 71.1;1970’de % 71.7) seyrettikten sonra,1989’da % 68’e,2002’de de % 64.48’e düştü. AÖO,Gorbaçov yönetiminin desteğiyle, 5 Ekim 1990’da,Adıge Halk Kongresi ve yerel parlamentoların olurlarıyla cumhuriyet kurma kararı aldı ve 3 Temmuz 1991’de de Moskova’nın oluru ile resmen bir özerk cumhuriyet oldu. Okların Adıgelere çevrildiği zorlu bir dönem: AC,halen ve tümüyle Krasnodar Kray sınırları içinde bulunmaktadır.Bu nedenle, AC, kuşatılmışlıktan kurtulmak ve ekonomik gelişmeye yardımcı olacak sınırlara kavuşmak için,sınırlarının doğuda Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’ne (KÇC), güneyde de Abhazya Cumhuriyeti’ne değin uzatılması (ya da Mostovski rayonunun AC sınırları içine alınması);ayrıca Karadeniz kıyısı (Soçi ve Tuapse’deki) Şapsığlarının 1945 öncesindeki özerkliklerinin geri verilmesi isteklerinde bulundu (bk.Doç.Dr.Ufuk Tavkul,Kafkasya’da bir tehdit unsuru ”Kazaklar”,Birleşik Kafkasya Dergisi,sayı 6-7,s.33).Rus liderlerin neler konuştukları ve kimlere ne verip vermedikleri,çoğunca açıklanmaz ve gizli tutulur;alınan kararların öğrenilmeleri yüzyıl sonrasına da kalabilir (Rus yöneticiler ağzı sıkı olur).Biz Adıge isteklerinin,üst düzeylerde nasıl karşılandığını tam olarak bilemeyiz ama,öyle fazla bir zaman geçirilmeden,AC’nin lağvedilip topraklarının Krasnodar Kray’ına katılması içerikli sinsi ve dalga dalga kabaran bir kampanyanın yürürlüğe sokulduğunu gördük. Kampanya,birkaç yıl sürdükten ve ortalığı bulandırdıktan sonra, AC Devlet Başkanı Hazret Ş’OVMEN’in karşı çıkması (2004),Adıgelerin sert tepkileri (21 Mayıs 2006) ve RF Devlet Başkanı Vladimir PUTİN’in Adıgeleri desteklemesi (2006) üzerine,şimdilik yatışmış durumda. 1989-2003 yılları arasında, siyasal sorunlar yanında, genel bir ekonomik çöküş süreci de yaşandı,işsizlik felaket boyutunu aldı,asayiş bozuldu,rüşvet ve yolsuzluk yaygınlaştı,sonuç olarak,123.900 kişi,AC’ni terk edip sanayi merkezlerine göç etti.Bu nüfus daha önceleri kolhoz (köy tarım kooperatifi) ve sovhozlara (devlet tarım işletmesi) devlet yardımı,turizmde görevlendirme,Maykop kentinde de bedava konut tahsisi ve gerektiğinde açıktan istihdam biçimlerinde sübvanse ediliyordu. Bu büyük nüfus çöküşü,boşalan devlet (RF) konutlarına,dışarıdan, çoğu emekli ve üretici olmayan 155.400 Rus getirilip “kapatılma” yoluna gidildi (Nüfusta üçte iki oranında ve Ruslar yararına bir değişim gerçekleşti). Başlangıcından günümüze Çerkesler: Adıgeler, 1864 yılına değin ve tarih boyunca ve ana kitle olarak, hiçbir yabancı güce boyun eğmemiş,temelde demokratik yapılı ve barışçıl olan bir toplum idiler (Bu yapı sağlam gelenekleri sayesinde ayakta kalmayı sağlarken,saldırgan ve yayılmacı karakterde olmaması nedeniyle de zaaf oluşturuyordu).Karadeniz kıyısında,uzun bir süre,yani Ruslar Karadeniz’e inene dek Osmanlı İmparatorluğu’nun boyun eğdiremediği tek Karadeniz kıyı ülkesi,Bağımsız Çerkesya (Adıgey) idi,yani Karadeniz’de egemenlik Türkler ve Çerkesler arasında paylaşılmıştı (Çoğu milliyetçi ve tek yanlı olan Türk ve Rus tarih atlasları, Çerkesya’yı 1829 yılı öncesinde Osmanlılar’a “bağlı” bir bölgeymiş (eyaletmiş) gibi göstermeye çalışıyorlar,ama yanlış.Batılı tarih atlasları ise,Çerkesya’yı,1864 yılına değin Karadeniz kıyısında bulunan bağımsız bir ülke olarak göstermeye devam ediyorlar.Örneğin,1814 Viyana Kongresi konulu tarih atlaslarına bakılabilir;ayrıca bk.GROLIER International AMERİCANA Encyclopedia,Sabah,cilt 2,s.307,310,312). Maykop'taki Adıge Ulusal Müzesi'nde (AUM) Eski Taş Çağı yapıtları,MÖ III.binyılına ait,yani 4.500 yıl,dahası 5.500 yıl öncesine ait Adıge Meot (Мыут1) yapıtları vardır (AUM için bk.Nuriyet Mamırıko,"Ulusal Tarih Koruma Altında",internet;ayrıca bk.Aslanguaş Ş'avko,"Mıyequape/Maykop adının kökeni",Jineps gazetesi,sayı sayı 19;Fatim Ç'are,"Vılape Höyükleri",Jineps gaz.,sayı 21). Çok eski Adıge atalarının yazıları vardı.Örneğin 3.300 yıl öncesine ait Maykop Taşı’nda bir Meot (Adıge) yazısı bulunduğu gibi,M.Ö.V-IV.yüzyıllardaki Adıge ataları olan Sind ve Meotlar’ın da alfabe ve yazıları vardı (bk.Adigey,Vikipedi Özgür Ansiklopedi).Adıge uygarlığı,kentsel yaşamı ve Adıge kent devletleri (Sind,Meot,Kerket,vb), MÖ III.yüzyılda büyük darbeler aldılar.Meot topraklarında büyük bir kuraklık yaşandığı ve buğday üretiminin düştüğü,buna karşılık sulama tekniğinin gelişmesiyle Mısır’da buğday üretiminin patlama yaptığı ve ucuz Mısır buğdayının Akdeniz buğday ticaretini ele geçirdiği anlaşılıyor.Sonuç olarak Adıge (Meot) ekonomisi çöktü ve savunma giderleri karşılanamaz oldu. Bu da,göçebe saldırılarını (İskit,Sarmat,vb) davet etti.Yağmacı saldırılar karşısında kentleri terk etmek zorunda kalan Adıgeler ise dağlara sığındılar. Birbirini izleyen İskit,Sarmat,Alan,Got ve özellikle de Hun saldırıları sonucu Adıge kentleri,kıyı ticareti ve Adıge yazılı yaşamı (yazıyı da yaratan uygarlığın kaynağı olan kentsel yaşam),Adıge (Meot) uygarlığı tarihe karıştı; dağlara sığınan ve yüzlerce yıl oralarda kendilerini savunma durumunda kalan Adıgeler de,doğal olarak yazılarını yitirdiler (Yazı,kentsel yaşam ve gelişmiş ticaret karşılığı oluşmuş bir olgudur).Ama eski kültürlerini,kent uygarlığı düzeyinden düşmüş de olsa,Adıge köy toplulukları gelenekleri biçiminde günümüze değin sürdürmeyi ve yenileyerek korumayı başardılar.Ama şimdi teknoloji (globalizm) çağının açmazları ile karşılaştılar. Adıge Meotların tarihi henüz yeterince aydınlatılmış değildir,bu alanda bilim insanları çalışmalarını sürdürüyorlar.Meotlarda,çoğu toplumun aksine,saldırgan ve yayılmacı değil,savunma üzerine kurulu bir askeri strateji ve maaşlı askerler bulunduğu anlaşılıyor. Genişlemeci bir strateji izlemeyen Meotlar,bu yüzden,başka toplumların topraklarını ve kaynaklarını ele geçirip güçlenmeyi önemsemiyor olmalıydılar.Ayrıca kent devletleri ile toplulukların birleşmeleri,yağmacı göçebe toplulukların birleşmeleri gibi kolay değildi (Birleşme Ruslara karşı bile sağlanamamıştı,çünkü Adıgelerin yerleşik yapısı birleşmeyi zorlaştırıyordu). Sonuç olarak güçten düşmüş olan Adıge-Meotlar,MÖ III.yüzyılda başlayan ve günümüze değin süren bir çöküş süreci içine girmiş oldular.Çöküş sürecine karşın Adıgelerin ayakta kalmış olmaları,yine de sağlam gelenekleri ve dağları sayesinde olmuştur (Adıge Meot geleneği için ayrıca bk.Asker Hadeğal,"Nartlar", Jineps gaz.,sayı 20-24;ayrıca bk.Sindika,vikipedi,internet). Meotlar döneminde Adıgeler arasında şiir,masal,şarkı ve destan gibi sözlü anlatılar,özellikle de Nart kahramanlık destanları yaygındı (bk.Nart destanları,vikipedi,internet). Ekonomik çöküş ve gerileme süreci içine girmiş olan Adıgelere yönelik göçebe saldırıları da,doğal olarak iyice yoğunlaştı.Çünkü güzel,yetenekli ve çalışkan Adıge kızları ile yakışıklı,çalışkan ve yürekli Adıge delikanlıları esir pazarlarında büyük para ediyordu. Birbirini izleyen İskit,Sarmat,Alan,Got ve özellikle de Hun saldırıları sonucu Adıge kentleri,kıyı ticareti ve yazılı yaşamı tamamen sona erdi.Dağlara sığınan ve yüzlerce yıl oralarda barınan Adıgeler,kendine yeterli (otarşik) bir tarım,hayvancılık,balıkçılık ve paralı askerlik (Mısır Memlukları gibi) gibi uğraşlarla yaşamlarını sürdürmek zorunda kaldılar.Bu da yer yer tembelleşmeyi getirdi.Yoksullaşan ve yazılarını da yitiren Adıgeler,yine de geleneklerini,folklor ve inançlarını korumayı ve günümüze taşımayı başardılar. O sıralar Adıgeler politeist (çok tanrılı) bir inanca sahiptiler,Tha ya da Thaşho'ya (Тхьашхо) ve ona bağlı gök,yer ve su tanrılarına inanıyorlardı (bk.Çerkesya'da değişik dinlerle ilişkili yer adları, internet). M.S.IV-VI.yüzyıllar boyunca süren Hun saldırıları,1864 Rus istilasında olduğu gibi dağları ele geçirememiştir,ama Adıgelere öldürücü darbeler indirmiştir. Moğol ve Tatar saldırıları: Birkaç yüz yıllık bir karanlık dönemin ardından,Bizans ve batı ile yeniden ilişkiler kuruldu,Hıristiyanlık Adıgeler arasında yayılmaya başladı.Ama tam bir toparlanmaya zaman kalmadan,Kuzey Kafkasya halklarına yönelik yeni saldırılarla karşılaşıldı.Özellikle Moğol (1223) ve Timur (1395) saldırıları ve bunu izleyen Tatar akınları,Adıgeler’in toparlanmalarını engelledi.Sınırboyu Adıgeleri arasında dış baskılar sonucu feodalizm (köylü ve köleler üzerinde soylu egemenliği sistemi) güçlenmeye başladı.Adıgelerin kuzeyinde ve bazı Adıgeleri vergiye bağlayan büyük bir Altın Orda Devleti (1227-1502) doğdu,bu devlet içinde yaşayan Tatarlar,ileride Ruslar ile Adıgeleri ayıran bir tampon halk konumu aldılar ve bir yandan da Adıgeler aleyhine genişlemeye başladılar.Örneğin,Kırımlı Tatarların baskıları sonucu,14-15.yüzyıllarda Adıge-Kabartaylar,Azak Denizi kıyılarını ve Kırım’ı tahliye edip şimdiki yerlerine çekilmek durumunda kaldılar.Adıgeler (Kabartaylar) uzak bir ülke insanları olarak gördükleri Ruslarla yakınlaşmanın kendileri için ileride bir tehlike oluşturabileceğini herhalde düşünemiyor olmalıydılar (Adıgeler, İngilizler ve Ruslar gibi ileri görüşlü devlet adamları yetiştiremiyorlardı,Osmanlı Devleti'nin büyük devlet adamları içinde Slaviyan kökenliler çoğunlukta olmalıdır,konulara bu açılardan da bakılmalıdır).Altın Orda’nın parçalanması sonucu,Altın Orda topraklarının bir bölümü üzerinde komşu Kırım (1441-1783) ve Astrahan (1466-1556) hanlıkları doğdu. Rusya ile Kabartaylar arasında bir tampon Tatar devleti konumunda olan Astrahan Hanlığı 1554'te Rus koruması altına girdi,Han'ın sinsi davranışları ve ihaneti üzerine de,1556’da Rusya’ya ilhak edildi.Böylece Kabartaylar ve Ruslar iki komşu halk oldular. Kabartaylar,Altın Orda yerinde kurulmuş olan öteki Tatar devleti Kırım Hanlığı’ndan koptular;görüşmeler yoluyla ve bir antlaşmayla,1557’de Rus korumasını benimsediler.Büyük Kabartay derebeyi Pşı Temrıko İDAR’ın (Demir oğlu Aydar) bir Müslüman olan kızı Goşevnay İDAR (1544-1569),Moskova’da bir kilisede vaftiz edilip Mariya adını aldı ve ilk Rus Çarı İvan IV’e (Korkunç İvan) nikahlandı (1561).Böylece Rus-Kabartay antlaşması evlilikle de perçinlenmiş oldu ve birçok Kabartay soylusuna Moskova’da önemli devlet görevleri verildi,bunlar özveriyle çalıştılar ve Rusya’nın büyüme sürecine önemli katkılarda bulundular (1557 yılının 450.yılı 2007 yılı boyunca AC,KBC,KÇC ve Moskova’da kutlanmış,ama Adıgelerin çoğunluğu kutlamaları buruk karşılamıştır).Kabartaylar bu yararlı ittifak ve balayı sayesinde Ruslara hayvan (at,sığır,koyun) satıyor,onlardan sanayi ürünleri alıyorlardı. Sonuç olarak Eski Çerkesya, siyasal anlamda küçülmüş ve ikiye bölünmüş oldu:Batıda Bağımsız “Çerkesya” ve doğuda da Rusya ile birliktelik içinde olan “Kabardiya” (ya da Doğu Çerkesya).Dört büyük derebeyi ailesi (pşı) ve bunların vasalları tarafından yönetilen Kabardiya 1739 Belgrad Anlaşmasına değin,siyasal anlamda Rusya’nın korumasında kaldı ve bu tarihte Büyük ve Küçük Kabartay bölgelerine,Osmanlılar ile Ruslar arasında bağımsız ve tarafsız bölge statüleri verildi. 1774’te Kabardiya ve Osetya,1783’te de Kırım Hanlığı kesin olarak Rusya’ya ilhak edildi,ayrıca Doğu Gürcistan da Rus korumasını benimsedi.Böylece Bağımsız Çerkesya, 1783'te Kuban Irmağı boyunca Ruslarca karadan kuşatma içine alınmış oldu.İki yıl önce,Çerkesleri desteklemek,Rus yayılmasını durdurmak ve Kırım'ı kurtarmak için Osmanlılar 1781'de Çerkesya'da Anapa Kalesini kurmuşlardı.Ama Rus yayılması durdurulamadı:Rusya 1801'de Doğu Gürcistan’ı (Kartlı ve Kaheti Krallığı) ilhak etti.1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında da Ruslar,Osmanlı korumasındaki İmereti Krallığı'nı ve Mingrelya Prensliği'ni işgal edip ilhak ettiler.Bu arada Osmanlı korumasındaki Abhaz Prensliği,saf değiştirdi ve gönüllü olarak Rus korumasını benimsedi,Abhaz Prensi de din değiştirerek Hıristiyan oldu;Abhazya,ilçe (okrug) statüsünde bir feodal prenslik olarak,1810'da Rusya’ya bağlandı (feodal ayrıcalıkları olan bu Abhaz Prensliği,1861 Rusya demokratik reform yasası gereğince,biraz gecikmeli de olsa,1864’te lağvedildilecek ve Kutaisi iline bağlı Sohum okrugu haline getirilecekti). Bütün bu oluşumlar 1812 Bükreş Antlaşması ile Osmanlılarca tanındı ve kalıcılaştı.Kuzeyde Kuban Irmağı ağzından güneyde Bzıb Irmağı ağzına (Pitsunda'ya) kadar uzanan yerler Osmanlılara,Bzıb Irmağından daha güneydeki Rioni Irmağı ağzına (Poti'ye) değin uzanan Karadeniz kıyıları da (Abhaz Prensliği toprakları da dahil) Ruslara bırakıldı. Abhaz yazarı Hayri Ersoy'a göre,Rus korumasındaki Abhaz Prensliği'nin nüfusu 1858'de 94.023 idi (Dili,Edebiyatı ve Tarihi ile Çerkesler,İstanbul,1993,s.44). Savaş sırasında Rusların eline geçmiş olan Anapa Kalesi,1812 Bükreş Antlaşması gereğince Osmanlılara geri verildi.Öte yandan Ruslar İran ile de savaştılar,1813 Gülistan Antlaşması ile İran,Dağıstan ve şimdiki Azerbaycan Cumuriyeti'nin kuzey kesimi üzerinde Rus egemenliğini tanıdı.Böylece Ruslar,Kuzey Kafkasya halklarına karşı yayılmak için gerekli olan hukuki alt yapıları ve diplomatik kazanımları oluşturmaktaydılar. Anapa'nın 1792 ve 1812'de Osmanlılara geri verilmiş, Çerkesya kıyılarında Osmanlı denetiminin Ruslarca tanınmış olması,kuşkusuz Rusların,Çerkesya'yı bir biçimde Osmanlı Devleti ile ilişkilendirip ileride ele geçirme planlarının bir gereğiydi.Rusların 100 yıllık yayılma planları yaptıkları bilinmektedir.Uluslararası hukuka göre Çerkesya bağımsız ülke statüsündeydi ve haritalarda bağımsız bir ülke olarak gösteriliyordu.Bu bakımdan bağımsızlığın birtakım antlaşmalarla sakatlanması gerekiyordu.1828'de Osmanlıları her cephede ezip geçen Ruslar,1829 Edirne Antlaşması sonucu,hedeflerine ulaşmış oldular. 1829’da Edirne Antlaşması ile, Osmanlılar Çerkesya kıyılarından çekildiler ve kıyı denetimini Ruslara devrettiler. Böylece,Adıgeler büyük bir diplomasi oyununun kurbanı oldukları gibi,karadan ve denizden tam bir Rus kuşatma ve ablukası içine alınmış oldular.Artık Adıgeler nefes alamaz,geçerli bir hukuki tutamak ve dost güçten yoksun duruma düşmüşlerdi (Çerkeslere karşı işlenmiş olan bu haksızlığa,Karl Marks başta olmak üzere dönemin demokrat aydınları karşı çıkmışlar,ama etkili olamamışlardı). Çerkesya’nın istilasının tamamlanması: 1829-1864 yılları arasındaki dönem,Çerkesya’nın bağımsızlığını korumak için verilmiş savaşlarla dolu bir kahramanlık destanı niteliğindedir.Batılı devletler,haksız 1829 Edirne Antlaşması’nı tanıyarak,Adıgeleri ciddi anlamda desteksiz bırakmışlar,yine de Adıgeleri Ruslara karşı savaşa kışkırtmaktan ve ajanlar göndermekten geri kalmamışlardır.1840'da Adıgeler,dışarıdan gönderilen ve Adıgelere yardım gönderileceğini söyleyen bu Osmanlı (din adamları) ve İngiliz ajanlarının propagandalarına inanıp Rus hatlarına saldırmışlar ve ağır kayıplar vermişlerdi.Adıgeler sonunda bu ajanların yalancı ve güvenilmez kişiler olduklarını anladılar ve savunmaya çekildiler. Bu pasif duruma bir son vermelerini sağlama amacıyla, Çeçenya'da Ruslarla savaşmakta olan İmam Şamil,Adıgeler arasına naib adı verilen yardımcılarını yollamaya başladı.Ayrıca 1846'da, Çeçenya ile Çerkesya arasındaki Kabardiya bölgesini ele geçirip mücadeleyi Kuzey Kafkasya boyutuna yaymayı denedi,ama başaramadı.Bunun üzerine 1848'de,30 yaşında güçlü bir kişi olan Muhammed Emin'i,naib olarak,kalabalık bir din adamı ve kadılar eşliğinde Çerkesya'ya gönderdi.Bir bölüm Adıge (Abadzehler) Naib'in şeriat ve özgürlük vaadlerini benimsedi ve Rus karakollarına saldırmaya başladı (1849),ama Naib 1851'de yenildi ve diğer Adıgeler gibi savunmaya çekilmek zorunda kaldı.Bir bölüm Adıge de (Şapsığ,Natuhay,vd) Ruslara ve Muhammed Emin'e (dolayısıyla Şamil'e) karşı sürdürdükleri savunma stratejilerine bağlı kaldı. 1853-1856 Kırım Savaşı sırasında Müttefikler (ve Osmanlılar), Çerkesya'yı bölünmüş buldular.Ayrıca Çerkesya'yı ve Şamil önderliğindeki İmamet Devleti'ni tanıma yerine,Osmanlılar Şamil'i Kafkasya Genel Valisi olarak ilan ettiler,Çerkesya'ya da bir Osmanlı askeri valisi gönderdiler(Seferbey ZANEKO ya da “Çerkezistan Valisi Sefer Paşa”).Bu durum,Çeçenya,Dağıstan ve Çerkesya'nın bağımsız ülkeler değil,işgal edilmesi gereken Rus toprakları oldukları anlamına da geliyordu.Ayrıca savaşın hedefi, Karadeniz'deki Rus donanmasını yok etme,Rusların Akdeniz'e, yani İngiliz ve Fransız çıkar bölgelerine ve tampon ülke Osmanlı Devleti'ne yönelik bir Rus yayılmasını önleme amacıyla sınırlıydı. Ek olarak,Müttefikler,Kafkasya'yı elde tutmanın,orayı ele geçirmekten daha zor olacağını da anlamış ve Kafkasya'yı işgal etmekten vazgeçmişlerdi.Çünkü Kafkasya,Türk Boğazları yoluyla açık denizlere kapatılabilecek izole bir bölgeydi. Osmanlılar Kafkasya'yı Batı Gürcistan kıyıları üzerinden işgal etmeyi denediler,ama bataklıklara saplandılar ve başarısızlığa uğradılar,Osmanlı toprakları içinde ilerlemeye başlayan Ruslar,sonunda stratejik Kars Kalesini de teslim aldılar.Bu ağır yenilgiyi telafi etmek ve Rusları barışa zorlamak için Müttefikler,nihayet 1855 sonbaharında şimdiki Anapa ve Novorossiysk yörelerine gecikmiş bir asker çıkartma yaptılar ve Rusları şimdiki Krasnodar kentine doğru geri çekilmek zorunda bıraktılar.Ama çok geçmeden ateşkes imzalandı. 1856'da Paris Barış Antlaşması ile,her taraf ele geçirdiği toprakları karşılıklı olarak geri verdi.Bu arada Çerkesya’daki Müttefik askerleri de,ülkelerine geri döndüler.Antlaşma gereğince Karadeniz Rus savaş gemilerinden ve donanma üslerinden arındırıldı.Çerkesya açısından ise,mevcut 1829 statüsü aynen korundu,yani Çerkesya bir Rus "toprağı" sayıldı. .Müttefikler,Kırım Savaşı süresince Adıgeleri ve Şamil'i,süvari birlikleri oluşturarak Rus müstahkem hatlarına saldırmaya,Kırım ve Sivastopol'a yürümeye çağırıyorlar,ama bu birimleri bağımsız devletler olarak tanımaya yanaşmıyor,ciddi yardımda bulunmuyor,olmayacak şeyleri istiyor ve atlatma yollarına gidiyorlardı. Savaş sonu serbest kalan Rus birlikleri önce İmam Şamil’in üzerine yürüdüler,Şamil ve Çerkesya’daki naibi Muhammed Emin 1859’da,birer anlaşma ile Ruslara teslim oldular ve Ruslarca maaşa bağlandılar.Artık sıra Adıgelere gelmişti.Ruslar Adıgelerin bir anlaşmaya yanaşmasını değil,kayıtsız şartsız teslim olmalarını istiyorlardı (Sivastopol yenilgisinin hıncını,Müttefiklere dolaylı yardım sağlamış olan Adıgelerden çıkarmak istiyorlardı).300 bin mevcutlu koca Rus Ordusu savaş yorgunu Adıgelerin üzerine çullandı (1859). Üstün Rus güçleri karşısında Kuban ve Laba ırmakları boyundaki Bjeduğ, K’emguy, Besleney,Kuban Kabartay ve Abazalar (Şahgiraylar),vb 1859’da,Karadeniz kıyısında, Anapa dolaylarında yaşayan Natuhaylar (1864'te yaklaşık 240 bin n.) ise 1860’da,ardından üç yıl direnen Abadzeh (Абдзах;260 bin n.) ve Şapsığlar (300 bin n.) da 1863 yılı sonlarında (Temmuz sonu ve Ekim 1863’te),daha güneyde Karadeniz kıyı bölgesinde barınan Vıbıh (y.100 bin n.) ve Cigetler (Sadzlar;y.17 bin n.) 24 Mart 1864’te,direnen küçük Aibga köy topluluğu ise 12 Mayıs 1864’te Ruslara boyun eğdi.21 Mayıs 1864’te Mzımta Irmağı yukarısındaki Kbaada Yaylasında (“1аткъуадж”/Atquadj/Atkuac köyü) bir askeri ve dini tören düzenleyen Ruslar,Rus-Kafkas Savaşı’nın kendi zaferleriyle sona erdiğini açıkladılar.Ardından ülkeyi Adıgelerden boşaltma çalışmaları hızlandırıldı. Ama Karadeniz kıyısı boyunca uzanan dağların orta üst vadilerinde yaşayan ve tamamen kuşatılmış ve dış dünyadan izole edilmiş olan Hak’uçların (Хьак1уцу) ve onlara katılan bazı Adıgelerin direnişi,bir yıl sonra,1865’te bile sürüyordu. Nitekim, Haziran 1865’te sayıları 8-9 bin olarak Ruslarca üst makamlara rapor edilen ve sert bir direnişte bulunan Hak’uçlar,1865 yılı sonbaharında,Rus askeri birliklerince daraltılan bir çember içine alındılar ve 80 gün sürdüğü açıklanan bir tenkil (bastırma) harekatı sonunda da tamamen yok edildiler,ama 1870’li yıllara değin,Rus birlikleri,yine de,ara ara bazı küçük Hak’uç kalıntıları ile karşılaşabiliyorlardı (bk.T.V.Polovinkina,Çerkesya Gönül Yaram, Ankara, 2007,s.281-288;Jineps,Eylül-Ek 1;ayrıca Vikipedi-“Adigey”, “Hak’uç”, “Şahe”, “Aibga”,internet). Hak’uç direnişi ve korku yüzünden Rusların Çerkesya’nın Karadeniz bölgesine yerleşmeleri (kolonizasyonu),en az 15-20 yıl gecikmiş,buna bağlı olarak da doğa vahşileşmiş ve eski ekili tarlaların yerleri saptanamaz olmuştur.Yani Çerkesya toprağı kolonizatörleri hiç "dost" karşılamamıştı (1992’de,Soçi’de bana söylendiğine göre,sık sık buradan kalkan helikopterler,hala, güzel manzaralı yerleri ve eski ekili alanları havadan saptamaya çalışmakta,saptanan yerler de,hemen yeni siteler oluşturularak Rus yerleşimcilere tahsis edilmektedir). . 1864 sürgünü ve Büyük nüfus çöküşü: 1864 yılındaki Rus istilası sonucu,2 milyon dolayında olan Adıge nüfusu içinden (bk.İslam Ansiklopedisi,madde “Çerkesler”, Mirza Bala;T.V.Polovinkina, Çerkesya Gönül Yaram,s.137, Prof.Dr.A.H.Şeugen 2 milyon nüfusu doğrulamaktadır; Prof.Dr.K.Karpat'a göreyse, Adıge nüfusu 2 milyondan da fazlaydı),Adıge tarihçisi Dr.Almir Abreg’e göre 1864’te 80 bin (eski nüfusun % 4’ü),bir başka Adıge tarihçi Hotko’ya göre de 1865’te 51 bin (eski nüfusun % 2.5) kadarı,eski yurdunda ya da o yerde oluşturulan “Kuban oblastı”’nın bir bölümü olan şimdiki Adıgey bölgesi dolaylarına -iç sürgünler yoluyla -yerleştirilmişti.Bir miktar (%1-2 kadarı) Kabartay,Besleney ve Abaza (Abazin) da,1830’lardan beri Batalpaşinsk (Çerkessk) yöresinde yaşıyordu (1864’te Türkiye’ye gönderilmeyip eski Çerkesya topraklarında ya da o zamanki Kuban oblastında kalan Adıgeler’in ve şimdiki Karaçay-Çerkesya yöresinde yaşayan Adıge ve Abazalar’ın toplam sayısı,bu durumda,en iyimser sayıyla 100 bin kadardı). Kuzeyde Kuban Irmağı ağzından başlayıp güneyde, şimdi Abhazya’da bulunan Bzıb Irmağına (Pitsunda’ya) değin uzanan Çerkesya’nın Karadeniz kıyılarında ve Kuban Irmağı havzasında yaşamakta olan Adıgeler’in tümü, ya Türkiye’ye sürülmüş ya da insan kasaplarının elinde ya da sürgün yollarında can vermiştir.Çerkesya'nın 1861 yılı sonrasında Ruslarca işgal edilen kesimi,bütünüyle insansızlaştırılmış ve uzun bir süre "Kuban Rus Ordusu Yönetimi Bölgesi" olarak askeri bir yasak bölge olarak,sivil yerleşime kapalı tutulmuştur (1783'te Kuban Irmağı kuzeyinde de aynısı yapılmış,buradaki Nogay ve Adıgelere soykırım uygulanmış,buraları 10 yıl sivil yerleşime kapalı tutulmuştu). 1864’teki 2 milyonluk Adıge nüfusunun yaklaşık yarısının savaş ve göç yolunda yok olduğu söylenebilir (Bu arada bazı Rus yazarları ile yerli işbirlikçilerinin,Adıgelerin sayılarını kasten düşük göstermeye ve Ruslara hoş görünmeye çalıştıkları da bilinmelidir) .Adıgelerden boşaltılan yerler Rus nüfusun yerleşimine tahsis edildi. Orta Kuban ve Orta Laba solundaki (yani Şhaguaşe Irmağı ile Laba Irmağı arasındaki) sıtma yatağı ve bataklık yerlerde yaşayan 80 bin ya da 51 bin Adıge'nin,genel nüfus artışına göre,1897'de 200 bine yükselmesi beklenebilirdi.O zamanlar Adıgeler doğurgan ve çok çocukluydular.Ama sayı,yeni göçler nedeniyle,200 bine yükselecek yerde 30 bine düştü .Çünkü Adıgeler ikinci bir etnik temizlik uygulamasına tabi tutularak,planlı ve aşama aşama Türkiye'ye gönderilmişlerdi. Bu arada, 1897’de,Batalpaşinsk (Çerkessk) yöresinde 13 bin Çerkes (Adıge) ve 12.5 bin Abaza (Abazin), Kabardiya’da da,100 bin dolayında (98.5 bin) bir Adıge (Kabartay) nüfusunun kalmış olduğunu belirtmeliyiz (Bu durumda,1897’de Kafkasya’daki toplam Adıge sayısı 150 bin dolayındaydı).Çerkesçede "Deli hele bir peşine düşmeye" (Дэйлэм ерыщэу уерэмыш1) diye bir deyim vardır.Ruslar da,neredeyse herşeyi bırakıp bir avuç Adıge ile uğraşmayı 'meslek' haline getirmişlerdi. Çerkesya'nın iskanı sırasında sürülmüş Adıge ailelerine 7 desyatin (70 dönüm kadar),Rus yerleşimcilere de 33 desyatin (330 dönüm üzeri) toprak veriliyordu.Bu nedenle birçok Adıge ailesi düşük ücretle ya da boğaz tokluğuna Kazakların işlerinde çalışıyordu.Ancak birçok enerjik Adıge ailesi de,imece dayanışmaları yoluyla bataklıkları kurutarak toprağını genişletmeyi başardı. (1864’te,Kuban ve Laba solunda ve Çerkessk yöresinde yaşayan Adıgeler,1864 yılı sonrasında yeniden göçe zorlanmış olmasalardı,Kabardiya Kabartayları dışında,Adıge-Çerkes-Şapsığ ve Abaza sayısı,şimdiki 200-240 bin nüfus yerine,büyük bir olasılıkla, yeniden 1 milyonu aşacaktı.Sayı Kabartaylarla birlikte 1.8 milyona yaklaşacak,Karaçay,Balkar,vd Adıge kültürlü topluluklarla birlikte sayı,2 milyonu aşmış olacaktı (Bunu hesaplayan Ruslar, 100 yıl öncesinden önlemlerini almışlardır.Konunun uzmanlarınca daha ayrıntılı ve derinliğine incelenmesinde yarar vardır).Bugünkü (2002’deki) toplam Adıge sayısı 720 bin,diğer kardeş topluluklarla -Abaza,Karaçay,Balkar- birlikte 1,1 milyon dolayındadır (Bütün Kuzey Kafkasya halklarının RF'deki toplam sayısı da 6 milyona yakındır).Buna göre,1864 sürgünü bittikten çok daha sonraki Adıge nüfus kaybı,zamana yayılarak değerlendirildiğinde,en az 1 milyondur). Adıge nüfusunun azaltılış biçimi: 1897’de, 200 bin olması beklenen şimdiki “Adıgey” ve Karadeniz kıyısındaki “Şapsığya” yöreleri Adıgeleri’nin sayısının 30 bine düştüğünü söylemiştik.Orta Kuban ve Orta Laba ırmakları boyunda, yay biçimindeki bir şerit üzerinde,300 km boyunca uzanan ve kimselerin beğenmediği ve sıtma yatağı bir ölüm tarlası olan yeni Adıge yerleştirme alanlarındaki bataklıklar,çağına göre tarımda ileri,yetenekli,güçlü ve çalışkan kişiler olan Adıgeler tarafından,imece (hafı) dayanışmaları yoluyla kısa sürede kanallar kazılıp kurutularak ve su bentleri yapılıp tarlalara su götürülerek ,sağlıklı ve verimli tarlalara dönüştürülmüşlerdi (Böylece birçok Adıge ailesi,Rusların yarıcı ya da kiracıları olmaktan kurtulup Kazaklarla eşit bir ekonomik düzeye erişmeye başlamışlardı.Adıgelerin Kazak ve Ruslarla araları iyiydi.Ayrıca Adıgeler,askeri denetimden çıkıp Kazaklarla birikte aynı yönetime bağlanmışlardı.Sıkı yönetim kalkmış ve nefes alınmıştı). Bu başarı üzerine,Kuban oblastı yöneticileri,Adıgelerin yeniden toparlanmamaları için önlem almayı ve tarıma kazandırılmış verimli topraklara el koymayı planladılar.Tarihçi T.V.Polovinkina’nın da belirttiği gibi,Karadeniz kıyılarından sürülerek Kuban ve Laba ırmakları boylarına yerleştirilmiş olan bu Adıgeler (Şapsığ,Vıbıh, Abadzeh,vb),önceleri, Türkiye’ye göç etmeyi düşünmüyorlardı.Ama üst yönetim bu insanlara Kazak çeteleri “musallat” etti,dahası bu kişilerce öldürülen Rus cesetleri bile,Adıge köy sınırları içine atılıp Adıgeler sorumlu tutulmaya başlandı. Sonuç olarak,bu topraklar, Adıgeler’in elinden alınıp, emekli askerlere ve Kazaklara dağıtılmaya, Adıgeler de,aşama aşama Türkiye’ye gönderilmeye başlandı.Kanallar kazıp toprağı ıslah eden Çerkesler, “tembel,yerine ısınamamış,akrabaları Türkiye’de olan,Türkiye’ye gitmek için can atan,bu yüzden de Rusya yönetimini benimsemeyen,Türkiye’ye göç izni verilirse rahatlayacak olan kimseler” imişler biçiminde daha üst makamlara raporlar gönderiliyordu. Sonunda Orta Laba yöresine yerleştirilmiş olan demokratik yapılı,örgütsüz ve korunmasız Abadzeh ve Şapsığ köylülere yönelik ikinci bir etnik temizlikkararı alındı:Kasım 1889’da,Laba kıyısında ve Maykop ilçesinde yerleşik 24 bin Adıge’nin 230 bin desyatin (yaklaşık 2,5 milyon dönüm) tutarındaki toprağına el konulmasına,bunların birkaç aşamada Türkiye’ye gönderilmelerine,el konulan toprakların emekli askerlere ve Kazaklara dağıtılmasına ilişkin bir Rus Hükümet kararı yürürlüğe sokuldu (Ali Kasumov-Hasan Kasumov,Çerkes Soykırımı,s.294-298).Göç sonrası,Orta Laba yöresinde ya da Kafkasya’da sadece bir tek Abadzeh köyü (Hakurnehabl) kaldı.Orta Kuban yöresinde de iki ya da üç Şapsığ köyü (şimdi 4 köy) kaldı.Karadeniz kıyısında da,sonraları (1870-80’lerde) oluşmuş olan birkaç küçük Şapsığ köyü (şimdi 14 köy) tutunabildi (Karadeniz guberniya'daki -ili- Şapsığ nüfusu 1897'de 1.939 idi),Vıbıh köyü ise hiç kalmadı.Vıbıhlar diğer Adıge köylerine dağılarak yerleştiler ya da ikinci kez ,Türkiye'ye yapılan göçlere katıldılar (Vıbıhlar ,1864 sürgününden önce,Karadeniz kıyısında,Ş’açe-Soçi- merkezli bir yörede yaşıyorlardı). Orta Kuban ve Orta Laba solundaki yarı feodal topluluklar (Bjeduğ,K’emguy ve Kuban Kabartay,vd) ise,o yerlerin daha eski yerleşikleri oldukları,belki de kendi derebeylerinin (pşı) Rus makamlarıyla kurmuş oldukları “iyi ilişkiler” sonucu ,ekonomik ve demografik varlıklarını,daha fazla koruyabilmişlerdir. 1864 yılını izleyen “göçler” sonucu,Kubanlı Adıgeler’in nüfusu gibi, tarım toprakları da ağır darbeler aldı,toprağın çoğu Adıgelerin elinden alındı (1920’lerde, şimdiki Adıge,Şapsığ,Abaza ve Çerkeslerin elinde fiilen yaklaşık 1.400-2000 km.kare ya da 1,4 ile 2 milyon dönüm kadar tahmin edilen bir arazi kalmıştı:eski Çerkesya topraklarının % 2’si kadar). Sovyetler dönemi Sovyet iç savaşı sırasında,bolşeviklerle çarpışmak üzere,soylular komutasında Adıge süvari birlikleri kuruldu.Bu birliklerin askerleri ve aileleri,savaşı bolşeviklerin kazanması üzerine ülkeyi terk ettiler.Ayrıca 1918’de,sadece kızıl (bolşevik) teröre 4 bin dolayında yetişkin insan kurban verildi,özellikle küçük bir etnik halk için bu tür rakamlar,yıkım demektir (Bak. Kim Şibzuh, “Çerkesya Dehşet İçinde”,internet). Bir başka açıdan Kafkasya’daki bu 80 bin (Bak.Dr.Almir Abreg,”Geçmişten Günümüze Kafkasların Trajedisi”,İstanbul,2006,s.43) ya da 51 bin nüfus (Samir Hotho), 1864’ten 2002’ye uzayan 138 yıllık uzun bir süreçte,en azından 1 milyon olacak yerde,140 binde kalmış ve sadece 1.5-2 kat dolayında artmıştır. Oysa aynı dönemde sayıları 40 bin olan Kabartaylar (13 kat) ve 10 bin olan Balkarlar -1944 sürgün trajedisine karşın- (11 kat) 10 katın üzerinde artmışlardır.1897 yılı ile 2002 yılları arasında,yani 105 yılda ise,Adıge nüfusu 4.6 kat artmıştır : 30 binden 140 bine (128 bin Adıge+ 12 bin Şapsığ). 2002’ de, RF içindeki 128.528 Adıge (AC) ve 12 bin Şapsığ nüfusuna,519.958 Kabartay (KBC) ve 60.517 Çerkes (KÇC) nüfusu da eklendiğinde 720 bin dolayında bir rakam elde edilmektedir. Özerklik dönemindeki nüfus oynamaları: 1926’da 50.821 olan Adıgey’in Adıge nüfusu,33 yılda,yani 1959’da 65.908’e yükselmiştir (15.087 ya da % 29.68 artış).Nüfus artış hızındaki bu önemli düşüşün bir nedeni, kollektifleştirme ve çok sayıda kişinin çalışma kamplarına sürülmesi ve oralarda telef olması ve politik infazlar ise,bir nedeni de İkinci Dünya Savaşı sırasındaki büyük Adıge nüfus kaybıdır (Büyük çoğunluğu topraksız ya da az topraklı yoksul köylü ya da topraksız ve devrime açık eski köle aileleri olan Kabartay,Karaçay ve Balkar köylülerinin aksine; oldukça gelişmiş bir tarıma,iç iskan sonucu köle nüfusu da topraklandırılmış olan,bu nedenle geniş aile arazilerine,aile başına ortalama 100 dönüm dolayında araziye ve otlaklara sahip olan tutucu,dindar ve devrim karşıtı Adıgey Adıgeleri, yöredeki,yine arazi sahibi olan komşu Ruslar ile birlikte, kolektivizasyona,yani toprak ve hayvanlarının alınıp kolhoz çiftliklerine verilmesine ve kendilerinin de, fiilen toprak ırgatları konumuna düşürülmelerine,kuşkusuz sert tepkiler göstermişlerdi.Büyük Adıge yazarı Tembot K’eraş’ın (bk.internet) “Nasıpım yığogu” (Mutluluk Yolu) adlı romanı, Adıgeler’in bu oluşuma (kolhozlaşmaya) karşı gösterdikleri tepki ve direnişleri,sanatsal bir ustalıkla sergilemektedir. Öte yandan Adıgeler’in Alman işgaline karşı verilen savaşta,en azından 15 bin kayıp verdikleri de bilinmektedir,ki bu da,o zamanki erkek nüfusunun yarıdan çoğu (bk.Kafdağı dergisi,Ankara,1991, sayı 49-50,s.27) ve küçük bir halk için katliam boyutunda bir yıkım demektir.Slaviyanlar Birliği'nin kulakları çınlasın,küçücük Adıgey,İkinci Dünya Savaşı'nda koca cumhuriyet ve krayları aşarak çok sayıda SSCB kahramanı çıkarmıştı. Bu arada toplu sügün,tutuklama ve politik infazların çokluğu ve bunların yol açtığı yıkımlar da unutulmamalıdır (Sadece bir örnek: Stalin döneminde, Şovgenovski rayonunda,yani Karadeniz kıyısına 200 km uzakta ve topu topu 50 bin kadar bir nüfusu bulunan “Adıge Özerk Oblastı’nı Türkiye’ye ilhak etmeye çalışmak” gibi bir “gerekçeyle” çok sayıda eğitimli genç yönetici idam edilmiştir). Daha sonra,1959’dan 2002’ye değin,yani 43 yılda, Adıgey’in Adıge nüfusu, 65.908 ‘den 108.115’e ulaşabilmiştir :% 64 artış.Oysa aynı dönemde Balkar nüfusu 34.088’den 104.951’e (% 208 artış),Karaçay nüfusu 67.830’dan 169.198’e (% 149 artış), Kabartay nüfusu da 190.284’ten 498.702’ye (% 162 artış) yükselmiştir (Bu da Adıge halkının, yaşadığı ağır travmaları hala atlatamamış olduğunu göstermektedir). Cumhuriyet’e geçiş,ırkçı dalgalanma ve yeni sorunlar: |