KÖYLER SÜLALELER BİLGİ BANKASI UZUNYAYLA KAN BANKASI UZUNYAYLA TV UZUNYAYLA FORUM UZUNYAYLA RADYO ÇERKES ETHEM DOSYASI TELEFON REHBERİ

NALÇİK SEYEHATİ

NALÇİK SEYEHATİ


  


               Beş yıl aradan sonra anavatana gitmek nasip oldu yine. Çok mutluyum.


Temmuz ayında yaz tatili için Kayseri’ye geldiğimde, sayın Abdülgaffar Tezgi (Almanya/Disburg Kafkas Derneği Başkanı) beni aradılar ve Nalçik’e gidip gidemeyeceğim konusunda düşüncemi sordular. ”Malum, ortam biraz gergin, vize alabilirsem, bundan daha sevineceğim şey ne olabilir,elbette gitmek isterim.”dedim.Bunun üzerine,Abdülgaffar Bey, “1993 yılında Kayseri ile Nalçik kardeş şehir ilan edileliden beri Nalçikte yapılması planlanan caminin,Diyanet İşleri Başkanı sayın Prof. Ali Bardakoğlu tarafından yeniden gündeme getirildiğini, Başkanın Kayseri’ye geldiğinde bunu bizzat müftü Necmettin Nursaçan’a hatırlattığını,Nursaçan Bey’in de bu konuyu kendilerine ve sayın Sabahattin Diyner Bey’e(Emekli Savcı ve Kayseri Kafkas Derneği eski başkanı) ilettiklerini, bunun üzerine Nalçik müftüsü Pşıhaje Enes ve Şerafettin Çuçayev’i Türkiye’ye davet ettiklerini,Kayseri de durum müzakere edildikten sonra,Ankara’ya götürülüp bizzat Diyanet işleri başkanı ile görüştürdüklerini” anlattı.


Görüşmelerden çıkan sonuç ise,Türkiye’deki camilerden hangisini beğenirlerse, yada kendilerinin önereceği  mimaride/modelde bir camiyi, caminin yapılacağı arsanın tahsis belgesini,resmi makamlarca izin/onay verilmiş halde getirirlerse,yapımına hemen  başlanacağı şeklindeydi. Sayın Sabahattin Bey ile Abdulgaffar Bey bana: “Bu teminatla göndermiştik onları. Ancak 6 ay oldu henüz bir cevap alamadık. Gidip bir bakar mısın,olumlu veya olumsuz bir cevap getirir misin? Bu iş için en uygun seni düşünebildik; zaten başından beri olayı biliyorsun ve işin içindesin” dediler. Ben de” böyle bir görevi üstlenmekten şeref duyarım, memnuniyetle kabul ederim.Ancak müftülük bunu bir resmi yazı halinde bana versin ve ben de o yazıya resmi cevap getireyim” dedim.Uygun buldular ve böylece Kayseri müftülüğünden aldığım resmi yazıyı,Nalçik müftüsü Pşıhaje Enes’e götürmek vazifesiyle görevli olarak Kabardey’e gitmek için vize işlemlerine başvurdum.


Nart Tur’un adıma çıkarttığı 15 günlük vizenin 5 günü de telefon irtibatının zamanında kurulamaması nedeniyle maalesef Kayseri’de geçti. Kalan 10 günlük kısa süre içinde elçilik görevimizi yerine getirmek için İstanbul’dan Nalçik’e uçmak üzere,25.07.2005 günü İstanbul Havaalanındayım. Her gidişimde sürekli gecikmeli olarak kalktığına şahit olduğum uçak, bu defa da tam 4,5 saat gecikmeli kalktı.Bekleme salonunda herkesin sabrının tükenmekte olduğu bir anda,15 ila 18 yaşlarında olmaları muhtemel,kızlı,erkekli genç bir grup,birden harika bir Çerkes düğünü başlattılar.Baktım, gayet profesyonelce oynuyorlar. Gençlere kim olduklarını sordum, Kabardey-Balkar’ın Baksan Folklor Ekibi olduklarını, Yalova’da uluslar arası bir festivale katıldıklarını ve ülkelerine döndüklerini söylediler. Bu düğün, beklemekten gına getiren yolculara ilaç gibi geldi.Herkes büyük bir heyecanla başlarına toplandı,yarıya yakını da elle tempo tutarak onlara eşlik etti.Yolcular arsında,Ürdünden Nalçik’e giden ,70 lerinde bir yaşlı amca çıkıverdi ortaya ve gençlerle yarışırcasına bir güzel “şeşen” oynadı.Müthiş bir alkış aldı.Birden kendiliğinden gelişen ve oldukça doğal,sıcak bir atmosferde,10-15 dakika kadar devam eden bu nefis folklor gösterisine ses çıkarmayan ve zevkle izleyen polisler,”tamam bu kadar yeter” dediler.Gençler de  itiraz etmeyip yerlerine oturdular.Bundan sonra da çok geçmeden kapı açıldı ve uçağa binmek üzere alanı terk ettik.Tam 2 saat sonra, saat 20.30 da Nalçik Havaalanına indik.


Pasaport kontrolü ve gümrük işlemleri için kuyruğa girdik,100 e yakın yolcu vardı.Kendi vatandaşları daha hızlı geçtiler. Gayet güzel örtünmüş iki de genç kız vardı.Biri Karaçay,diğeri Balkar.Birinin nasıl geçtiğini kalabalıktan pek fark edemedim.İkincisi biraz problemli geçti.Epeyce uzun sürdü pasaport kontrolü.”Ne var acaba “ diye sıradan başımı uzatıp baktım.Tam bu arada kızcağız başörtüsünü açmak için davranıyordu.Sonucunu merakla ve üzüntüyle beklerken, başının ön kısmını sadece karşısındakinin görebileceği kadar gayet itina ile hafifçe açtı.Biraz daha sıradan çıkarak baktım,neyse ki karşısındaki üniformalı  memur kadındı.Rahatladım.Tam o sırada hemen onun arkasında, sıradaki Kabardey genci,görevlinin, bizim duyamadığımız bazı sözlerine mi,yoksa,genç kızın başını açtırmasına mı, konuşmalar Rusça olduğu için anlayamadım,bu duruma şiddetle tepki gösterdi.Görevliyle yüksek perdeden söz düellosuna girdiler.Ona yakınımızda duran birkaç genç de destek verdiler. Bir an ortalık hareketlendi. Bu gençler folklor ekibindeki gençlerdi.Konuşulanlar Rusça olduğu için tam olarak neler söylediklerini anlayamadık ama konu belliydi ve netti. Genç kıza çıkarılan zorluk ve başının açtırılmasıydı tepkinin nedeni. Yanımdaki gence “ne oldu,konu nedir?” dedim.”Hani bu günlerde Müslümanlara karşı bazı durumlar var ya,anlarsın ya…”dedi ve ilave etti: “ Aslında, işin esası bunlar Rus,biz Çerkesiz ya, bütün mesele bundan kaynaklanıyor.” Bunları söylerken,öfkeli,kendinden emin ve gayet rahat bir tavır içindeydi.Ben mesajı hemen aldım ve çok duygulandım.Çerkesçe tebrik ettim ve”seni çok iyi anlıyorum,konuyu da çok iyi kavradım.Sizler gibi yürekli, medeni cesareti yüksek,duyarlı ve bilinçli gençlerin sayısı arttıkça inşallah bu meseleler çok sürmez hallolur”dedim.Genç hala burnundan soluyordu.Bu gençlerin dini ve milli hassasiyetleri,medeni cesaretleri ve haksızlığa karşı tepkileri beni çok duygulandırmıştı,alınlarından öpmek geldi içimden tek tek.Kabardey’in geleceği adına umutvar olabiliriz.Allah bu gibi gençlerin sayısını arttırsın.Dua ettim onlara.


Bir başka görevli “bekleyin madem” dercesine panjuru indirdi. Geçişi kapattı.Bir kaç dakikalık bir sessizlik oldu.Ondan sonra tekrar açtı ve işlemler başladı.Kayseri’den iki Çerkes arkadaş ve Rusya’nın muhtelif yerlerine çalışmak için giden 5-6 Türk, biz en son geçtik.


Gençlerden biri bizim yanımızda kaldı ve bize tercümanlık yaptı, pasaport kontrolünden geçene kadar.Burada Ruslar görevli.Pasaport kontrolü bitti ve zor zahmet bu barikatı aşmış olduk.Gümrük kısmına; çanta/valiz kontrolüne gelince, orada Çerkes polisler görevliydi.Rahat bir nefes aldık,en azından dilde anlaşırız diye.Hemen polisin biri de “fe fı Adiye” (siz Çerkes misiniz?) dedi. Ben de rahat bir edayla “evet” dedim.Yanımızdaki genç de “evet bunlar Çerkes” dedi. “Geçin o zaman” dedi genç polis.Ne çantalarımızı açtırdı,ne de bir  tek soru sordu? Bu bence, biraz önceki Rus’un eziyetlerine karşı bilinçli ve ondan hıncını alan bir tavırdı besbelli. Yine duygulandım ve duygulu bir ses tonuyla,”sizin gibilerle gurur duyuyoruz ve dönünce iyi haberlerinizi anlatıyoruz, unutmuyoruz sizleri” dedim.Biraz önceki sıkıntıları da unuttum bir anda.


Ondan sonra, son bir vize ve pasaport kontrolü yapan Çerkes polisler  işlemleri yavaşlatmak suretiyle  biraz canımızı sıksalar da,sonuçta kah üzücü, kah sevindirici karmaşık duygular içinde binadan çıktık.Saat 22.00 olmuştu.Beni beklemekte olan sevgili dostum Kaya ile birlikte  bir taksiye atlayıp,Baksan’a,Kaya’nın evine gittik ve bütün yorgunluğumu unuttum.


Ertesi gün, Kaya işinin başına döndü. Ben de emaneti iletmek, elçilik görevimi yapmak üzere, daha bir sene öncesinden şimdiki yeni cumhurbaşkanı sayın Arsen Kanıko’nun yaptırdığı ve internetten haberini okuduğum, resmini gördüğüm yeni cami(kompleks) içindeki müftülük makamına,müftü Pşıhaje Enes’i görmeye gittim. Enes’le daha önceden(1999 da) İslam Enstitüsü binasında bir iki defa karşılaşmış ve sadece tanışmışlığımız vardı.Benim 1992 yılından beri tanıdığım eski müftü Pşıhaje Şefi’ ise Moskova’ya gitmiş ve orada tüm Kuzey Kafkasya’nın din işlerinden sorumlu bir görev üstlenmiş.Yeni müftü Enes’le daha yakından tanıştık.Kayseri’den dostların selamını ilettim.Emaneti de tevdi ettim,sözlü olarak Çerkesçe’ye tercümesini yaptım.Beni dinledikten sonra şunları söyledi :


“Biz Kayseri’den Ankara’ya geldiğimizde,Diyanet İşleri Başkanı sayın Ali Bardakoğlu ile,bize bir temsilci göndereceği ve rahmetli Refik Hoca’dan sonra kopan bağlantımızı yeniden kuracağımız ve o temsilci vesilesiyle de cami yapımı işlerini başlatacağımız konusunda sözleşmiştik.Ben de o temsilcinin gönderilmesini bekliyordum.Kayserideki dostlar benden cevap bekliyorlarmış,oysa Ankara’da bana verilen söz doğrultusunda ben de Ankara’dan (Diyanetten) cevap bekliyordum.”


 Kendince bir yanlış anlaşılmayı böylece düzelttikten ve kendini temize çıkardıktan sonra sözlerine şöyle devam etti.


“Cami yapımı konusuna gelince,iki gün arayla 4 polis öldürüldü ve şu anda Nalçik,temmuz ayının sonuna kadar olağan üstü hal içinde Hem şu gördüğün cami yapılalı ancak bir yıl oldu.2000 kişilik ve biz bunu maalesef henüz tam olarak dolduramıyoruz.En önemlisi de Cumhur Başkanımız (O günkü Cumhurbaşkanı Koko Valeri) çok ağır hasta ve Moskova’da.Ona ulaşmamız mümkün değil.Dolayısıyla zamanlama itibariyle bu konuyu,şimdilik önlerine koyabileceğimizi hiç sanmıyorum.Türkiye’den döndüğümüzde de konuyu kendilerine ilettiğimde,din işlerinden sorumlu Bakanın müsteşarı konuya çok sıcak bakmamıştı.Gerçi o şimdi görevden ayrıldı,yerine başkası atandı.”


Enes’den bunları dinledikten sonra,ben de girişte,pasaport kontrolü esnasında karşılaştığımız gerginliği hatırlayarak,olağan üstü hal de varsa, “kaş yapıyoruz derken göz çıkarmayalım” kabilinden,”o zaman bu söylediklerinizi,getirdiğim yazıya cevap olarak lütfen bir rapor halinde yazın,onu götüreyim,elçiye zeval olmaz” dedim ve tekrar görüşmek üzere ayrıldım.Fakat üzgündüm.Ülke aşırı yol kat edip,bu şekilde dönmeyi de hazmedemiyordum.Eski dostlarla görüştüm,halkın içine girdim,nabız yokladım,sağa sola kulak kabarttım.”Tamam,  Enes’in dedikleri doğru olmakla beraber, durum o kadar da vahim değil.Yine de Enes yetkililerle görüşmenin ve konuyu bir şekilde onlara götürmenin yolunu bulabilir,onlarla görüşme imkanlarını zorlayabilir,zorlamak lazım” dediler. Dostlardan ve halktan dinlediklerimden aldığım cesaretle, tekrar müftü Enes’e çıktım ve din işlerinden sorumlu müsteşarla, hatta mümkünse onun bağlı bulunduğu Kültür Bakanı’yla görüştürmesini, bir şehirden başka bir şehre gelmediğimi, bir ülkeden bir ülkeye geldiğimi, dolayısıyla herhangi bir yetkili ile görüşmeden böyle yüzeysel bir cevap götürürsem, her şeyden önce kendisinin itibarının zedeleneceğini söyledim ve bir yetkiliden randevu alması için ısrar ettim. “ Peki, şansımızı deneyelim” dedi ve cep telefonlarımızı verdik birbirimize. Ertesi gün telefon çaldı, arayan Enes’di: ”randevu aldım, hemen gel,hükümet binasına gidip,müsteşarla görüşeceğiz” diyordu.Müthiş sevindim.Adeta koşarak gittim.Arka camında Adige bayraklı Mercedes arabasına binip hükümet binasına gittik.Kimlik bırakma ihtiyacı dahi duymadan doğruca 4. kata çıktık ve bizdeki karşılığıyla Kültür Bakanı’nın özel kalem müdürü sayın K’ara Arsen’nin odasına girdik. Bizi iyi karşıladı, samimi davrandı.Bizi ciddiyetle dinledi ve hemen de Bakanın odasına aldı.Meramımızı anlattık. Sayın bakan da gayet iyi karşıladı, bizi dikkatle dinledi ve konuya ilgi gösterdi. 50-60 kadar öğrencisiyle şu anda eğitime devam edilen İslam Enstitüsü binasının, arsasıyla birlikte bu işe tahsis edilebileceğini,  Enes’e dönerek, zaten kirayla kullandıkları bu binanın tapusunu kendilerine verebileceklerini ve bu eski binayı yıkıp, hem okul hem çocuklar için bir yurt ve camisi ile birlikte bir kompleks yapmalarının da uygun düşeceğini ifade ettiler. Bunun için gerekli işlemleri başlatacaklarını söylediler. Teşekkür ettik,Vedalaşıp ayrıldık.Enes de sevindi,çok mutlu oldu.Ben de çok sevindim.Enese de, onore etmek amacıyla,” seni böyle karşılıyorlar,saygı duyuyorlar,değer veriyorlar,daha neden çekiniyorsun.Gördüğün gibi,işi hiç de yokuşa sürmediler,gayet olumlu ve anlayışla karşıladılar.”dedim.


İkimiz de mutlu ayrıldık. İnşallah her iki taraftan da, bürokrasinin hantallığına ve unutkanlığına kurban gitmez bu çabalar da, 13 yıllık serüveni olan bu iş de hayırlısıyla sonuçlanmış olur.


Enes,’e Kayseri’den götürdüğüm dilekçenin cevabına bu son görüşmemizi de eklemesini rica ettim.O da böyle yaptı ve daha olumlu,daha resmiyet kazanan bir cevap getirmiş olduk.İnşallah bu defa  olsun, iş aksamaz,sumen altı edilmez.


Bu defaki kısacık Kafkasya seyahatimizdeki diğer tespitlere gelecek olursak, Emniyet güçleriyle “vahhabi” denen gençler arasındaki gerginliğin dışında, 5-6  yıl öncesine bakarak Kabardey daha emniyetli (mafya olayları büyük çapta sindirilmiş),sakin, herkes daha bir işinde gücünde.Daha bir çağdaş ve modern şehir görünümüne büründü;gece sokak lambaları yanıyor artık ve eskiden olduğu gibi gün batınca hayat hemen durmuyor. Nalçik’de. Çay bahçeleri,”cafe”ler görüyorsunuz. Mağazaların,dükkanların vitrinleri var.Bu artıların yanında, ülkenin ekonomik yönden çok kötü durumda olduğu,işsizlik oranının çok yüksek olduğu gerçeği de gözden kaçmıyor tabi.Her zamanki gibi,gençlerin alkol ve uyuşturucu bağımlılığı maalesef hala  devam ediyor.Geri dönüş ve çifte vatandaşlık konusunda da yazık ki geriye gidiş söz konusu.Putin’in Rusya’yı üniterleştirme politikasının yansımalarını görmek mümkün.


Eski dostlardan,Müze müdürü Yeğutenıc Hasan’ı ziyaret ettim.Çok sevindi,kucaklaştık.Hasan müthiş Çerkes milliyetçisi ve dindar bir insan,beş vakit namazını hiç aksatmaz ve bunu da gayet riyasız bir şekilde yapar.Konuşmalarında Kuran ayetlerine sıkça referansta bulunur.Dini konulardan konuşurken,Yahudilerin ve Hıristiyanların Müslümanlara global taarruzlarından ve İslam’ı terör ve şiddet dini olarak tanıtma çabalarından yakınıyor ve “Erdal, şu ayete bakar mısın Allah aşkına,bizimkiler bunu bir türlü anlamıyorlar” diyor ve şu mealdeki ayetin Çerkesçesini  okuyor : “sizler onlardan olmadığınız sürece, onlar size dost olmazlar.” Onlar bizi kendilerinden / kendileri gibi yapmak peşindeler diye de ilave ediyor. Çok sevdiğim sevgili dostum Hasan’ın ikinci ve çok önemli bir özelliği daha var.O da şudur: selamlaşıp kucaklaşmayı  müteakip,“hoş geldiniz”  cümlesinden sonraki hemen ikinci cümlesi, istisnasız ve abartısız  “ gabğazeja?  Sıtşığue gabğazejınu?” (dönüş yaptınız mı, ne zaman dönüş yapacaksınız?)  cümlesidir. Başka ikinci bir cümlesi yok Hasan’ın; ben duymadım. Ondan sonra söze, sohbete başlar. Ayrılırken de,”Kıa gavğazej! gavğzej yey!” diye seslenmeyi de ihmal etmez.


Ya, dünyalar iyisi benim dayı kızı Ritme! O bir harika insan,müthiş misafirperver,cömert,akraba canlısı,kelimenin tam anlamıyla “iyi insan”.Nalçik’te onu herkes sever ve sayar.Geniş de bir çevresi var.Müthiş milliyetçi ve dindar.İslam’a ve Çerkeslere toz kondurmaz. ”Vahhabi” denen gençlerin usul/metot hatası içinde olduklarını söylüyor.”Müslüman olacaklarsa Kaya /Abdulbaki gibi olsunlar,sakalı da onun gibi büyütsünler.İslam, kavga,savaş, öldürmek değil ki,Kuran’da cihat ayetlerinden başka ayet yok mu? Kaya ve onun gibiler güzel ahlakıyla bize İslam’ı sevdirdiler. Hem bugün buranın şartları malum, dini daha yeni öğreniyorlar insanlar, biraz esnek, biraz yumuşak ve anlayışlı olmak gerekmez mi? Bu daha ferasetlice olmaz mı? Çok sert ve kaba duruşlarıyla insanları ürkütüyorlar, kaçırıyorlar.İslam’a gireceklere,ona yaklaşacak olanlara engel oluyor tavırları,görüntüleri.Tebliğci insan bulunduğu ortamın zaman ve şartlarını, kendi gücünü göz önünde bulundurmaz mı?” diyor.


Her gidişimde beni hediye yağmuruna tutar.Bu defa  fazladan “intermedika” sında güzelce bir de çekap tan geçirtti.”Bu sonuca göre,bu yıl içinde, senden sağlıklısı girmedi buraya” diye moral da depoladı bize.


“İmtermedika” dedim de, dünyaca ünlü, Prof. Dr.Abıde Musa, kozmetik ve ilaç sanayiinde bir çok krem ve ilaç buluşu nedeniyle, dünya tıbbına yaptığı katkılardan dolayı,Cenevre’de,İtalya’da ödüller almış. İşte bu doktor ağabeyinin Moskova’daki sağlık merkezinin Nalçik’teki şubesini yönetiyor Ritme. “İntermedika” bu merkezin adı.Kendisi de Kimya fakültesi mezunu.Bu yanını da ,ancak bu sene,ağabeyi, kendisi ve “intermedika” sağlık merkezi hakkında, beraberimde getirdiğim gazetelerden  çıkan yazılardan öğreniyorum.Bu kadar da mütevazi.


Her gün öğle yemeğimiz Ritme’den. Bu da yetmiyor Kaya ile beni eve davet ediyor. Sofrada bir kuş sütü eksik.


“Abıde” lerin soy kütüğünü kitaplaştırmak için büyük bir gayret ve çalışma yürütüyor.Topladığı bilgileri,fotoğrafları gösterirken,bu yoldaki çabalarını anlatırken,hayran kaldım.İnanın bu denli,titiz ve ayrıntılı çalışmayı değme muhabir ve gazeteciler yapamaz dersem çok abartmış olmam herhalde.Ben de ona Türkiye’deki Abıde’lerin(dayılarımın) aile fotoğraflarını göndermeye söz verdim.Çok sevindi.


Fotoğraflardan bir tanesini özellikle gösterdi.Ben de şaşkın bir tavırla “bu Osmanlı beyefendisi de kim?” dedim.Güldü “böyle diyeceğini biliyordum,nasıl da bildin,onda bir Türk kisvesi olduğunu” dedi ve ilave etti.” Bu babamın amcalarından biri, adı l’ımaho İstanbul’da kaldı uzun süre. Bizim Abıde’ lerden hacca gidenler onu Mekke’de görüyorlar ve getiriyorlar. Onun bir de aşk macerasını anlattı ki yürek yakar.Kafkasya’ya döndüğünde sevdiği kız evlendirilmişti.Bir vesileyle de görüşmeleri nasip olmuş.İşin Leyla ve Mecnunvari yanı ise, Abıde öldüğünde,sevdiği kız,yatağından doğrulmuş ve  “galiba L’ıımho öldü” demiş.


Demiştim ki,Ritme’nin Nalçik’te büyük bir çevresi var.Çoğu da entelektüel insanlar. Ritme’nin sağlık merkezi bir entelektüeller kulübü. Aynı zamanda  tabelasız akrabaları buluşturma, tanıştırma derneği.Hemen her gün akrabalardan biriyle tanıştırıyordu beni.Bu defa çok saygıdeğer bir entelektüel ile,kültür adamı,kültür hizmetkarıyla tanıştırdı. Meş İsmel ile. Meş, Kabardey’deki bütün eski halk türkülerini,kahramanlık şarkılarını,”ğıbze”leri derlemiş ve 40 CD lik bir arşiv oluşturmuş.Bunu da uygun fiyatlarla insanımızın istifadesine sunuyor.Ancak talebin azlığından ve konunun ehemmiyetinin anlaşılmadığından yakınıyor.Meş’ın yaptığı çok daha takdire ve övgüye layık bir hareketi de şu ki;Ürdün’den Kabardey’e yerleşen merhum avukat Dığuj Fuad’ın,Nalçik’te muhtelif camilerdeki kabardeyce  Cuma hutbelerini de 8 CD halinde  buna dahil etmiş. Meş’ın vefa duygusuna ve erdemine bakın ki merhumun vaaz kasetlerini, satmıyor,sevabı ruhuna bağışlansın diye hediye olarak dağıtıyor.Bana 8  adet vaaz CD sini bu ifadelerle armağan etti.Ruhu şad olsun.Satın aldığım bazı CD lerin yanında, “Kuşha’ların Türküsü” nün (Kuşhaxe ya wered) de parasını, “hediyem olsun” diye almadı.Meş İsmel, gönlü zengin,müthiş milliyetçi ve dini bütün bir insan.Böyle bir dost kazandığım için çok mutluyum.


“Basım evi” diye tercüme edebileceğimiz, “Dom Peçat”a uğradım.Kabardey’in yazar ve şairlerinin mekanı.Ayrıca “Oşhamaho” ve “adige Psatle” Gazetesi de burada hazırlanıyor. Eski dostlarımdan Yelğar Kaşif’i göremedim.Utıj Boris’in kapısını çaldım,birden karşısında görünce şaşırdı,sürpriz oldu,sevindi.Bir yarım saat kadar hasbıhal ettik.Çerkes edebiyatından,sanattan konuştuk.DÇB üyesi olması hasebiyle de diasporadan, Anavatana dönüş,vize konusunda çıkarılan zorluklardan söz ettik.Ancak o da bu duruma esef etmekten başka ellerinden bir şey gelmediğini,Moskova’ya yazdıkları mektuplardan cevap alamadıklarını söylerken mahcup bir edası vardı.2005 tarihli Oşhamaho’nın sayılarını ve yeni yayınlanmış bir kitabını hediye etti.Bir adet de Kuşha Doğan’a vermemi rica etti.Utıj’ın kalemi gayet güçlü.Özellikle tiyatro eserleri fevkalade.Nalo Zavur’dan sonra ülkenin ikinci Çerkes Edebiyat otoritesi bence.


Yine buraya (Dom Peçata’a) her gelişimizde,ziyaret ettiğimiz ve bizi büyük bir saygı ve güler yüzle karşılayan,gazetede yazılarımızı yayınlayan Akhmet Lude ve Losten Muze hanımefendiler yoktu bu defa. Lude Moskova’ya gitmiş.Muze de galiba televizyona geçmiş.


Kayseri’de iken çocukluk arkadaşım,akrabamız;amcaoğlum Kuşha Doğan’ın dayısı Ayhan Hocadan da söz etmeden geçemeyeceğim.Ayhan Hoca Süleymancı cemaatin uzun yıllar Kayseri/Pınarbaşı temsilciliğini yapmış bir arkadaşımız.Şu anda Nalçik’te İslam Enstitüsünün onarım ve pansiyon işlerini, orada okuyacak öğrencilerin yatılı hizmetlerini ve Kuran talimi işlerini deruhte etmiş durumda.Nihai amacı,İslami eğitime,Kuran öğretimine ve oranın manevi imarına/kalkınmasına katkıda bulunmak.Rahmetli Refik Hoca’nın bıraktığı boşluğu doldurmuş oluyor bir nevi.Kabardey’e kavgadan,gerginlikten uzak,ilmi çalışmalara açık bir ortamın hakim olmasını arzu ediyor.Allah yardımcıları olsun.Ayhan Hocanın orada,Türkiye’de olduğu gibi cemaat taassubu ve kalıplarıyla hareket etmeyeceğini umuyorum.Olaylara geniş bir açıdan bakacağı, ve evrensel bir bakış açısı geliştireceği,herkesimi kucaklayıcı bir yaklaşım içinde olacağı intibaını verdi bana.Oradaki bazı uç kesimlere, şiddet yanlısı anlayışlara karşı,”ehli sünnet  vel cemaat” çizgisindeki hassasiyetleri nedeniyle de yararlı olacağına inanıyorum


Nalçik’teki dostlar yine o meşhur Çerkes misafirperverliğini gösterdiler. Diş doktoru eniştemiz,  mükemmel insan, sayın Amırbi’nin organizatörlüğünde Psıhurey köyü yakınındaki bir piknik/mesire yerinde bize, bir Pazar günü, harika bir ziyafet verdiler. Müthiş zenginlikteki sofrada her şey bir yana, yemekten sonra bolca içtiğimiz “leps”i (et suyunu) unutamıyorum ve tadı dimağımdan gitmiyor.Cemaatle kıldığımız öğlen  ile ikindi namazlarının ve her konudaki beyin fırtınasının, oldukça müeddep ve seviyeli sohbetlerin, fikir ziyafetinin de tadı unutulur gibi değil.


Görüşemediğim dostlara gelince,iki makalesini Türkçeye çevirdiğim,sevgili dostum Tarihçi Prof. Sokur Valeri.1992 de ilk gidişimizde bizi inanılmaz derecede sıcak karşılayan ve o günlerin en popüler ve radikal milliyetçi  dergisi “Jenğuaze” yi çıkaran Prof.Bğajınoko Beresbi.Ünlü şair Beştok Habas.Politikacı Hatajıko Valeri. İlk defa ,1992 de gittiğimizde oturum izni ve çifte vatandaşlık için yaptığımız müracaatlarda, dilekçelerimizi bizzat kendi eliyle yazan ve bundan müthiş bir sevinç ve onur duyan,olağanüstü gayret gösteren ve ondan sonraki gidişlerde ziyaret etmeyi hiç ihmal etmediğim çok milliyetçi kardeşimiz Şapar’ların gelini Aişet Hanım.Nalçik Radyosunda “Jegupaşha” programında,her gidişimizde bizi konuk eden Af’one Raye Hanımefendi.Psınedahe Köyündeki camiyi tek başına yaptıran muhterem Prof. Şegehaje Mariye Şamil Hanımefendi.


Terk (Kilağsteney)  bölgesinden de çok arzu ettiğim halde göremediğim, Terk’in reis imamı harika insan,sevgili dostum Pşınşe Hızır.Yine orada tek başına Yinerıkoy Köyüne cami yaptıran Fuze Hanımefendi. Yınerıkoy’a bitişik, Terk Bölgesi İslamey Köyünde 15 gün ev sahipliğimi yapan Huşt Hadis.


Aradan geçen 5 yıl gibi bir hasrete ve Kaya ile bu görüşmeleri planlamış olmamıza rağmen maalesef gerçekleştiremedik.


Şahsen tanımadığım fakat yazıları ve çalışmalarıyla gıyabında takdir hislerimi toplayan,”Oşhamaho”da bir grup tarihçi ile yaptığı söyleşisini, “Sonu Ağıtla Biten Savaş” başlığıyla tercüme ettiğim (Kafkas Vakfı’nın Web sitesinde yayınlandı) Sayın Kanıko Zerine Hanımla tanışmayı çok arzu etmeme rağmen yazık ki, bunu da gerçekleştiremedim.


Bir de, bu defa içimde kalan en büyük ukde, köyümüze (Laşınkey’e) gidemeyişim.Namaz kıldığım için beni daha çok seven, en yaşlımız Hamus amcaya gidemedim.Geleceğim son gün öğrendim ki vefat etmiş.Allah gani gani rahmet etsin,mekanı cennet olsun.Müthiş bir dini gayreti vardı.Koca koca,evli barklı oğullarını benim yanımda nasıl da paylardı “Erdal bunlara namaz kıldıramıyorum.Oysa Kuranı okudular,Kuranı biliyorlar,namazı kılmıyorlar” diye.Nur içinde yatsın.


03.08.2005 Perşembe günü,10 gün evsahipliğimi yapan sevgili dostum Kaya,biricik dayı kızı, kardeşim Ritme ve yeni tanıştığım, Abıdelerin kızı ile evli,eniştemiz harika delikanlı Arsen uğurladılar beni.Hava alanına Arsen’in Mercedes arabasıyla dakikalarla yarışarak geldik ve uçağa yetiştik.Vedalaşıp ayrıldık Kaya işinin başından ayrılmıştı,beklememelerini rica ettim.Gümrük ve pasaport işlemlerinden geçtikten sonra bir 30 dakika daha bekleme salonunda bekledik.Neyse kapı açıldı,uçağa binmeye gidiyoruz,dönüp arkama baktım, bir de ne göreyim,can kardeşim Ritme tel örgüye dayanmış hala bekliyor.El salladık birbirimize,el işaretiyle git artık dedim,”işte sorunsuz geçtim, uçağa biniyorum” demeye getirerek.Ne mümkün.Uçak hareket etti,hız aldı,baktım hala bekliyor. Ta ki uçak havalanıp, pencereden birbirimizi göremez oluncaya kadar. Bu unutulur mu?


Beş yıl aradan,hasretlikten sonra bu yılki Nalçik seyahatimiz de, sağ selamet, hayırlı bir iş için ve hayırlı sonuçlarla işte böylece sonuçlandı. Allah tekrarını nasip eder inşallah. 


 


Erdal ÖZDEN


erdalozden2002@ mynet.com


25.09.2005

BU YAZARIN TÜM YAZILARI

» ANA DİL
» BERKOK PAŞA VE '' KURTULUŞ YOLU ''
» BİR ERKEĞİN ÇEÇEN OLMADIĞI NASIL ANLAŞILIR !
» BİZ RUSYA'YA KENDİ İSTEĞİMİZLE KATILMADIK
» Çerkes Asıllı Türk
» ÇERKES BİLİM DİLİ
» ÇERKES KONGRESİ'NE DESTEK VERİLSİN
» ÇERKES TARİHİNİN KARA GÜNÜ
» ÇERKES TARİHİNİN PRENSLER DÖNEMİ
» DİN-DÜNYA-DEVLET
» EDEBİYATIMIZIN YENİ SORUNLARI
» HAKEMLİK
» HAYRET ! NİHAYET...
» KAFKASYA HAKAN ALBAYRAK'TAN SORULSA YA!
» KANOKO KABARDEY'İN ŞANSI
» KANOKO KABARDEY'İN ŞANSI
» NALÇİK CADDESİ'NİN IŞIKLARI
» NALÇİK SEYEHATİ
» NE ÖLGÜN BİR ÜMMET OLDUK ALLAHIM !
» NEREDEN NEREYE
» SAHİPSİZ HALK
» TEK ADAMIN BAŞARISI
» VEBADAN KURTULUP SELE KAPILMAK
» YEDİ AY SAVAŞLARI (MEZİBL ZAWE)

YORUMLAR

mehmet bayyurt  { 03 Şubat 2008, Pazar }
Kafkasya'ya henüz gitme fırsatı bulamaış biri olarak ilgiyle okudum. Orayı görme zevkini yaşayanların hepsi yaşadıklarını dile getirebilse diyorum. Teşekkürler.

LALE ÜNAL  { 29 Ocak 2008, Salı }
bizim geleneklerimiz göreneklerimiz inancımız büyüklere saygımız, küçüklere sevgimiz, toplumda sadakatimiz,güvenimiz,güvencemiz,muhabbetimiz,sevgimiz,hüznümüz,ve hatta nefretimiz... vs vs hepsi dinimize uygundu doğruydu ,bir adiğe ailesinde ebeveynlerine dinde emredildiği gibi davranırdı,bir adige eşine dinde emredildiği gibi davranırdı,bir adiğe çocuğuna dinde emredildiği gibi davranırdı,kimse sesini yükseltmeyeceği yerde yüksek sesle konuşmazdı,kimse emanete ihanet etmezdi... yani bizim geleneklerimiz aslında dinin kendisi idi...ve gerçekten adige olanlar için bu durum hala aynı...hiç de değişmeyecek inşeallah...

birileri var: BUNLAR SANKİ DOĞRULARA İNANDIKLARI ZAMAN YANLIŞ OLACAĞINI DÜŞÜNENLER,VE DOĞRULARA İNANMADIKLARI ZAMAN YÜKÜMLÜKLÜKTEN KURTULACAKLARINI SANAN BİRİLERİ...

gericilik ne demek onu bile bilmeyen kişilerin bu tabiri olur olmaz yerde telaffuz etmeleri son derece yazık...sizin gericilik dediğiniz kavram yani İSLAM DİNİ,EZELDE, ŞİMDİ hala ULAŞILAMAYAN MEDENİYETTEN SÖZ EDİYOR...ancak bunu da anlamak için kalbinizin açık olması lazım...

hani varya güzel bir şiir sözü: YÜREĞİMİN SESİNİ İŞİTEBİLMEN İÇİN YÜREĞİNİN KULAĞI OLMALI.

kör sağır yaşanan bir hayat var önünüzde sizi rahatlatacaksa inancınız hangi dine uyuyorsa onu yaşayın,doğruyu yaşayan yada en azından yaşamaya çalışanlara da çamur atmayı marifet saymayın.

yüreğiniz varsa bu yorumu da ekleyin diye kime nasıl meydan okuyorsunuz, bu da bana çok komik geldi :)


şıgha serdar  { 27 Ocak 2008, Pazar }
Sayın Adnan Soycan,

Trafikte kırmızıları takip edenin sonu hep hüsran ve acı ile doludur.

Yeşilleri takip edenlerin sonu ise her zaman selamette ve emanette olmuştur.

Sizinde hayatınızda yeşilleri takip etmeniz dileğiyle saygılar. TRAFİK HAYATTIR!!!!!!!!!!!!

Adnan SOYCAN  { 27 Ocak 2008, Pazar }
Bazıları kırmızı görünce saldırır.

Bazıları yeşil görünce !...

Burhan Gümüş  { 27 Ocak 2008, Pazar }
Sayın, Fazlı Altınyollar; kendi gericiliğinin farkında değil heral.Bende kendisinin bu cahilce ve bağnaz eleştirisini kınıyorum.Gördünüz;editöründe yüreği varmış.Sızinde var lakin kararmış.

Sayın, Erdal ÖZDEN'e de teşekkür
ediyorum.Eğitime,edebiyata ve kültürümüze yapmış olduğu katkılardan dolayı.

şıgha serdar  { 27 Ocak 2008, Pazar }
Sayın Fazlı her Kelime-i Şahadet getireni arap olarak gören bir zihniyetiniz yapısı çizdiniz, bu durum asıl sizin gerici ve yobaz olduğunuzu düşündürmektedir.

Untmayınki İslam Kafkasyada ilk tebliğ edildiğinde insanlarımız (Bunlar bizim xhabzemizi anlatıyorlar) diye serzenişde bulunmuşlardır.

İslam hiçbir zaman ayrıştırıcı olmamış, aksine birleştirici olmuştur.

direnen  { 27 Ocak 2008, Pazar }
Allah razı olsun Erdal Özden büyüğümüz.Bu on günlük kısa seyahatte gördüklerinizi anlatmışsınız.Ama anlatmadıklarınızı dahi o güzel uslubunuzdan anlayabiliyoruz..
Sizden ricam şudur;Ordan gelen insanlar genellikle kaleme aldığınız kişilerden ziyade Rusçu politikalara teslim olmuş kişiler.Yazınızda Bahsi geçen kişileri bir vesileyle buraya getirebilseniz onların gözünden kafkasyayı görebilsek,anlayabilsek bence çok fevkalade olurdu.
Her nedense mevcut Dernek yöneticilerimiz xaselere,festivallerimize bu insanları davet etmiyor.Gençlerimizin bu insanları tanıması gerek..
Ellerinize sağlık...

Fazlı Altınyollar  { 27 Ocak 2008, Pazar }
bu gezi adı altında din istismarı ve gericilik kokan yazıyı kınıyorum bizi araplaştırmak ve adıge kültürünü yok etmek için kafkasyanın her metrekaresine cami dikin. ..................Sanki adıge lerin bundan başka sorunları yok yüreğiniz varsa bu yorumumu ekleyin

İBRAHİM IŞILDAR  { 25 Ocak 2008, Cuma }
duygu yüklü güzel anlatımı için sayın ERDAL ÖZDEN e teşekkürler.

BAYKALDI-H  { 25 Ocak 2008, Cuma }
Bir an beni ta 12 yıl önce gittiğim Kaberdeye götürdü.Çok hüzünlendim.Ben de akrabalarımı bulmuştum.Onlarda bende çok sevinmiştik buluştuğumuza,küçük Çerkes çocuklarının Kaberdeyce konuşmalarını çok özledim.Şimdi onlar kocaman olmuştur,kimbilir evlenmiştiede belki.
Allah herkese orayı görmeyi nasip etsin.Bence Mekke bir Nalçik iki,herkes görmeli.Aaaah aaaah.....


YORUM YAZIN

Ad-Soyad:
E-Posta:
Mesaj:

KÖŞE YAZILARI
Demokrası Ve Insan Hakları Nerede
D Ö N Ü Ş
Abhazya Ve Güney Osetya:iki Yeni Devlet
Çerkes Tarihinin Prensler Dönemi
Dönüş Nedir?
Ölümünün 137. Yıldönümünde İmam Şamil'i Anmak Ve Anlamak
Yanlı Medya Mı, Gürcistan Komünist Partisimi Doğru ?
Kafkasya Yeni Ortadoğu Olmayacak!
Gönüllülük Psikolojisi Ve Gönüllü Yönetimi
Şamil Tayyar'a Soruyorum: Yanlış Konuşan Doğru Anlaşılır Mı?
Nefo'nun Ayakkabıları
Bir Dil Bir İnsandır !
Çeçenistan Da Her Şey İyiye Gidiyor(muş)
Kaffed Formunun Zirvesinde
Imam Safıı'nın Mezheb'ı
Kafkasya Kafkasya Halklarınındır.
Sömürge Mirası: Kabileci Milliyetçilik
Ankara'nın Taşına Bak Gözlerimin Yaşına Bak
FORUMLARDAN

© 2005-2006 Kafkas Diasporası. Aksi belirtilmeyen tüm yazıların yayın hakları sitemize aittir. Kaynak gösterilmek koşuluyla alıntı yapılabilir.
   SİTEMİZİN HİÇBİR DERNEK VE VAKIFLA İLİŞKİSİ YOKTUR   

Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
En iyi görünüm için 1024x768+ ekran çözünürlüğü ve Mozilla Firefox tarayıcı kullanmanız tavsiye edilir.

PASİFİK YATIRIM LTD.ŞTİ.

www.mobilyarehberi.com www.BerkmaX.com www.36hafta.com