KÖYLER SÜLALELER BİLGİ BANKASI KAN BANKASI DİASPORA TV KAFKAS DİASPORASI FORUM KAFKAS DİASPORASI RADYO ÇERKES ETHEM DOSYASI TELEFON REHBERİ

PROF. DR.MÜMTAZ'ER TÜRK'ÖNE;ÇETECİLİK









Prof Dr. Mümtazer Türköne

Zaman Gazetesi

Bundan tam yüz yıl önce ilan edilen II. Meşrutiyet'in iki sembol isminden biri olan Resneli Niyazi (diğeri Enver Paşa) hatıralarında anlatıyor: Haziran ayında İngiltere Kralı ile Rus Çarı Reval'de buluşurlar. Osmanlı Devleti'ni de konu alan bazı kararlar alırlar.

Yüzbaşı rütbesindeki Niyazi Bey, bu gelişmeleri endişe içinde nasıl takip ettiğini uzun uzun anlatır. Vardığı sonuç: "Bir çete meydana getirmek" düşüncesidir. Gerekçesi oldukça sadedir. "Abdülhamid"in adamları tehlikeleri göremiyorlardı. Tehlikeleri önlemek bize kalmıştı." Çeteler kurulur, dağa çıkılır. Kısa zamanda Abdülhamid'in adamları alaşağı edilir. Sonucu hepimiz biliyoruz: Beş yıla varmadan, Niyazi Bey'in memleketi olan Resne (Bugünkü Makedonya içinde Resen) de dâhil olmak üzere koskoca Balkanlar düşman çetelerine teslim edilir. Osmanlı Devleti'nin uğradığı utanç verici yenilgi bütün dünyada şaşkınlığa yol açar. Selanik'teki Tahsin Paşa'nın kumanda ettiği Kolordu'nun tek mermi atmadan teslim olması; çeteciliğin devleti de orduyu da beş paralık etmesine sadece tek örnektir.

Kuvva-yı Milliye adını taşıyan dernek etrafında başlatılan Ergenekon Soruşturması'nın "çete soruşturması" olması tesadüf değil. Kuvva-yı Milliye, kaybedilen savaş sonrasında Anadolu'nun işgali ile başlayan direnişte, düzenli ordu birliklerinin devreye girmesine kadar gerilla savaşı veren silahlı birliklerin adı. Bu birlikler kendilerine "çete" diyorlar ve halk arasında da yaygın olarak "çete" ismiyle anılıyorlar. Günümüzün Kuvva-yı Milliyecileri bu hatırlatmaya çok bozuluyorlar. Merak edenlere Fahrettin Altay'ın ve Ali Fuat Cebesoy'un hatıralarını okumalarını, Kuvva-yı Milliye literatürü üzerinde kısa bir tarama yapmalarını öneririm. Kurtuluş Savaşı'nda Kuvvacıların Yunan cephesinde elde ettikleri başarılardan ziyade, iktidar boşluğundan kaynaklanan yerel isyanları bastırmakta oynadıkları hayatî rol önemlidir. Bu evreye o dönemde "Çete Harbi" adı verilmiştir.

aKurtuluş Savaşı'nın, düzenli ordu birlikleri ile yürütülen ikinci evresinde çetelerin tasfiyesine girişilmiştir. Nutuk'u okuyanlar, bu evrede Atatürk'ün asıl derdinin ordu hiyerarşisi dışında yer alan bu birliklerin yol açtığı sorunlar olduğunu, bütün serencamı ile göreceklerdir. Çerkes Ethem'in iki gücün karşı karşıya geldiği an silahlarını bırakıp geri çekilerek gösterdiği basiret, aynı zamanda Kuvva-yı Milliye'nin sonu olarak tarihe geçmiştir.

Kuvvacılık, bugüne yansıdığı haliyle bir ideolojidir. Bu ideolojinin adı çeteciliktir. Çetecilik, devletin olmadığı (veya yıkılmak üzere olduğu), dolayısıyla hukukun işlemediği, bu yüzden her türlü gayrı meşrû yol ve yöntemin mübah görüldüğü bir dünya kurgusuna dayanır. Ancak burada mekanizma tersine işlemektedir: Birileri kanun dışında kendilerine karanlık bir hayat alanı arıyor. Bu karanlık alanda güç, itibar ve zenginlik elde edecekler. Zenginlik tamam, ama itibar ancak bu karanlık alanın vatanın elden gittiği gerekçesine dayanarak elde edilecek. Çünkü bu gerekçeden "vatanı kurtarmak" görevi çıkacak. Devletin imkânları ve yetkileri "devleti tehlikeden kurtarmak" üzere çeteler eliyle kullanılacak. Gerçekte çetecilik, bireysel çıkarları devlet çıkarları maskesi altına gizlemek anlamına geliyor. Çeteciliğin varacağı nokta: Devletin varlığına yönelik tehlikeleri, bizatihi çetelerin kendisi üretiyor.

Elimizde İttihatçı çetecilerin, Kuvva-yı Milliye'nin tecrübeleri var. İsmet Paşa'nın karşısındaki adam Çerkes Ethem yerine bir başkası olsaydı, Kurtuluş Savaşı'nın seyri değişebilirdi. Nitekim, İttihatçılar çete yöntemleri ile 600 yıllık devleti altı sene içinde yok etmediler mi? Türkiye'nin önünde duran en ciddi sorun ne PKK terörü, ne de uluslararası gelişmeler. Türkiye yakın ve uzun vadede bir kayba uğrayacak, bazı fırsatları kaçıracaksa; devlet üzerinden kendilerine ikbal arayan bu çetelerin başımıza açacağı belalarla uğraşacağız. Çeteler öncelikli sorunumuz. "Ergenekon Çetesi" soruşturması, hepimizin bildiği ama adını koyamadığı bu çetelerin ipliğinin pazara çıktığını gösteriyor.


25 Ocak 2008, Cuma

BU YAZARIN TÜM YAZILARI

» DERİN ÇERKESLER ...
» ERDAL ASLAN:Münteha Gülsu Yüreği ile Tüm Uzunyayla Köylerine Mektup
» ERDAL ASLAN;ÇERKESLERDE THAMADELİK
» Erdoğan ILGAZ;KAFKASYA'YA "BARIŞ KÜLTÜRÜ" TÜRKİYE'DEN ULAŞMALI
» ERHAN HAPAE - ANITKABİR ANNELERİ
» KAFKASYA YENİ ORTADOĞU OLMAYACAK!
» Lider mi, Yönetici mi?
» Mefewud Nartan - KAYNANA SEMRA, ŞAMİL TAYYAR VE TUNCAY GÜNEY
» MEHMET HATKOBİ;4444 KEVSER SÜRESİ OKUMA!!!
» MEHMET HATKOBİ;DOSTLUK VE ÖZGÜRLÜK AĞACI
» MEHMET HATKOBİ;EDİZ HUN ÖRNEK İNSAN
» MEHMET HATKOBİ;KONUŞULAN DİL YANINDA ÖZ DİLİ BİLMENİN YARARI
» MEHMET NİYAZİ - ÇERKESLER İNGİLİZLERİN OYUNUNA GELMEDİ
» Muharrem Baykan;Babam, Rüzgar ve Yildizlar...
» NEVZAT TARAKÇI - KÜLTÜR, DİNSİZ YAŞAR MI?
» NUR DOLAY - TİFLİS'TE 10 GÜN
» PROF. DR.MÜMTAZ'ER TÜRK'ÖNE;ÇETECİLİK
» SELAHATTİN KİP;İNSAN VE ZAFİYETLERİ
» SEMİH İDİZ- RUSYANIN ABHAZYA ADIMI KIBRIS'TA TUTARLILIK GEREKTİRİYOR
» SÖNMEZ CAN:İYİMSER OLMAK İÇİN DE NEDENLER VAR
» SÖNMEZ CAN;450.YIL SAFSATASI
» SÖNMEZ CAN;İSTANBUL DERNEKLERİNE AÇIK ÇAĞRI
» SÖNMEZ CAN;SEÇİM SÜRECİNE GİRİLMİŞKEN
» YAŞAR ASLANKAYA - DİLİMİZ YOKMU OLUYOR..!!
» YAŞAR ASLANKAYA - MILLIYET- KONDA ANKETI ÜZERINE

YORUMLAR

Guşha ado  { 30 Ocak 2008, Çarşamba }
http://www.navkurd.eu/nivisar/aksoy/cerkez_turkleri.htm

Guşha ado  { 29 Ocak 2008, Salı }
DİKKATLE OKUYUNUZ !!!!!!!!!!!

SUSURLUK VE KONTRGERİLLA

Akit, 27 - 28 Aralık 1996, yazı dizisi

Hedef Çiller mi?
Çiller ısrarla bitirilmeye çalışılıyor. Birileri Çiller'e kafayı taktı, onu tasfiye etmek istiyor. Tedaş ve Tofaş'la bitirmeye ramak kalmışken Refahyol koalisyonu sayesinde kurtulmayı başardı, ama peşini bırakmıyorlar. Refah'la koalisyon yaptığı için daha bir öfkeyle yükleniyorlar. Onun Mehmet Ağar'la beraber kurduğu bir örgütle, mafya cinayetleri kumarhane ve uyuşturucu işlerine karıştığı iddia ediliyor. Bu doğru olabilir de olmayabilir de. Çiller'in ak sütten çıkmış ak kaşık olduğu savunulmuyor zaten, ama birileri Çiller'i öne çıkarıyor bazı şeyleri ise örtmeye çalışıyor. Çiller'in Türk siyasi hayatında ortaya çıkışı 93/94 yıllarında olmuştur. Oysa bu ülkeyi sarsan asıl cinayet ve eylemler bu tarihten önce işlendi. O zaman Çiller yoktu. Eğer Çiller bir suç örgütü kurdu ise zaman tünelinde geriye gidip de mi bu eylemleri gerçekleştirdi?!.

Cinayetleri kim işledi
Çiller'in kurduğu iddia edilen örgütün siyasi cinayetlere karışmadığı, Susurluk olayının şoka dönüşmesine yol açan MİT raporunda bile belirtiliyor. O halde siyasi cinayetleri kim işledi? Ecevit'in (1) dediği gibi Kontrgerilla'nın 12 Eylül öncesi kullanımının mahzurlu olduğu devlet yetkilileri tarafından görülüp, bu düzenlemeden 12 Eylül sonrası vazgeçildiyse ya da Hasan Fehmi Güneş'in(2) dediği gibi devlet bu tür bir Kontrgerilla örgütlenmesi yerine Polis Özel Harekat Dairesi vasıtasıyla yeni bir düzenlemeye gittiyse 90'lı yıllar laiklik suikastlerini kim işledi? Oktay Ekşi'nin (3), Musa Anter cinayetinden sorumlu tuttuğu devletin o menhus gücü, Çiller henüz ortalarda yokken kimdi? Özel Harp Dairesi brifinginde (4) açıklanan ...ÖHD, sadece komünizme değil din devrimine de karşıdır... cümlesindeki devrim kelimesi neyi ifade ediyor? Örneğin, müslümanların başörtüsünde ısrar etmesi onlara göre bir devrim süreci mi, halkın dinine gittikçe daha çok sarılması bir devrim süreci mi? Eğer öyle kabul ediliyorsa ÖHD devreye girdi mi şu halde? Laiklik cinayetleri bu süreci baltalamak için mi yapıldı? Cinayetlerin failleri müslümanlardır yaygarasıyla toplumun İslam'a yönelişi engellenmeye mi çalışıldı? Gerçek dergisinin 6 Şubat 1993 tarihli sayısından aktardığımız aşağıdaki satırlarda yer alan, Mumcu cinayeti üzerine Erbakan'ın söylediği sözler buna mı işaret ediyor?:

..İslamcılara yönelik hedef göstericiliğin baskısı altında Erbakan, bilinen ama kolayca ve normal koşullarda söylenemeyen gerçeği, onbinlerce kişi Kahrolsun Kontrgerilla! diye haykırırken dile getiriyor: Türkiye'de Özel Harp Dairesi var. Bunların CIA'nın emrinde olduğunu, birçok provokasyonda bulunduğunu biliyoruz. Uğur Mumcu'nun öldürülmesine benzer birçok cinayet profesyonelce işlendi. Bu cinayetlerin Özel Harp Dairesi'nin marifeti olduğunu biliyoruz.

Önceleri de bunlar oluyordu
Faili meçhuller Çatlı gibi tetikçilerin işi mi yoksa ...gelin sizi Güneydoğu'ya gönderelim, devlet hesabına çalışın, yakalanırsanız firarınızı veririz...(5) diyerek hapisteki tetikçileri organize eden, Başbakanların bile haberdar olmadığı meclisten geçmemiş uluslararası gizli anlaşmalar imzalayıp gizli daireler kuranların işi mi? Çatlı'ların Genelkurmay'da dosyasının (6) olmasının anlamı ne? Apo'nun bir zamanlar MİT elemanı (7) olmasının anlamı ne?..

12 Eylül öncesi eylemlerinin hesabı sorulmadan, Kontrgerilla 12 Eylül'le birlikte tasfiye edilmiş olabilir denilerek konu kapatılmak isteniyor. Suç, Polis Özel Harekat Dairesi'ne, Çiller-Ağar ikilisine yıkılarak aradan sıyrılmaya çalışılıyor. Bir an, 12 Eylül öncesini unuttuğumuzu ve Çiller-Ağar ikilisinin kurdukları örgütle kirli işlere karıştıklarını kabul edelim. Peki ama ya laiklik suikastleri?.. Toplumu müslüman-laik çatışmasının eşiğine getiren bu suikastleri kim işledi? Güneydoğu'da Kürtlerin çok sevdiği Musa Anter ve Vedat Aydın'ı kimler öldürdü? Tam bir kışkırtma olan bu eylemleri yapanlar, Çiller henüz o tarihlerde ortalarda olmadığından ve dolayısıyla bir örgüt kuramayacağına göre kimlerdi?..

Sorular bu şekilde uzatılabilir.. Ama cevabı bulmak önemli olan. Susurluk'ta 1,5 ay sonra olacak kazayı adeta(!) bilircesine MİT raporu düzenleyenler, kaza geçirenlerden birinin Mehmet Özbay ve asıl adının ise Abdullah Çatlı olduğunu, kazadan daha yarım saat geçmeden basın organlarına haber verenler olmalı işte o kimseler!..

Susurlukta ortaya çıkan Kontrgerilla
3 Kasım 1996 tarihinde Susurluk'ta meydana gelen bir trafik kazası, Türkiye gündeminde adeta bir bomba gibi patladı ve haftalarca gündemden düşmedi. Güneydoğu'lu bir aşiretin reisi ve aynı zamanda bir milletvekili, polis özel timinin kurucusu ve Emniyet Gn. Md. Yardımcılığı da yapmış üst düzeyde bir polis memuru ve 12 Eylül öncesi 7 TİP'linin öldürülmesi olayının sanıklarından, hala yaklanamamış ve İnterpol'ün kırmızı bültenle aradığı bir ülkücü kaza yapan arabadaydılar... Nasıl oldu da bir araya gelebildi bu çok farklı konumdaki insanlar?.. Şokun dozajını arttıran ikinci unsur ise, 1,5 ay kadar önce basına MİT raporu olarak sunulan ve bu kitabın ekinde de verilen raporda bu birlikteliklerin açıklanması idi.. O zaman kimse buna inanmamıştı tabii. Ama işte şimdi iddiaların en azından bir kısmının doğru olduğu ayan beyan ortaya çıkmıştı.. İşin kıvırtılacak, örtbas edilecek tarafı kalmamıştı..

Kazada bu üç kişiden milletvekili olan Sedat Bucak hariç, diğer ikisi öldüler. MİT raporunun 1,5 ay sonra kaza ile doğrulanması ve de polis bünyesinde MİT'e alternatif olarak kurulduğu iddia edilen istihbarat örgütünde Abdullah Çatlı ve ekibiyle, polis özel harekat dairesinden elemanların da bulunduğu iddiaları da hatırlandığında, akıllara, aracın kaza yapmasının sağlanmış olabileceği, diğer deyişle olayın komplo olabileceği ihtimali geldi. Olaydan yarım saat geçmeden gazete ve televizyonlara Mehmet Özbay adlı şahsın Abdullah Çatlı olduğu şeklinde esrarengiz telefonlar geldi. Nasıl bu kadar çabuk gerçek kimliği belirlenebildi Çatlı'nın, üstelik de pazar günü gibi bir tatil gününde, işte bu da kuşkuları besledi. Aydın Menderes'in başına gelen ve suikast kokan kaza hatırlandı diğer taraftan. Bir aracın kaza yapması sağlanabilir mi, bu mümkün mü, sorusu soruldu zihinlerde.. Diğer taraftan kazadan yaralı kurtulan Sedat Bucak, iyileşir iyileşmez bir TV kanalında (8) komplo iddiasını açıkça telaffuz etti ve Çatlı'nın devlet tarafından kullanıldığını, şimdi de kurban edildiğini açık açık ifade etti... Basında açıklamalar açıklamaları takip etti, yeni bilgiler ortaya çıktı. Çatlı'nın devlet menfaatleri doğrultusunda kullanıldığı en yetkili kişilerce açıklandı, hatta milli kahraman ilan edildi.. Kaza bir komplo muydu, eğer öyleyse kimin komplosuydu ve neden düzenlenmişti? Kaza da olsa komplo da olsa, siyaset-mafya-polis üçgeni olarak basına yansıyan bu birliktelik nasıl mümkün olabilmişti?.. Bu ve benzeri sorular kafaları kurcaladıysa da yıllardır konuşulan bazı iddialara somut bir örnek oldu Susurluk skandalı.. Kontrgerilla diye bahsedilen ve devlet içinde devlet olarak tanımlanan ABD/CIA kaynaklı gizli ve yarı resmi bir terör çıkarıcı örgütün varlığı sözkonusu...

ABD tarafından soğuk savaş yıllarında müttefik ülkelerin düşman istilasına uğraması durumunda istilacı düşmana karşı gerilla savaşı yürütmek üzere Nato ülkelerinde Kontrgerilla teşkilatları kuruldu. Bu teşkilatlar öylesine gizli tutuldu ki, bir çok durumda bundan başbakanların dahi haberi olmadı. 70'li yıllarda tüm Avrupa ülkelerini faili meçhul siyasi terör eylemleri kasıp kavurdu. Ardından 1990 sonunda İtalya'da örgüt açığa çıkarıldı ve bu teşkilatlanmanın tüm Avrupa ülkelerini sardığı hayretle görüldü... Avrupa ülkeleri bu örgütlerin üzerine gitti, birçoğu bu örgütleri lağvetti, bazıları da barışçı amaçlara yöneltecek mekanizmaları kurdu. Ama sonuçta hepsinde varlığı kabul edildi ve somut çözümler gerçekleştirildi. Tüm Avrupa ülkelerini derinden sarsan bu skandal yalnızca Türkiye'de örtbas edildi. Konuşmaya çalışanlar, örneğin Sayın Ecevit, nazikçe uyarıldı (9). En fazla Türkiye'de olması gereken bir örgüt için yetkililer asla bir kabule yanaşmadılar. Tabiri caizse yaprak dahi kımıldamadı resmi düzeyde. Oysa bu işin üzerine gidilmesi gerekiyordu, çünkü tam da o sıralar Türkiye'yi derinden sarsan laiklik suikastleri zinciri yaşanıyordu ve toplum müslüman-laik bölünmesinin eşiğine gelmişti. Ama cesaretli bir etkili yetkili çıkmadı ve olay kapatıldı. Resmen kapatılsa bile toplum vicdanında suçlu artık müslümanlar değil Kontrgerilla idi..

MİT'e alternatif olarak düşünülen örgüt şimdi tasfiye ediliyor
İpin ucu yukarılara uzanıyor
12 Eylül öncesi devlet için sol tehlike vardı ve ülkücüler o tehlikeye karşı kullanıldılar. 12 Eylül darbesi ile yeni bir döneme girildi, artık sol bir tehlike kalmamıştı. Kullanılan ülkücüler de hapislere tıkılarak mükafatlandırıldılar(!). Sol tehlike kalmamıştı ama şimdi başka tehlikeler çıkmıştı devletin karşısına..

Ülkücülere devlet için savaşma teklifi
Ülkücülerin devletin bekasına düşkünlükleri hatırlandı birileri tarafından yine. Hapistekilerine işbirliği teklifleri yapılmaya başlandı. Kimileri kabul etmedi, kullanılıp bir kenara atılmak ağırlarına gitmişti. Nefislerine ağır gelmişti bu vefasızlık. Tekrar risk almak istemediler. 12 Eylül öncesi Bahçelievler semtinde 7 TİP'linin ve Savcı Doğan Öz'ün öldürülmesi suçlarından yargılanan Abdullah Çatlı'nın arkadaşı ülkücü İbrahim Çiftçi, Milliyet'e (10) yaptığı açıklamalarda, ülkücülerin devlet menfaati adına nasıl kullanıldıklarını ve hala kullanılmaya çalışıldığını şu çarpıcı sözlerle açıklıyor:

..1980 yılından sonra ilginç bir teklif geldi bizlere. Hepimize tek tek denildi ki, 'Sizi Güneydoğu'ya gönderelim. Orada bizim adımıza çalışırsınız. PKK ile mücadele edersiniz. Buradan kurtulursunuz' denildi...Bu teklifi bir yüzbaşı, MİT görevlisi bir istihbaratçı yaptı. 'Peki biz gittik Güneydoğu'ya PKK ile mücadele ederken öldük. Ya da ölmedik. Bizim yarınımızın garantisi ne olacak, beraat edecek miyiz?' diye sorduk. 'Yakalanırsanız firarınızı veririz' dediler...

Çatlı ve bazıları kabul etti
İbrahim Çiftçi gibi bazı ülkücüler bu işbirliği tekliflerini reddettiler ama bazıları reddedemedi. Yurtdışında oradan oraya yaşamak zorunda olması gibi psikolojik baskı altında kalan ve devletin dış tehlikelere karşı korunmasına düşkünlüğü gibi zaafiyetinden faydalanmasını bilen yetkililer, Abdullah Çatlı gibi bazı ülkücüleri ise işbirliğine razı edebildi.

Devletin bekası için yasadışı işlere bulaşmanın da bir tarihi var. Bu olaylar yeni değil:

Devletin Abdullah Çatlı gibilerini kullanması ilk defa olmuyor. Yakın geçmişimize göz attığımızda buna benzer çarpıcı örneklere sıkça rastlıyoruz. Günümüz yöneticilerinin bu konuda hiç de yaratıcı olmadıklarını düşünmek bile mümkün... Geçmişte ne nasıl yapılmışsa, neredeyse aynısı uygulanıyor. Çeteler ve kirli ilişkiler içindeki kişileri işlerine geldiği zaman kullanma, sonra onlardan kurtulmak için çeşitli mücadele yöntemleri... Muhbirlik, koruculuk, aşiretlerden yararlanma, cezaevlerinden suçlu katilleri çıkarıp cinayetlerde kullanma, kamuoyunu yanıltmak için yalan bilgi, sahte kanıt, gözboyayıcı açıklamalar... Bunların hepsi bu 'kutsal devlet'in çatısı altında oluyor...

Topal Osman ve Çerkez Ethem'in benzeri
... Olur... Devlet demokratik bir yapı haline gelmeyince bunların hepsi olur. Geldiği zaman bile olur... Ama o zaman da onu denetleyen, frenleyen demokratik mekanizmalar da geliştiği için devlet kolay kolay karanlık, yasadışı işlere bulaşamaz, bulaşsa bile sorumlular ortaya çıkarılır. Cezalandırılır... Türkiye Cumhuriyeti daha Topal Osman olayını, Çerkez Ethem olayını tam olarak açıklamış değil. Topal Osman da Çerkez Ethem de bir anlamda eşkiya... İkisinin de çeteleri var. Ve devlet sıkışık anlarında bunları kullanıyor. Daha sonra da devlet otoritesine karşı geldikleri gerekçesiyle ikisini de tasfiye ediyor... (11)

Ermeni terörüne ininde darbe
Türkiye'nin 12 Eylül'ün hemen sonrasında ermeni terör örgütü ASALA ile başı beladaydı. Büyükelçiler ve ateşeler peşpeşe öldürülüyor, kimsenin elinden birşey gelmiyordu. Derken birşeyler oldu ve ermeni terör örgütlerine birileri saldırılar düzenlemeye başladı. Ermeni anıtı, Taşnak partisi büroları bombalandı, Asala elemanları öldürüldü. Ardarda yediği bu darbelere son halka olarak Atina'da Asala lideri Agopyan'ın öldürülmesi de eklenince ermeni terörü son buldu. Susurluk kazası sonrası yapılan yetkili açıklamalarında buna işaret edilerek Çatlı ve ekibinin devlet tarafından bu işle görevlendirildiği ima edildi.

Havuç-sopa taktiği ve piyon
Ermeni terörü bitirildikten sonra, karısına göre bir komplo sonucu Çatlı, uyuşturucu işinden yakalatılıp İsviçre'de hapse atıldı. 7 yıllık cezasını tamamlamadan cezaevinden ustaca kaçırıldı. Havuç-sopa taktiği güden bazıları tarafından anlaşılan yeni görevlere sürülmek isteniyordu. Öyle ya, baskıyı üzerinden eksik etmeyeceksin, hapislere attıracak, ben istersem ancak rahat bırakırım seni diyerek tehdit edecek, sonra da devleti tehdit eden tehlikeyi önlemek bir 'vatansever' olarak senin zaten vazifendir diye zayıf noktasından yakalayacaksın... Karşı durmak çok zor. İstihbaratçılar işlerini iyi bilirler. Dünyanın her yerinde bu işler böyledir. Havuç-sopa taktiği onların vazgeçemediği bir taktiktir. Bu şartlar altında Çatlı pek suçlanamaz.. Arkadaşı İbrahim Çiftçi'nin de dediği gibi o bir piyondur, onlar birer piyondur. Hapisten kaçırılan Çatlı, Mehmet Özbay sahte kimliği ve yeşil pasaportuyla Türkiye'ye getirilir.

Devleti tehdit eden tehlikeler bitmiyor
Ermeni terörünün yerini yine bir başka tehlike almıştı, PKK terörü... 12 Eylül öncesi devletin bekası için kullanılan ülkücüler 12 Eylül'le kendilerini zindanlarda bulunca şok olmuşlar, sırtlarını dayadıkları, kurtarmaya çalıştıkları devlet onları arkalarından vurmuştu.. Hapislerden çıkınca aç-açık ortada kalan bu insanlar birileri tarafından ülkücü mafyayı kurmaya sevkedildiler. Zor durumdaki bu insanların bu işe girmeleri bu yüzden zor olmadı. Devlet bu kez onları başka işler için kullanmayı düşünüyordu.

Önce sola, sonra PKK'ya karşı kullanıldılar
12 Eylül öncesi sol hedefteydi, 12 Eylül sonrası ise PKK... PKK'yi finanse eden uyuşturucu kaçakçısı kürt mafyasına karşı ülkücü mafya oluşturuldu. Ve çok geçmeden PKK'yı finanse ettiği iddia edilen bu uyuşturucu kaçakçısı kürt mafyası liderleri birer birer ve benzer şekilde öldürüldü. Behçet Cantürk, Savaş Buldan ve diğer kürt babalar... Diğer taraftan düzenli ordu ile yapılan mücadele fazla etkili olmayınca, devreye özel timler ve korucular da sokuldu. Koruculuk sistemi yapılandırıldı. Bucak aşireti 10.000 kişi kadarlık korucu gücüyle devlet saflarına katıldılar. Güneydoğu'da PKK'ya karşı mücadelede korucular ve Sedat Bucak aşireti, özel polis timleri ve kurucusu Hüseyin Kocadağ ile devlet adına bu birliktelikleri sağlayan organizatör Abdullah Çatlı.

Çatlı kullandı mı, kullanıldı mı?
Çatlı ve örgütü kullanılıp kenara atıldıysa kim attı, neden attı, niçin şimdi attı ve niçin şimdiye kadar atmadı? Devlet menfaati olarak gösterilen gizli eylemler haricinde ne gibi eylemlerde rol aldı Çatlı ve ekibi? Başka tetikçi ekipler ve örgütler var mı?

Türkiye'de 12 Mart döneminden beri meydana gelen ve toplumu derinden etkileyen o büyük faili meçhul siyasi terör eylemlerini kim yaptı, bu ekipler mi? Devlet ermeni terörünü yurtdışında bitirebilecek kadar ileri düzeyde mücadele verebilmişse niye faili meçhul olayları çözemiyor? Niye kendi ülkemizde faili meçhulcülere darbe vuramamış bu örgütler ya da vurdurulmamış? Yoksa faili meçhullerin tetikçileri bunlar mıydı?

Büyükbaş provokasyonlarla ülkemizde terör azdı. Sağ ve sol birbirine düştü. Kim yaptı bu hassas eylemleri? Kim kışkırttı sağ-solu bu hassas eylemlerle, yoksa Oktay Ekşi'nin dediği gibi (12), maceracı gençlerin işi miydi 12 Eylül öncesi terör ve yine Oktay Ekşi'nin dediği gibi laiklik cinayetleri müslümanların işi miydi? İki grup cinayetler de profesyonelce işleniyor ama biri maceracı gençlerin işi oluyor diğeri ise müslümanların (!?!). 1 Mayıs'taki gibi bir korkunç katliam, maceracı gençlerce düzenlenip olayın içinden sıyrılabiliniyorsa Ecevit'in (13) dediği gibi devlet kalmadığı yargısına varmak gerekirdi herhalde ama iş öyle değil. Ecevit'in dediği gibi işin içinde başkaları var.

Çatlı, kimisine göre Gladio'nun ya da Kontrgerilla'nın Türkiye'deki lideri idi, kimisine göre de tetikçi. Basit değil usta, ama sonunda bir tetikçi... Toplumsal kışkırtma olayları ise tetikçilerin planlayıp istikrarlı şekilde tırmandırabileceği olaylar olamaz. Kim Çatlı'yı buruşturup bir kenara atıyorsa işte o olmalı aranan fail. Çatlı'yı kim işe aldıysa, kim onların karıştığı katliam olaylarını örtbas ettiyse odur suç odağı. Çatlı'nın yakın arkadaşı İbrahim Çiftçi (14) kullanıldıklarını anlamış, ve kim tarafından kullanıldıklarını da:

Ağar işin başı değil, uygulayıcısı
..Çatlı bir dönem hayatımızı paylaştığımız, omuz omuza mücadele verdiğimiz arkadaşımdır. Mesele aydınlatılırsa Çatlı'nın olayın baş aktörü değil, kullanılmış bir kişi olabileceği anlaşılır. Bence Ağar harcandı. Ağar işin başında değildi. Yalnızca uygulayıcı...Susurluk olayının üzerine gidileceğine inanmıyorum. 1977'de Namık Kemal Ersun Paşa'nın 850 subayla emekliye sevkedilmesi olayı var. Böylece Evren, Türk ordu geleneği yıkılarak Genelkurmay Başkanlığı'na getirildi. Bu tesadüf değildir. İşe oradan başlayın, o zaman baş aktörü bulursunuz. Kontrgerillayı da...

Yeraltı örgütleri yasadışı işlerden uzak kalamaz
Devlet adına yasadışı bir gizli örgüt kurulunca, yasadışı işlere kaymaması imkansızdır Kontrgerilla uzmanı Talat Turhan'a (15) göre:

'..Bir örgütün kuruluş amacı kutsal olabilir. Ama devlet adına yeraltı örgütü kurarsanız, o sizin elinizden kayar ve yeraltının hertürlü pisliğine bulaşır..

Susurluk örgütü de devlet adına faydalı işler yapmış olabilir, ama Talat Turhan'ın sözlerinden yola çıkarak, örgütün karanlık işlere kaymış olup olmayacağı düşünülebilir, bunu araştırmalar gösterecektir, ancak anamuhalefet partisi lideri Mesut Yılmaz'ın (16) açıklamaları yabana atılacak gibi değil:

Mesut Yılmaz: Çok Büyük Örgüt
Devlet 8 yıl kadar önce, MİT'e alternatif emniyet içinde bir oluşum yaratmış. Bu, devletin çeşitli işlerini yapmış. İşte kamuoyunda söylenilen Asala liderinin öldürülmesi ve Ermeni anıtının bombalanmasını, bunun yaptığı iddiaları var. Bunlar daha sonra, özellikle son iki yıl şahıslara çalışmaya başlamışlar. Son bir yılda ise siyasilere hizmet etmeye başlamışlar... diyor Mesut Yılmaz ve ekliyor; Bugünden sonra, devlet bizim can güvenliğimizi sağlar diye güvenmeyin. Bunlar çok büyük bir örgüt..

Örgüt en tepelere kadar gidiyor
Kitabın ekinde sunulan MİT raporunda, bu örgütün karanlık işlere, örneğin uyuşturucu ticaretine bulaştığı iddia ediliyor. Bu yanlış da olabilir. MİT raporunun bir kısmı doğru çıktı. Fakat bu hepsinin de doğru olduğu anlamına gelmez. Kimisine göre Çatlı çok vatanperver ve namuslu bir kişi idi, kirli işlere bulaşması mümkün değildir. Kimisine göre de bulaşmıştır. Devlet artık buruşturup bir kenara atmak istediği için ya da MİT'e alternatif istemediği için bu örgütü bertaraf etmek istedi iddialarını düşününce bu örgüte atfedilen kirli işlerin karalama amaçlı olabileceği de mantıklı olmaktadır. İki tarafın iddialarını da güçlendiren deliller ve mantıklar var. Hangisinin doğru olduğu belli değil, belli olan bir şey var ise o da devlet içinde yuvalanmış örgütler var ve üst düzeylere kadar gidiyor bunların uzantıları. Önemli olan da bu...

Kontrgerilla tartışılmayı sevmiyor
Konu bu kez de kapatılacak, çünkü iş büyük yerler gidiyor, dayanıyor. Koray Düzgören(17), Susurluk kazasıyla ortaya çıkan kirli ilişkilerin devletin en üst makamlarına kadar yükseldiğini bunun ise resmen ortaya çıkarılamayacağını şöyle açıklıyor: ..Abdullah Çatlı'nın ölü de olsa ortaya çıkmasıyla sorgulanan, devletin gizli kapaklı işleri açıklanabilecek mi? Sanmıyorum.. Zaten devlet içinde bu çeteye karşı olan güçlerin ve başka grupların sızdırdığı bilgiler olmasa bu kadarını bile öğrenemeyecektik. Çünkü bu tür ilişkilerde herkes kendini koruyacak çeşitli sigortalarla donanıyor. Pisliğin bütün yönleriyle açığa çıkartılması ile oynayacak taşların kimleri de yerinden edeceği, sarsacağı bilinmiyor. Muhtemelen bütün devlet örgütü ve bu örgütü en üst düzeyde yönetenler bundan nasiplerini alırlar. Çünkü işlerin bu boyutlarda yürütülmesi sırasında sorumlu bu kişilerin bilgi sahibi olmadıklarını düşünmek mümkün olamaz. Öyleyse sorumluluğun sınırı onlara kadar ulaşır. Bunu ise kimse istemez... Birkaç kişinin harcanmasıyla iş geçiştirilir, unutma sürecine sokulur. Bazen bu süreç çok uzun yılları kapsar...

_______________________________________________
Dipnotlar:
1 Cumhuriyet, 12 Kasım 1996
2 Show TV-32. Gün, 9 Aralık 1996
3 Hürriyet, 21 Eylül 1992
4 Milliyet, 4 Aralık 1990
5 Milliyet, 13 Kasım 1996
6 Tempo, 5 Aralık 1996-sayı:50 Susurluk kitapçığı
7 Milliyet, 25 Ocak 1993
8 HBB TV, 22 Kasım 1996, Sedat Bucak - Behiç Kılıç söyleşisi
9 Cumhuriyet, 18 Kasım 1990; Sefa Giray'ın Ecevit'i uyarması.
10 Milliyet, 13 Kasım 1996
11 Koray Düzgören'in yazısı - Radikal, 11 Kasım 1996
12 Hürriyet, 31 Ocak 1993
13 Ahmet Kekeç'in yazısı - Akit, 8 Ağustos 1995
14 Milliyet, 13 Kasım 1996
15 Milliyet, 16 Kasım 1990
16 Hürriyet, 13 Kasım 1996
17 Radikal, 11 Kasım 1996


Guşha ado  { 29 Ocak 2008, Salı }
(yorumsuz ve alıntıdır)
UZUNYAYLA.COM NOTU;SN GUŞHA ADO, NERDEN ALINTI YAPTIĞINIZI BİLDİRİN LÜTFEN .
Çerkez Türkleri
İbrahim Aksoy
Çerkezlerin anayurdu Kafkasya, yani bugün kü Çeçenistan’dır. Çoğunluğunun Müslüman olması nedeniyle, sürekli Çar’ın baskısı altında yaşamlarını sürdürüyorlardı. Çerkezlere karşı en büyük katliam 19. yüzyılın ortalarında oldu. Bu katliamdan kurtulmaya çalışan Çerkezler; kara ve deniz yolunu kullanmak üzere Osmanlı topraklarına göç ettiler. Çerkezler bunu, ”büyük göç” olarak adlandırırlar. Büyük göçle birlikte Mısır, Ürdün, Suriye başta olmak üzere Anadolu’nun her tarafına yerleştiler.

İslami geleneklerinden dolayı, sanat alanında olmasa da Osmanlı sarayı başta olmak üzere, birçok alanda görev yapmış, çok değerli Çerkezler vardır. Bunların bazıları Osmanlı paşası ve valilik görevlerini başarı ile yürütmüşlerdir. Yine birçok şair ve yazar Çerkez kökenlidir.

Şu anda Anadolu’da yaşayan Çerkezler, Çerkezistan’da yaşayan Çerkezlerden daha fazladır. Amacım burada Çerkez tarihi yazmak değil. Zaten bu benim işim de değildir. Ben burada, kamuoyunun da çok yakından tanıdığı, Türk ırkçılığı yapan bazı Çerkezleri yazmaya çalışacağım.

İhsan Sabri Çağlayangil, cumhuriyetin ilk Çerkez bürokratıdır. Çünkü Mustafa Kemal, Çerkez Ethem olayından sonra Çerkezlere mesafeliydi.

Çağlayangil 1938 de Malatya Emniyet Müdürü iken Elazığ’a nasıl gittiğini, uyduruk bir mahkeme kararıyla Seyid Rıza ve arkadaşlarını nasıl idam ettiğini ve hala o ihtiyarın (Seyit Rıza) cesaretine hayran olduğunu, hatıralarında uzun uzun anlatıyor. Tabii ki, Mustafa Kemal’e yaranmak için, bunları yapması gerekiyordu. Menderes gelince hemen onunla birleşti. Uzun yıllar Dışişleri Bakanlığı, Meclis Başkanlığı ve 12 Eylül öncesi uzun süre vekaleten Cumhurbaşkanlığı görevini yürüttü. Çağlayangil’in en büyük özelliği, Çerkezleri yeniden Cumhuriyet yönetiminin içerisine çekmesidir. Şu anda MİT içerisinde güçlü bir Çerkez lobisi vardır. Dışişleri ve orduda da önemli görevlerde Çerkezler görev yapmaktadır. Doğan Güreş ve Yaşar Büyükanıt gibi Genelkurmay Başkanlığına kadar yükselmiş olanlar da var.

Uzun yıllar TİP Genel Başkanlığını yapan Behice Boran da sol gelenekçi birkaç Çerkezden biridir.

Deniz Baykal, büyük katliamda dedesi gemiyle kaçıp Antalya’ya gelip yerleşen Çerkez bir ailenin çocuğudur. Göçmenliğin verdiği korkaklık ve pısırıklığı nedeniyle, hiçbir zaman CHP içerisinde birinci adam olmayı düşünmedi. 1995’te İnönü’nün çekilmesiyle Genel Başkan oldu ve hemen Çiller’le koalisyonu bozdu. O zaman Genelkurmay Başkanı olan Çerkez kökenli Doğan Güreş, Baykal’ı çağırdı ve derhal hükümeti yeniden kurma emri verdi. Bu arada Baykal’a, Çerkez lobisinin siyasi lideri olma sözü verdi. Baykal, Genelkurmay Başkanı’ndan bu sözü aldıktan sonra, CHP’yi Çerkez Halk Partisi’ne dönüştürdü. Şu anda, CHP Haluk Koç, Önder Sav, Onur Öymen, İnal Batu, Atilla Sav ve Cevdet Selvi gibi Çerkez kökenli siyasilerin elinde. Baykal’ın listesinden 54 Çerkez parlamentoya girdi.

Baykal, Çerkezliğine örtü olarak Kürt ve Alevi düşmanlığı yapıyor. Bunu, bir zamanlar; “ Bizim İstanbul İl Başkanımız Kürt ve Alevi değil” deyip övünç kaynağı yapıyordu. Baykal da biliyor ki, Türkiye’de Alevi ve Kürt düşmanlığı yapanların, siyasette yükselmede önlerinde engel kalmıyor. Bu nedenle, “ Vur abalıya” mantığı Baykal’a doğal geliyor.

Muhsin Yazıcıoğlu, Sivas Uzunyayla Çerkezlerinden dir. 12 Eylül öncesi, Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı’nı yapıyordu. Yazıcıoğlu da birçok ülkücü gibi, 12 Eylül’den nasibine düşeni aldı. Yazıcıoğlu, Türk ırkçılığında hep başrolde oynadı. Şu anda BBP Genel Başkanlığı yapıyor. Ülkücü camianın büyük çoğunluğu Çerkezlerden oluşuyor. Bunların hepsi yeminli Kürd düşmanıdırlar.

AKP içerisinde başta Abdullatif Şener olmak üzere, çok sayıda Çerkez kökenli milletvekili vardır. Bu dönem, parlamentoda 80 civarında Çerkez kökenli milletvekili bulunmaktadır. Kürd kökenli milletvekillerinden sonra, ikinci büyük çoğunluğu oluşturuyorlar. Bu sadece Çerkezlerin çabalarından ve başarılarından kaynaklanmıyor. Aynı zamanda, Baykal’ın Çerkezler için oluşturduğu siyasi lobiden de kaynaklanıyor. Baykal, sağcıları CHP’ye davet ederken, diğer partilere oy veren Çerkezleri kast ediyordu.

Ahmet Necdet Sezer, Çerkez kökenli bir ailenin çocuğudur. Eşi, Bitlisli Kürümoğuları’ndandır, yani; İnönülerle aynı aşirettendir. Sezer, değişik yerlerde hâkimlik ve en son da, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı görevinde bulundu. Şu anda Cumhurbaşkanı’dır. Tam tarafsız olması gereken bir görevdeyken, bazı açıklamalarında da görüldüğü gibi, tarafsız olduğunu söyleyemeyiz.

Yukarıda da belirttiğim gibi, İslami gelenekçi bir toplum olduğu için, sanat çevresinde çok azlar. Mesela, tiyatrocu Pelin Batu veya türkücü Zülfü Livaneli gibi. Fakat, son zamanlarda bu alanlarda da Çerkez kökenlilere rastlamak mümkün.

Devletin ekonomik talanlarından köşeyi dönmüş çok az sayıda Çerkez var. Devlet, bunları da Karadenizli Pontuslar gibi hep kontrol altında tutmuş, sınırı aşmamaları için dikkatli davranmıştır.

Medyadan tanıdığımız ve çok önemli işlere imza atmış Çerkezleri unutmayalım. Şaban Karataş, Halit Kıvanç, Orhan Boran, Hıncal Uluç, Ümit Özdağ ve Taha Akyol bunlardan bazılarıdır.

Bu insanlardan çoğunun dedeleri Anadolu’ya geldi. Daha ikinci derecede kan bağı ile bağlı oldukları akrabaları Çeçenistan’da yaşıyorlar. 15 yıldan beri KGB eski ajanı Putin bu insanlara kan kusturuyor. Bunların tek günahı Çerkez olmak ve Ruslarla bir arada yaşamak istemiyor olmaları. Kendi toprakları üzerinde, bağımsız devletlerinde yaşamak istiyorlar.

Rusya, bu hakkı başka halklara tanırken, Çerkezlere neden çok görüyor? Acaba Rusya, Çerkezlerden Çar döneminin intikamını mı alıyor? Çerkezler, 15 yıldan beri onurlarının mücadelesini veriyorlar. Bedeli çok ağır olsa da, bir gün mutlaka başaracaklar. Rus zulmü bir gün mutlaka bitecektir. Zalimin zulmü varsa, mazlumun da ahı vardır. Hz. Ali’nin şu sözü Çeçenistan halkına çok uygun düşüyor. “Mazlum rızalık göstermezse, zalim zulmünü sürdüremez.” Çeçen halkı da zulme boyun eğmiyor. Bir gün mutlaka kazanacaklardır. Acaba o gün, Türkiye’deki akrabaları mahcup olacaklar mı, merak ediyorum?

Ben bu soruyu neden sordum? Çeçenistan’da akrabalarına karşı olup bitenler için üç maymunu oynayan bu insanlar, Türk ırkçılığında başrolü oynuyorlar. Akrabalarınızın yaşadıklarını görmek istemeyebilirsiniz. Hiç olmazsa Türk ırkçılığı yapmayın. Siz, Rus ırkçılığından kaçtınız, Anadolu’ya geldiniz. Peki, Anadolu’da binlerce yıldır yerleşik yaşayan Alevi ve Kürdleri nereye göçürmeyi düşünüyorsunuz? Unutmayın ki, siz Anadolu’nun sadece 150 yıllık misafirisiniz.

Ben şahsen, Anadolu’daki Çerkezleri, Çeçenistan’daki akrabaları ile ilgili duruşları, Kürd ve Alevi düşmanlıklarındaki tavırlarından dolayı anlamakta zorlanıyorum. Acaba Çerkez Türkleri ne düşünüyorlar?

Eylül 2006


BAYKALDI-H  { 27 Ocak 2008, Pazar }
Her yönde hep ipi önden çekeriz ya araştırılsa bu ergenekon çetesinin içindede vardır muhakkak bir kaç Çerkes.


YORUM YAZIN

Ad-Soyad:
E-Posta:
Mesaj:

KÖŞE YAZILARI
Avrupalı Cerkeslerden, Avrupa Parlamentosunda Konferans
D Ö N Ü Ş
Panorama
Ulusumuzun Başı Sağolsun
Dünden Bu Güne Dönüş - 2
Bölünme Genlerımızde(mı) Var
Ölümünün 137. Yıldönümünde İmam Şamil'i Anmak Ve Anlamak
Yanlı Medya Mı, Gürcistan Komünist Partisimi Doğru ?
Derin Çerkesler ...
Kentleşme Ve Biz..
Şamil Tayyar'a Soruyorum: Yanlış Konuşan Doğru Anlaşılır Mı?
Bakışları Mülteci
Amerikan Rüyası Gerçekleşti Ya Bizim Rüyalarımız Yok Mu ?
Çeçenistan Da Her Şey İyiye Gidiyor(muş)
Kaffed Formunun Zirvesinde
İmam Ahmed'in Mezhebi
Kafkasya Kafkasya Halklarınındır.
Türkiye'nin Birlik Ve Bütünlüğü İçin Son Şans
Derneklerimiz Başkanlarımız Ve Biz
FORUMLARDAN

© 2005-2008 Kafkas Diasporası & Aksi belirtilmeyen tüm yazıların yayın hakları sitemize aittir. Kaynak gösterilmek koşuluyla alıntı yapılabilir.
   SİTEMİZİN HİÇBİR DERNEK VE VAKIFLA İLİŞKİSİ YOKTUR

Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.En iyi görünüm için 1024x768+ ekran çözünürlüğü ve Mozilla Firefox tarayıcı kullanmanız tavsiye edilir.

İletişim ; 0352 3204030 - Cep Telefon ; 0530 4336701

PASİFİK YATIRIM LTD.ŞTİ. www.mobilyarehberi.com www.BerkmaX.com www.36hafta.com

 

counter easy hit

Istatistik