![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
ADIGECE EĞİTİM,ASİMİLASYON DURUMU VE GELECEĞİMİZE İLİŞKİN BİR DEĞİNMEADIGECE EĞİTİM,ASİMİLASYON DURUMU VE GELECEĞİMİZE İLİŞKİN BİR DEĞİNME Cevdet Yıldız (Hapi) JINEPS'in Ağustos sayısında (sayı 21,s.11), "Adıgeceyi kurtarmak için beyin fırtınası" başlıklı ve "Ajans Kafkas" kaynaklı bir yazı yayınlandı.Yazı,Rusya Federasyonu (RF) üyesi Kabartay-Balkar Cumhuriyeti (KBC) başkenti Nalçik'te Adıgece (Kabartayca) yayınlanan ADIGE PSATLE gazetesi salonunda, gazetenin yönetmeni yazar Muhammed HAFITSE'nin (Hacvuıtsve Mıhamet) açış konuşmasıyla başlayan ve dört saat kadar sürdüğü bildirilen ve konusu Adıgece,Adıgece eğitimi ve sorunları diyebileceğimiz bir toplantıda yapılan konuşmalara ilişkindir.Toplantıda,toplamı sadece iki köy olan İsrail Adıgeleri'nin Adıgeceyi koruduğu,ama KBC'nde,yani kendi evinde Adıgecenin (Kabartaycanın) gerileyip giderek yok olmakta olduğu,özellikle kentlerde Adıgece konuşanların oldukça azalmakta,Adıgecenin yerini Rusçanın almakta olduğu,yeni şair ve yazarların da artık eskisi gibi bolca yetişmediği ve durumun iyiye gitmediği vurgulanmıştır. Öncelikle şunu belirtelim :2006 yılında Adıgey Cumhuriyeti'nde (AC) kabul edilen ve bir eğitim yılı boyunca uygulandığı anlaşılan Adıgeceyi destekleyici eğitim yasası gibi bir yasa çıkarılmadığı,kalıcı bir iyileştirme yapılmadığı ve anadiline kamu yaşamında yer verilmediği sürece, Adıgecenin (ve RF'deki diğer yerel dillerin) yaşaması,çok zorlaşacaktır.Bu bellidir ve bu durum işbirlikçilerce de iyi bilinmelidir.Nitekim,kamu yaşamında ve yeterince eğitimde de kullanılmadığı için Kabartayca zayıflıyor,yerini kullanılan bir dil olan Rusçaya bırakıyor.Şaşmaz bir toplumsal süreç,bir doğa yasasıdır bu. KBC'ndeki ve kuşkusuz başka yerlerdeki durum,gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir konu.KBC,500 binin üzerinde toplu bir Adıge nüfusunun bir arada yaşadığı ve çoğunluğu (% 55) oluşturduğu 900 bin nüfuslu bir etnik yöre (region).Kabartayca,ayrıca Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'ndeki (KÇC) 5 resmi dilden biri,AC ve daha başka yerlerde de konuşulan yaygın bir dil (Kabartayca, Stavropol ve Krasnodar krayları ile Kuzey Osetya-Alaniya Cumhuriyeti'nde de konuşulur).Kabartaycayı bilenlerin sayısı (Kabartayca da konuşan Abazalar,vb ile birlikte ) en az 700 bin.Bu denli büyük bir dil,kendini koruyup geliştiremiyorsa, üstelik de geriliyorsa,ortada vahim bir durum var demektir. Geçmişte,Gorbaçov döneminde görüştüğüm saygıdeğer bir Kabartay dekan,"Üst yönetimce izin verilmesi durumunda,değil ilk ve orta öğretimi, üniversite eğitimini bile Kabartayca yapacak bir düzeydeyiz,Kabartayca bilimsel eğitim yapılacak düzeyde bir dil" demişti.Nereden nereye?.. Üstelik Kabardiya geleneksel olarak Rus dostu bir yöre,Dağıstan hanlıkları (1722) ve Abhazya (1810) gibi,gönüllü olarak,henüz oluşumu sırasında,yani çok erken bir tarihte (1557'de) Rusya'ya katılmış bir yer.Kabartay damadı İvan IV (İvan Grozni) ya da Türkçe adıyla Korkunç İvan (1530-1584) ilk Rus çarı.Tarihsel Rus-Kabartay ilişkileri onunla başladı ve Rusya'nın büyüme sürecine,Kabartay önderlerince etkili katkılarda bulunuldu ve bu ilişkiler Sovyetler dönemine değin sürdü.Şimdi, Rusya'ya gönüllü katılışın 450.yılı, KBC toprakları dışında,ayrıca KÇC ve AC yörelerinde de törenlerle kutlanacak.Ama kutlamalar,tarihsel Çerkesya toprağı olan Krasnodar ve Stavropol kraylarını da kapsamayacak mı?Bilmiyoruz,ama kapsamaması durumunda kutlama eksik kalır,oraları da tarihsel Adıge toprağı,oralarda da bir yerli nüfus olarak hala Adıgeler yaşıyor:Özellikle Krasnodar'ın Soçi,Tuapse ve Uspensk rayonları ile Stavropol'un Kursk rayonunda.Bir de 450.yılı vurgulayan genel bir Adıge tarihinin yazdırılacağı söyleniyor,yazdırılacak tarihin beş yöreyi kapsaması gerekirken,üç yöreyle mi yetinilecek?Diğer iki tarihsel Adıge yöresi,yani Krasnodar ve Stavropol krayları nereye konacak?Bunu da bilemiyoruz . Gönüllü olarak Rusya'ya katılmış yörelerde, tarihten gelme bir Rus sempatisi var,anılar yaşıyor,yaşatılıyor.Sözgelişi,Kabartay beylerinden Pşı Temrıko İdar'ın (İdar Temrıqo) kızı iken kilisede vaftiz edilip Ortodoks Hıristiyan yapılan ve Mariya adını alan,ikinci karısı olmak üzere,17 yaşında iken Korkunç İvan'a nikahlanan (1561) Goşevnay İdar (1544-1569),hala Rus sempatizanı Kabartaylar için bir övünç kaynağı.Mariya'cık,Korkunç İvan'dan Vasiliy adı verilen bir oğlan çocuğu doğurdu,ama ikisi de yaşama vakitsiz gözlerini yumdular;Mariya, öldüğünde henüz 25 yaşındaydı.Karayazgılı Mariya'nın Sovyetler döneminde dikilen Nalçik'teki anıt heykelinin yüzü ve sağ eli hala Moskova'yı işaret ediyor;kendi geleceği söndü ama,güleç yüzle gelecek orada,Rusya'da, diyor gibi hala,Kabartaylara Moskova'yı gösteriyor,oraya olan sempati ve bağlılığı simgeliyor.Ama bütün bunlar,tarihten gelme bu köklü dostluk ruhu,Kabartay dil ve kültürünü kurtarmaya yetmiyor;dil,şimdi Rus dilinin baskısı altında ezildikçe eziliyor ve yok olmanın eşiğine doğru ilerliyor. Herhalde şurasını hiç bilmiyoruz: Ulusların (ülkelerin) sürekli dostları ya da düşmanları yoktur,sadece çıkarları vardır.Bu bir Amerikan sözü.Bunu herhalde biz bilmiyoruz,ama Ruslar'ın bildiği kuşkusuz. Bilinçli değilsen seni önce kullanır,sonra da paçavra gibi bir köşeye atarlar.. Bu bakımdan,"Dostluk başka,alışveriş başka" misali,Kabartaycayı (ve kültürünü) kurtarma sırası şimdi bilinçli ya da bilinçlenmesi gerekli olan Kabartaylar'a kalmış.. Nitekim bazı sesler,yavaş yavaş da olsa yükselmeye başladı bile:Okullarda daha fazla Kabartayca dersi ve daha çok Kabartayca ders saati isteniyor.Yetersiz bir istek bu kuşkusuz, örneğin dili kamu yaşamında da kullanma talebi yok,ama yine de bir ilk adım,bu kadarına bile,sinyali hep yukarılardan almaya alışmış KBC Eğitim Bakanlığı kulaklarını tıkamış,sağır ve dilsiz,üç maymunları oynuyor.. Yakınmalar sıralanıyor:Ders programına yeni bir ders konduğunda,ilk akla gelen,ilk tekmeyi yiyen ve tırpan çekilen dil Adıgece oluyor. Kabartayca dersleri kırpıla kırpıla, sonunda kuşa döndü, kimi okulda tek derse,kimi okulda da iki derse düştü,deniyor .. Kabartayca ders saatleri de kimi okulda 2 saat,kimi okulda da, 3 ya da 4 saat. Üstelik bu ders saatleri öğrencinin yorulduğu ve ilgisinin iyice dağıldığı 6-7. saatlere atılmış,böylece Adıgece dersler ve bu dersleri okutan öğretmenler değerden düşürülmüş oluyor,müthiş bir zeka,harika bir program (Yani Türk öğrenci argo deyimiyle, Kabartayca dersler "dandik derslere", Kabartayca öğretmenleri de dilim varmıyor bilmem "ne öğretmene" dönüştürülmüş;oysa Türkiye'de, haftada 6 ders saati olarak okutulan Türkçe ve edebiyat derslerini başaramayan öğrenci direkt sınıfta kalıyor,onu öğretmenler kurulu bile kurtaramıyor.Anadili o denli önemli,ama KBC'nde değil). Peki,bu durumda birşeyler olsun yapılamaz mı? Buna ilişkin öneriler de,özetle şöyle: Adıgece konuşma saatleri yaratılmalı,iyi bir eğitim programı,vb hazırlanmalı,ders kitapları da Adıgeceye çevrilmeli ve okutulmalı, deniyor.Çok yerinde ve çok güzel öneriler bunlar,ama yine yetersiz.Peki,yetersiz de olsa,RF hukuk mevzuatı,böyle bir anadili yanlısı düzenlemeye onay verir mi?Ya da bunları yapacak bir irade,bir erk KBC'nde kalmış mıdır?Bunu da "bilemiyoruz".. Devam edelim:Anaokullarında,3-4 yaş çocukları için ders saatleri 20 dakika,5-6 yaş grupu için 25 dakika,6-7 yaşlar grupu için de 30 dakika imiş.Bu ölçüler içinde çocuklara haftada 2 ders saati tutarında Adıgece (Kabartayca konuşma) dersi veriliyormuş.Ama herhangi bir dilin bir çocuğa öğretilmesi için haftada en az üç ders saati gerekiyor,bu bir bilimsel saptama.Dahası var,Adıgece gibi 60'tan çok sesi bulunan (çoğu dillerin iki katı ya da üzeri tutarında sesi olan) bir dil için 3 saat de yeterli değil,daha fazla ders saati,ayrıca çocukla hergün anadilinde konuşmak gerekir, deniyor.Ama,gereken zorunlu sürenin yarısına bile ulaşılmamış..Dolayısıyla anadili lodos yemiş sulu kar gibi eridikçe eriyor... Çünkü, az konuşulan dilller eriyen sulu kar gibi hızla yok oluyor ya da (işlenmeyen demir pas tutar,misali) güçsüzleşiyor,bir süre sonra da (çürümüş eski binaların ansızın çöküvermesi gibi) sessizce ve birdenbire sönüp gidiyor.Bu da bir bilimsel saptama,yani şaşmaz bir doğa kuralı.Vıbıhça ve 12 Mart 1971 askeri müdahalesi sırasında,ölümcül darbeler de indirilerek söndürülmüş olan bir dizi küçük dil örneği de ortada (Bu olaylara da kimse değinmiyor). Ek olarak,en önemli öğrenme yaşları olan 2-5 yaşları arasındaki çocuklarla hergün mutlaka Adıgece konuşulması gerekiyor,ama konuşulamıyor, deniyor.Yani çocuklarına yeterli bir anadili konuşma olanağını sağlayamayan bir 'devlet',ki ilginç mi ilginç. Bir bölüm öğretmen de,şunu öneriyor:ilkokul eğitiminde (1-4.sınıflar), daha önceleri (herhalde Lenin ve Gorbaçov dönemlerinde) olduğu gibi,yeniden Adıgeceye dönülsün..Bu da eksik,ama yine de olumlu bir öneri; yetki sorunu var yine;yetki kimde,KBC'nde mi,yukarısı buna izin verir mi?Sözü edilmiyor.Ayrıca radyo-televizyon ve gazetelerin anadilini desteklemesi isteniyor.Ama radyo ve televizyonlar,"dinleyici öyle istiyor!" diyerek sık sık sundukları Rusça şarkılara ara verip konuya eğilebilecekler mi?. Görüldüğü gibi durum hiç de iç açıcı değil,köklü bir değişiklik ve anadiline yeniden köklü bir dönüş yapılması gerekiyor,yoksa Adıgecenin sonu Vıbıhçanın sonu gibi karanlık.Bunun için fazla bir zaman da gerekmiyor. Anadilinin çaptan düştüğü ve hurdaya çıktığı bir yerde,globalizm (küreselleşme) çağında,ulusal kültür de yaşayamaz.Hepsi bir süreç sorunu. Çağımızda,daha önceleri yüzyıllar boyu süren süreçler,teknoloji (globalizm) çağında artık on yıllara sığar olmuştur,yani asimilasyon için gerekli süre daralmıştır,konu ihmale gelmeyecek denli ciddileşmiştir.Ortada kıran kırana bir yarışma var,yarışmanın kaplumbağası, zayıf tarafı da Adıgeler.Çünkü Adıgeler pasif,çekingen,ürkek,zavallı,kendine yabancılaştırılmış,sesini çıkarmıyor,boynunu kendi boyunduruğa uzatıyor...Bu bakımdan tüm yurtseverlere yeni görevler düşüyor:Demokrasi içinde kişilikli ve onurlu bir yaşam mı ya da Vıbıhça gibi eriyip gitmek mi? Seçim Kabartay halkına,dahası bütün demokratik güçlere ve onların bilinçli bireylerine kalmış bir şey.. Bu arada haftada seçmeli 2 ya da 3- 4 ders saati ile yetinilen bir yerde,bir yarışma ortamında,anadilinde yazılmış kitap ve gazeteler kitlesel olarak okunur mu?Sanmıyoruz.Bunları kimselerin okumayacağı, ilgi de duymayacağı bilinmelidir.Kendi kendimizi aldatmayalım,haftada 2 saat iğreti bir Kabartayca eğitim verilen bir yerde anadili,günümüz koşullarında,artık yaşayamaz. Öğrencilerin ne kadarının haftada 2 saat okuduğu da belli değil. Bilemiyoruz.Yani durum vahim.Örneğin,1992'deki Kafkasya ziyaretim sırasında Adıge dilinde gazete ve kitap okuyan ya da Adıgece şarkı söyleyen tek bir çocuk bile göremedim.Rus öğrenciler dolu dolu ve kendine güvenli,Adıge öğrenciler ezik,masum,ürkek.Bir üniversite öğrencisine sormuştum,"Adıgece kitap okuyan,şarkı söyleyen çok çocuk var mı?" diye;o da başıyla "Yok" yanıtını vermişti.Ama gidin Urfa'ya,gidin Diyarbakır'a,aralıksız baskılara karşın,sokaktan ve evlerden yükselen Arapça ya da Kürtçe şarkılardan geçilmiyor.Her yer Kürtçe ve Arapça.Kürt sanatçı toplulukları ve uydu yayınları da canlı mı canlı.Hepsinin evinde uydu yayını var.Bizse öldük,ama cenazemizi kaldıran yok.. Çok sayıda uzman ve eğitimcinin katıldığı anlaşılan toplantıda söylenenlerden ilgimizi çeken bazı noktaları,işte böyle değerlendirebiliriz. II ADIGECE EĞİTİMİN ŞİMDİKİ HAZİN DURUMU RF üyeleri olan KBC,KÇC, AC ile diğer cumhuriyetlerdeki uygulamalar,tek bir biçim olan federal eğitim yasasına göre düzenleniyorlar.Fark, yörelere özgü derslerde görülüyor,her bir bölge (region) kendine özgü dersleri (dil,tarih,vb gibi) seçmeli ders olarak okutuyor.RF bütününde resmi dil Rusça.Rusça, cumhuriyetlerde de geçerli üst resmi dil;ama cumhuriyetlerin dilleri de,Rusça yanında resmi dil yapılabiliyor. RF,ilkin 89 federal birimden (region) oluşmuştu,89 birimin 10’u özerk okrug idi.Rusça dışındaki resmi dil sayısı da 38 idi.Özerk okrugların kaldırılmaları süreci sürdüğünden,federal birim sayısı 1 Mart 2008’de 83'e düştü,özerk okrugların tümünün kaldrılmaları sözkonusu.Bu arada,2006 yılı ve öncesinde,AC'nin ve bazı başka cumhuriyetlerin de (Karaçay-Çerkes, Altay, vb) kaldırılmaları planlanmıştı (bk.Russia, Wikipedia). Bu ve benzeri nedenlerle RF'ye karşı dışarıda büyük bir güven eksikliği vardır.Stalin dönemi terör ve yıldırmaları da buna eklendiğinde, güvensizlik ve kuşkular daha da artmaktadır.Bütün bunların düzeltilmesi ve RF'nin daha güvenilir bir ülke yapılması işi,kuşkusuz RF yöneticilerine kalmış bir şeydir.Örneğin,dil ve eğitim gibi konularda bile,anlaşılmaz bir çekingenlik ve konuşma isteksizliği vardır.Bu da kuşkuları artırmakta ve güveni iyice azaltmaktadır.En basit konularda bile,çoğu kişi ya bilgisizdir ya da üç maymunları oynamak istemektedir,ki ikisi de iyi değildir ve kuşkuları daha da arttırmaktadır. Durum hiç de iyi değildir.Federalizmi ve özerkliği tanımlayan ana gösterge,cumhuriyet ya da eyalet (kray,oblast) başkanının (valinin) halkın seçimiyle belirlenmesidir.Oysa statü,RF'de atamaya dönüştürülmüştür. RF'de,şu anda, Rusça dışı dillerde verilen eğitim dilleri statüleri ,ders sayıları ve ders saati süreleri de,sözgelişi İspanya'daki Bask Özerk Bölgesi ya da Irak'taki Kürt Özerk Bölgesi’ne göre çok düşük bir düzeyde. RF'de dersler,“Zorunlu dersler” ve “Seçmeli dersler” diye ikiye ayrılıyor.Zorunlu dersler bütün okullarda okutulması zorunlu olan derslerdir. Seçmeli dersler ise,isteğe bağlı olarak okutulan derslerdir.Regionlara özgü olarak okutulan dersler de seçmeli dersler kategorisine girmektedir.RF’de oldukça karışık bir eğitim sistemi yürürlüktedir.Bu da çokuluslu bir 'federal' yapıda doğaldır.Regiona özgü seçmeli dersler içinde anadili ve edebiyat dersleri ,o yerin yerel dilinde okutulmaktadır. Örneğin,AC'nde,yöreye özgü seçmeli ders sayısı,ad olarak 4'tür (bk.AC Devlet Başkanı Aslan Thak'uşın'ın açıklaması,Jineps,sayı 20,s.7).Bu dört ders içinde "Adıgece" ve "Adıge edebiyatı" dersleri Adıgece (ilkokulda Adıgece,ortaöğretimde de Adıge edebiyatı dersi adını alır), "Adıgey tarihi" ve "etnografya" dersleri ise,Rusça olarak okutulmaktadır.Adıgece dersleri,tıpkı yabancı dil (İngilizce) dersleri gibi,ders konusu Rusça anlatılarak işlenmektedir.Okullardaki yazışma,ders ve konuşma (idare) dili,tüm resmi dairelerde olduğu gibi Rusçadır. Anadili,kray ya da oblast okullarında,seçmeli ders biçiminde, haftada 1 ya da 2 ders saati iken,cumhuriyet okullarında,bunun iki katına kadar çıkabilmekte,sınıfına göre de 4 saate kadar okutulabilmektedir.Böylece Adıgece toplam ders saati tutarı, yörelere,okuluna ve sınıfına göre 1,2,3 ve 4 ders saati biçimlerinde değişebiliyor.Ders saati tutarı Krasnodar Kray’daki Şapsığ (Soçi ve Tuapse rayonu) ve Adıge (Uspensk rayonu) okullarında haftada 1 ile 2 ders saati,cumhuriyetlerde de 2 ile 4 ders saati arasında değişmektedir. On yılı aşkın bir süreden beri uygulanan böylesine bir eğitim sisteminde,yerel yönetimin bir kararıyla, Adıgece ders sayısı ve ders saatleri tutarı artırabilir mi ya da bunu sağlayacak bir müfredat değişikliği yapılabilir mi?Örneğin,eskiden olduğu gibi temel dersleri kapsayan Adıgece bir okul eğitimi verilebilir mi ? RF hukuk sistemi buna izin verir mi?AC'ndeki 2006 tarihli "eğitim yasası" girişimi ve yasa iptali,farklı bir kategoriye giriyor olsa da,yine de mide bulandırıcı.Adıgecenin ve diğer yerel dillerin,daha fazla sayıda seçmeli dersler biçiminde okutulabilmesinin yasalara aykırı olmadığı yeni yeni söyleniyor,ama girişim eksikliği görülüyor,nedeni ise söylenmiyor (Sözgelişi KBC’nde anadili yanlısı yeni bir adımın atıldığı söyleniyor). Yeni ve etkili önlemler alınmadığı takdirde,anadilinin iyice etkisizleşeceği ve giderek de söneceği belli.Bu arada genç kuşaklar büyük ölçüde asimile edilmiş ve kendine yabancılaştırılmış durumda. Nitekim,Adıge nüfus çoğunluğu bulunan Nalçik’te (275 bin n.) bile Adıgece konuşulan bir dil olmaktan çıkmış,yerini tamaman Rusçaya bırakmış durumda (Jineps,sayı 24;ayrıca bk."Kuzey Kafkasya’da ana dillerinin geleceği kaygılara neden oluyor",internet).Çünkü Kabartayca, artık kullanılan değil,kenara itilmiş bir dil. Eskiden köy toplantı ve düğünlerinde,köleler ve yoksul köylüler (aşağı tabaka) kastedilerek,"Herkes yerini bilsin!" (Хэти ич1ып1э ерэш1эжь!) denilir,soylular baş köşelere çağrılır,sonra sıra varlıklı köylülere gelir,köleler ise kapı dışarı edilir ya da en arkalara itilirdi.Şimdi buna benzer bir durum var ve Rusça baş köşeye kurulmuş durumda. 2006'da,AC Devlet Başkanı Hazret Ş'ovmen'nin bireysel bir müdahalesiyle, AC Devlet Meclisi-Khase,yeni bir eğitim yasası kabul ederek,bütün Adıge öğrencilerin zorunlu bir ders olarak Adıgece okumaları sağlanmıştı (S.Peneşü,Uyanma Vaktidir,Jineps,sayı 20,s.4).Ama bu girişim,"Adıgecenin zorunlu bir eğitim dili yapılamayacağı,ama yapıldığı,bunun RF Anayasası'na ve 'insan haklarına aykırı' olduğu" gibisine bir gerekçeyle ve yargı yoluyla durdurulmuştu.İptal edilen,ama yine de bir eğitim yılı süresince uygulanan bu yasa sayesinde,Adıge öğrenciler anadiliyle bir araya gelme özgürlüğünü yaşamış,izleri belki de 70 yıl sürebilecek bir süreç açılmış oldu (Bu girişim Adıge Ulusu içinde Hazret Ş'ovmen ve Khase'de olumlu oy kullananlar gibi yürekli ve özverili evlatların tükenmemiş olduğunu da kanıtlıyordu). Girişim ve girişimin durdurulması,beraberinde RF'de bir diller sorunu bulunduğu ve bağlı cumhuriyetlerin bazılarının anayasalarında yazılı olan "egemenlik" sözcüğünün bir süsten başka birşey olmadığı gerçeğini de gün yüzüne çıkarmıştı:Sözgelişi "egemen" Adıgey Cumhuriyeti kendi bir resmi dilini,o dili konuşmakta olan insanlarına (Adıgelere) okutma yetkisine bile sahip değildi.Toplantıda böylesine olgulara değinilmiş midir?Bilemiyoruz.Böylece,RF'nin ulusal yerel birimlerinde (komponent), dengesiz, federalizmin ruhuna ters düşen bir eşitsizlik ve ayırımcılık durumu bulunduğu gerçeği de ortaya çıkmıştır.Demokratik,özellikle de federatif bir devlette böylesine eşitsizliklerin bulunmaması, yörelere daha fazla öncelik özgürlüğü sağlayan bir düzenleme yapılması gerekir. İsviçre’de 26 kanton (eyalet) ve 4 resmi dil (Alman,Fransız,İtalyan ve Romanş dili) vardır.Hiçbir İsviçre topluluğu yüzyıllardır kaygı içinde değildir.Çünkü tam bir eşitlik ve karşılıklı saygı anlayışı vardır,"büyük birader anlayışı" ise yoktur.İsviçreli bir öğrenci,kendi anadilinin dışında, ikinci bir İsviçre dilini de okumak zorundadır.Bu uygulama sayesinde bir İsviçreli,en az iki dil konuşur.Örneğin, İtalyanca konuşan Ticino kantonunda bir öğrenci,anadili İtalyanca dışında ikinci bir İsviçre dilini ya da üç dil (Alman,İtalyan ve Romanş) konuşan Graubünden kantonunda Romanşça okuyan bir öğrenci İtalyanca ya da Almanca gibi ikinci bir İsviçre dilini de okumak zorundadır ve bu durum RF’de olduğu gibi “Anayasaya ve İnsan haklarına aykırı” bir durum olarak görülmemektedir.Bu da RF'de demokratik değerlerin henüz tam oluşmamış olduğunu göstermektedir. Bir demokratik örnek de Kanada’dan:Bu son yıllarda bir yasayla bütün Kanada yerli (Kızılderili ve Eskimo) dilleri koruma altına alınmış,bu toplulukların her birinin kendi “ulusal konsey"lerini (national council) kurmaları sağlanmıştır.Böylece konuşanı 10 kişi kalmış olan Han dili (bk.Han language,internet) bile tanınmış,bu dil uzman desteğiyle ve yaşlılardan yararlanılarak,okullarda okutulmaya ve genç Hanlara yeniden öğretilmeye başlanmıştır.Bakanlık,sadece yerli ulusal konseylerin onayladığı uzman eğitimcileri yerli okullarına göndermektedir,yani RF'deki gibi yerel görevlilerin peşinde dolanan ve kuşku uyandıran Rus görevliler gibileri oralarda yoktur,yurttaşa güven esası vardır ve yönetim yerlileri "ötekiler" olarak ayırmıyor ve herkesi bir tutuyor.Kanada’da şimdiden yerli bölgeleri oluşturulmuş olup (Nunavut,Nunavik,Northwest Territories,Nunatsiavut,bk.internet),yerli dillere bölgesel resmi dil statüleri verilmektedir. RF’deki uygulama ise,Abadzeh’in Şapsığ'a tanrı tavuğu (thaçet) yakınması fıkrasını anımsatıcı nitelikte:Abadzeh (Абдзах), “А тхьар бо тхьа хъурназ,ежь ичэтхэр инэу къигъаш1и,тэ тичэтхэр жъые къигъэнагъ” (O Tanrı çok kurnaz bir Tanrı,kendisi için iri tavuk yaratmış,ama bizim tavukları küçük bırakmış) diye yakınıyormuş.Şapsığların “ketı” dediği tavuğa Abadzehler “çetı”,Şapsığların “kurkur” dediği “hindiye” de Abadzehler “thaçet/тхьачэт” (tanrı tavuğu) diyorlar.RF’deki durum da bu:Rusça “hindi”,diğerleri “tavuk”,daha doğrusu “ispenç tavuğu”,"minik serçe".Rusya'da herkes Rusça okumak zorunda,ama diğer resmi dilleri kimse okumak zorunda değil. Eşitsizliği daha yakından görelim:AC Anayasası'na göre (ötekiler de benzeridir),"bir öğrenci eğitim dili olarak iki resmi dilden (Rusça,Adıgece) birini özgürce seçebilir",deniyor.Ama,Adıgece eğitimin kolu kanadı kırılmış ve tek bir dersle sınırlanmış.Bırakın Adıge olmayanı,Adıge kökenli bir öğrenci bile,şayet o okulda Rus sınıfı varsa (ki,çoğunca vardır),Rus sınıfına yazılıp Adıgece okumaktan “kurtulabiliyor”. Adıgece okuyan bir öğrenci Adıgece dersinden başarısız ise,Rus sınıfına yatay geçiş yapıp sorumluluktan kurtuluyor ve bir üst sınıfa devam edebiliyor (Tam bir "Ali Cengiz Oyunu").Adıgeceyi seçen bir öğrenci 12 dersin en çok bir dersini Adıgece,bir dersini İngilizce,10 dersini de Rusça okurken;Rusçayı seçen bir öğrenci,12 dersin,bir dersini İngilizce,11 dersini Rusça okuyor.Sözkonusu toplantıda eşitlik anlayışına ters düşen bu gibi durumlara değinilmiş midir?Ders kitaplarının Adıgeceye çevrilip okutulmasının istendiğini biliyoruz,yani kaçamak da olsa,durum biliniyor olmalı.Ama,tanı (teşhis) olmadan iyileştirme (tedavi) olamayacağı da bilinmeli. Yerel resmi diller,kendi devletlerinde (dahası RF desteğindeki -de facto bağımsız devletler olan - Abhazya ve Güney Osetya’da da),kamu yaşamında (yasama,yürütme ve yargı alanında) kullanılmıyorlar, buralarda sadece Rusça kullanılıyor.Aslında kullanılmalarında görünürde bir yasal sakınca yok.Demokratik hedef ise,yerel dilleri desteklemek ve onları kamu yaşamında da kullanılan diller haline getirmek olmalıdır.Demokrasi ve cumhuriyetler bunun için vardır ve böylesine bir RF daha sağlıklı olacaktır. Kamu yaşamında sadece Rusçanın kullanılması, yerel dilleri önemsizleştiren ve etkisizleştiren ana etken.Öğrenci velisi,"Bir yararı,bir getirisi yoksa,yani geçerli bir dil değilse,öğrenci Adıgeceyi niye öğrensin ki?" diyor.Kendi açısından haklı.Örneğin, AC Devlet Meclisi-Khase'de (Хасэ) 17 yıldan,yani cumhuriyetin kurulduğu ilk günden bu yana,bir kez olsun,hiçbir oturumda Adıgecenin konuşulduğu,bir ilk yapıldığı,Adıgece bir tutanak olsun tutulduğu görülmüş ya da duyulmuş değil."Gerekçesi" de hazır:"Herkes Rusça biliyor". Öyleyse ulusal dil ve cumhuriyete ne gerek var?Bu mantıkla gidilecek olursa, Adıgece ve AC için, "fuzuli bir dil,fuzuli bir cumhuriyet" diyerek kampanyalar açan Slaviyanlar Birliği'ni kınamaya kalkışmak,biraz da "ayıp" kaçmıyor mu?.. Böylesine bir politikayla RF'nin ve Rusluğun kazanabileceği olumlu bir şey olabileceğini sanmıyoruz.. III GEÇMİŞTEKİ İYİ VE KÖTÜ UYGULAMALAR Rusya'da, Rusça dışındaki dillerin politik tarihçesini de şöylesine özetleyebiliriz: Rusya'da, kuşkusuz,dünyada örneği bulunmayan Türkiye'deki dil yasağı gibisine kendine özgü bir uygulama örneği görülmemiştir,ama dillere yönelik sistemli baskılar da eksik olmamıştır.Bu tür baskılar Çarlık dönemi sonrasında,Sovyetler Birliği döneminde de sürmüştür.Örneğin Gorbaçov, Sovyetler dönemine ilişkin olarak, "Halklara ve dillerine emperyalist baskılar yapıldı" diyerek, bu durumu dürüstçe itiraf etmişti. Çarlık Rusyası'nın son döneminde anadili,bugünküne benzer bir biçimde,göstermelik de olsa, devlet okullarında isteğe bağlı bir seçmeli ders olarak okutulabiliyordu. Ekim devriminden sonraki kısacık Lenin döneminde (Adıgeler açısından 1920-24 yılları arası),Rusça dışındaki dillere değer verilmeye başlanmıştı. Lenin (1870-1924),devrim karşısındaki en büyük tehlikenin Büyük Rus ulus milliyetçiliği,yani başka ulusal toplulukları baskı altına alacak olan bir Büyük Rusya istemek olduğunu söylemiş,Rus milliyetçiliğine karşı bilinçli ve etkili bir savaş açmıştı.Sözgelişi o zamanki Adıge Özerk Oblastı'nda (AÖO) Adıgeceye verilen önemi, büyük Adıge yazarı Tembot K'eraş'ın (1902-1988) "Nasıpım yığogu" (Mutluluk Yolu) adlı romanından da izleyebiliriz:Bir Adıge köyünde,1923'te bir anma töreninde kullanılacak olan bezden dövizin üzerine,Rusçası yanında, Adıgecesinin de yazılması gerekiyordu,o zamanlar Adıgece Arap harfleri ile yazılıyordu,ama köyde Arap harfleriyle olsun,Rusça olsun okuma yazma bilen yoktu,sonunda Kur'an harflerini şöyle böyle sökebilen yaşlı biri bulundu ve onun yardımıyla bu iş,derme çatma da olsa başarıldı (O zamanlar bir il yönetimine –kray’a- bağlı daha küçük bir yönetim birimi,bir "sancak " olan AÖO'nda topu topuna 50 bin Adıge yaşıyordu)."Aman ne gerek var,koca köyde okuma yazma bilen mi var ki?" demeyi kimse göze alamamıştı,çünkü felç olmuş yatıyor da olsa Lenin henüz sağdı. Lenin'den sonra yetkiler Stalin'de toplandı,yerel diller kentlerden kovulup kenara,köylere itildiler.Örneğin Gorbaçov öncesinde Adıgey başkenti Maykop'ta Adıgecenin okutulduğu tek bir okul bile yoktu (S. Peneşü,Uyanma Vaktidir,Jineps,sayı 20,s.4) .Sonunda da,Lenin'in korktuğu şey gerçekleşti, Rus milliyetçiliği Lenin'den sonra yeniden hortladı,sonuç olarak da, "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olundu" ve koca SSCB batırıldı,on milyonlara ulaşan bir Rus nüfus Rusya dışında kaldı.Aynı milliyetçi hastalık Osmanlı Devleti'nin de sonunu getirmişti. M.Gorbaçov döneminin (1985-1991) getirdiği özgürleşme ile birlikte,sönmeye yüz tutmuş olan bölge (komponent) dilleri yeniden canlanmaya başlamışlardı.Örneğin,AC'nde 1991'de, matematik dersi de dahil birçok ders Adıgece olarak okutuluyordu.Ama izleyen Boris Yeltsin döneminde anadiline yeniden tırpan çekildi,anadili eğitimi,yukarıda da değinildiği gibi, tek bir seçmeli derse ,haftalık olarak da toplam 1- 2 (oblast ve kraylarda) ya da 2-3-4 saate (cumhuriyetlerde) düşürüldü. EĞİTİM ALANINDA HERHANGİ BİR İYİLEŞTİRME YAPILAMAZ MI? Adıgecenin kullanımının bir biçimde genişletilmesinde,kuşkusuz yerel yönetimlerin yapacağı şeyler de olmalıdır.RF’de,önceleri Rusça dışında, tanınmış irili ufaklı 38 resmi dil vardı.Şimdi okrug dillerinin tasfiyesi süreci yaşanıyor.Adıgece (AC),Abazaca (KÇC),Nogayca (KÇC ve Dağıstan),Kabartay-Çerkesçe (KBC ve KÇC) ve Karaçay-Balkarca da (KÇC ve KBC) bu resmi dillerden.Dağıstan'da 14 resmi dil var.Dil çokluğu,ama bu dilleri konuşan her bir topluluğun sayısal azlığı (2002’de Çeçenler 1.360.000,Avarlar 815 bin,Kabartay-Çerkesler 580 bin,Karaçay-Balkarlar 300 bin,AC Adıgeleri ve Şapsığlar 140 bin iken,Abazalar 38 bin,Rutul 30 bin,Agul 28 bin,Tsahur 10 bin dolayında idi),bütün bunlar (Kuzey Kafkasya'da 20,Rusça ve Azerice dışında ise,18 resmi ya da tanınmış dil vardır),bir yönüyle bir zenginlik oluştururken,bir yönüyle de,kuşkusuz bir “yük”,pazar (kitle) darlığı ve bazı zorluklar da yaratmaktadır.Ama hedeflenen şey ,demokrasi ve barış ise,bütün bu dil ve kültürleri desteklemekten başka bir çıkar yol da yoktur,bu bir mikro-milliyetçilik değildir,insanlık mirasına saygı ve kültüre katkı,aynı zamanda da bir yaşam hakkıdır (Aslında mikro milliyetçilik de tartışılabilir).Bu iş,öyle sanıldığı kadar maddi bir yük ya da para gerektirmez,bazan da getirisi götürüsünden fazla olabilecek bir şeydir.Ayrıca bazı şeyler parayla da ölçülmez. Örneğin Kanada 10 (on) kişinin konuştuğu yerli Han dilini bölgesel dil olarak tanımış ve koruma altına almıştır (Canada,Han language, Wikipedia). Uluslararası barış,demokrasi ve insanlık kültürü açısından, bütün yeryüzü dillerinin (7 bin) ayrımsız korunmaları ve yaşatılmaları gerekir.Bunun için RF'de de Rusçayı dengeleyen,yerel dilleri koruyan,İsviçre'deki gibi tam bir eşitlik getiren ve halkların varlığını güvence altına alan yeni bir düzenlemeye gerek vardır.Aksi takdirde RF bir diller mezarlığına ve monoton (ruhsuz) bir ülkeye dönüşebilecek ve kendi kendisine zarar vermiş olacaktır. İnsanlığın binlerce yılda yarattığı her türlü birikim,geçmişin kötü kalıntıları olan ırkçı ve yayılmacı görüşler dışlanarak,koruma altına alınmalıdır.Aklı başında Rus devlet adamlarının, bu gerçeği görmeleri gerekir. Aynı gerekler Türk ve Arap ülkeleri için de aynen ve çok daha fazlasıyla geçerlidir. Peki böylesine negatif bir ortamda hiç bir iyi adım atılamaz mı? Kuşkusuz,yerel yönetimlerce çok şey yapılabilir.RF ve bağlı cumhuriyetler anayasaları "Şu şu dersler Rusça,şu şu dersler de başka dillerde okutulabilir" diye bir ayırım yapmıyor (Ama Çarlık ve Sovyet dönemlerinden kalma ırkçı izlerin halen var olduğu da bilinmelidir).AC Anayasası,”Öğrenci öğrenim dilini özgürce seçme hakkına sahiptir”,diyor.Buna göre,bir Adıge okulunda Rusça ve İngilizce dersleri dışındaki bütün dersler Adıgece okutulabilir.Yani,zorunlu tutulmadıkça,cumhuriyetlerde temel derslerin Adıgece ya da Rusça dışındaki bir dilde okutulmasını engelleyici bir yasa hükmü yok.Nitekim,Kabardey-Balkarya'nın bu yolda olumlu bir girişimi başlattığı,20 kadar okulun birinci sınıflarında,temel derslerin Kabardeyce ve Balkarca okutulduğu söylenmektedir. Bu arada,Türkiye'deki Halk Eğitim Merkezleri gibi,RF'de de, yaygın eğitim veren merkezler bulunuyor olmalıdır.Örneğin okullarda Adıgece müzik dersi müfredattan kaldırılmış,Rus müziği öğretiliyor.O halde Adıgece müzik eğitimi için özel ya da resmi kurslar açılabilir,müzik kursiyerleri desteklenebilir.Müzik, dil kadar önemli ve stratejik bir olgu.Müziksiz bir ulus yaşayamaz.Halk isterse,çok şey başarılabilir.Örneğin jandarma dayağı ve hapis cezalarına karşın,çoğu Türkiye Adıge köyleri camilerinde Kur'an eğitimi,Adıgece mevlit ve sabahları Arapça ezan okunması durumları yıllarca,1950 yılına değin sürmüştü ve halen de sürmektedir. Cumhuriyetlerde artık yeni Adıge müzisyenler yetişmiyor,yetişmiş olanlar da korunmuyor,aşağılanıyor,meydan Rus şarkılarına açılıyor.Bunların hepsi gizli Ruslaştırma programının parçaları.Adıge müziği can çekişiyor,çocuklar yoz,boş.Durum içler acısı,yönetimler tınmıyor.Adıge yönetimleri bütün bunları,tıpkı 155.400 Rus'un,1989-2003 yılları arasında gizlice ve sessizce AC'ne yerleştirilmesi olayında olduğu gibi,gizlemeye ve örtbas etmeye çalışıyorlar. Birçok dönüşçü sessiz,gerçekleri açıklamıyor.Düzinelerle Rus kanalı yetmiyormuş gibi, Adıge radyo ve televizyonları Adıgeceyi ve öteki resmi dilleri iteleyip Rus müziği ve Rus şarkıları çalıyor, Ruslaştırma programına çanak tutuyorlar;artık ciddi biçimde etnik müziğe dönülmesi ve kaliteye değer verilmesi gerekiyor.Düğün ve toplantılarda etnik müzik ve şarkılar desteklenmeli.Adıge müziği ve müzisyeni (kuşkusuz diğer ulusal müzikler de) yerel devletlerce hemen koruma altına alınmalıdır. Anaokullarında çocukların daha fazla anadili eğitimi almaları için yasal yollar zorlanmalı,Adıge görevlilerin peşinde dolanıp duran Rus görevliler sorunu da çözülmeli,böylece korku duvarları aşılmalıdır.Ulusal (iç) işlere olumsuz anlamda başkaları karıştırılmamalıdır.Adıgeler Türkiye'de,önceleri her gelen yabancıyı içlerine almıyor ve işlerine karıştırmıyorlardı.Ne zaman ki,bu espri ortadan kalktı ve onun yerini kişisel çıkar önceliği aldı,asimilasyon da hızlandı.Çünkü çağa uygun,modern bir alternatif getirilemedi,ortam bilinçsiz ve geri kişilere terk edildi.Bu espri çağdaş anlamda yorumlanmalı ve geciktirilmeden koruyucu önlemler alınmalıdır.Bu bir özsavunmadır. Örneğin Kanada'da yerli toplulukların her birinin kendi resmi "ulusal konsey"lerini (national council) kurmaları sağlanmıştır.Kanada Hükümeti konseylerin olurunu almayan hiçbir kararı uygulamaya koymamaktadır,ilgili yasa böyledir.RF'de Rus öğrencisi bulunmayan okullarda,Rus sınıfları açma gibisine kraldan çok kralcı politikalara artık bir son verilmeli,Rus öğrencinin de o yerin dilini öğrenmesi desteklenmelidir. En başta Rusça,Adıgece gibi tehdit altında olan bir dil değildir.Rusçayı ister istemez herkes öğreniyor ve öğrenmeye de devam edecek.Çünkü Rusça genel bir resmi dil. Gorbaçov döneminde, Ruslar'dan, bulundukları yerin dilini de öğrenmeleri ve o yerin özelliklerine saygılı olmaları isteniyordu.Dahası bütün ulusal bölgelerin bile birer birlik cumhuriyeti yapılmaları tasarlanmıştı.Demokrasiye, eşitliğe ve halklara böylesine değer verilmeye başlanmıştı.Çünkü gelişmeler bunun gerekliliğini öğretmişti.AC ve KÇC de (ayrıca Hakas ve Altay cumhuriyetleri de) bu demokratikleşme sürecinin ürünleri olarak doğmuşlardı (3 Temmuz 1991).Ama geç kalınmış,Ağustos 1991 tutucu (şoven) darbe girişimi sonucu, demokratikleşme süreci kesintiye uğramış,Sovyetler Birliği de dağılmıştı. IV ASİMİLASYONA KARŞI NE YAPILABİLİR? Sovyetler döneminde küçük ulus dillerinin büyüğün,yani Rusçanın içinde eritilmesi biçiminde,sessiz,ama çok ciddi bir Ruslaştırma politikası uygulanıyordu.Bunun bir gereği olarak da Rus dili,kültürü ve Rusluk yüceltiliyor,kurtarıcı büyük biraderin Rus ulusu olduğu propaganda ediliyordu (bunların tümü faşist görüş ve uygulamalardı). Sonuç olarak da,ulusal okullar kapatılıyor,anadilleri resmi düzeyde olmasa da,alt düzeylerde aşağılanıyor (tavşana kaç,tazıya tut politikası),konuşanlar da yer yer dövülebiliyordu.Rus birinci sınıf insandı,birinci sınıfa terfi etmek,rahatlamak demekti.Artık Rus görünmek,Rus olmayanlar için erişilmesi gerekli bir "hedef" haline getirilmişti.Anadilleri ve ulusal geleneklere "gerici" yaftası yapıştırılıyor,yönetim yeteneksiz (kukla) ellere devrediliyordu. Osmanlı yönetimi de,gerekli gördüğü etnik yöreleri,önce din ve geleneğinden koparıyor,papazları etkisizleştiriyor,oraya çok sayıda Müslüman din adamı yolluyor, önce halkı baskı,evlilik ve diğer teşviklerle Müslümanlaştırıyor,koyu dindar bir hale getiriyor, ardından sıra Türkleşmeye geliyordu.Örneğin Osmanlıların Çerkesya'da görevlendirdiği Anapa Muhafızı Ferah Ali Paşa'nın uygulamaları da Müslümanlaştırma biçiminde başlatılmıştı.Ama Türkmen ve Yörük gibi yerli Türkler'in içki içmelerine,içkili düğün ve eğlenceler düzenlemelerine kimse dönüp bakmıyordu.Bu gibi şeytani konular da iyi incelenmelidir. Bu tür bir atmosfer içinde anadilinden ve etnik kimlikten kaçışın hızlanması ve insanların giderek robotlaşması (kendine yabancılaşması,onursuzlaşması ve duyarsızlaşması) çok doğaldır.Stalin ve izleyen dönemde,özellikle kentlere öncelik verilmek ve yoğunlaştırılmak üzere,din ve geleneklere savaş açılıyor,ulusal yapı tahrip ediliyor,çocuklar Müslümanlıktan uzaklaştırılıyor,sünnet geleneği yasaklanıyor,içki içmek ve domuz eti yemek özendiriliyor,kız ve erkek çocuklarına Hıristiyan Rus adları konuluyor ve Rusça konuşmaları yaygınlaştırılıyor,tek yanlı ya da boyun eğmiş bir uyum durumu (köleleştirilmiş bir entegrasyon) yaratılıyordu.Bütün bunların sosyalizm ve demokrasiyi kirletmek dışında da bir anlamı olamazdı.Bu tür olumsuz uygulamalar, zamanla, toplumca benimsenip yaygınlaşıyor ve kalıcılaşıyordu. Örneğin 1992'de adının "Rita" (Margarita) olduğunu söyleyen bir çocuklu genç bir Kabartay kadınına, "Ğuç'ıps" (Demir) gibi Adıgece adlar da bulunduğunu söylediğimde, "ey ba?" (Çirkin değil mi?) yanıtını almıştım.Tam bir yabancılaşma örneğiydi bu.Sonunda Svetlana,Nataşa, Natalya,İrina,Oksana,Boris,İvan, Feliks,Nikolay,Artur, vb gibi Hıristiyan Rus adları çoğaldıkça çoğalıyor,Adıge ya da Müslüman adlarının yerini alıyor ve giderek Mariya Grozni (İdar Goşevnay) < |