![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
ÖLÜMÜNÜN 137. YILDÖNÜMÜNDE İMAM ŞAMİL'İ ANMAK VE ANLAMAKOnu anmadan ve anlamadan Rus-Kafkas savaşlarını anlamak mümkün değildir. Ve onu anmadan ve anlamadan 19.Yüzyıl Kafkasya tarihini anlamayı denemek beyhudedir. Kafkasya tarihinde önemli bir yere ve şöhrete sahip olan İmam Şamil’in ölümünün 137. yıldönümünü idrak ediyoruz bu gün. Şamil, Dağıstan’ın Gimri köyünde 1797 yılında doğmuş ve yirmili yaşlardan itibaren ülkesinin özgürlük mücadelesine her yönü ile hizmet sunmaya çalışmıştır. 2 Ekim 1834 yılında, henüz 37 yaşında, İmamlığa seçilmiş, yani ülkesinin yönetimine getirilmiş ve hayatı boyunca özelde Dağıstan ve Çeçenistan’nın, genelde bütün Kafkasya’nın Ruslar tarafından işgaline karşı savaşmış, Kafkas tarihinde unutulmaz bir kahraman olarak yerini almıştır. İmam Şamil ve dönemi ile ilgili farklı değerlendirmeler yapılmakta, farklı görüşler ileri sürülmekte, hatta birbirine tamamen karşıt olan tezler ortaya kanmaktadır. Bazılarına göre Şamil’in mücadelesi beyhude bir mücadele olmuştur. Zira söz konusu tarih diliminde, büyük bir askeri güce ve her türlü mühimmata sahip olan Rusya ile mücadele etmek mümkün değildi. Bu durumu göremeyen Şamil, yanlış bir yol izlemiş ve yenilgisi ile Kafkasya’ya ve Kafkas Halklarına zarar vermiştir. Bu görüşü savunanlara göre, hiçbir halk güçlü bir düşman karşısında bağımsızlık savaşına girişmemeli, zira nasıl olsa yenilecektir. Hâlbuki tarih, bu görüşü yalanlayan örneklerle doludur. Yine Şamil’in Müslüman kimliğini dert edinenler ve Şamil’in sahip olduğu inanç sisteminden hazzetmeyenler, Şamil ve arkadaşlarının yönetim tarzını eleştirmekte, kendi ülkesinde kendi dinini özgürce yaşama isteklerini anlamazlıktan gelirken, zamanın emperyalist gücü Rusya ve onun yöneticisi Çarın, Ortodoks kilisesinin bir hizmetkârı olduğunu unutmaktadırlar. Bu tür görüş sahipleri, eğer bir imkânları olsaydı, herhalde İmam Şamil ve onun temsil ettiği değerleri sadece Kafkasya Tarihinden değil, bütün Dünya Tarihinden de silmeyi tercih ederlerdi. Ancak İmam Şamil’i Kafkas tarihinden uzaklaştırmak ya da Kafkas Tarihinde Şamil’i silmek o kadar kolay gözükmemektedir. Rus tarihçilerinin Şamil ve mücadelesi ile ilgili görüşleri konjonktüre göre değişik şekillerde ortaya çıkmıştır. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri (SSCB) yönetiminde Şamil, bazı dönemlerde halk düşmanı, gerici ve imha edilmesi gereken bir unsur olarak sunulmuş, bazı dönemlerde de özgürlükçü bir halk kahramanı ve emperyalist Çarlara karşı bağımsızlık mücadelesi vermiş devrimci bir gerilla lideri olarak anılmıştır. Aslında Şamil ve mücadelesini anlamak için Şamil’in kendisini dinlemek ve anlamak gerekir. Onun değişik vesilelerle, farklı kişilere yazdığı mektupları incelemek, onu tanımak ve anlamak isteyenler için iyi bir başlangıç olabilir. İşte bu mektuplardan biriside kendisini ısrarla Çar I. Nikola ile görüştürüp, mücadelesinden vazgeçirmeye çalışan zamanın Kafkas Orduları komutanı General Feze’ye yazdığı ve metni aşağıda verilen mektuptur. “Bu satırları tevazulu yazarı, her şeyi Allah’ın inayetine bırakan Şamil’den. 28 Eylül 1837. Ben, Kafkasya'nın hürriyeti için silaha sarılan muhariplerin en hakiri Şamil, Allah'ın himayesini Çarların efendiliğine feda etmemeğe ahdeden, özü sözü doğru bir Müslümanım. Çar Nikola'yı tanımadığımı, onun iradesinin bu sarp dağlarda sökmeyeceğini General Klug'a anlayabileceği bir dilden tekrar tekrar söylemiştim. Sanki bu sözler taşa söylenmiş gibi, Çar ile görüşmek üzere beni hâlâ Tiflis'e davet edip duruyorsunuz. Bu davete asla icabet etmeyeceğimi şu mektubumla son defa olarak size bildiriyorum. Bu yüzden fâni vücudumun parça parça kıyılacağını ve sırtımı verdiğim şu vatan topraklarında taş üstünde taş bırakılmayacağını bilsem bu kat'î kararımı asla değiştirmeyeceğim. Cevabım işte bundan ibarettir. Nikola'ya ve kölelerine böylece malum ola." Bu ve benzeri birçok mektupta Şamil’in bizzat kendisi, Şamil’i anlatmakta ve mücadelesinin mahiyetini apaçık bir şekilde ortaya koymaktadır. İmam seçildiği 2 Ekim 1834 yılından teslim olmak zorunda kaldığı 6 Eylül 1859 tarihine kadar, yani kesintisiz 25 yıl, İmam Şamil ve arkadaşlarının yürüttüğü özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi, sadece Kafkasya’da değil bütün dünyada önemli yankılar uyandırmıştır. Bu 25 yıl, Kafkasya’yı tamamen istilayı hedeflemiş Rusya için oldukça zorlu yıllar olarak tarihte yerini almış, İmam Şamil ve arkadaşlarının yürüttüğü bu mücadele, düşmanları olan Rus generallerinin bile takdirini kazanmıştır. Şamil yaklaşık 10 yıl esaret hayatı yaşamıştır. Bu on yıl Şamil ve ailesi için çok dramatik bir hayat dilimi olarak tarihe geçmiştir. Esaretinin ilk İki yılı içinde Şamil’in simsiyah saçları beyazlamış, büyük kızı Nafisat ve gelini Muhammed Gazi’nin karısı Kerimet vereme yakalanarak ölmüştür. Şamil, 1870 yılında Çar’ın izni ile çıktığı hac yolculuğunu 1871 yılında tamamlamış, Hac farizasını yerine getirdikten sonra Medine’de 4 Şubat 1871’de 74 yaşında iken vefat etmiş ve Cennetül Baki mezarlığına defnedilmiştir. İmam Şamil’in teslim olmasından sonra Doğu Kafkasya direnişi kırılmıştır. Böylece 30 yıldır süregelen Gazavat savaşları sona ermiş, Ruslar Dağıstan’ın da dahil olduğu kuzey doğudaki hakimiyetlerini tamamlayarak bütün güçlerini batıya yöneltmişlerdir. Batıda savaşlar bir süre daha devam etmiş, Abezekh, Ubıh, Şapsığ ve Kuban ötesindeki aşiretler inatla direnmişler ve bu direnişler 21 Mayıs 1864 e kadar sürmüştür. Direnişlerin son bulması ile Kafkasya için, Dünya ve Kafkasya tarihinin en dramatik olaylarından birisi gerçekleşmiş, Çerkes’lerin kendi vatanlarından sürgünü başlamıştır. Genel bir değerlendirme yapıldığında İmam Şamil’in Direniş hareketinin temel özellikleri hakkında bize göre şu tespitleri yapmak mümkün olabilir. 1) Şamil Kendi toplumunu tanıyan ve kendi toplumunu anlamış bir liderdir. 2) Direniş hareketini topluma rağmen değil, toplumla beraber yürütmüştür. 3) Onun amacı ülkesini ve bütün Kafkasya’yı Rus işgaline karşı savunmak ve Birleşik Kafkas Devleti kurmaktı. Bu nedenle Kafkasya’yı birleştirmek ve Ruslara karşı topyekûn bir mücadele hareketi yürütmek istemiş, ancak Kafkasya’nın etnik ve tarihsel özellikleri buna izin vermemiştir. Nitekim 1834-1859 yılları arasında yönetimine büyük ölçüde hakim olduğu Dağıstan ve Çeçenistan’da hızlı bir şekilde devlet yapılanması inşa etmeye çalışmış, İslami bir yönetim tarzı geliştirip uygulamaya koyarak, Ortodoks Çarın himayesini ve başına buyruk yaşayan pagan toplulukların hayat tarzını reddetmiştir. 4) Şamil, zamanın Emperyalist ve yayılmacı Rus İmparatorluğuna karşı, bir kurtuluş savaşı vermiş ancak kaybetmiştir. Şamil’in mücadelesi, Kafkasya’nın istilasını en az 30 yıl geciktirmiştir. Ayrıca Rusya bu aşamada gerek askeri, gerekse ekonomik kaynaklar anlamında önemli kayıplara uğramıştır. 5) Şamil’in mücadelesinin başarılı olamamasının nedenleri, hemen hemen kendi dışından kaynaklanan nedenler olarak düşünülebilir. 6) Şamil sadece Ruslarla değil, Kafkasya’daki kabileler arasında mevcut olan geleneksel bölünme ve düşmanlıklarla da mücadele etmek zorunda kalmıştır. Şamil için çok zorlu bir mücadele gerektiren bu özellikler, Rusların hilelerle istismar ettiği ve yararlandığı özellikler olarak tarihte yerlerini almıştır. 7) Şamil’in kendisi ile ilgili olarak ileri sürülebilecek eleştiriler ve kişiliği ile ilgili ortaya atılabilecek görüşler, yürüttüğü mücadelenin büyüklüğünü ve haklılığını kesinlikle gölgelemez. 8) Şamil’in örgütlenme biçimi ve uyguladığı savaş teknikleri, zamanına göre en ileri ve başarılı teknikleridir. Bu nedenle kendi gücünden kat kat büyük ve teknolojik olarak üstün olan Rus ordularına defalarca hezimetler tattırmıştır. 9) İmam şamil, tarihin kaydettiği en parlak ve en önemli gerilla savaşçılarından birisi olarak kabul edilmekte, halkının özgürlüğü ve ülkesinin bağımsızlığı için yürüttüğü mücadele bütün tarihçiler için incelenmesi önem arz eden bir mücadele olarak ele alınmaktadır. Kendi ülkelerinde bağımsız bir devlete sahip olmak ve inançlarını özgürce yaşamak isteyenlerin, şüphesiz İmam Şamil ve onun yürüttüğü mücadeleden alacağı önemli dersler vardır. Ölümünün 137. yıldönümünde Kafkasya’nın bu büyük kahramanını rahmetle anıyoruz. 04.02.08. İ. Şamil Öztürk BU YAZARIN TÜM YAZILARI» "Aklı karışık" olana öneriler YORUMLAR
E.ÖZBEN
{ 16 Nisan 2008, Çarşamba }
DOĞRUSU ŞEYH ŞAMİL İÇİN KİMSE VATANSEVERLİK ,YİĞİTLİK, İNANÇ VS. OLUMSUZ SIFATLARI BUGÜNE KADAR KULLANMADI.
ZATEN O COĞRAFYADA BAŞKA TÜRLÜ LİDER OLUNAMAZ Kİ. HER NE KADAR TARİHTE NE YAPILMIŞ İSE BAŞKA TÜRLÜ BİRŞEY YAPILAMIYACAĞI İÇİNDİR DİYE BİR HÜKÜM VAR İSEDE ,150 YILIN SONU NDA KAFKASYA SAVAŞLARINI YENİ JENERASYONLARA ANLATIRKEN KAHRAMANLIK VE VATANSEVERLİK UĞRUNA VATANINI ,DİLİNİ ,NEREDEYSE TÜM DEĞERLERİNİ KAYBEDEN BİR HALK DEMEK GÜCÜME GİDİYOR. BİR MANTIKLI İZAH BULAMIYORUM.BİLDİĞİM KADARIYLA DÜNYADA TEK ÖRNEK BİZİM KAFKASYALILAR.KEŞKE ÖVÜNEBİLSEM...
ahmet_kuban
{ 02 Nisan 2008, Çarşamba }
VELİNİMETİ UĞRUNDA FEDA-YI CAN EDEN KAHRAMAN
Pazar, 30 Mayıs 2004 Sultan Abdülaziz Han, 30 Mayıs 1876 günü, birkaç tane insafsız ve muhteris devlet adamının şahsi hesapları uğruna tahtan indirildi. Bunların başında “Kinim Dinimdir” diyen Serasker (Genel Kurmay Başkanı) Hüseyin Avni Paşa buluyordu. Bununla da kalmayan ihtilalciler, Padişahı ve hanımı Nesrin Kadınefendiyi bir sandala bindirerek Dolmabahçe Sarayından Topkapı Sarayına naklettiler. Bu esnada Hüseyin Avni Paşa, mücevher sakladığını zannederek, onları almak gayesiyle Nesrin Kadınefendinin şalını, Padişahın gözü önünde çekip alarak hakaret etti. Kadınefendi, omuzları açık bir şekilde getirilmesi sebebi ile ve uğradığı hakaretin tesiriyle hastalandı. Daha sonra Sultan Abdülaziz’in 4 Haziran günü şehid edilmesi üzerine şoka girerek 11 Haziran’da vefat etti. İşte vefat eden Nesrin Hanımın kardeşi olan Yüzbaşı Hasan Efendi, padişahın oğlu Yusuf İzzeddin Efendinin yaveriydi ve bu şekilde saraya gayet yakındı. Hüseyin Avni Paşa bundan dolayı Çerkes Hasan Efendiyi tehlikeli görerek, onu Bağdat’taki 6. Orduya tayin etti. fakat Hasan Bey gitmedi. Velinimetine yapılan kötülüklerin hesabını sormak ve Hüseyin Avni Paşadan intikamını almak istiyordu. Görev yerine gitmediği için tutuklandı. Gideceğine söz verince serbest bırakıldı. Bekar olan Hasan Bey, eniştesi Ateş Mehmet Paşanın Cibali’deki evinde dul halasının yanında oturuyordu. Bu konağa gidip baştan ayağa silahlandı. Görevden alınmasına rağmen hâlâ Hassa Yaveri kordonlarını takıyordu. Çerkes Hasan Bey, akşam olunca Hüseyin Avni Paşanın Kuzguncuk’taki konağına gitti. Hizmetçilerden, onun Mithat Paşanın konağında olduğunu öğrenince geri döndü. Abdülaziz Hanı şehid eden paşalar, başarılarının zevki içinde, azı devlet meselelerini görüşmek üzere 15 Haziran gecesi Mithat Paşanın Bayezid’deki konağında toplanmışlardı. Başvekil Rüştü Paşa, Serasker (Genel Kurmay Başkanı) Hüseyin Avni Paşa, Hariciye Vekili Raşid Paşa, Bahriye Vekili Kayserili Ahmet Paşa, Maliye Vekili Yusuf Paşa, Cevdet Paşa, Şerif Hüseyin Paşa, Hâlet Paşa ve Müşir Rıza Paşa bu toplantıda bulunuyorlardı. Hasan Bey, Mithat Paşanın konağına rahatça girdi. Üniformalı olduğu ve sarayla ilgili olduğu için, hizmetçiler haber getirdi zannettiler. Bu sebeple kolayca konağın üst katına çıktı. Elinde tabancalardan biri olduğu halde kabinenin toplantı yaptığı salona girdi. “Davranmayın!” diye bağıran Hasan Bey, aynı zamanda tabancasını ateşleyerek Hüseyin Avni Paşayı göğsünden ve karnından vurdu. Orada bulunan Paşalar korku içinde bitişik odaya sığınırlarken, Hüseyin Avni Paşa can havliyle kendisini sofaya attı. Lakin Ahsan Bey onu öldürmeye azmetmişti. Üzerine yürürken beline sarılan Kayserili Ahmet Paşanın ellerini ve kulaklarını Çerkes kamasıyla kesti. Daha sonra Hüseyin Avni Paşanın üzerine çökerek kamasını birkaç defa karnına sapladı. Ağzını kulaklarına kadar kesti. Avni Paşayı öldürdükten sonra salona dönen Hasan Bey, Hariciye Vekili Raşid Paşayı da öldürdü. Kayserili Ahmet Paşa, yaralı olduğu halde salonun bitişiğindeki odaya sığındı. Çerkes Hasan, Mithat ve Ahmet Paşaları da öldürmek için sığındıkları odanın kapısını omuzladı. Arkasına konan masanın üzerine şişman Hâlet Paşa oturduğu için kapıyı zorladığı halde açamadı. Bu sırada karakoldan gelen askerler tarafından yaralı olarak yakalandı. Merdivenlerden inerken Bahriye Yüzbaşısı Şükrü Bey, ona ağır hakaretlerde bulundu. Birkaç manga asker arasında tutulmasına rağmen, bir silkinişle ellerinden kurtuldu ve çizmesine sakladığı küçük tabancasını çıkarıp onu da öldürdü. Yüzbaşı Çerkes Hasan Bey, askerler tarafından Süleymaniye kışlasına götürüldü. Yaralarını tedavi ettirmeyen Hasan Bey, kısa süren bir duruşmadan sonra, askeri mahkeme tarafından askerlikten ihraç edilerek idama mahkum edildi. Sorgusu sırasında; “Nefsim için bu işi yapmadım, millet için yaptım. Gayem, bundan sonra kimse, padişah hal’ etmek falan gibi şeylere cesaret edemesin” dedi. Ertesi gün Hasan Bey, Bayezid meydanında idam edildi. Hüseyin Avni Paşanın ölümüne sevinen halk, Çerkes Hasan Bey için çok üzüldü ve gönüllere millî kahraman olarak yerleşti. Edirnekapı kabristanına defnedilen Hasan Beyin mezarını II. Abdülhamid Han yaptırdı. Etrafı demir parmaklıklarla çevrili mezarının büyük taşında; “Ümera ve guzât-ı Çerâkise’den İsmail Beyin oğlu olup, Harbiye mektebini bitirip kıdemli Yüzbaşı iken, genç yaşında velînîmeti için fedâ-yı can eden Çerkes Hasan Bey’in kabridir” yazılıdır. not-mitat paşa ingilizlerle iş birliği yaparak abdül aziz hanı öldürtmüştür bu olaydan hemen sonra olayı duyan ingilizler telaşla mitat paşaya bişe oldumu diye sormuşlardır YORUM YAZIN
|
|
© 2005-2008 Kafkas Diasporası &
Aksi belirtilmeyen tüm yazıların yayın hakları sitemize aittir. Kaynak gösterilmek koşuluyla alıntı yapılabilir.
SİTEMİZİN HİÇBİR DERNEK VE VAKIFLA İLİŞKİSİ YOKTUR
Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.En iyi görünüm için 1024x768+ ekran çözünürlüğü ve Mozilla Firefox tarayıcı kullanmanız tavsiye edilir.
İletişim ; 0352 3204030 - Cep Telefon ; 0530 4336701
PASİFİK YATIRIM LTD.ŞTİ. www.mobilyarehberi.com www.BerkmaX.com www.36hafta.com