![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
DİN-DÜNYA-DEVLETİnsan hayata gözlerini açıp, aklı başına gelince, onun omuzlarına üç sorumluluk yükleniyor. Dine, dünyaya, milletine hizmet etmek… Bu üç şey hakkında gönlümden geçen bazı hususları anlatmak istiyorum. Bir Arap atasözü şöyle der: “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi de dinin (ahiret) için çalış.”(1) Bunun anlamı her ikisi için de ciddi ve samimi olarak çalışmaktır. Bizim çok kullandığımız bir deyimimiz vardır: “Korkunun olmadığı yerde utanma, utanmanın olmadığı yerde de iyilik, hayır olmaz.” Din insana, korku, utanma ve ar duygusu kazandırıyor. Allah’tan daha korkulmaya, utanılmaya layık başka bir varlığın olduğunu ben bilmiyorum. Hepimiz yönümüzü O’na yeniden dönmeliyiz diye düşünüyorum. Dinin bizi hayırlı bir yola sevk edeceğine, geride bıraktığımız karanlık günlerde yolunu şaşıranları yeniden doğru yola ileteceğine inanıyorum. Beş-altı yıl geriye dönersek, bizim dünya için de, din için de yaptığımız pek öyle kayda değer bir çalışmamız yoktur. Çalışacak idiysek te öyle bir özgürlüğümüz olmadı. Yetki halkta değildi; dünyayı da dini de umursamayan emir kullarındaydı. Benim kanaatimce yaşamak için yaratıldığımıza göre, dünyamız konusunda da, dinimiz konusunda da –insan olarak- kendi hür irademizle kararı biz verebilmeliyiz. Biz bu ikisinden de mahrumduk. Allah’ın lütfüyle şimdi özgür bir ortama kavuştuk. Ancak doğru/düzgün camilerimiz yok. Yeniden her köyde yapılması lazım. “Yemekten önce kab-kacak” der Çerkes atasözü. Cami de onun gibi… Ancak adına ve şanına yakışır şekilde onu yapacak olan da, ona gereken önemi verecek olan da biziz. Mescitler Allah’ın evidir. Onlar mamur bir durumda; insanları çeken, cezbeden bir halde olmalıdır. Oraya gelenler için de bu böyledir. Allah’ın evinde Allah’a ibadet etmenin bilinci içinde insanlar da temiz gelmelidir oraya. Tertemiz ve aptestli olarak… Caminin işlerini üstlenecek, dini konularda halkı aydınlatacak olan imamlar da, dinin özüne, yüceliğine uygun olarak çok bilgili, kültürlü olmaları gerekir. Neden derseniz, camiye gelecek binlerce insana namazı tam olarak kıldırabilmeleri, dini kavratabilmeleri, insanların sorularına doğru ve doyurucu cevap verebilmeleri gerekir. Günümüz için düşünecek olursak, bu konuda Hıristiyanlar bizden ilerdedir. Onların kiliseleri mükemmeldir. Papazların da büyük saygınlıkları var. Oldukça bilgilidirler. Politikadan, dünya ilimlerinden, diplomasiden ve diğer birçok şeyden haberdardırlar, iyi anlıyorlar. Ben şahsen, “dünya öküzün boynuzları üzerindedir, boynuzun biri yorulunca öbürüne kaydırıyor da ondandır yer sarsılmaları(depremler)” diyen birkaç imam tanıyorum. Bu ayıptır. Dinde olmayanı dine katarsan, onun değerini düşürmüş, onu küçültmüş olursun. Bir de Kuran okurlarken, onun ne demek istediğini anlamak yerine, “teganniye” (seslerini yükselterek okumaya) özen gösteriyorlar. Bu da doğru değil. Sözün manasını anlamaları gerekir insanların. Ne kötülük var Kuran-ı Kerimi güzelce Çerkesçe’ye tercüme etmekte, ilahileri de Çerkesçe söylememizde? Bizim Çerkes lisanı Arapça’dan daha geri değildir. Hatta çok daha kıvrak ifade gücüne sahiptir. Bu işin peşine düşmek, özen göstermek gerekiyor. Bunu üstlenmesi gerekenler sadece iyi eğitilmiş insanlar değildir. Aynı zaman da bilginlerimizin/aydınlarımızın da görevidir. İlim adamlarımız da bu işe gönül verirlerse, çok daha çabuk mesafe alınırdı. Şunu da belirtmek isterim ki, camiler sadece namazı kılıp dağılmak için yapılmaz. Camiler birer eğitim yeridir, bir “kürsü”dür. Camiler insanları birbirine yaklaştıran, kaynaştıran, birlik ve beraberliği sağlayan yerlerdir. Camide görev yapan insanın söz edeceği konu, sadece dini konular olmamalıdır. Dünyanın oluşumu, hayatın gidişatı hakkında çekici ve faydalı bilgiler aktarabilmeli onlara. Politikadan tutun da, tarihe ve günümüzde yürütülen savaşlara, mücadelelere kadar. İmamın geniş bir kültüre sahip olmasını isterken kastettiklerim bunlardır işte. Bu nedenle, dinimizden de, iyi yetişmiş, akıllı ve zeki imamlarımızdan da çok şey bekliyoruz. Bekliyoruz ama destek vermeli, arka çıkmalıyız Onlara. Yitirdiğimiz onca şeyi/değerlerimizi yeniden elde etmek için, parayı da, malı da, gücümüzü de esirgememeliyiz. Dine yaptığımız hizmeti kendimize yapıyoruz demektir. Allah’ın huzurunda bulacağımız da odur. Allah yerleri ve gökleri yarattı. Arkasından da insanları, bitkileri ve hayvanları yarattı ki, dünyayı güzelleştirsinler ve hayat olsun diye. Allah onların hepsini harika bir şekilde yarattı: birbirinin benzeri iki insan bulamazsınız; simaları aynı değildir, dilleri de birbirinden farklıdır. Kuran şöyle diyor: “Sizleri kabileler, milletler halinde yarattık, ta ki tanışasınız diye.” Biz kavrayamıyoruz yoksa bunun büyük/derin anlamı vardır. Bütün insanlar birbirinin aynısı olsaydı, iki insan birbirini tanımayacaktı. Hasret de sevgi de olmayacaktı. Diğer canlılar için de bu böyledir. Dünyayı ilginç kılan da, hiçbir şeyin, kendisinin tıpkı/aynısı olmayışıdır. Öyle olmasaydı şayet, insana yorgunluk, bıkkınlık vermez miydi? Hayvanlar da bitkiler de bu âdeti(yaratılış kanununu) değiştirmeksizin, Allah’ın yarattığı güzellikte hayatlarını sürdürmektedir. Her biri kendi neslini ve türünü kaybetmemek için, kendince çaba sarf etmektedir Ya insan derseniz, bizi de bu dünyada yaşayacak bir ulus olarak, hayata güzellik(çeşni)katmak için yarattığına göre, soyumuzu, geleneklerimizi, dilimizi korumak hakkımızdır. Bu kolay iş değil. Kendi halkımızı ele alırsak, onun için her şeyden evvel bir istişare ve toplantı yerimizin olması lazımdır. Dernek(Xase) dediğimiz şey budur. Dernek te bina/yer ister. Çerkes ulusunun adına ve şanına yakışır bir bina. Tıpkı cami gibi, o binayı da biz yapmazsak, kimse gelip, bizim için onu yapmayacaktır. Derneğimiz için, sağlam temelleri olan, yüksekçe ve görkemli bir bina yapmalıyız. Tepesinde bayrağımızı da özgürce dalgalandıracağımız tarzda. Aradan zaman geçince “tüh yanılmışız” diye bir takım ilaveler, düzeltmeler yapmak zorunda kalmayacağımız bir şekilde eksiksiz olarak yapmalıyız. Bu dernekten, bütün Çerkes ulusu olarak, çok şey bekliyoruz. Milletimizi, geleneklerimizi ve dilimizi koruması, dünyadaki tüm Çerkesleri de bir araya toplayıp, birleştirmesi için. Öyle olunca, o kadar çok şey bekleyince, biz de ona destek olmalı, yardım etmeliyiz. Ne verirsen onu alırsın. Maddi-manevi her türlü katkıda bulunmalı, gücümüzü esirgememeliyiz. Bugünkü derneğimizin birçok eksiği olduğu doğrudur. Peki, ama onları tamamlamak kimin görevi? Elbette bizim görevimiz. Aklımızı ve kuvvetimizi birleştirip derneği sağlam temellere oturtmazsak, kimse gelip onu hazır halde bize takdim etmeyecektir. Şöyle dediklerini duyduğumuzda üzülüyorum: “ Derneğin bize ne yararı oldu, ne yararı olabilir ki?” Böyle diyenlerin kendilerine şöyle sormaları gerekmez miydi: “Benim derneğe ne yararım oldu, ya da ne yararım olabilir?” Allah’a şükür zenginlerimiz pek çok; parasını ne yapacağını bilmiyor dedikleri gibi. Bu parayla yapılacak işin başında, onu derneğe yatırmak gelir. Böyle yapmakla halkının geleceğine yatırım yapıyorsun demektir. İnsanın kendi halkına yaptığı hizmetten daha zevkli bir şey olduğunu bilmiyorum. Yabancı devletlerde maddi durumu çok iyi olan, derneğe yardımları olabilecek çok Çerkes yaşıyor. Onlardan bazıları gezmeye, tatil yapmaya buraya geldiklerinde, “paramla ne yapsam, neler alsam?” diye sadece kişisel çıkarlarından başka bir şey düşünmemeleri beni çok üzüyor. Ne olurdu onların aklına şöyle bir düşünce gelse: “Hayırlı bir teşebbüs olan şu Çerkes derneğine ne yararım olabilir, ona nasıl yardım edebilirim?” hepimizin –durumu iyi olanın da, olmayanın da- görevi bir tek şeydir: Herkes gücü oranında derneğe yardım ve destek vermelidir. Dünyadaki işlerin en başta geleni, en hayırlısı insanın kendi devletine hizmet etmesidir. Yukarda sözünü ettiğim şeylerin hepsi devletin varlığına bağlıdır. Devlet zengin ve güçlü olursa halkın refahının da ona paralel olarak artacağı muhakkaktır. Devletin idaresini üstlenen yöneticilerimizi dinlememiz gerekir. “Söz dinlemeyen soysuzdur” der Çerkes atasözü. Devleti yönetecek bir hükümet olmadan, birilerine yetki vermeden, birileri milletin işlerini üstlenmeden halkın işleri yoluna girmez. Buna arılarla göçmen kuşlarını örnek vermek istiyorum. Arıların çalışma disiplinleri ve başarıları ortadadır. Bunun sebebi de, sağlam bir istişare ve iyi bir dayanışma içinde çalışıyor olmalarıdır. Onlar kendilerine yol gösterecek bir liderleri olmadıkça çalışamazlar. Göçmen kuşlarının da uzak memleketlere gidişlerinde ve dönüşlerinde uğradıkları köylerin üstündeki uçuşları adeta iyi düzenlenmiş bir asamble gibidir. Onların gökyüzünde sergiledikleri bu muhteşem manzara, zannedersin bir ressamın fırçasından çıktı. Dolayısıyla onların bir lider tarafından yönetildiğini fark etmemek mümkün değildir. Kuran şöyle diyor: “seçtiğiniz emirinize itaat ediniz.” Çerkes atasözü de şöyle diyor: “Sığır çobanlarının dahi bir başkanı var…” Bunların hepsi doğrudur. Ancak böylesine itaat edeceğimiz yöneticilerin nasıl olmaları gerekir derseniz, insanların güvenini kazanmış, halk arasında saygınlığı olan, sevilen, yetenek sahibi kimseler olması gerekir. Üzüldüğümüz bir husustur ki, bizim şimdilik böyle yöneticilerimiz çok azdır. Yönetici kendisini halka sevdirmelidir. Kuran şöyle der: “İnsanların sevdiği kimseyi Allah’ta sever.” İdarecilere körü körüne itaat etmek te doğru değildir. Onların sizi nereye götüreceğini bilmek gerekir. “İtaat etmek” derken kastettiğimiz, alınan her kararı itirazsız onaylayıp dağılmak şeklindeki bir itaat değildir. Bizler uzun zamandır böyle yapa geldik Artık öyle yapmayacağız. Bu halin bizi nereye götürdüğü bugün herkesin malumudur. Herkesten daha zengin iken, şimdi sadakaya muhtaç hale geldik. Vatanıma döndüğüm ilk zamanlar, nereye gitsem, hangi toplantıya katılsam herkes şu duayla söze başlardı: “devletimizin sağlığına…” Bu güzel bir söz, Ancak, gerçeği söyleyeyim, sağlığına duacı olup, sonra da ondan çalmakla devlet kalkınmaz. Bu çirkin bir davranıştır. Aç gözlülükle, insanları kendine imrendirmek için, mal yığmak helal olmaz. Devletten çalıp onu fakirleştirince kendine zarar veriyorsun demektir. “Emin, biz biraz çalmazsak edemeyiz” dediklerinde hayret ediyordum. Çerkes olup,Çerkes adını taşıyıp,kendime “hırsız” dedirtemem,bu züldür.Şöyle diyenlere de rastlıyordum: “ Sen bizi ayıplıyorsun,,devletten çalıyorsunuz” diye. “Biz hiç değilse çalacak bir şey bulabiliyoruz. Senin geldiğin memlekette çalabileceğiniz bir şey olsun bulabiliyor muydunuz?” Onlara şöyle cevap veriyordum: “Bugün çalacak bir şey bulabiliyorsunuz, yarın satın alacak şey bulamayacaksınız.” “Yok, canım sende, bizim içinden çaldığımız şey bir denizdir. Onun dibine, kıyısına ulaşılmaz” diyorlardı. Ama şimdi görüyoruz fakir kaldığımızı, dükkânların nasıl bomboş olduğunu. Demek ki, dibi olmayan bir şey yok. Deniz dedim de aklıma geldi. Kuran şöyle diyor: “Denizden bile olsun lüzumsuz yere bir damla su alıp israf etmeyiniz.”(2) Onun içindir ki,bugüne kadar yaptığımız tüm yanlışlarımızı düzeltmeliyiz.Birbirimizi kıskanmadan,adeta yarışırcasına ülkemiz için çalışırsak,o zaman toparlanırız,güçleniriz.Böyle olması için de,bağımsız ve güvenilir,sağlam bir yönetimimizin olması lazımdır.İdarecilerimiz de birlik ve beraberlik içinde hareket etmezlerse ömür boyu bu perişanlıktan kurtulamayız.Devlet yetkilileri,Çerkes Derneği (Adıge Xase) yöneticileri ve din adamlarımız,hepsi anlaşıp,ortak görüşlerde birleşerek,birinin dediğini diğeri bozmadan,birlikte hareket ederlerse, bizler de onların birlikte aldıkları kararlara uyduğumuz zaman, Allah’ta bizimle beraber olacaktır.. “Birbirleriyle yarışanlar kalkınır de, birbirini çekemeyenler/kıskananlar batar” diyor Çerkes atasözü. Bu sözlerimle ben, kanun-kural koymak niyetinde değilim. Herkesin davranışlarını belirlemek te bana düşmez. Ancak hayattan aldığım dersleri, tecrübeleri size söylemiş bulunuyorum. Bunun için de beni ayıplamayın. DIĞUJOKO Emin Jenğuze, No: 2(8) Şubat–1991 Çeviren: Erdal ÖZDEN -------------------- (1): Bu söz, Türk-İslam dünyasında bu şekliyle “hadis” olarak bilinir ve yaygın olan anlayış bunun “hadis” olduğu şeklindedir. Ancak bazı hadis uzmanları da, “kutub-u sitte” diye adlandırılan muteber hadis kitaplarında bulunmadığından hareketle, bunun hadis değil, “kelam-ı kibar- güzel söz” olduğunu söylerler. Öyle olunca yazarı, “atasözü” demesinden dolayı yadırgamıyoruz. Yazar da, Ürdün’den gidip oraya yerleşen bir Adıge olduğuna göre, konuya vakıf olarak yazmış olması ihtimali kuvvetlidir.(ç.n.) (2): Biz bu sözün “ayet” değil, “hadis” olduğunu biliyoruz.(ç.n.) BU YAZARIN TÜM YAZILARI» ANA DİL YORUMLAR
arifvurdem
{ 18 Nisan 2008, Cuma }
erdalcığım seni bütün kalbimle tebrik ediyorum bütün yazılarını okuyor katılıyorum
Mecit
{ 12 Nisan 2008, Cumartesi }
Din sosyolojik bir vakıadır. İnanan inanır inanmak istemeyen kendi bilir.
Dine evet. Din düşmanlığına hayır! Din istismarına hayır!
Nermin Tok
{ 11 Nisan 2008, Cuma }
Abhazya ile Gürcistan niye savaştı acaba, din için mi? Abhazya'daki Abhazların ve Gürcistan'daki Gürcülerin çoğu Hristiyan değil mi? Öyleyse savaşların din yüzünden çıktığını iddia etmek yanlış değil mi? Dünyada çıkan savaşların hemen hemen hepsi toprak yüzünden çıkmıştır.
Erol Beslan
{ 10 Nisan 2008, Perşembe }
Erdal Özden hocamıza bu güzel çevirileri için teşekkür ediyorum. Kafkasyada yayınlanan basın organlarından çeviriler yapmak emek gerektiriyor. Elinize, dilinize, kaleminize sağlık hocam.
Son çevirinizde seçtiğiniz konu gerçekten çok güzel. Bağnazca yaklaşmadan samimiyetle okunduğunda çok faydalı bir yazı olduğu hemen anlaşılıyor. Biliyorsunuz her kesimden bağnaz ve tutucu insarlar olabilir. Dine karşı olanlar bağnazlık ve tutuculuk gösterdiği gibi kendini dindar olarak adlandıranlar içerisinde de bağnaz ve tutucular olabilir. Bu yazıda dinin de dünyanın da devletin de gerekli olduğu ve bir Çerkesin bunları nasıl dengelediği akıcı, saf ve temiz duygularla DIĞUJOKO Emin tarafından dile getirilmiş. Bağnazlıktan uzak yaklaşınca demekki oluyormuş. Teşekkürler hocam.
YEDİ YILDIZ
{ 10 Nisan 2008, Perşembe }
DİN - DÜNYA -DEVLET
DİN; Geçmişte bir çok savaş (haçlı seferleri vb.) insanların Din üzürinden yapmış oldukları hesaplar yüzünden çıkmış. Halen insanlar aynı dini paylaşmadıkları hatta ideolojide bir olmadıkları insanları öteki sınıfa ayırmışlar ve adeta onlarla düşman olmuşlardır. Bırakalım Dünya dursun köşesinde....!!! Kendi halkımıza bakalım; Bu güne değin bulunduğumuz diasporada neden tek birgüç olma şansını elde edemedik ? Neden bir takım insanlar biz ve ötekiler diye ayrımcılık yaptılar/yapıyorlar...? Bu hususta sorulacak o kadar soru varki burada bunun hesabını kimsenin verebilecek cesareti göstereceğine inanmıyorum. Bakınız en son Elbruz Ekibinin hali ortada; birileri sözde işçi kadınlar günü (dünya kadınlar günü) kokteylinde alkol almak isterler. Peki Dernek faaliyetlerinin hangisinde Alkol almak doğrudur? Hadi aldınız diyelim buna gençleri alet etmek? Alet olmak istemeyince de Buda size kapak olsun gibi pervasızca bir cümle kullanarak ekibi fes etmek hangi din, hangi ideolojide yer almaktadır? Ben din ve ideolojik olarak ayrışmak yerine Kuzey Kafkasya Ruhu ile birleşilmesi taraftarıyım. Ayrıca Kafkasya herhangi bir Din ve ideolojinin esiri yapılmamalı, insanlar bunlardan dolayı farklı yollara sevk edilmemeli. DÜNYA: Dünyada yaşayan Devlet olma şansını elde eden diğer uluslar, giğer halklar gibi mücadele etmeliyiz. Değilse kimse size R.Fnin güneyini alın siz burda sir devlet kurun diye hediye etmez. Mücadele ruhununda ne bu BTK lar ile nede bu sözde önderler ile oluşabileceğine inanmıyorum. DEVLET: Devletten kast edilen nedir? Hangi Devlete Hizmet etmeliyiz? Bu devletin hedefi nedir? Devlet içerisindeki vatandaşları birbirine bağlayan yegane unsur nedir? Bu sorularında cevaplanması gereklidir. Zira ayrılmışlığın dağılmışlığın en alasını yaşayan halkımız nasıl bir devlet yapısına destek vereceklerini bilmek zorundadırlar. Bahsi edilen Çerkes Devleti bizim anladığımız manada Tüm Kuzey Kafkasyayı kapsayan bir yapımıdır yoksa hali hazırda bulunan devletciklermidir? Devletcik diyorum yanlış anlaşılmasın devletlerimizi küçümsediğim den değil bu sadece birleştiklerinde oluşacak devletin yanındaki duruşlarındandır. SELAM OLSUN YEDİ YILDIZLI BAYRAĞIMIZA GÖNÜL VERENLERE... 7 Yıldız İnisiyatifi YORUM YAZIN
|
|
© 2005-2008 Kafkas Diasporası &
Aksi belirtilmeyen tüm yazıların yayın hakları sitemize aittir. Kaynak gösterilmek koşuluyla alıntı yapılabilir.
SİTEMİZİN HİÇBİR DERNEK VE VAKIFLA İLİŞKİSİ YOKTUR
Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.En iyi görünüm için 1024x768+ ekran çözünürlüğü ve Mozilla Firefox tarayıcı kullanmanız tavsiye edilir.
İletişim ; 0352 3204030 - Cep Telefon ; 0530 4336701
PASİFİK YATIRIM LTD.ŞTİ. www.mobilyarehberi.com www.BerkmaX.com www.36hafta.com