![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
BERKOK PAŞA VE '' KURTULUŞ YOLU ''BERKOK PAŞA VE “KURTULUŞ YOLU”Süleyman Nazif merhum , “Batarya İle Ateş” isimli esrinde, “Şeyh Şamil” başlıklı makalesine şu sözlerle başlıyor: “...Gelecekte kılıçla, düşünceyle, kalemle kahraman yetiştirmek için geçmiş kahramanlar daima hatırlanmalı ve daima yüceltilmelidir. Nankörlük fertlerden çok milletlerin hayatının sayfalarını kirletir. Unutma ise nankörlüklerin en büyüğüdür.” Bu çok yerinde tespite göre kendimizi test edecek olursak, çok iyi not alamayacağımız ortada. Gerçekten, Kafkasya davasına gönül vermiş, ömürlerini bu yolda mücadeleyle tüketmiş nice kahramanlarımızı yeterince hatırladığımızı ve onları yücelttiğimizi söyleyebilir miyiz? Yazık ki, hayır! Özellikle de,”öldükten sonra da, ruhumla bu dava için çalışanlara refakat edeceğime eminim” diyecek kadar Kafkasya’ya ve onun bağımsızlığına sevdalı Berkok Paşa’yı, onun yüksek şahsiyetine yakışır ve onun bu topluma yaptığı hizmet ve fedakârlıklarına layık bir şekilde hatırladığımızı ve genç kuşaklara tanıttığımızı herhalde hiç söyleyemeyiz. Kısacası, onun bize olan sevgisine karşılık verebilmiş ve onu gelecek kuşaklara taşıyacak hiçbir şey yapabilmiş değiliz bugüne kadar. Bu nankörlük değil de nedir? Başkalarına bolca ikram ettiğimiz ve milli hasletimiz olan “vefa”yı kendi değerlerimizden neden bu kadar esirgeriz anlamak mümkün değil. Şahsen ben, ölüm yıl dönümü olan hiçbir mayıs ayını hatırlamıyorum ki, onun hakkında bir şeyler yazmadığıma hayıflanmayayım, ya da başkalarının da bir şey yazmamış olduğunu içerlemiş olmayayım. Çok arzu ettiğim kapsamlı, ciddi bir yazı yazmayı –hakkını veremezsem endişesiyle- hep erteleye geldim. Belki birçoğumuzun yaptığı gibi, başkalarından bekledim. Fakat artık vicdanımın sesi karşısında daha fazla duramadım. İlgisizliğimize dikkat çekmek istedim. Vefatının 50. yılı oluşu da buna denk düştü. Benim de bugüne kadar yapabildiğim, Aydın Kuzey Kafkas Kültür Derneği adına çıkardığımız “Maze” adlı bültenin 2. sayısına (Mayıs 1999) kapak konusu yapmaktan ibaret. Bir de Ankara’da görev (öğretmenlik) yaptığım yıllarda, Ankara Şehitliğindeki kabri başında ruhuna fatiha okumak... Dolayısıyla yukarıdaki eleştirinin en başına kendimi koyuyorum Böyle olmakla birlikte, eleştirimizin asıl muhatapları, Ankara ve İstanbul Dernekleri gibi, köklü, merkezi ve kültürel birikimi fazla olan, kaynak imkânına sahip, arşivlere yakın olduğu gibi kendi arşivleri de mevcut olan derneklerimizdir dersem yanlış mı söylemiş olurum? Kaynak dedim de, bu konuda yazmamı geciktiren etkenlerden birisi de, belki en önemlisi, yeterli bilgi, belge ve kaynak bulamayacağım endişesi olmuştur. Ancak İstanbul ve Ankara dernekleri için bu çok zor olmasa gerek diye düşünüyorum. Bu arada merhumun birinci dereceden hemşehrileri olan Kayseri Derneği de yapabilirdi bunu, ancak maalesef, Kayseri Derneğinin, kuruluşundan beri, kültürel potansiyelini kullanmadığı gibi, ciddi bir yayın organı da olmamıştır. Çok da haksızlık etmeyelim, İstanbul ve Ankara derneklerinin süreli yayınlarında zaman zaman Berkok Paşa’dan söz edildiği olmadı değil. Ne var ki, üç beş paragraftan ibaret, çok kısa biyografisi ve aldığı madalya sayısından öteye geçmeyen bir söz ediş...Hani, insana, onu böyle anmaktansa hiç anmamak daha iyi dedirtecek tarzda bir hatırlayış...Oysa bütün ömrünü bu davaya adamış ve bu uğurda çile çekmiş, ( bu çileye sadece bir örnek: “...Lanet olsun Kuzey Kafkasya’nın Rus kültürü ile kendinden geçen gençlerine!...Biz kaç parça olalım? Aşırı üzüntüden Berkok Bey’in arasıra döktüğü birkaç damla gözyaşının bu milletin demeyeceğim, ama aydınların ödemesine olanak yoktur.” Mustafa Butbay, Kafkasya Hatıraları, s.52), hem düşünce, hem kalem ve kılıç kahramanı, bu büyük dava adamı birkaç paragrafla geçiştirilecek bir şahsiyet midir? Asla! Bu millete “Tarihte Kafkasya” gibi sahasında emsalsiz bir eser bırakmış olması yetmez mi? Yine,”Kurtuluş Yolu” gibi, “Birleşmiş Milletler İdealini kuruluşundan senelerce evvel savunan” ve dünya gençliğine ithafen yazılmış, bütünüyle evrensel mesajlarla yüklü bir eser, ağzını açanın “global dünya”,”küresel dünya” diye söze başladığı şu zamanda nasıl görmezlikten gelinir? Onun bu eserde ortaya çıkan mütefekkir mizacı ve filozof yanı nasıl fark edilmez? Her şey bir yana, onu sadece bu yönüyle olsun öne çıkarmayışımız ve dünya kültürüne ulusal değerimiz olarak takdim etmeyişimiz affedilir bir ihmal midir? Şimdi, “onca çağdaşı arasında neden Berkok Paşa?” diye akla gelmesi muhtemel bir soruyu da cevaplandırarak, onun hakkında, bugüne kadar neler yapabilecekken yapmadık, ya da bundan sonra neler yapabiliriz konusuna geçmek istiyorum. Diasporada Kafkasya davasına gönül vermiş, bu uğurda mücadele etmiş, eser vermiş, Berkok Paşa’nın çağdaşı onlarca Çerkes aydını arasında, onun adının öne çıkmış ve simgeleşmiş olduğu bir gerçek. İtiraf edeyim ki, benim de ona karşı gençliğimden beri hissi bir gönül bağım vardır. Bunda, onun hemşehrisi (Kayseri/Pınarbaşı) olmanın doğal sonucu olarak, onun hakkında büyüklerimizden Kafkasya’daki mücadeleleriyle ilgili olarak dinlediğimiz hikâyelerin bilinçaltımızda oluşturduğu sempatinin rolü herhalde vardır. Anavatana, tam da onların ihtiyaç duydukları, zor zamanlarında koşup, oradaki istiklal mücadelesine omuz vermiş olması gibi, aksiyonerliğinin genç ruhumuzda tutuşturduğu meşale sebebiyle, onu kendimize model seçmiş olmamızın da payı vardır elbet. Gençlik yıllarımda Kamçı Gazetesinde (sayı:1,yıl:1970) okuduğum şu ifadelerse hiç zihnimden silinmedi: “1950 yılında Kayseri ‘den mebus seçildi. Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunmakla “Kafkasya İdealinin” gerçekleşmesine bir yön verebileceğini ümit ederdi. Hatta son zamanlarda o zamanın Hariciye Vekili ile Kafkasya mevzuunu görüşmüştü.” Özellikle son cümle çocuk denecek yaşımda bile bende büyük bir tesir bırakmıştı ve belli mevkilere gelen Çerkes aydınlarımızın, parlamenterlerimizin benzer duyarlılığı göstermelerini hep arzu ede gelmişimdir. Bugünküler için de aynı temennide bulunsak ve kulakları çınlasın desek, çınlar mı acaba? “Niçin Berkok Paşa?” sorusunun cevabına bir iki gençlik hatıramı da ilave edersem daha iyi anlaşılmış olacağımı sanırım. Henüz lise 1. sınıf (İmam Hatip Lisesi 5. sınıf) öğrencisi iken Kayseri’de, Uzunyayla Kültür ve Yardımlaşma Derneğinde, boyumdan büyük “Davamız” başlığıyla ve büyük bir heyecanla okuduğum konuşmamın bir paragrafında Berkok Paşa’yı anlatarak: “O bir paşa değil artık, bir destan, efsane kahramanıdır nazarımızda” demiştim. Yine aynı tarihte, aynı Derneğin Gençlik Kolunda, Edebiyat Kolu temsilcisi sıfatıyla yönettiğim “Kazbek” adlı duvar gazetesinde yazdığım, “Başlarken” başlıklı makalemizde de referansımız yine Berkok Paşaydı: “Her Kafkaslının daima hürmetle yâd edeceği, büyük milliyetperver merhum General İsmail Berkok’un Kafkasya’da bulunduğu bir sırada, İslam isminde bir ihtiyar Berkok’a “Hey delikanlı nerede yaşarsan yaşa ecdadın buradadır; bize geldin çalışıp çabalıyorsun. Elinden geleni esirgersen yarın ahirette ellerimiz yakandadır.”diyerek bütün aydın ve büyüklerimizden beklediğimiz milliyetçi bir harekâtın ve düşüncenin bayrağı olmaya teşvik etmiştir.” Bir de, gençlik yıllarımda adeta bir şiir gibi ezberlediğim ve hiç unutmadığım şu veciz sözü: “ Şerefli ve ölmez ideallere bir tek hamle ile varıldığını tarih pek az yazar; fakat tarihin daima yazdığı şey, azim ve sebatla, ümidi kesmeyerek yapılacak hamlelerin bir milleti ideallerine herhalde ulaştıracağı ve ulaştırdığıdır.” Bu söz, benim için her zaman bir ümit ve enerji kaynağı olmuştur.” Görüldüğü üzere, gençlik yıllarımızda da İmam Şamil’den hemen sonra Ulusal kahraman olarak Berkok Paşa’nın gönül tahtımızda ayrı bir yeri vardı ve var olmaya da devam edecektir Hepsinden de öte, ona karşı bugüne kadar hiç eksilmeyen bir hürmet hissiyle dolu olmamızın belki en büyük sebebi, üçüncü ölüm yıldönümü dolayısıyla, arkadaşı General Sabri Beşe’nin onun hakkında yazdığı ve “Kurtuluş Yolu” eserinin 1.ve 2 baskılarının ön sayfasında yer alan makalenin aşağıdaki paragrafında ifadesini bulan onun mümtaz kişiliği ve müstesna karakteri, güzel ahlakıdır. “ Muhterem ve aziz arkadaşım General İsmail Berkok, her şeyden evvel kâmil ve âlim bir insan, mesleğinde kudretli ve faziletli bir asker olduğu kadar da tab’an mütevazı, herkese karşı hürmetkâr ve haluk bir zatı sutude sıfat idi (güzel huylu, sessiz/sakin karakterli bir kişiliğe sahip idi). Büyük, küçük, genç ve ihtiyar her müracaat edene hizmet etmek ve işlerini kolaylaştırmak için canla başla çalışır ve bundan zevk duyardı. Hayatında belki kimseyi kırmamış ve kimsenin izzeti nefsine dokunmamıştı. Bu vasıfları ile tanıyanlar, kendilerinin meftunu ve hayranı olduklarına şüphe yoktur.” Buna bir de, bir asker olarak savaşlarda gösterdiği liyakat ve aldığı madalyaların sayısıyla (6 madalya) orantılı bireysel cesareti yanında bir yargıç sıfatıyla, “kendi soydaşlarına karşı pek de iyi niyetler beslemeyen bir düşüncenin(Turancılık) temsilcilerine karşı, onları mahkemede savunurken” gösterdiği medeni cesareti, hak ve adalet duygusu da eklenirse onun bir fazilet abidesi olduğunu söylemek herhalde abartı olmayacaktır. Şimdi gelelim Merhum Berkok Paşa için şimdiye kadar yapmadığımız, fakat pek de zor olmayan önerilerimize: 1.Her şeyden önce, merhumun çocukları(iki erkek bir kız) olduğunu biliyoruz, fakat neredeler, ne yaparlar, bu toplumun içine niye girmezler, bunu bilmiyoruz. Yoksa küstürdük mü onları? Babaları hakkında yapılacak herhangi bir çalışma için, ilk elden başvurulacak bu canlı kaynaklara karşı kadirşinaslık görevimizi yapmak için en kısa zamanda harekete geçilmelidir. 2. Doğumunun 100. yılı (1990),”Berkok Paşa Yılı” olarak ilan edilebilirdi. Bu yapılmadı. Bu yıl (2004),ölümünün 50.yılı münasebetiyle olsun,”Onu anma yıl”ilan edilemez mi? 2004 ün kalan aylarında onunla ilgili anma etkinlikleri hemen başlatılamaz mı acaba? 3. “Bütün Yönleriyle Berkok Paşa” başlığıyla bir konferans, bir panel, ya da bir sempozyum tertip edilemez mi? 4. Onun adına bir Enstitü ya da bir vakıf kurulamaz mı acaba? “Şamil Eğitim Vakfı” gibi. 5. “Berkok Paşa Ödülü” ihdas edilebilir ve ödüllü yarışmalar tertiplenebilir.”Kafkas / Çerkes Tarihi Araştırmaları”, “Kafkasya Üzerine Hikâye, Roman ve çeviri çalışmaları”, gibi alanlarda olabilir. Çerkeslerin sorunlarından kamuoyunu en çok haberdar eden, gündeme taşıyan medya mensupları, Kafkas dostu yazar, araştırmacı ve gazeteciler de unutulmamalıdır. 6. Komisyonlar oluşturulup,”Tarihte Kafkasya” ve “Kurtuluş Yolu” isimli eserleri Çerkesce’ye ve diğer dünya dillerine çevrilebilir. 7. Merhumun, kitaplarının dışında, muhtelif dergilerde yayınlanan, nerede, ne kadar makalesi varsa en kısa zamanda kitaplaştırmalı. 8. Tarihte Kafkasya, Kurtuluş Yolu vd. kitaplarının yayın hakkı kimdeyse hiç zaman kaybetmeden, hemen irtibat kurulmalı ve bu eserlerin muhakkak yeni baskıları yapılmalıdır 9. Berkok Paşa hakkında, gerek hayatta iken, gerekse vefatından sonra yazılanlar derlenip kitaplaştırılmalıdır. Bütün bunların, Kafkasya davasında “federasyonlaşma” başarısını gösteren ve kuruluşundan beri çıtayı yükselterek, çalışmalarını sürdüren “Kafkas Vakfı” kadroları tarafından gerçekleştirilebileceğinden hiç kuşku duymuyorum. Konuyu daha fazla uzatmadan ve makalenin hacim sınırlarını daha fazla zorlamadan, Berkok Paşa’ nın “Kurtuluş Yolu” adlı eserinden de bir nebze söz etmek istiyorum. Onun büyük vatanseverliği, milliyetperverliği yanında, beni ona en çok bağlayan nedenlerden biri de, “Kurtuluş Yolu” isimli eseri ve bu eserde ortaya çıkan ilmi vukufiyeti, fikri derinliği ve düşünce ufkunun genişliğidir. Berkok Paşa denilince hep “Tarihte Kafkasya” akla gelmiş, neredeyse onunla özdeşleştirilmiş ve “Kurtuluş Yolu” eseri her nedense görmezlikten gelinmiş, adeta yok farz edilmiştir. Bu doğru bir yaklaşım değil. Bir yazar için eserlerinin, çocukları gibi telakki edilişini göz önünde bulundurursak, bu onun çocuklarından birini ret anlamı taşımaz mı? Oysa, “Kurtuluş Yolu”, “Tarihte Kafkasya” dan daha evrensel mesajlarla yüklüdür. Bu eser, insanlık kültürüne, düşünce tarihine, ilim dünyasına büyük bir hizmet, dolayısıyla da yazarına ve onun içinden çıktığı topluma şeref kazandıracak önemde bir eserdir. “Tarihte Kafkasya”, sonuçta bir tarih kitabıdır. Genel tarihe de büyük bir hizmettir elbette. Ancak bu bir ulusun tarihi, bizim tarihimiz... Fakat “Kurtuluş Yolu” ,yazarının da ifadesiyle, bütün insanlığa, özellikle dünya gençliğine hitap ediyor, evrensel bir proje teklif ediyor. Tüm insanlık adına geleceğe ışık tutuyor. Allah izin verirse,”Kurtuluş Yolu” üzerinde ayrıca ve müstakil bir başka makale kaleme almak arzu ve temennisiyle, eserin “önsözünü” ve “bu eseri niçin yazdım?” başlıklı, giriş bölümünün son cümlelerini vererek, bu yazıyı burada noktalamak istiyorum. “ Mukaddeme ( Önsöz ) Bu eser, öteden beri kalbimde taşıdığım ve müfekkiremde yaşattığım dünya birliği ve dünya müsalemeti(barışı) idealinin bir mahsulüdür. Bu idealim, ilhamını Kur’an-ı Kerimden almış, kemalini hayatta bulmuş, tezahürünü bu eserde göstermiştir. Bu ideal, bugün hayal safhasından hayat sahnesine intikal etmiş bulunmaktadır. Bunu da, dünyadaki inkişaf ve inkılâpların zaruri bir neticesi olarak kabul etmek lazımdır. Çünkü imtidadı(uzunluğu) kırk sekiz saatlik bir tayyare uçuşu mesafesinden ibaret kalmış olan bu küçük toprak parçasında artık başka türlü bir hayat standardı olmasına imkân yoktur. İşte bu zaruri vaziyetin tesiri iledir ki, bu idealin bugün (UNESCO) gibi beynelmilel ( uluslar arası)ve resmi bir teşkilatın mevzuu olmak mahiyetini kazandığı görülmektedir. Ancak bu mahiyeti ile dahi bu ideal henüz hale mal olmuş değil, fakat istikbale matuf (geleceğe yönelik) bir meseledir. Bunun içindir ki bu eserde, istikbalin sembolü olan dünya gençliğine hitap edilmiştir. Dünya birliğinin tahakkukunu beklemeliyiz ve dünya kurtuluşu imkânlarının ancak böyle bir tahakkukta bulunabileceğine inanmalıyız. Çünkü birbirine bu kadar girmiş, birbirine bu kadar karışmış olan insanlar, şayet anlaşamazlar, bir nizama bağlanmazlar, kalp ve fikir birliği prensipleri etrafında toplanmazlar ise, nihayet birbirlerini yiyecek ve yok edeceklerdir. Bu sebepledir ki, bu prensipleri ve insanları kurtuluş idealine götürecek yolları arayan bu esere (KURTULUŞ YOLU) adını verdim. Bu eseri, insanları kurtuluşun tahakkuk sahnesine götürecek yolları bulacak diğer birçok eserlerin takip etmesini temenni ederim. Selamet hidayete tebaiyettedir (Kurtuluş doğru yola uymakla olur).” “ Bu eseri niçin yazdım? Memleketimizin gençliği ile doğrudan doğruya ve dünya gençliği ile bilvasıta(dolaylı olarak) temas halindeyim. Bu temas neticesinde şu kanaati hâsıl ettim ki bütün dünya gençliğinin vicdani varlığı aç ve manevi gıdaya muhtaç bir haldedir. Fikri varlığı da maddiliğin sert kalıbı içerisinde hapis ve yalnız ihtirasa terkedilmiş, inbisat(genişleme) kabiliyetini, hadiselerin oluş ve akış şekillerine intibak etmek imkânını, diğer bir tabir ile elastikiyetini kaybetmiş bulunmakta, yalnız kendi dar sahasında sivrileşmekte devam etmektedir. Gayrı müsait şartlar içerisinde bulunan organik varlık ise zaten gittikçe artan bir zaafa doğru sürüklenmektedir. Böyle bir vaziyetteki fertlerden randımanlı bir irade kudreti beklenemez. Bunlar ancak malul(hasta) ve muvazenesiz(dengesiz) bir cemiyet teşkil edebilirler. İşte böyle bir nesil, beşeriyeti bugünkünden daha feci bir akıbete sürükleyecektir. Şu halde bugünkü neslin durmak üzere bulunan ruhi varlığını harekete getirmek, fikri varlığına geniş bir inkişaf sahası sağlamak, uzvi varlığına tabii karakterini kazandırmak suretiyle iradeli ve muvazeneli bir nesil vücuda getirmeye çalışmak lazımdır. Zamanın kültür programlarında ve cereyanlarında, bugünkü hayat şartlarında ve standartlarında ise böyle bir maksada ve istikamete yönelmiş bir hareket görmek maalesef mümkün değildir. İşte ben bu vaziyet hakkında genç ve yeni nesil ile konuşmak istiyorum. Bu konuşmanın ve anlaşmanın kolay olmayacağını da biliyorum. Çünkü bütün hitaplarımız genç neslin müfekkiresini(düşünce gücünü) sarmış olan egoizmin sert kışrına çarpacak ve mukavemetle karşılanacaktır. Bununla beraber batıl bir malzeme ile yapılmış ve binaenaleyh batıl olan bu kışrın hakikat güneşi karşısında eriyeceği ümit ve kanaatini taşıyorum. Bu ümit ve kanaati de mukaddes kitaplardan alıyorum. Nitekim Kur’an-ı Kerim bize Hak ve hakikat gelince batılın yok olacağını, zaten hayatta batılın mahvolmaya mahkûm bulunduğunu söylüyor ve bundan şu anlaşılıyor:”Asıl olan hakikattir. Batıl ancak hakikatin ya bulunmadığı veyahut zaafa uğradığı yerlerde türer ve tutunur.” İlahi olan bu hüküm, hakikati sevenlerin ve arayanların kalplerinde kuvvetli ümitler uyandıracak; onları ceht ve gayrete sevk ve teşvik edecektir. İşte ben de bu eseri bu ilahi hükümden aldığım kuvvet ve cesaretle yazıyorum ve bu eserin hakikat güneşinin bir kıvılcımı olmasını temenni ediyorum.” Ben eminim ki bu eser, onun sonsuzluk yolculuğunda en munis yoldaşı, “diriliş” günündeki “büyük mahkeme”de de Yaratıcısının huzurunda, yaratılış misyonuna uygun bir itikat taşıdığına ve ömür sürdüğüne dair “beratı” (Kurtuluş Belgesi) olacaktır inşallah. Allah mekânını cennet eylesin. Âmin! Erdal ÖZDENHaziran 2004 erdalozden2002@mynet.com BU YAZARIN TÜM YAZILARI» ANA DİL YORUMLAR
ADNAN
{ 16 Mayıs 2008, Cuma }
Kayserililer olarak merhum General İsmail Berkuk Paşaya karşı tarihi vefa borcumuzu yerine getirememenin üzüntüsü içindeyim.
Kayseri merkezde şu anda köy derneklerini saymazsak 5 tane kafkas kökenli dernek faal durumda bulunuyor. Bildiğim kadarıyla hiç birisinde en azından General İsmail Berkuk Paşanın bir resmi dahi bulunmamaktadır. Tarihi şahsiyetlerimizin en azından bir resmini derneğimize astığımız zaman o şahsiyeti sembolik de olsa hatırlamış, unutturmamış oluruz. Derneğe giren çıkan herkes o resmi gördükçe rahmetli İsmail Berkuk Paşamızı anar, bilenler ondan bahseder, gençler onun hakkında bilgi sahibi olur. Uzunyayla.com LAF DEĞİL İŞ YAPMA PAROLASIYLA ÇALIŞTIĞINA GÖRE BU İŞİ DE UZUNYAYLA.COM'UN YAPMASINI DİLİYORUM. OĞUZ BEY REKLAM, TANITIM İŞLERİNİN UZMANI AYNI ZAMANDA. ÖYLEYSE OĞUZ BEYE BİR KADİRŞİNASLIK GÖSTERMESİNİ RİCA EDİYORUZ VE DİYORUZ Kİ; OĞUZ BEY, GENERAL İSMAİL BERKUK PAŞAMIZIN O GÜZELİM KAFKAS KIYAFETLİ KALPAKLI RESMİNİ BÜYÜLTÜP, ÇERÇEVELETİP KAYSERİDEKİ TÜM KAFKAS DERNEKLERİNE BİRER TANE HEDİYE EDERSENİZ İNANIN ÇOK BÜYÜK TARİHİ BİR HİZMET YAPMIŞ OLACAKSINIZ. BUNU SİZDEN ÖNEMLE VE HASSASİYETLE RİCA EDİYORUZ. HANİ SİZ HEP DİYORSUNUZ YA MARİFET İLTİFATA TABİDİR DİYE. TARİHİ BİR ŞAHSİYETİMİZE BU KADARCIK BİR İLTİFATTAN GERİ DURMAYACAĞINIZA İNANIYOR, ŞİMDİDEN TEŞEKKÜR EDİYORUM. SAYGILARIMLA...
i görücü
{ 15 Mayıs 2008, Perşembe }
Berkuk paşaya yakışır bir şeyler yapmak için önce onu ve onun söylediklerin anlamak gerekir. çok beğendiğim bir söz vardır: sizin bildiğiniz; benim anladığımdan ibarettir mealinde. acaba bu toplum onu ne kadar anlıyor ki değerlendirsin? Onun hakkında eskiden beri bütün duyduklarımız, çocukluğu ve ailesinden ibarettir.Putperest Romalılar dönemindenm kalma bir sosyal yapıyı halen sürdürmeye çalışlanlar onun fikirlerini nasıl idealleştirir ki? Bana göre bu da herhalde medeni bir toplumdan çok bir kabile toplumu karakterine sahip olmaktan kaynaklanmaktadır.Bu konuda bir şeyler söylemek için ümmi toplumun veya kabile tolumun özellikleri hakkında kısa da olsa bir bilgi sahibi olmak gerekir.ayrıca Onun Kurtuluş Yolu adlı olağanüstü eserine yapılan hulleyi de yakinen biliyor ve üzülüyorum. olayı bizzat hulleyi yapan iki kişinin birinden dinledim. ayıp, haynape!!
WOTEY WUMAR
{ 12 Mayıs 2008, Pazartesi }
Tarihte Kafkasya Kitabını hiç gördünüzmü? hiç okudunuzmu bilmem ama... 500 sayfayı aşkın bu ansiklopedik Tarih kitabı oyle boş zamanlarda 5-6 yılda yazılacak bir kitap değil heleki hemen hiçbir kaynak ve bunların nerelerde olduüunun bilinmedigi o yıllarda ... Negume Şora, Aytek Namitoque ve BERQUQ Ismail yazdıklari kitaplar olmasala bu uc şahsiyet olmassa idi hangi tarihimizi okuycaktık ... Allah onlardan Razı olsun ... Mekanlarını Cennet Eylesin ...
Bu arada, 1988 yılında daha lise 2 talebesi iken Berkok Paşanın kızı Seteney Şami ve Torumu Janset Şami(kendisi ankarada okumuş bir antropoloji, sosyoloji, arkeoloji uzmanıdır) Akrabamız olan Sabancı Nazım Amca ile yahyabey koyunde Amcama misafir olmuslar ve koydeki eski eser ve suslemeleri, koydeki cesitli yastaki kisileri incelemislerdi ... Berkok Paşanın kızı Cok içten mutevası ve Tam Bir çerkes Hanımı idi ... ve saatlerce süren sohpetler etmiş idik ki Rahmetli babasının kitabini bir Yıl once Kayseri il halk kütüphanesinde arkadaşlar ile nobetlese heyecanla okudugumuzu duydgunda nasil heyecanlandigini hic unutmam ... Bir daha hic gorusmedik ancak kendisinde bir yazar oldugunu soylemis Esi Suriyeli bir Doktor olan Seteney hanım urdunde yaşadıklarını soylemişti ... Evet Bu insanlar Uzunyaylanın Çerkes Diasporasının yetiştirdiği en önemli değerlerdir ve kıymetini bilmemiz gerekir ... YORUM YAZIN
|
|
© 2005-2008 Kafkas Diasporası &
Aksi belirtilmeyen tüm yazıların yayın hakları sitemize aittir. Kaynak gösterilmek koşuluyla alıntı yapılabilir.
SİTEMİZİN HİÇBİR DERNEK VE VAKIFLA İLİŞKİSİ YOKTUR
Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.En iyi görünüm için 1024x768+ ekran çözünürlüğü ve Mozilla Firefox tarayıcı kullanmanız tavsiye edilir.
İletişim ; 0352 3204030 - Cep Telefon ; 0530 4336701
PASİFİK YATIRIM LTD.ŞTİ. www.mobilyarehberi.com www.BerkmaX.com www.36hafta.com