KÖYLER SÜLALELER BİLGİ BANKASI UZUNYAYLA KAN BANKASI UZUNYAYLA EMLAK UZUNYAYLA TV UZUNYAYLA FORUM UZUNYAYLA RADYO ÇERKES ETHEM DOSYASI TELEFON REHBERİ

MEHDİ NÜZHET ÇETİNBAŞ:EVET, ETHEM HAİNDİ, AMA ÇERKESLER İÇİN

Hüseyin Tok









"Çerkesler çok büyük travmalar yaşadı. Anzavur'la birlikte hareket eden Bandırma, Manyas, Gönen yöresindeki Çerkes köyleri tamamen tehcire tabi tutuldu. Halbuki Çerkeslerin büyük kısmı Kuvayi Milliye'nin içerindeydi. Hain Çerkes Ethem gibi yaftalar Demokles’in kılıcı gibi tepemizde sallandırıldı. Ama çok enteresan paradokslar yaşıyorsunuz. Çerkes Ethem'i hain ilan edenlerin içinde Çerkesler var. Birçok Çerkes'i ipte sallandıranların tepesinde Kılıç Ali'yi görüyorsunuz, Çerkes kendisi. Çerkes Ethem Düzce isyanını bastırıyor, 70 küsur Çerkes'i parkta çınar ağaçlarına asıyor. Bana göre Ethem haindir. Ama Türkiye Cumhuriyeti'ne ihanet etmemiştir, Çerkeslere ihanet etmiştir."


Mehdi Nüzhet Çetinbaş, Ajans Kafkas’a verdiği röportajın ikinci bölümünde Türkiye’de uzun yıllar Çerkesler ‘hain’ damgası vurulmuş Çerkes Ethem nedeniyle sindirildiğini hatırlatırken, Ethem Bey’in hayatı boyunca Türklere hizmet ettiğini, Çerkeslikle alakasının olmadığını ve ihanet ettiği kesimin de aslında bizzat Çerkesler olduğunu savunuyor… “Rusya’ya Gönüllü Katılışın 450.Yıl Dönümü’ adı verilen Kuzey Kafkasya’daki kutlamaları bütün Kafkasya direniş tarihini ‘asiler tarihine’ tahvil eden büyük bir ihanet çabası olarak yorumlayan Çetinbaş, Çerkes toplumunun en temel problemlerinden birinin de kadrosuzluk olduğunu hatırlatıyor.

450. yıl iddialarıyla Rusya tam olarak neyi hedefliyor? Tarihimizi yıpratarak Kafkasyalıların kendi tarihlerinden utanmalarını ve kimliklerini zayıflatmayı mı? Diğer taraftan şöyle yorumlar da var; tamam geçmişte bazı sorunlarımız olmuş, ama bunları unutup her iki tarafın da kazanmasını sağlayacak şekilde geleceğe bakalım… Yani bir çeşit barış eli mi?
 
Burada çok şeytani bir politika izliyorlar. Kafkasya halkları olarak 450 yıl önce Rusya'ya gönüllü katıldığınızı kabul ettiğiniz zaman, 1825'ten başlayıp 1864'e kadar süren savaşlarda asi duruma düşüyorsunuz. Ve o savaşlarda akıtılan kanlar, verilen şehitler teröristtir, onlar devlete karşı isyan eden asilerdir. Hacı Giranduko Berzeg'in kemikleri sızlıyor. Hacı Kuzbek'in kemikleri sızlıyor. Sayısını tam olarak bilemediğimiz insanlar burada oluk oluk kan akıtıyor ve siz bu insanların hepsini, bütün atalarımızı asi pozisyonuna düşürüyorsunuz. Yani burada verilen savaş özgürlük savaşı değil, devlete karşı bir başkaldırı. 1820'lerde Kafkasya'daki Rus sayısı kaç? Yüzde bir bile değil, sıfır. 1820'lerde sıfır oran Rus oranını bugünkü duruma getiriyorsunuz. Yani bunlar tamamıyla oradaki satılık aydınların yaptıkları şeylerdir. Telefonla zaman zaman görüşüyoruz, gerekçeleri de son derece çirkin. Bilmem kaç milyon ruble gönderdiler diyorlar, o parayı geri mi çevirelim… Böyle bir mantık olabilir mi? Özgürlüğünüze, tarihinize, mazinize 300 – 400 milyon ruble yardım karşılığında, böyle bakan insanlar var. Bu son derece acınacak ve çirkin bir durum. Tabii onurlu insanlar eziliyor, sesleri duyulmuyor. 
 
Kültürel kodlarımızın bugün için tıkayıcı rol oynadığı durumlar var mı? Mesela geçmişte yaşananlar bize aktarılabildi mi? Bakıyoruz bin yıl önceki Haçlı Seferleri'nden bugüne Arapça'da ağıtlar kalmış, ama bize aileden sürgünle ilgili neredeyse hiçbir şey aktarılmadı, gelenekten bu konuda pek bir şey öğrenmedik. Kültürel kalıplarımızda sorun var mı?
 
Tabii olmaz olur mu… En güzel model, 1910'lu yıllarda ortaya kondu. Kapatılan Çerkes Teavün Cemiyeti çok önemli bir modeldi. İçinde birçok Çerkes aydınını barındıran, milletvekillerinden paşalara varıncaya kadar birçok aydının içinde yer aldığı bir kurumdur. Şanssız bir şekilde cemiyetin ana unsurunun bir kısmı padişahın tarafında kalınca, cemiyet daha sonra kapatıldı. O dönemde, Çerkes Teavün Cemiyeti kapatılınca üyelerinin bir kısmı da Kafkasya'ya gittiler, Kafkasya'da 1918 Cumhuriyeti'nin içinde yer aldılar, bağımsızlık hareketine katıldılar. Orada yıkıntı olunca bir kısmı orada kaldı, dönemedi. Kadrolarımızın çok önemli kısmını bu sıralarda kaybettik: Kurtuluş savaşı, Çerkes Teavün Cemiyeti'nin kapanması sırasında… Ve Cemiyet kapatılınca maalesef arşivi talan edildi. Bunlar tabii soruşturulması gereken olaylar, oradan bize doğru düzgün bir şey kalmadı. Bununla beraber Çerkesler çok büyük travmalar yaşadılar. Anzavur'la birlikte hareket eden, hareket ettiği var sayılan Bandırma, Manyas, Gönen yöresindeki Çerkes köyleri biliyorsunuz, tamamen tehcire tabi tutuldu, yerinden kaldırıldı. Halbuki Çerkeslerin büyük kısmı da Kuvayi Milliye'nin içerisindeydi. Yani bir çok travmalar yaşandı, uzun dönem hain Çerkes Ethem gibi yaftalar Demokles’in kılıcı gibi tepemizde sallandırıldığı için 1950'lere kadar gelen dönem içinde insanlar Çerkesliklerini gizlemek gibi durumlara düştüler. Ama bu olurken de çok enteresan paradokslar yaşıyorsunuz. Çerkes Ethem'i hain ilan edenlerin içinde bakıyorsunuz yine Çerkesler var. Birçok Çerkes'i ipte sallandıranlara bakıyorsunuz, tepe noktasında mesela bir Kılıç Ali'yi görüyorsunuz, Çerkes kendisi. Veya bakıyorsunuz Çerkes Ethem Düzce isyanını bastırıyor, 70 küsur Çerkes'i parkta çınar ağaçlarına asıyor, astıklarından bir tanesi de Kuvayı Milliyeci Sefer Berzeg. Bana göre Ethem haindir. Ama Türkiye Cumhuriyeti'ne ihanet etmemiştir, Çerkeslere ihanet etmiştir. Ethem, Çerkes toplumunu mahveden, Çerkes toplumunun yüz karası bir haindir. Tarih kitapları Çerkes Ethem'e hain dediği için biz ona refleks olarak sahip çıkıyoruz. Kim için hain Çerkes Ethem, kime ne yapmış? Çerkeslerin dışında hiç kimseye ihaneti olmamıştır. Çerkes Ethem'in hayatının hiçbir anında Çerkeslikle en ufak, tırnak ucu kadar alakası olmamıştır. Çerkes Ethem, Enver Paşa'yla, kardeşi Nuri Paşa'yla Türkistan'a giden ordunun içindedir. Kendisini Türkçülüğe adamış, ‘Büyük Türk Dünyası'nı kurmaya çalışan, böyle bir insan. Özeleştiri olarak söylüyorum bunları. Çerkes Ethem'e iadeyi itibar diyorlar… Hiçbir zaman imza koymam böyle bir şeye. Çerkes Ethem'in hangi Çerkes'e faydası olmuş, Çerkeslik için ne yapmış? Bunun anlatılması lazım.
 
Önündeki Çerkes ifadesi bütün Çerkeslere karşı da olumsuz bir yaklaşımın oluşmasına yol açmıyor mu peki?
 
Ben ona karşı geliyorum tabii. Ama bizim savunma mekanizmamız Çerkes Ethem olmamalı. Evet Çerkes Ethem haindir, ama Çerkes toplumuna haindir. Hayatı boyunca Türk toplumuna hizmet etmiştir. Çerkeslik için hiçbir şey yapmamış ki. Bu konuyu da ilk ben Kuzey Kafkasya dergisinin yayın yönetmeniyken dile getirdim. Sefer Berzeg'le olan davası üzerinden. Sefer Berzeg'i de tamamen eskiye dayalı bir kız davası yüzünden asmıştır Ethem. Bunlar tarihi gerçekler. Yani Çerkesler olarak önce kendimize iğne batırarak uyanmadığımız zaman, sanal ortamda, hiçbir şey okumadan, böyle şeyler yazdığımız zaman bir yere varamayız. Sanal ortamı zaman zaman takip ediyorum, bakıyorum, birileri bir şeyler yazıp duruyorlar. Yahu hangi kurumda ne yaptın bugüne kadar? Yazı yazmak çok kolay. Önemli olan hizmet. Türkiye'deki Kafkasya ile ilgili kitapların tirajı kaç? Üç yüz-beş yüz. Ama yazan dolu. Okumadan yazıyorlar. Önce kendimizi silkeleyeceğiz. Ve şuna da inanıyorum, Kafkas toplumu çok büyük, kalabalık kitlelerle bir yere varmaz. Biz ayağı yere basan, Kafkasya meselesinde bir şeyler üreten 100-150 tane aydın yetiştirdiğimizde mesele bitmiştir. Ama hâlâ o noktadan çok uzağız. Bizim hedefimiz de odur. En azından bir takım düşünen insanlar yetiştirmek. Sosyolojinin kuralı vardır; kitle, kalabalıklar sürü psikolojisiyle gider. Okuyan, entelektüel, sözü dinlenen insanlar bu toplumun içinden çıksın. Bizim en büyük sıkıntımız, Rusya ile topla tüfekle mücadele ederek zaman kaybetmemiz. Ha, bunu söylerken gidiyorsun başkasının söylemine ortak oluyorsun denilebilir. Çeçenistan'da ben hiçbir zaman silahlı mücadeleyi tasvip etmedim, desteklemedim. Ama yapılmak zorundaydı. Çeçenler savaşmak zorundaydı, Çeçenler başlatmadı savaşı, kendilerini savunmak durumunda kaldılar. Senin evine girip senin ailene, namusuna kastedeni öldürürsün, bu öyle bir şey. Başka bir seçenek yoktu. Rusya Çeçenistan'ı kurban seçerek diğer yerlere de şiddeti gösterdi. Ama bu bana göre geçici bir süredir. Belli bir noktadan sonra bitecektir. Ben şuna inanıyorum. Rahmetli Said Şamil'in bir sözü vardı, 1979'da şöyle dedi: "Yaklaşık 15-20 yıl içinde Rusya yıkılacak, ben belki görmeyeceğim. Ama eğer Rusya yıkıldığında biz örgütlü, güçlü değilsek, dünyaya oradaki durumu anlatamazsak, oradaki insanların yanına örgütlü olarak gidemezsek, örgütlü olarak onlarla kucaklaşamazsak gene biz bir şey kazanamayacağız." Ve aynen öyle oldu. 90'larda güçlü bir diaspora olsaydı, bugün Kafkasya bağımsızdı, kesinlikle bağımsızdı. Çünkü biz oradaki küçük cumhuriyetler arasında entegrasyonu kuramadık. Biz Kafkas Vakfı olarak 2000'li yıllara kadar serbest giriş çıkış zamanında oralara birçok hizmet götürdük, belli bir kesimin bilinçlenmesine katkı sağladık. Doğru şeyler yaptık ama yalnız kaldık. Doğru teşhisle gittik ama yanımızda yeterli gücümüz yoktu. Şimdi yine kesinlikle 25-30 sene içinde bir parçalanma daha yaşanacak, yaşanmak zorunda. Rusya gibi bir yerin, 22 tane federal bölgeden oluşan bir yapının böyle merkezi bir sistemle yaşaması mümkün değil. Rusya'nın bir ucu Japonya'da, diğeri Avrupa'da, iki ucu arasında 11 saat zaman farkı var. Böyle bir ülkeyi merkeziyetçi anlayışla yönetemezsiniz. Nüfus ve daha birçok sorunu var. Her yıl nüfusunun 700 bin civarında azaldığı söyleniyor. Bir taraftan Müslüman nüfus artıyor. 30 sene sonra, 120 milyon civarında nüfusa sahip olacak Rusya'nın neredeyse 45 milyonu Müslüman olacak. Böyle bir duruma gidiyor Rusya. Eğer bizim bir takım hedeflerimiz varsa şimdiden projektör ışığı yansıtarak çalışmamız lazım. Çünkü Rusya'nın şu anda yaptığı şey rant yemek, petrol fiyatlarının aşırı derecede yüksek olmasıyla Putin böyle bir ekonomik rant oluşturdu, bununla bir şeyler yaptı. Sürekli böyle gitmez ki. Petrol fiyatları düştüğünde, Rusya anında bir krizin içine girecektir. Zaten bu ekonomik refah Kafkasya'ya hiç gelmemiştir. Bakıyorsunuz, Moskova'da 4 bin dolar, Petersburg'da 4 bin 500 civarında olan milli gelir İnguşetya'da 170 dolar. En yükseği Osetya'da, o da 800 dolar, o da kaçakçılıktan ve oradaki askeri üslerden. Düşünebiliyor musunuz? Rusya'daki en fakir bölgelere bakıyorsunuz, Kafkasya'daki cumhuriyetlerin hepsi arka arkaya sıralı. Adıgey'in 75 km mesafede hemen bitişiğindeki Krasnodar'da 3 bin dolar olan milli gelir Adıgey'de 500 dolar. Arada 6 kat fark var. Kimse bunun hesabını sormuyor. Tersine çeviriyorlar. Krasnodar'da refah yüksek, onun içine girelim… Adıgey'in refahını yükseltelim demiyor kimse. Devleti lağvedecekler, Krasnodar'a katılınca refah yükselecek. Zaten eline reel olarak geçmeyen o para, Krasnodar'a katılınca hiç geçmez. Sen sadece Krasnodar'ın ortalama gelirini düşürürsün. Yani sonuçta, senin bulunduğun coğrafyaya bilinçli olarak o yatırım yapılmıyor. Bunu görmüyorlar, bunu tartışmıyorlar. Rusya'da 89 tane federal birim var, bunlara baktığınız zaman bizimkiler refah seviyesi bakımından en dipte. Bir ara Kalmukya araya katıldı yanılmıyorsam. 81'den 89'a hepsi Kafkasya'da. En geri kalanların hepsi Kafkas cumhuriyetleri. Bütün Rusya'nın en güzel yerleri olmasına rağmen böyle. Üzerinde insan yaşamayan yerler bile Kafkasya'dan daha iyi durumda. Problem şurada: Kafkasya'nın ekonomik planlaması merkezden yapılıyor. Orada hiçbir işadamımız, ne (Kabardey-Balkar Devlet Başkanı) Kanokov'un ne (Adıgey Devlet Başkanı Aslan) Thakuşinov'un verdiği sözle iş yapamaz; ancak merkezden onaylanırsa yapabilir.
 
Bugünkü durumda Türkiye'de bir Kafkasyalı nüfus var ve elde olanlar da ortada. Bu durumun içindeyken, nereden başlanmalı, sahip olan imkanlar içinde en öncelikli yapılması gereken şey ne size göre?
 
Öncelikle kendi entelektüelimizi, okuyan, Kafkasya'yı bilen, geleceğimize projeksiyon yansıtabilen, dil bilen, dünyayı tanıyan kadrolar yetiştirmediğimiz müddetçe hiçbir şey yapamayız. Artı, vakıf olarak bunu hep dile getirdik, Kafkasya'yı dünyaya entegre etmemiz lazım. Problemimizi dünyaya anlatmamız lazım. Bunu da kesinlikle Türkiye'de yapamazsınız. Türkiye dünyada gözükmeyen, takip edilmeyen bir ülke. Bugün Çeçenistan'la ilgili eğer Ahmet Zakayev ve diğer Çeçenler Avrupa'nın çeşitli yerlerinde olmasalardı, Türkiye'de olsalardı bir gram sesleri çıkmazdı. Bugün dünyada Çeçen mücadelesiyle ilgili bir takım şeyler yansıyor. Yansıma sebebi de Çeçen diasporasının bir kısmının Avrupa'daki merkezlerde bulunması. Bugün Lahey'de mahkeme binasının önünde 15 kişi bağırsa bütün dünya televizyonlarında geçer. Ama Ankara'da 20 bin kişi eylem yapsa dünyanın haberi olmaz. Kendi meselemizi dünyaya anlatmak zorundayız. Anlattığınız zaman dinlerler. Dünyayı sayılı insanlar yönetiyor, onlara ulaşacaksınız. Zamanında Avrupa ile ilgili uluslar arası bir toplantı İstanbul'da yapıldığında Kafkas Vakfı olarak çok önemli girişimlerimiz olmuştu, önemli kişilerle görüşmeler yaptık, hatta Amerika Dışişleri Bakan Yardımcısı ile görüştük. İlgi gösterdiler, takip ettiler… O dönemde çok önemli mesafeler alma noktasına geldik. Fakat bunu sürdürebilecek, takibini yapabilecek kadrolardan yoksunsun. Doğal olarak bu işi takip edecek insanlar gerekiyor. Ermeniler, Yahudiler insanlar yetiştiriyor, o insanları finanse ederek, onların arkasında durarak davalarını anlatıyor. Kadro olmadığı zaman hiçbir hareketi başarıyla yürütemezsin. Bizim en önemli eksiğimiz profesyonel kadroların olmayışı. Bir insan bir işte çalışıyor, boşta kalan zamanıyla da Kafkasya meselesiyle ilgileniyor. Bu bilime de aykırıdır, eşyanın tabiatına da aykırıdır, insanın tabiatına da aykırıdır. Bu yapıyla kesinlikle hiçbir yere varılamaz. Sizin finansörlüğünüzde, sizin desteğinizde araştırmalar yapılacak, projeler üretilecek. Bunu yapabildiğiniz zaman dünya sizi dinleyecektir. Rus temsilcilerin karşısına belli platformlarda çıkıp karşı görüşünü ortaya koyabilecek insanlar yetiştirdiğiniz zaman meseleyi çözersiniz. Rusya'nın Soçi ile adaylığını koyduğu olimpiyatlarla ilgili toplantı yapılırken, oylamaların yapıldığı ortamda İngilizce konuşan 20 tane Çerkes delikanlısı oy kullanacak insanlara Soçi'de ne olduğunu anlatsa etkili olmaz mı? Putin oraya gidip konuşacaktı ama üyelerden bir tanesi yapılan anlatımlardan etkilenip "Ey Putin! Sen o topraklarda 1864 yılında bilmem şu kadar insanı öldürmüşsün, oralar sit alanı" diyebilirdi. Bunun için büyük organizasyonlar gerekiyor, güçleri birleştirmek gerekiyor. Bu konuda Kaffed'e de iş düşüyor, Kafkasya Konseyi'ne de, herkese iş düşüyor. Bugün ortak buluştuğumuz bir nokta var: Soykırım. Soykırımla ilgili projeler geliştirelim. Dünyaya anlatalım, belgeler ortaya koyalım, filmini yapalım. Sonuçta bir yere gelmemiz lazım.
 
Said Şamil'in son yıllarında yanındaydınız. O nesilden bahseder misiniz biraz?
 
Son üç sene çok yakınında bulundum, Said Şamillerin neslinde de en büyük sıkıntısı kadrosuzluktu. Hep şikayet etti kendisi de. Öte yandan kendisinin fert olarak çalışırdı. Suudi Arabistan'da Rabıta'nın Merkez Komitesi'ndeydi. Ben ona sürekli "Said amca şu bağlantılarını başkalarına da aktar, bize de aktar" derdim. Ama 81-82 yaşında olmasına rağmen çok daha uzun yaşayacağını umuyordu. Dolayısıyla bir türlü o bağlantıları ve kendi birikimlerini başkalarına aktaramadan gitti. Said Şamil'in kafasında o kadar çok bilgi vardı ki, hepsi onunla beraber gitti. Bu birikimlerin nesilden nesle aktarılabileceği bir yapıya kavuşmamız lazım. Biz de zaten Kafkas Vakfı'nda böyle bir şey için çalışıyoruz. Osmanlı arşivlerinde belge taraması yaptık mesela, çok yüksek maliyetli bir çalışma. Ama tabii düğün, ekip gibi şeylerin dışında faaliyet gösterdiğimiz için insanların dikkatine fazla çarpmıyor.
 
Düğün-dernek gibi olaylara fazla eğilim, yapılması gereken diğer şeyleri biraz öteliyor mu?
 
Ben onu yapmayalım demiyorum, o kültürün bir parçası, olması gerekir. Ama bir hayat tarzı haline geldiğinde, bütün mesele tamamen bundan oluşunca tıkanıyor. Çerkes'im deyin dışarıda, hemen danslarımızdan bahsediyorlar. Bir Şamil bir de danslar. Demek ki insanlar bizi sadece bununla tanımış. Ben ülkesinden sürülen, mağdur edilmiş, vatanını kaybetmiş bir halk olarak tanınmayı yüz bin kere tercih ederim. Ama maalesef bunu ortaya koyamadık. HT/FT

AJANS KAFKAS

YORUMLAR

sarıköylü  { 20 Haziran 2008, Cuma }
ançok ahmet anzavur hakkında, ansiklopedi ve benzeri ayınlarda yer alan üç-beş cümlelik bilgilerin
dışında etraflıca bilgilenmek istiyorum.
örneğin, nasıl bir kişiliktir, kaç çocuğu vardır, soyu devam etmekte midir, 85 yaşında olmasına rağmen
bir ayaklanmanın başına geçmesi ya da geçirilmesinin anlamı nedir, çerkes gurupları üzerindeki nüfuzundan faydalanılmak istenmişse,
nüfuzundan faydalanılabilecek başka bir şahsiyet yok muydu ? kaldı ki, başında olduğu ayaklanmaya katılanlar sadece çerkeslerden de oluşmamıştır. ilginçtir, neredeyse üzerinden 100 sene geçmiş olmasına rağmen, ingilizlerce anzavur'la ilgili tek belge dahi açıklanmış değildir.
çerkes ethem hakkında bir dolu inceleme, araştırma ve yayın varken anzavur ahmet'in bu kadar kıyıda köşede kalması biraz tuhaf değil mi ?

koparal kacar/abhazyeniyapan  { 16 Mayıs 2008, Cuma }
Kurtuluş savaşı tarihimizde,Çerkes Ethem olayıdiye nitelenen olaylardan günümüze yaklaşık 70 yıl geçmiş bulunuyor.Ethem Bey'in ölümünden günümüze ise 40 yılı aşkın bir süre geçmiş bulunuyor.
Bu zaman sürecinde ülkemizde üç anayasa değişti.ona yakın Cumhurbaşkanı geldi geçti.Üç askeri müdahele yaşandı.Siyasete bulaşmış en yüksek okullarda okuyan prıl prıl gençlerimiz asıldı.Dünyamızın sınırları bir kaç kez değişti.Sistemler çöktü, duvarlar yıkıldı.Günümüzde de yeni sınırların oluşma sancıları yaşanıyor.
Yaşadığımız günlerde vatana ihanetten idam edilen menderes ve arkadaşlarının itibarları iade olunarak devlet töreni ile cenezeleri anıt mezara kondu.Olay toplum vicdanında afedildi diye nitelendi.
Çerkes ethem olayı da toplum vicdanını en az bu olay kadar rahatsız den bir olaydır.Yaptıklarına katılalım veya katılmayalım,doğru bulalım veye bulmayalım geçmiş nitelemelerine daha esnek bakıp toplum vicdanındaki rahatsızlığı gidermek yönetimlerin görevidir.

Ali Şahin  { 15 Mayıs 2008, Perşembe }
Hain de olsa,kahraman da olsa; Bizim hainimiz ,bizim kahramanımız.

bjedug09  { 15 Mayıs 2008, Perşembe }
ana tema, ethem bey türkiyeye mi çerkeslere mi hainlik yaptı?

sayın çetinbaşın söylediklerini yadırgamamak lazım. çerkeslere hainlik yaptı belki biraz iddaalı bir söz olabilir ama neticede hayatı boyunca çerkeslikle ilgili bir tasarrufu olmayan bir kişilikten bahsediyoruz. yani yazılanlar öyle. yoksa baktığımız zaman kuşçubaşı eşref gibi pek çok çerkes kökenli ile yakın ilişkide olduğunu biliyoruz. ayrıca kendine bağlı birliklerin büyük oranda çerkeslerden oluştuğuda söyleniyor. bu açıdan bakıncada çerkeslere uzak görünmüyor ethem bey.

ancak icraatlarına baktığınızda bu anlamda hiç bir iz olmadığı gibi bu 70 kişinin asılması söz konusu. demek ki 80 lerde olduğu üzere bir kamplaşma yaşanmış o dönem. çerkes ethem karşıt taraftan anzavur karşı taraftanmış. kimbilir anzavur kazansaydı belki de o sallandıracaktı yüzlerce çerkezi. gerçek şu ki ne anzavur tarafında ne ethem tarafında çerkeslik tasası çeken yokmuş. kullanılmış, işleri bitince kenara atılıp geçilmişler.

o yüzden demiyormuyuz, ideolojileriniz ne olursa olsun aman çerkesliğiniz önünde olsun. gün gelir siyasi fikirler değişir, şartlar değişir ama çerkesliğiniz baki kalır. bu olayı bu anlamda bir ders olarak görelim. anzavurlar, ethemler bizim ibret vesikalarımızdır..

Albuz Gergin  { 15 Mayıs 2008, Perşembe }
Milli Mücadele yıllarının öteki yüzü

11.12.2005
Radikal Gazetesi


Çerkes Ethem (yanda ve üstte Atatürk'ün sağında) Milli Mücadele yıllarının en çok tartışılan ismi. Üstteki fotoğraf, 'Yozgat isyanı'nı bastırmak üzere görevlendirilen Çerkes Ethem ve adamlarının Haziran 1920'de İstasyon'daki karargâh binası önünde çekilmiş.


Çerkes Ethem, Mustafa Kemal'in Anadolu'da dayandığı askeri gücün sahibiydi; Büyük Millet Meclisi'nin 'Milli Kahraman' unvanı ile onurlandırdığı bir kişiydi. Ancak, Ankara'nın yeni hiyerarşisiyle uyuşamayınca Yunan'a sığındı ve hain ilan edildi

11/12/2005

AVNİ ÖZGÜREL (E-mektup | Arşivi)

1920 senesinin aralık ayı Milli Mücadele sürecince Ankara'nın, daha doğrusu Mustafa Kemal'in tek güç haline gelişine ifade eder. Oraya gelene kadar geçen bir buçuk yıl zarfında çevrelerinde işgale karşı yerel direnişi ve iç muhalefet odaklarının bastırılmasını örgütleyen; bu sebeple itibar edilen ama kendilerini 'uç beyi' gibi görmeleri yüzünden merkezi otoritenin etkisini zayıflatan çete reisleri bir bir saf dışı edilmişti.

Tasfiye ve isyan hareketlerinin bastırılmasında başvurulan güç Çerkes Ethem'di. Sonunda düzenli birlikler toparlanıp mücadelenin geleneksel askeri hiyerarşi içinde devam etmesine uygun zemin oluşunca sıra onun sahneden çekilmesine geldi. 9 Aralık 1920'de Ethem'le Ankara arasında ipler koptu.
Ethem, Demirci Mehmet Efe'ye '... Seni, Yörük Ali Efe'yi, beni ve bazılarını her ne şekilde olursa olsun imhaya karar vermişlerdir. (...) Hasılı selametimiz birbirimizle sıkı bir irtibat temin ederek birlikte hareket etmektedir. Kuvvetleriniz arasına katiyen ordunun vereceği kimseyi almayınız...' mealinde bir telgraf çekerek 'bayrak açtı...'

'İşgal'in önemi
Bizde ulusal direnişi Anadolu'nun işgali ve buna karşı verilen 'Kurtuluş Savaşı' ekseninde yansıtan bir resmi tarih anlayışı hâkim. Bunun için yeni kuşaklara 'Ankara'nın iç âlemi' yeterince anlatılmış değil. Oysa açık söyleyeyim Milli Mücadele sürecinde 'işgal' tali bir durumdan öte kıymet taşımaz. Hatta Mustafa Kemal 'işgali' ulusal direnişin kenetlenmesi bakımından kullanmıştır demek mümkün.
İstanbul işgal edilmemiş olsa Ankara'da BMM'nin toplanması zorlaşırdı; keza İzmir işgal edilmemiş olsa halkın ulusal direnişe katılımı bu denli güçlü ve erken gerçekleşmeyebilirdi. Bu bakımdan meseleye strateji penceresinden bakan bir kurmay subay olarak işgal Mustafa Kemal'in gözünde hiçbir zaman 'kolay defedilebilecek bir vaka' olmanın ötesine geçmemiş; ya da daha doğru bir ifadeyle Anadolu'da siyasi birliğin, otoritenin sağlanmasından daha önemli olmamıştır.
Nitekim Sakarya Savaşı'na kadar Türk ordusu düşmanla doğru dürüst karşılaşmamıştır. 1. ve 2. İnönü 'savaşları' askeri açıdan düşmanın güç yoklamak amacıyla yaptığı 'keşif taarruzu' dur. Zaten zayiat denilebilecek seviyede bir kayıp da yoktur.

Temel mesele: Otorite kurmak
Ama Milli Mücadele'nin temel meselesi ve derdi ülke içinde siyasi/askeri otoritenin tek elde toplanmasıdır. 1919 Mayıs'ında yani Mustafa Kemal'in Samsun'a geçtiği günlerde Anadolu'nun manzarası Ankara Meydan Muharebesi'nde Timur karşısında Yıldırım Bayezid'in yenilmesiyle girilen 'Beylikler Dönemi'nden farksızdır.
Bulundukları mahalli kurtarmayı hedefleyen ve 'Müdafayı Hukuk' adıyla kurulmuş 30'a yakın dernek vardır ve bunların kendi çaplarında 'hükümetçik'ler olup bir yandan asker diğer yandan gönüllü ya da gönülsüz vergi topladığı bilinmektedir. Oysa Ankara'ya geldiğinde Mustafa Kemal'in çevresinde kişisel güvenliğini sağlamaya dahi yetmeyen küçük bir muhafız kıtası vardır.
Erzurum ve ardından Sivas kongrelerinin iki amacı vardır: 'Vatanı bütün olarak savunmak' ve 'Mücadeleyi siyaseten sorumlu heyet eliyle sürdürmek...'
İlk bakışta 'zaten herkes vatan müdafaasından yana...' ya da 'ölüm kalım mücadelesinde siyasi hesap yapmadan kenetlenmek kolay...' sanılabilir. Ama öyle olmamıştır.
Etnik farklılıkların, mahalli liderlerin iktidarlarını sürdürme arzularının su yüzüne çıktığı süreçtir bu. İstanbul'un benimsediği teslimiyetçi tavır bu arzuların dayanağı, Ankara'ya itirazın gerekçesidir kuşkusuz ama ne tek ne de gerçek izahı değildir. Söylemek istediğim Ankara'nın düşmandan önce 'isyanlarla' uğraşmak zorunda kaldığıdır.

'Hep bunlarla uğraştım'
Benim yaşımdakiler 21 Mayıs ve 22 Şubat ihtilal girişimlerini hatırlayacaklardır. 27 Mayıs darbesini onaylamakla birlikte ihtilal komitesine dahil edilmemiş kadronun öfke kabarmasıdır her iki girişim de. Lakin bakış açınızı değiştirip yaklaştığınızda 'darbecilerin' tamamının Çerkes kökenli olduğunu görürsünüz.
Hadise sırasında İsmet İnönü başbakandır. Ve olayları şimdi Ankara Radyosu'nun yanında Türk Hava Kurumu tarafından kullanılan ama o yıllarda Hava Kuvvetleri Komutanlığı olan binada izlemekteydi. Dönemin gazetelerinde hadisenin kontrol altına alınmasından sonra binadan çıkan İsmet İnönü'nün bir sözü yer aldı ama buna özel bir anlam da yüklenmedi, 'Bunlarla yıllardan beri uğraşıyorum ben..' diyordu Paşa.
Neydi 'Çerkes'lerle alıp veremediği derseniz onu anlatacağım. Ama hatırlatmak istediğim bir husus var. Gerek Erzurum Kongresi'nde gerekse Sivas Kongresi'nde Mustafa Kemal'in yanında yer alan kadronun (Rauf Orbay -Çerkesler arasındaki adıyla Aşharuva Rauf- Fethi Okyar ve ilah...) büyük çoğunluğu Çerkes, Adıgey, Abaza olduğunu unutmamak lazım. Ve nihayet Anadolu direnişinin ilk günlerinde neredeyse Ankara'nın elindeki tek askeri gücün Çerkes Ethem çevresinde toplanmış kuvvet olduğunu da...

'Türk, Kürt, Çerkes el ele'
Ancak Milli Mücadele şekillenmeye başladığında bir gelişme oldu ve Mustafa Kemal'in yakın çevresinde değişiklik yaşandı. Lider yola birlikte çıktığı kişilerden ayrıldı, mücadeleye sonradan hatta bir bakıma fazlaca inanmadan- katılan 'emir/kumanda adamları' ön plana geçti. Bu değişimin Mustafa Kemal'in arzusu olmaktan çok 'yeni gelenlerin manevrası' olduğu yolunda işaretler var. Nitekim aynı günlerde Ankara'dan Çerkes Ethem'in ağabeyi Reşit Bey'e gönderdiği 7 Ocak 1920 tarihli telgrafında Mustafa Kemal, 'Bu din ve devletin sağlam bir uyruğu olan Çerkes kardeşlerimiz, hepimizin övdüğümüz baş tacımızdır. Bugün düşmanlarla çevrili Türk, Kürt, Çerkes ve diğer din kardeşlerimizin el ele vermesi, sarsılmaz bir bütün oluşturmaları, namus ve yaşamımızı kurtarmak için bir zorunluluktur...' diyordu.
Muhtemeldir ki İsmet Paşa başta olmak üzere mücadelenin rütbeli diğer zevatı Çerkes Ethem'in BMM Genel Kurulu'nda coşkuyla karşılanmasına bakıp ürktüler... Milletvekilleri tarafından tam bir kahraman gibi karşılanan ve dakikalarca süren alkışların kesilmemesi üzerine utançtan terleyen Ethem, İsmet Paşa konusundaki hissiyatını anlatırken şu tespiti yapar: 'İlk defa karşıIaşıyorduk. Daha sonra hayatımdaki menfilik ve haksızlıkların kaynağı olan bu zatın ilk anda üzerimdeki intibaının derin olmadığını, çehresinin ve hareketlerinin bariz hususiyet ifade etmediğini itiraf ederim. Fakat konuştukça ve fikirlerini dinledikçe, onu birçok meziyetleri bulunan erkân-i harp hususiyetleri taşımakla birlikte hiçbir zaman zaferi temsil edecek kumandanlık vasfına sahip bulamadım.'
Şurası kesindir ki Ethem'e 'Çerkes' lakabını takan İsmet Paşa'dır. Kendisine sorulduğunda bunu 'övgü' olarak kullandığını söyler; ama Ethem öyle anılmaktan rahatsızdır: 'Hepimiz Osmanlı'ydık... Eğer milliyet ve ırk tefriki yapılmaya kalkışılsaydı bu vatanda seceresi karışmamış kim kalırdı.'
Ethem'in Yozgat isyanlarını büyük bir maharet ve süratle bastırması da onu aynı yerde daha önce başarısız olmuş bazı kumandanların kıskançlık ve rekabet hislerine hedef haline getirdi. Nitekim Ethem'e göre Ali Fuat Paşa'nın Garp Cephesi Kumandanlığı'ndan ayrılmasının hakiki sebebi, 'İsmet ve Refet beylerin benim için düşündüklerini tatbik etmeye Mustafa Kemal Paşa'yı ikna etmeleri ve yolda vaziyeti müsait bulmalarıdır.'

Son dönemeç
Saf dışı edilmesine karar verilmiştir Ethem'in. Ve manevra İsmet Paşa'nın sorumluluğundadır. Ethem geç fark ettiği oyuna son anda müdahale ederek bir deneme yapar. Ama Paşa sadece asker değil siyasetçidir de... Ansızın maiyetiyle birlikte Eskişehir'e gelip doğruca yanına giren Ethem'i yatıştırmayı başarır. 'Başını kaldırınca beni gördü. Bakışlarında hayret ve ürkeklik vardı. Ayağa kalktı, şaşırmıştı tereddüt geçirdi, sonra süratli adımlarla bana doğru geldi. Yüzündeki şaşkınlığı hemen tebessüme çevirmeyi başardı. İki eliyle ellerimi tuttu, daha sonra ellerini kollarıma doğru çıkardı ve o vaziyette konuşmaya başladı:
-Ne vakit teşrif buyuruldu? Elleriniz sıcak ve ateşli. Doktorunuz seyahatinize nasıl müsaade etti? Hastalığınızı hakikaten merak ediyordum. Şöyle buyurun.
Fakat Ethem kararlı görünür ilk başta..
-Samimiyetten eser kalmayan müşterek mesaimize son vermeye geldim. Niçin böyle yapılıyor, anlayamıyorum. Aleyhime gizli-açık birçok tedbirlere başvuruluyor. Rica ediyorum, eğer kendinize ait olmasını istediğiniz, fakat açıkça ifade edemediğiniz hususlar varsa bunları işte karşı karşıyayız, cesaretle söyleyin...
Arada itiraz eden İsmet Paşa'yı susturur Ethem, sözlerini sürdürür...
-Ben sizinle açık ve ciddi konuşuyorum ve böyle olmanızı rica ederek açık ve samimi cevap bekliyorum...
Söz İsmet Paşa'dadır artık...
-Allah fesatçıların cezasını versin Ethem beyefendi... İtimad ediniz ki ben sizin gibi arkadaşlarımın mevcudiyetine güvenerek Garp Cephesi Kumandanlığı'nı aldım... Ordu içinde menfi propaganda yapanları teker teker araştıracağım ve cezalandıracağım. Ben bu hizmeti beraberce yürüteceğimize samimiyetle inanıyorum. Sizin de aynı hisde olduğunuzu çok iyi biliyorum.'
Böylece teskin olur ve endişelerden büsbütün kurtulmasa da içi ferahlamış olarak Eskişehir'den ayrılır Ethem.

'Hayatımın hatası'
Ama İsmet Paşa'nın gözünde 'hükümlüdür' artık... BMM ordularıyla Yunan kuvvetleri arasında sıkıştırılır Ethem. Mebusların arabuluculuk çabaları yetmez durumu kurtarmaya. Ve 'hayatının hatasını' yapar Ethem, BMM'ye telgraf çeker. O ana kadar kendisinden yana olan milletvekilleri dahil herkes tehdit olarak algılar orada söylediklerini ve Meclis'ten ilk defa istediği desteği bulur İsmet Paşa.
Ethem hatasını anlar ama iş işten geçmiştir. Partı Pehlivan'ı silahları ve askerleri Batı Cephesi kumandanlığına teslimle görevlendirir ve mukadder akıbetine doğru yola çıkmak için Uşak'taki Yunan kumandanlığına başvurur. Siyasi tarihimizin başkaları için de kullanılmış 'politik küfür'ünün yafta olarak onun boynuna da takılması gecikmez: Hain!
Burada soluklanıp bir yorum yapayım... Çerkeslerde genel bir halin ifadesi midir bilmem. Ethem gerek Ankara'da Ziraat Mektebi'nde Mustafa Kemal'in yanına geldiğinde gerekse Eskişehir'de İsmet Paşa'nın odasına daldığında kendince kararlıydı. Ama tarihin akışını değiştirecek 'son adımı' atma cesaretini gösteremedi. Gösterseydi iyi olurdu demiyorum; hatta çok şükür ki göstermemiş. Ama şayet o adımı atsaydı, bugün herhalde çok farklı bir tablo içinde konuşuyor olurduk. Rauf Orbay, Fethi Okyar ve onlardan sonra Talat Aydemir de hep 'son adımı' atamamış kişilerdir. Biliyorsunuz Aydemir Çankaya'da Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ı tecrit ettiği halde İnönü'nün dışarı çıkmasına izin verdiği an 'kaybetti'. Gerisi o maceranın trajik finalidir.

Ethem yanına bir şey almadı
Çerkes Ethem'e döneyim. Elinin altında hayli maddi kaynak olmasına rağmen Yunanlılara teslim olma kararını verdiğinde cebindeki üç-beş kuruş dışında yanına bir şey almadı. Nitekim Atina'ya götürülüp tedavisine Almanya'da devam edilmesi kararı üzerine oradan ayrıldığında günlerce pekmeze ekmek banarak karnını doyurmaya çalıştığını da biliyoruz. Ethem'in gurbet günlerinde hayalini kurduğu gelişme Enver Paşa'nın muzaffer olmasıydı.
Onun şehit olduğu haberini aldığında bütün ümidini kaybettiğini söylemeye gerek yok. Almanya'dan Mısır'a oradan da Ürdün'e gidip yerleşti. Türkiye'de 150'likler listesindeydi. 1937'de diğerleriyle birlikte Ethem de affedildi ve ülkeye dönmesine izin verildi. Atatürk'ün ona para ve pasaport gönderttiği söylenir. Kardeşleri döndüler. Ama o ' Boynumda hain yaftasıyla mı, asla..' diyerek daveti reddetti:
'Ben milletime ve tarihe hain diye tanıtılmış, gıyabında idama mahkûm edilmiş bir adamım. Ama hakikatte ben, asgari bana böyle diyenler kadar vatanperverim. Ve Milli Mücadele'de hepsinden kıdemliyim. Ben hain olmaya icbar edildim, buna rağmen hain olmadım. Şimdi hakikatleri açıkça konuşabilecek miyiz? Hepimiz adil ve bitaraf hâkimler önüne çıkabilecek miyiz? Haydi bunlar oldu diyelim; ya zihinlere yerleştirilmiş menfur kanaatleri nasıl ıslah edeceğiz. Burada gurbette ölürüm, fakat hiç olmazsa günün birinde doğru tarihin hakikatları ele almasını ümit ederek gözIerimi kaparım.'
Ethem 1948 Eylül'ünde Amman'da hayata gözlerini yumdu. Şeria Nehri'nin kenarında mütevazı bir törenle toprağa verildi..


Aznavur kimdi?
Ahmet Aznavur 'Büyük Çerkes Sürgünü' sırasında (1864) Adigey'den göç ederek Marmara yöresine yerleşen Ançok ailesinin bir ferdi. Jandarma subayıydı ve 1. Dünya Savaşı başladığında binbaşı rütbesini taşıyordu. Yusuf İzzet Paşa'nın tavsiyesiyle Teşkilat-ı Mahsusa'ya alınarak Kafkas cephesinde görevlendirilmişti.. Cesur, becerikli ve rütbesinin üstünde görevler üstlenebilen bir kişiydi. Teşkilatı Mahsusa'nın efsanevi başkanı Eşref Sencer Kuşçubaşı gibi o da kendisini Enver Paşa'ya bağlı hissediyor; Mustafa Kemal'e öfke duyuyordu. Gönen ve Manyas yöresindeki Kafkas göçmen köylerinden topladığı gönüllülerle Marmara yöresinde Kuvayı Milliye aleyhine ilk karşı ihtilal hareketini başlattı. Niyeti Ankara'yı zaptedip Milli Mücadele'yi Enver Paşa'nın yönlendirmesine amade kılmaktı. Karşısına Çerkes Ethem çıktı. Onunla Geyve Boğazı'ndaki çarpışmalarda başarı sağlayamadı, atından düşerek yaralandı, İstanbul'a dönmek zorunda kaldı. Ançok Ahmet Aznavur daha sonra Biga tarafına geçtiyse de 1921 yılı şubat ayı sonunda Eskişehir İstiklal Mahkemesi'nce gıyabında idam cezasına çarptırılınca etkinliğini tamamen yitirdi. 15 Nisan 1921'de Karabiga dolaylarında bir Arnavut çetesinin pususuna düşerek öldürüldü, başı kesildi. Cenazesi Biga'nın Buzağılık köyüne defnedildi.



sadiyeli  { 14 Mayıs 2008, Çarşamba }
Sn Nuzhet çetinbaş aslında kendi içimiizde bile konuşmaya çekindiğimiz ve kendimize gelemeyişimizin de sebebeplerinden bir kaçına değinmiş.Bana göre geçmişte yaşanmış olayların zaten tam bire bir yansıması yok anlatılanlar içerisinde ,çünkü tarih öyle anlatılıyorki her kes kendi cenahından olaylara bakıyor ve oradan yorum yapıyor.Şimdi kendi yazılı tarihi olmayan bizler, içinde yaşadığımız toplumun duyarlılıkları ile tarihe bakıyoruz ,kimine göre hain olan kimine göre kahraman oluyor,zaten tüm sorunların temelinde yatan asl sebepte bu oluyor.Objektif olmak yani olaylara duru bir gözle bakabilmek ve özelde kafkas insanın genel durumuna yine aynı duru gözle bakabilmek bence yaşadığımız sorun ların üstesinden daha kolay gelmemizi ve kaldığmız ikilemin içerisinden çıkmamızı sağlayacaktır .SAYGILARIMLA....

OĞUZ BERK  { 13 Mayıs 2008, Salı }
Sn Mehdi Nüzhet Çerinbaş'ın bu açıklaması büyük bir talihsizliktir. Sn Çetinbaş'ın;

Çerkes Ethem Düzce isyanını bastırıyor, 70 küsur Çerkes'i parkta çınar ağaçlarına asıyor. Bana göre Ethem haindir. Ama Türkiye Cumhuriyeti'ne ihanet etmemiştir, Çerkeslere ihanet etmiştir.

Sefer Berzeg'le olan davası üzerinden. Sefer Berzeg'i de tamamen eskiye dayalı bir kız davası yüzünden asmıştır Ethem. Bunlar tarihi gerçekler.

BU İFADELER BİLGİSİZLİKTEN KAYNAKLANAN BİR İFADE İSE CAHİLLİK, BİLGİSİZLİKTEN KAYNAKLANMIYORSA KASITLI BİR İFADEDİR.

Çerkes Ethem'in Düzce isyanında bu insanları astığı doğrudur, kimse inkar etmiyor bunu. Ama bunları niye astığı ile ilgili açıklanan gerekçe çok komiktir ve yakışıksızdır.

Ethem Bey'den önce isyanı bastırmak için, burada görev yapan albay kimdi, nasıl pusuya düşürülüp öldürüldü.Bunları açıklamadan olayı kız meselesi olarak açıklamak Sn Çetinbaş'a yakışmamıştır.

DOĞRUSUNU SN ÇETİNBAŞ'TA BİLİR, TARİHİ BİLENLERDE BİLİR.

Düzce'de görevli Çerkes Albay Mahmut Paşa orada, pusuya düşürülerek ÇOK VAHŞİ BİR ŞEKİLDE öldürülmüş ve Ethem Bey bu olay üzerine isyanı bastırmak üzere gönderilmiş ve isyanın ele başlarını asmıştır.

PEKİ BU OLAYI ANLATIRKEN PUSUDA ÖLDÜRÜLEN ALBAY MAHMUT'UN ÇERKES OLDUĞUNU NİYE SÖYLEMİYORSUNUZ. BİLİYORSUNUZDA ES Mİ GEÇİYORSUNUZ, YOKSA BİZİM ES GEÇMEMİZ İÇİN Mİ BAHSETMİYORSUNUZ ALBAY MAHMUT PAŞADAN.

MERAK EDENLER İÇİN DÜZCE'DE ETHEM BEYİN ASTIĞI ADAMLAR TARAFINDAN PUSUYA DÜŞÜRÜLEREK ÖLDÜRÜLEN ALBAY MAHMUT PAŞANIN KİMLİĞİ:

Yalova-Karamürsel ‘in Aktoprak ( Ğunerıko habl) Köyüne yerleşmiş Kafkaslı bir Adige olan Mahmut bey ‘in isyancı Adige ve Abhazlar üzerinde etkin olacağı düşünülmüştü. Mahmut bey Şarıvko İslam bey’in oğlu idi. 1901 ‘ de teğmen rütbesi ile Harp okulundan mezun olmuş, İtalyan savaşına, Balkan ve 1. Dünya savaşlarına ve en son kurtuluş savaşına katılmış değerli bir askerdi. Osmanlı devletinden aldığı çeşitli nişan ve madalyalardan başka T.B.Millet Meclisince istiklal madalyası ile ödüllendirilmşti. 24. Tümen , işgal kuvvetlerini İzmit’e kadar sürdükten sonra Mahmut bey Adapazarı’na oradan da Hendek kasabasına geçti. Düzce’ye doğru ilerlerken Nüfren boğazıda pusuya düşürülerek şehit edildi.

Mahmut bey'in cesedini gömmemişler ve bir dereye atmışlardı. Vahşi hayvanlar cesedini parçalamışlardı. Bu arada şehit düşen Albay Mahmut bey tümeni subaylarından bir kısmının işkenceyle öldürdükleride öğrenildi.

BAKIN SEFER E. BERZEG ALBAY MAHMUT PAŞA OLAYINI NASIL ANLATIYOR.
'' 1920 nisan'ında Heyet-i Temsiliye tarafından, Düzce- Adapazarı yöresinde oluşan karşı ihtilal hareketini bastırmakla görevlendirildi. Adapazar'ına hiçbir çatışmaya yol açmaksızın girdi. Düzce'deki karşı ihtilalci önderlerle de bağlantı sağlayarak görevini barışçı yollarla yerine getirmeye çalışırken, Hendek yakınlarında karşı ihtilalci Abhaz'lar tarafından atılan bir kurşunla öldürüldü ( 22 Nisan 1920 ).

(Türkiye kurtuluş savaşında Çerkes Göçmenleri kitabı syf- 60

Guşha ado  { 13 Mayıs 2008, Salı }
sayın çetinbaş,

Yazınızın bazı bölümleri katılırım,(rusyada yaşayan adiğelerin kalkınamaması gibi vs şeylere)

Amma velakin,ETHEM BEY için söylediklerinizin tek satırına bile katılmıyorum,aslada katılmam,

Yazmış olduklarınız sizi bağlar,ethem bey tcye hain lik yapmadı,biz çerkeslere hainlik yaptı !!!!!!!demek,sadece 75 kişi yi,çınar agacına astırdı diye,
evet astırmıştır ,bizde aksini idda etmiyoruz ,

Kendinizi ETHEM BEY in yerine koyun ,o zaman siz ne yapardınız,
400-600 bin kişi yok olmak yada var olmak ,yeni umutlarla yeni duygularla,yıllarca katledilmiş ,ve yıllarca zulme uğramış,bir halkın ,geleceğe güvenli bakalbilmesi için,ne yapabilirdi !!!

Bizlerin bugünleri görmesinde,ETHEM BEY in hiçmi faydası yoktu yani ?


Ne yani,anzavur isyanını bastırdı ,bilmem kaç kişiyi astırdı diye ,hain ilan etmenizi tasvip etmiyorum,

Anzavur un ,kim olduğunu ,ne için ayaklandığını,kimler tarafından silahlandırıldığını,da
çok iyi biliyoruz,

Zavallı osmanlı nın,yani son bir hamle olarak gördüğü,İSTANBUL HÜKÜMETİ nin,ANKARA hükümetine karşı ,son kozu ANZAVURDU,anzavur diyelimki başarılı olmuştu,O zaman ANZAVUR çerkes lik adına çok şeymi yapmış olacaktı,keşke bunuda yazsaydınız.ben yazayım o kısmı isterseniz;

Aznavur, Padişahın ve Sadrazm damat ferit paşa nın emriyle harekete geçen ve silahlandırılan bir adamdır. Aznavur isyanını bastıran ise yine Çerkes Ethem'dir. İstanbul Hükümeti ile Ankara Hükümeti arasındaki mücadelede, İstanbul Hükümetinin işbirlikçi ve hain olması başka bir şeydir. Ancak İstanbul Hükümetinin ve Padişahın emriyle savaşmak başka bir şeydir.

Çerkes Ethem, Kuvay-ı Milliye'ye karşı gerçekleştirilen gerici isyanların hemen hemen tümünü bastıran adamdır Düzceden , egeden, yozgata kadar. Ki eğer Çerkes Ethem imdada yetişmeseydi, Aznavurun saldırılarıyla Egedeki Kuvay-ı Milliye hareketi yok edilecekti. Çerkes Ethem'e hain diyen ve bunu diyenlerin bile aslında bu ithamı içlerine sindiremedikleri resmi tarihte şöyle anlatır

Aznavur padişah tarafından silahlandırıldı ve emriyle Ege'de Kuvay-ı Milliye hareketinin üstüne salındı. Aznavur karşısında Kuvay-ı Milliye büyük kayıplar verdi ve eskişehir isparta içlerine çekildi. Çerkes Ethem'in mudafai hukuka katılması ve emrindeki Kuvay-ı Seyyare birliklerinin Aznavur'u bozguna uğratmasıyla Aznavur tehlikesi atlatıldı

Çerkes Ethem bir gerilla komutanıdır. Emrindeki Kuvay-ı Seyyare bir gerilla birliğidir. Gereksiz yere çok adam astı gibi bir iddia ise sadece karalamadır. Çerkes Ethem İsyanlar bastırmıştır. Ki Atatürk de bastırdığı isyanlardan sonra, isyancıların elebaşlarına Ethemden onlarca kat daha sert davranmıştır. Ülkenin düşman işgaline uğradığı bir günde işgalcilerle savaşanlara karşı halkı dini istismar ederek kışkırtanlara Fransıza kurşun sıkan kafirdir, bu kuvayı milliyeciler italyandan daha gavurdur, onlara yardım eden cehennemlikti kişilere gereken cezayı vermiştir. Tüm bu yaptıklarınıda Bizzat Atatürk'ün emriyle yapmıştır. Zira Atatürk'ün Çerkes Ethem'e gönderdiği bütün telgraflar Türk Tarih Kurumu arşivlerindedir ve daha sonra kitap haline getirilmiştir.

Çerkes Ethem sadece çerkeslerin desteklediği birisimidir.

Halide Edip Adıvar şöyle anlatır güncesinde :

Ethem Ankara'ya silahli kuvvetleriyle girdigi zaman sokaklar doldurulmustu. Adamlari arasinda kadinlar da vardi. Ethem büyük sevkle karsilandi. Mustafa Kemal pasa otomobilini ona verdi. Bu Ankara'da bulunan tek otomobildi. Ethem TBMM'e geldigi zaman coskunlukla karsilandi.

İsmet Paşa ayağının tozuyla Ethem Beyi odasına çekip şöyle demiştir :

Bizim Yozgat dolaylarindaki ayaklanisi ne yazik ki kökünden söndürecek bir gücümüz kalmamistir. Bu gerçegi aci da olsa aramizda açiga vurmaliyiz

ve Ethem bey adamlarıyla Yozgata geçiş isyanı basıtırdı.

Çerkes Ethem, devrim önce kendi çocuklarını yer evrensel yasasına maruz kalmıştır. O bir gerilla komutanıdır ve akıbeti Che Guevara'dan farklı olmamıştır. Küba Devrimi nasılki en büyük mimarlarından Che Guevarayı ülkeyi terkedecek kadar dışladıysa. Atatürk'ün kendine en yakın silah arkadaşlarından birisi olarak gördüğü Çerkes Ethemde, dışlanmıştır.

Çerkes Ethem'i dışlayanlar ve onu bu sona itenler. 1929 da Atatürk'e İzmirde düzenlenen suikastten sonra. Suikaste yardımcı oldukları için yurt dışına kaçmış, yakalananlar idam edilmiş. Kaçanlarsa Ata ölene kadar yurda dönmemiştir ( Kazım Karabekir, Rauf Orbay vs) Yani Atatürk Cumhuriyet Fikrini kendilerince açtığında, şiddettle karşı çıkıp ve ölene kadar Ata'ya muhalefet eden. İzmir Suikastiyle onu öldürmeye çalışan kadro, Çerkes Ethem'inde başını yemiştir. Zira Çerkes Ethem'İn izmirde çıkardığı dergi, başından beri Cumhuriyet'ten bahsetmektedir.

Çerkes Ethem'e kurulan komplonun baş mimarlarından biri olan Topal Osman, Atatürkü öldürmek için ellerinde silah adamlarıyla beraber Atatürk'ün köşkünü basmış ve çıkan çatışmada ölmüştür.

Çerkes Ethem Paşalarla komutanlık yarışına falan girmemiştir. O Kuvay-ı Seyyare'nin dağıtılmamasını. ve her zaman bir güç olarak hazırda bulunmasını istemiştir.

Çerkes Ethem Vakasına bakıp bir şeyi göremeyenlerede göstereyim. Çerkes Ethem'in Kuvay-ı Seyyaresinin Cumhuriyetten sonraki adı Özel Harp Dairesi dir.

Çerkes Ethem vakası dünyada eşine az rastlanan bir vakadır. Resmi olarak hain ilan edilip. Kimsenin hain diye bahsetmediği. Hain ilan edenlerin dahi, yazılarında, anılarında Çerkes Ethem'den bahsetmekten kaçındığı. Bu ülkenin başkentinde, itibarının iadesi için nice devlet adamı, nice askerin yıllardır kulis faaliyetleri yürüttüğü. Ülkenin hiçbir tarihçisinin hain diye bahsetmediği bir kişidir.

Sanırım,tüm tarih ve dunya ETHEM beyin hain olmadığını çok iyi bilmektedir,lakin,bu anlamda,
o zamanki koşul ve şartlarda ETHEM BEY çerkezlik adına başka ne yabalirdi,

!!ONUR VE ŞAHSİYETİN ,BİR MİLLETİN VAZGEÇİLMESİ UNSURU OLDUĞUNU ''
Kanıtlayabilmekten BAŞKA....

sevgiler...

LALE ÜNAL  { 13 Mayıs 2008, Salı }
wakaje :

ESKİSİ OLMAYANIN YENİSİ OLMAZ.

wakaje  { 12 Mayıs 2008, Pazartesi }
Sayın ÇETİNBAŞ her zaman olduğu gibi objektif bir değerlendirme yapmış ve bilgilerini bizlerle paylaşmış.
Görüşlerinin neredeyse tamamına katılıyorum ve ezber bozması nedeni ilede faydalı olduğu kanaatindeyim.Kabullenmesi zorda olsa,işimize gelmesede gerçekler acıdır ve kabullenilip paylaşıldığında verimli hale gelir.

Bu bağlamda tabu haline gelmiş başka bir olayıda,tepki alacak olsada,gündeme getirmek isterim.Şeyh Şamil.

Diğer toplum ve ırklar için Çerkes(Adige) kültürünün ve tanımının neredeyse tamamının Şeyh Şamil ile ilişkilendirilip değerlendirilmesini,Şeyh Şamil ne kadarda büyük insan ve önder olsada sakıncalı ve eksik buluyorum.Çerkes denildiği zaman ilk akla gelen iki kişi bence Ethem Bey ve Şeyh Şamil dir.Bu düşüncenin ne kadar sağlıklı olduğunu düşünmenizi isterim!

SAYGILAR...

LALE ÜNAL  { 12 Mayıs 2008, Pazartesi }
sn jankat55 evet haklısınız ... basit bir örnek olacak ancak düşünün :

bir eve misafir olmuşsunuz o yada bu sebeple... ve misafir olduğunuz eve dışarıdan saldıranlar oluyor.ne yapardınız ? misafir olduğunuz evi korumaya ev halkına yardıma mı çalışırdınız,yoksa dışarıdan gelen saldırıya mı destek olursunuz ?

ben misafir olduğum eve yardıma çalışırdım aksi tavrı da gayr-i ahlaki olarak değerlendirirdim.

çerkesler yanlış yapıyorsa çerkes diye yanlışı örtbas edemeyiz eğer adil isek,asılacaksa asılır yani...

biz bu ülkede misafirsek yada bu ülke torakları için dökülen kanlar sebebi ile bu ülkenin sahibi isek aynı gemideysek hepimiz, neden geminin tabanını delmeye kalkalım ki bunun kime ne faydası olacak?

yada bunu yapmaya çalışan x kitlesi ile y kitlesi arasında ne fark olacak birilerine terörist diyorsak neden dediğimizi iyi düşünmemiz gerekmez mi?

TÜRKİYEYE İNSANLAR FARKLI COĞRAFYALARDAN GELEREK BİR TOPLUM OLUŞTURMUŞ BİRİLERİ KAFKASYADAN BİRİLERİ ORTAASYADAN BİRİLERİ ORTADOĞUDAN BİRİLERİ BATIDAN BİRİLERİ GÜNEYDEN,KUZEYDEN,DOĞUDAN VS VS ...

anadoluda saf bir kültür vardı da o kültür çerkesleri zorla mı bu ülkeye getirdi ? ya da diğer milletleri zorla mı anadoluya yerleştirdiler ? lütfen yorum yaparkan yada fikirleri dile getirirken daha objektif olalım.yanlış varsa bizim yanlışımız bizden kaynaklanıyor bizim eksikliklerimizden kaynaklanıyor.

mesela ben çerkesçe bilmiyorum bu da benim bu manadaki gayretsizliğimden kaynaklandı kimin ne suçu var ?

birileri tepede oturuyor kuşbakışı bişeyler söylüyor,ayrıntıya gerek duymuyor e hal öyle olunca da küçük küçük ayrıntılar gün geliyor yığılıyor,tepede oturanların yüksekliğine kadar bir problem yumağı oluyor.sonra da iş işten geçtikten sonra vahlar ahlar....

hayırlısı ne ise o olsun ne diyelim.
selamlar.



jankat55  { 12 Mayıs 2008, Pazartesi }
Çerkez Ethem ile ilgili okuduğum en ilginç bilgiydi.Sırf Çerkez astığı içinde hain olmaz diye düşündüm çünkü bir insanın Çerkes kanı taşıyor olması onun asılamayacağı veya suç işleyemeyeceği anlaımına gelmiyecektir.

Yazınızda belirtildiği gibi biz asimile yüzünden ağlar iken soydaşlarımız Rusya'ya bağlılıklarını kutluyorlar.Burada büyük bir tezat mevcut..İrkilmemek elde değil..Ethem dönersek ben hiçbir şekilde kimseye hain damgasını vuramam çünkü insanlar inançları doğrultusunda yaşarlar..

Yani Rusya'ya göre Şamil bir hain iken bize göre bir Kahramandır..Ethem'de İnönü ve taraftarlarına göre bir hain iken bize göre kahramandı..( Sefer Berzeg'le olan davası üzerinden. Sefer Berzeg'i de tamamen eskiye dayalı bir kız davası yüzünden asmıştır Ethem. )
Yani hıyaneti objektif değerlendiremezsiniz çünkü bireye bağlı bir durumdur yani subjektiftir.

Yaşadığı dönemde Çerkes olarak Çerkes'lere faydası olmamış olabilir ama Türk tarihinde Çerkez ismini duyan her Türk ilk olarak Ethem in ismini duymuştur..Buda asimile olan bir toplum için ne kadar olumsuz olursa olsun varlıklarının bir kanıtıdır.Abiyane bir tabir olacaktır ama reklamın iyisi kötüsü olmaz.







BEKALDI  { 11 Mayıs 2008, Pazar }
Dile getirilen sorunlar içerisinde en acı olanı, her yerde dile getirdiğim;
Bilinçli Kadrolar !!!
Bilinçli ve eğitimli insanlar yetiştirmediğimiz sürece yazıda da denildiği gibi bizi; Şamil ile, Danslarımız ile, Osmanlı dönemindeki güzel Çerkes kızları ile, ha birde Çerkez Tavuğu ile anacak insanlar....

Bugün 11 Mayıs !!!
Halkımızın kaç tanesi 11 Mayıs'ın içerdiği manayı biliyor???
Tarihini bilmeyen bir gençlikle karşı karşıyayız.
Kültür deseniz düğünlerde ve derneklerde oynanan oyunlar...
Dil derseniz, köyler hariç yeni nesil dilsiz yetişiyor.

Polonya'da bir dönem açılan Uçan Okullar vardı.
Bizim de ihtiyacımız olan böylesi bir yapılanma..
Halkımızın bilinçlemnesi gerekiyor.
Biz kendimizi tanımadan tarihimizi bilmeden bir adım ilerleyemeyiz.
Hala 450. yılın çığırtkanlığını yapan kadrolarla değil Kafkasya, Diasporada bile elimiz boş kalırız.

Söylenecek çok şey var, ama yazıda da denildiği üzere konuşmak değil, icraat yapmak zamanıdır.

Selam Olsun Güzel Kuzey Kafkasyamızın Güller Kadar Güzel İnsanlarına...


YORUM YAZIN

Ad-Soyad:
E-Posta:
Mesaj:

KÖŞE YAZILARI
Sömürge Mirası: Kabileci Milliyetçilik
Demokrası Ve Insan Hakları Nerede
Bir Projemiz Var Mı ? ( 2 )
Türkiyede Durum Ve Son Gelişmeler
Yedi Ay Savaşları (mezibl Zawe)