![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
İMAM ŞAFİİ'NİN MEZHEBİ![]() Ebû Abdullah Muhammed b. Idrîs el-Kureysî el-Hâsimî el-Muttalibî b. Abbas b. Osman b. Sâfii Imam Safii, H. 150 yilin da babasinin isi sebebi ile gittigi Samda (Gazze) dogmustur. Babasi vefat ettikten sonra, dogumunun ikinci yilinda annesi onu alip baba vatani olan Mekke'ye getirdi. Küçük yasta Kur'an-i Kerim'i hifzetmistir. Fasih Arapça konusan Huzeyl kabilesi arasinda siir ve edeb ögrenmistir. Ayni zamanda Mekke müftüsü Müslim b. Hâlid ez-Zenâ'dan da ders almistir ve onun yaninda 7 - 10 yaslarinda iken fetva verecek duruma gelmistir. Daha sonra Medine'ye gitmis ve orada fikihta üstad olan müctehid Imam Mâlik b. Enes' den ders almistir. Mâlik, kendi eseri olan el-Muvatta'i, Imam Safiî'nin ezbere okudugunu görünce hayretini gizleyememis ve egitimi için yanina almistir. Imam Safiî, Süfyan b. Uyeyne, Fudayl b. Iyâz'dan, amcasi Muhammed b. Sâfi' ve baskalarindan hadis rivayet etmistir. 187 'de Mekke'de bir süre ve 195’de Bagdâd'ta bir süre olmak üzere Ahmed b. Hanbel ile görüsmüstür. Kendisinden çok daha ileri hafiza ve mukayesesi oldugunu belirttigi Ahmet Ibn Hanbel’e bir anlamda hocalik etmisse de kendisinden hadis, usûl, nâsih ve mensûh gibi konularda faydalanmistir. Imam Safii’nin söz ve amelleri, kendisini izleyen talebelerinin, nakiller ve görüsler konusunda en fazla ve en iyi sekilde amel eden insanlar olmasina sebep olmustur. Imam Safii’nin, ögrencilerine ve kendisini izleyebilecek kisilere, kendi mezhebinin (kendisinin izledigi yolun) ne oldugunu açikça belirttigi pek çok sözü bulunmaktadir. Kendisinin mütevazi kisiligini ve kendisinin Islam’i yasama konusundaki mezhebini (izledigi yolu), kendi sözlerinden anlamak en dogrusu olacagi için onun mezhebini uzun uzadiya anlatmaktan ziyade kendi sözlerini aktarmanin dogru ve yeterli olacagi kanaatindeyim. * “Her insana, Allah Rasulü’nün istisnasiz tüm sünnetlerinin ulasmis olmasi mümkün olmayabilir. Dile getirdigim görüslerde ve belirlemis oldugum prensiplerde, Allah Rasulü’nün sünnetine aykiri bir durum varsa, bu durumda Allah Rasulü’nün sünneti, benim görüsümdür.” * “Müslimanlar su konuda ittifak etmislerdir: Allah Rasulü’nün sünneti bir kimseye açikça belli olduktan sonra, sünneti bir baskasinin sözü(görüsü) için terk etmesi helal degildir.” * “Kitabimizda, Allah Rasulü’nün sünnetine ters bir sey bulursaniz, Allah Rasulü’nün sünnetiyle amel ediniz; Benim görüsümü birakiniz. O’nun sünnetine uyunuz; baskasinin sözüne itibar etmeyiniz” * “Hadis sahih oldugunda, o benim mezhebimdir (görüsümdür, yolumdur)!!.” * “Ey Ahmed (Anmed Ibn Hanbel) Siz hadisleri ve ricali benden daha iyi bilirsiniz. Sahih hadis buldugunuzda O’nun Kufi mi, Basri mi, Sami mi oldugunu bana bildiriniz ki hangi diyarda olursa olsun ona gideyim.” [ Bu sözünden de anlasilacagi üzere Imam Safii görüslerinde kiyas, istihzan veya sahsi yorumdan ziyade Hadisleri esas almistir. O, Hicazlilarin, Samlilarin, Yemenlilerin, ve Iraklilarin ilmini kendisinde toplamis birisiydi. Birini digerine kayirmaksizin ve kendi beldesindeki halkin görüslerine meyletmeksizin, kendi kistaslarina göre sahih olan hadisleri almis ve hadis ile amel etmistir. Tüm Müçtehid ve Imamlari ve görüslerini bilen Ahmed b. Hanbel kendisi hakkinda; "Safiî, Allah'in kitabi ve Rasûlünün sünneti konusunda insanlarin en fakihi idi" demistir. (Vehbe ez-Zühayli, el-Fikhu'l-Islâmi ve Edilletüh, Dimask 1405/1985, I, 36,37). ] * “Sizlere, baska hadis alimleri tarafindan benim görüslerime aykiri olan sahih hadisler rivayet edilecek olursa, biliniz ki Ben, hadise muhalif görüslerimden sagligimda da, öldükten sonra da vaz geçtim.” * “Hz. Peygamber’den sabit olan sahih bir hadise ragmen benim ona ters bir söz söyledigimi görürseniz bana hemen aklimin gittigini bildiriniz.” * “Hz. Peygamber’in hadislerine muhalif olan bütün söz ve görüslerim için, Hz Peygamber’in hadisi uyulmaya daha layiktir; Beni Taklid Etmeyiniz.” * “Benden duymamis olsaniz bile, Hz.Peygamber’den sizlere rivayet edilecek her sahih hadis benim görüsümdür.”
BU YAZARIN TÜM YAZILARI» ALLAH NEREDE? YORUMLAR
Yasin Oktay
{ 09 Eylül 2008, Salı }
Sevgili kardeşim bu tür yazılara gerçekten bir çoğumuzun ihtiyacı vardı, umarım yazılarından bir çok insan faydalanır...
gökcan
{ 09 Ağustos 2008, Cumartesi }
esselamün aleyküm
öncelikle bizleri aydınlattığın ve doğruları yazmaktan vazgeçmediğin için sana teşekkür ediyorum abi. Allah seni ve bizleri doğru yolundan ayırmasın(amin). selam ve dua ile......
SERDAR ENES
{ 13 Temmuz 2008, Pazar }
Sayın Arasanbey,
Yazımızı ve yazımızda delil olarak sunduğumuz bilgileri ve bu bilgilerin kaynaklarını biraz daha dikkatle okumanızı rica ediyoruz. Zira yazımızda İbn Kayym'a ait tek bir söz bulunmamaktadır. Ancak İbn Kayym'ın bir kitabında adresi verilmiş, İmam Şafii'ye ait bir söz bulunmaktadır. Kısaca İbn Kayym'a ait olduğunu anlamış olduğunuz o söz; İbn Kayym'a değil İmam şafii'ye aittir. Sitemizi ziyaret ettiğiniz ve yazılarımızı okuduğunuz için teşekkür ederiz. Saygılar, Serdar ENES
Borz
{ 12 Temmuz 2008, Cumartesi }
Imam Safii ve diger tüm mezhep imamlarına yakısır talebeler olmayı Allahu teala nasip eylesin.
Serdar Bey kardesimden de Rabbim razı olsun. Samil'in dedigi gibi: ''Dealmuklah Cenettah Gurduwey'' As Selam Alekum Borz_________________________
Hakan
{ 09 Temmuz 2008, Çarşamba }
Merhaba Serdar, öncelikle yine çok aydınlatıcı bir yazı daha yazdığın için teşekkür ederim. insanları ezbercilik ve taklitçiliğe değil, delillerle aklını kullanmaya yönlendiriyorsun. birkaç gün önce bir toplulukta şahit olduğum, tamamem hristiyanlarda olan bir adetin nasılda toplumun bilinç altına yerleştiğini gördüğümde, dinimizin önemini ve korumamız gerektiğini daha çok anladım. yeni yazılarını bekliyorum. selamlar;
Musa BAĞLAR
{ 09 Temmuz 2008, Çarşamba }
Serdar kardeşim ,
İmam Şafii gibi İslam dünyasında çok büyük etkiler bırakmış bir alimi tanıtmış olduğunuz yazınızı dikkatle okudum. Mezheb taassubunun ne kadar İslamın ruhuna ters olduğunu örnekleri ile izah ediyorsunuz. Bu gayretlerinizden dolayı tebrik ederim .
SERDAR ENES
{ 09 Temmuz 2008, Çarşamba }
Sayın Baysal,
Öncelikle sitemizi ziyaret ettiğiniz, yazılarımızı okuyup, içeriği ile ilgili olumlu/olumsuz yorumda bulunduğunuz için teşekkür ederiz. Sormuş olduğunuz hususlara cevap verecek olursak; 1)- Tüm İslam alemi ve alimlerince red edilemeyeceği üzere yüce dinimizde 2 asıl kaynak bulunmaktadır. Bunlar kısaca Kur-an ve Sünnet tir. Allah (a.c) gönderdiği kitabında bize şöyle emretmektedir. “(Ey insanlar!) Rabbinizden size indirilen Kur’ân’a (emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmak sûretiyle) uyun.O’nun (Allâh’ın) dışındakileri dost edinip de onlara uymayın. Şüphesiz ki siz, çok az öğüt alıyorsunuz.” [Araf , 3 ] “Rasûl (Muhammed s.a.s) size herne verdiyse (hüküm olarak neyi emrettiyse) onu alın. Size herneyi de (almaktan veya yapmaktan) yasakladıysa ondan hemen vazgeçin.” [ Haşr , 7 ] Görüldüğü üzere Allah bizlere kerim kitabında uymamızı, kendisi ile amel etmemizi emrettiği yalnız iki kaynak olduğunu, bu iki kaynaktan başka hiçbir kaynağın olmadığını emretmektedir. Bu hususda kur-an ve sahih sünnetten deliller sayılamayacak kadar çoktur. İşte Allah ve Rasulü’nün de kendilerine iman etmiş ve/veya ileride iman edecek tüm ümmetten istekleri kitaba ve peygamberine tabi olmak, kitabın ve peygamberin dediklerini yapmak yasaklarından da kaçınmaktır. Taklid etmek ise kur-an veya peygamberden baksa imam,şeyh, müçtehid, alim, abi, hoca ….. her kim olursa olsun emrettiğinin veya amel ettiğinin delilini bilmeden dediğine uymak, yaptığını yapmaktır. İşte bu taklittir ve ruhbani inançların dayanakları da bu sekilde oluşmuştur. Maalesef bugün ümmetin çoğunun içine düştüğü batak da işte bu taklitçilik batağıdır. Bakınız İmam Ebu Hanife(Numan Bin Sabit) bu hususta öğrencilerini ve kendi fetvalarına itibar eden (edecek) kimseleri nasıl da özenle uyarmış?!! * “Nereden aldığımızı bilmedikçe hiç kimseye benim görüşümle amel etmek helal değildir.” * “Görüşümün delilini bilmeyen kimseye benim görüşümle fetva vermesi haramdır” [ İbn Abidin, “el Haşiye”(6/293), Resm-ül müfti, (s.29-32) Şarani , “el mizan” (1/55) İşte Tüm bu imamlar da kendilerini takip edenlere, veya edeceklere bir hususta İslam’dan fetva verecekleri zaman kendi sözleri ile değil, kendilerine o hükümlerinde delil olan ayet ve/veya hadisle fetva vermesi gerekir, ve fetvayı verirken de delili olan ayeti ve/veya hadisi belirtmelidir. Böylelikle de kendilerini takip edenler verilmiş olan fetvanın imamının sözü değil, Allah ve/ veya Rasulu’nün sözü üzerine verilmiş bir fetva olduğunu bilir ve ruhbanlıktan uzak, Rabbani bir şekilde taassupda bulunur. İşte siz de mezheb imamınızın yaptığı veya görüş beyan ettiği husustaki ameli, İmamınızın dayandığı delil(ayet veya hadis) ile yapıyorsanız ve onu yaparken aynı hususda imamınıza ulaşmamış olan daha sahih bir hadis size de ulaşmamışsa da amel etmişseniz, taklitçilikten uzak, Rabbani bir taassub ile amel etmiş olursunuz. Ki İslam’da da esas olan budur. Lakin siz, mezheb imamınızın yaptığı veya görüş beyan ettiği husustaki bir ameli, İmamınızın Kur-an ve Sünnetten bir delili olmadan yaptığını veya delil olmadığı için mecburen kıyas yaparak amel ettiğini bilerek, daha sonra o hususta imamınıza ulaşmamış sahih bir hadis size ulaştığı zaman, yine de imamınıza uyarak yapıyorsanız, Rabbanilikten uzak, ruhbanca kör bir taassuba düşmüş olursunuz ki, bu İslam’a aykırıdır. Zira bakınız İmam Ebu Hanife(Numan Bin Sabit) bu hususta ne güzel sözlerle takipçilerini uyarmıştır.?!!! * “Allah’ın Kitabı’na ve Hz. Peygamber’in sahih hadislerine ters bir görüş bildirmişsem, o görüşümü terk edin(almayın).” Başka bir sözünde “Benim sözümü duvara çarpın ve gelen hadisle amel edin” buyurmuştur. [El-Fullani “El İkaz (s.50)] Kısaca, mezhep imamının yapmış oldugu içtihadı, delili ile benimseyip o içtihada uymanız sizin o imamın iman ettiği şeye onun iman ettiği gibi iman ettiğinizi gösterir. Burada dikkat edilecek husus İmamınızın verdiği hükümden sonra size veya başka imamlara o hususta daha sahih bir hadis gelip gelmediğidir. O hususda daha sahih bir hadis bulunmasına rağmen sizin kendi imamınızın hükmünü gökten inmiş bir nas gibi terk etmemeniz taklit ve taassuptur ve bu müslimanlara helal olmaz. Zira O imam yaşasaydı gelen sahih hadise uyacağını zaten emretmişti. Umarız bu bilgiler sormuş olduğunuz sorular hakkında kafanızdaki karışıklığı giderir. Bu hususda daha fazla sorularınız da olursa, yüzyüze görüşebileceğimiz bir zamanda size daha fazla bilgi ve/veya kaynaklar sunmak benim için bir zevk olacaktır. Saygılar, Serdar ENES
arasanbey
{ 08 Temmuz 2008, Salı }
yine eline saglık cok güzel olmuş ordaki ibn kayyımın sözü cok güzel......dikkaye alinmalı
hakan BAYSAL
{ 07 Temmuz 2008, Pazartesi }
Selamun aleykum
yazılarınızın tamamını okuyamadım ama bir çoğunu okudum allah razı olsun güzel ve faydalı yazılar olmuş allah sizi bu çabalarınızdan dolayı mükafatlandırsın inşaallah.... Fakat bazı sorularımda olacak .... 1)- taabi olmayla taklit etmek arasındaki fark nedir nasıl ayrılır 2)-Benim bir mezhep imamının yapmış oldugu içdihadı benimseyip o içtihada uymam benim omezhep imamına tabi olduğumumu gösterir yoksa taklitci ve taassubcu biri olduğumumu gösterir. bu soruları sizi eleştirmek için deyil kafamı karıştırdıgı için soruyorum beni yanlış anlamayın lütfen allah ecrinizi arttırsın............... cezakallahu hayr
m. akif
{ 06 Temmuz 2008, Pazar }
eline diline sağlık. güzel örnekler bulup vermişsin. her denileni araştırmadan kabul etmememiz gerektiğinin altını bi daha çizmiş oldun.
YILDIZ NS
{ 27 Haziran 2008, Cuma }
Gerçek mezhep tutulacak ve tabi olunacak yol ancak Rasulullah'ın(as) yoludur.O, kendisine uyulması farz olan en büyük imamdır.Rasulullah'tan(as) başka kimse sadece kendisine uyulmasını emredemez.Allah O'nun hakkında şöyle buyurmaktadır.Allah Rasulü size neyi getirirse onu alınız,neyi yasaklarsa da ondan sakınınız.(Haşr 7 ).
İmam Ebu Hanife ,İmam Malik ve diğer hiçbir mezhep imamı benim mezhebimi kabul edindememişlerdir,aksine onlar böyle şeylerden insanları nehyetmişleridr.Bir kimse için delil olmadan,peygamberden başkasının sözünü alması Allah'ın şu ayeti ile yasaktır ...Bir şeyde çekiştiğiniz zaman hemen onu Allah'a ve Rasulüne havale ediniz,eğer gerçekten Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız,o daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.(nisa 59).Allah, çekişilen bir meseleyi Kuran ve Sünnetten başka bir kimseye havale etmeyi helal kılmamaktadır. İşin aslı böyle iken bu mezhepler nereden geldi niçin yayıldı ve neden müslümanların sorumluluğuna verildi?Mezheplere bağlanma,ancak zalim emirler,cahil idareciler tarafından çıkarılmış olsa gerek.Serdar Bey'e ,kimsenin konuşmaya cesaretinin ve bilgisinin yetmediği konularda bizi aydınlattığı için teşekkürler.
yo?muko Orhan
{ 25 Haziran 2008, Çarşamba }
Çok güzel bir çaly?ma olmu?.Ynsanlaryn inandy?y dini ö?renmeleri ve uygunsuz muhalefetlere kar?y savunabilecek durumda olmalary gerekir.Yslam dini hiçbir muhalefetten ve dünya görü?ünden korkmamy? ve hepsinden üstün gelmi?tir.Halbuki insan eliyle uydurulan sistemler muhalefete tahammül edemiyorlar.Uydurduklary düzenleri basky ve ?iddetle korumaya çaly?yyorlar.Yslamyn yok olmasy için yapylan bunca faaliyete ra?men dinimizin hiç bir emrinin luzumsuz oldu?unu söyleyemiyorlar.Sadece Müslümanlary yok ederek ba?etmeye çaly?yyorlar.Ama nafile.Çünkü kabul etselerde etmeselerde Yslam Allahyn korumasyndadyr.
YORUM YAZIN
|
|
© 2005-2008 Kafkas Diasporası &
Aksi belirtilmeyen tüm yazıların yayın hakları sitemize aittir. Kaynak gösterilmek koşuluyla alıntı yapılabilir.
SİTEMİZİN HİÇBİR DERNEK VE VAKIFLA İLİŞKİSİ YOKTUR
Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.En iyi görünüm için 1024x768+ ekran çözünürlüğü ve Mozilla Firefox tarayıcı kullanmanız tavsiye edilir.
İletişim ; 0352 3204030 - Cep Telefon ; 0530 4336701
PASİFİK YATIRIM LTD.ŞTİ. www.mobilyarehberi.com www.BerkmaX.com www.36hafta.com