KÖYLER SÜLALELER BİLGİ BANKASI KAN BANKASI DİASPORA TV KAFKAS DİASPORASI FORUM KAFKAS DİASPORASI RADYO ÇERKES ETHEM DOSYASI TELEFON REHBERİ

1898 UZUNYAYLA

Aşağıdaki yazı  Araştırmacı Yazar Ali Tuzcu'nun Madam Chantre'nin  1898'de Tomarza- Uzunyayla bölgesinde yaptığı seyahatin notlarından derlenmiştir.

 


 

 

Madam B. Chantre’ye göre


XIX. YÜZYIL SONLARINDA TOMARZA VE ÇEVRESİ

Kafilemiz bu cömert tabiatın bağrında zevkle vakit geçirirken güvenliğimize ve atlarımızın çalınmamasına dikkat etmek zorunda idi. Zira yakınlarımızda buluna Çerkez köyü sakinlerinin çok hızlı ve mahir at hırsızları olduğu söylenmişti. Buna hırsızlık demek biraz haksızlık olur. Çünkü Çerkezlerde bu durum bir gelenekmiş ve at dışında da hiçbir şeyi almazlarmış. Eğer onlar bizim koruyucularımızdan daha kalabalık bir baskın yaparlarsa atlarımız elimizden giderdi. Bu nedenle korumalarımıza, bu yaramaz komşularımıza karşı uyanık olmalarını, sabaha kadar gözlerini kırpmamalarını sıkı sıkı tembihledik.

Birinci gece bu tehdidin baskısı altında can sıkıntısı içinde sabahladık. Fakat Çerkezler gelmemişlerdi. Fakat çok tedirgindik. Gün geçtikçe 16 kişilik kafilemizin yemek, ekmek ihtiyaçları artıyor. Stoklarımızda bulunan yiyeceklerimizde hızla azalıyordu. Korumalarımız ve diğer hizmetlilerimiz zaten çok az yemek yiyor, zor koşullarda çayır üzerine serdikleri keçe şilteler üzerinde açık havada uyuyorlardı. Ortalık ağardığında, çadırımızın üzerinde gördüğüm, kocaman, sağa sola koşuşan uzun tüylü kırmızı örümcekler beni çok heyecanlandırmış, korkutmuştu. Atlarımızın çalınması korkusu, gece yayla soğuğu, yer yataklarının sertli tam uykumuzu alamadan uyanmamız keyfimiz kaçırmıştı.


5 Temmuz 1898- Bay Bossier bir gün tam olarak çadırlarımızı uzun süre konaklayacağımız bu kamp yerine kurmayı kararlaştırdı. Çadırları gayet geniş konforlu ve dört biçim halinde planladı. Gündüzleri oturmak için bir bölüm, bir yemek hane, birde çalışma odası hazırladı. Yatacağımız bölümde sandıklarla ve hurçlarla dışardan bir duvar ördük. Aralarına da çadır bezleri ile ayırdık. Çadırımız doğu tarafına, mutfak, banyo ve tuvalet ve temizlik için kullanacağımız bölümleri ekledik.


Aşçımız zavallı Pierre, ona ve yardımcılarına söylediklerimi tercüme ederken zorlanıyordu. Nikolas’la devamlı tartışıyorlar ama yemek yapımında çok iyi yardımlaşıyorlardı. Sözde yakışıklı Nikolas ona hep destek oluyordu. Bu iki sadık güçsüz adamımıza sandıklarımız ve hurçlarımızın dış bitişiğe yatak odası yaptık. Korucularımızın yanından ayrıldılar. Bizim binek atlarımızı doyurmak, sulamak, sağa sola getir – götür koşuşturma işleri de korucularımızın görevleri arsında idi. Küçük Hasan dâhil Ankaralı iki zaptiye, Kayseri’den ve Tomarza’dan aldığımız yeni korumalar, çok yorulduklarından bitkin düşüp, açık havada yıldızların altında uykuya dalarlardı. Çok önemli bir durum olmadıkça, bizde onlara engel olmuyor uyumalarına izin vererek ödüllendiriyorduk.


Yiyeceğimizin azalması ve karantina süresi ve seyahat izninin belirsizliği bizi endişelendiriyordu. Bir müdür, bir hekim bulmak zorunda idik. Özellikle yiyecek konusunda çok fakirleşmiştik. Bizim ihtiyar hasan babayı, hakkımızda neler düşündüklerini öğrenmek, hem de kahvaltı ve yemek için ekmek, süt, taze yumurta, kuru çay almak yakınımızdaki Çerkez köyüne göndermeyi teklif ettik. Bizim dağlarda aç kalmış, zavallı yolcular olduğumuzu, açlıktan midemizin birbirine yapıştığını, ekmek ve koyun satın almasını istedik. İhtiyar beni sabırla dinledikten sonra utangaç bir tavırla


— Bu istediğimizi yerine getiremem Madam dedi. Bende kendisine,


— Anlaşma hükümlerine göre bize yiyecek bulması ve satın almak zorundasın, bu görevlerinin arasında. İsviçre’de bu durumu çok normaldir dedim.


Sonra köye Hasan baba ile ikimiz gitmeye karalaştırdık. Köyün beyini bulduk. Bu kişi devlet tarafından çevrenin yöneticisi olarak yeni atanmıştı. Köy çok kalabalık ve ahalisi fakirdi. Ama tek katlı kerpiç ve taştan yapılmış beyaz badanalı evleri çok güzel, halkı kadın – erkek çocuklar güzel giyimli ve tertemizdi. Bey bizi evine davet etti, büyük bir misafirperverlikle alçak gönüllülükle karşıladı. Bu köy Sivas – Adana – Ankara sınırlarının kestiği yerde ve yolların kavşağında bulunuyordu. Bey bizi sessizce saygıyla dinledi. Birkaç saat içinde istediğimiz yiyeceklerin büyük bir kısmını atarlımıza yükletti. Geri kalan bir adamıyla göndereceğini söyledi. Verdiğimiz parayı da almadı. Sıkıntımızın bir kısmı böylelikle giderildi.


Fakat bu yaylada beni uzun tüylü kırmızı örümcekler çok korkutuyordu. Gündüzleri parlak güneş ışığı yüzümü bir hayli yakmış, canımı acıtıyordu. İyice huzursuzlandım. Eşim pek yakın zamanda bu karantina sorununu ve diğerlerini kısa zamanda bu sadık adamlarımız yardımıyla – daha önceleri Osmanlı toprakları ve dünyanın çeşitli yerlerinde üstesinden geldiğimiz gençlik günlerimizde yaptığımız seyahatlerde olduğu gibi, neşe coşkuyla çözümleyeceğimizi samimi bir şekilde söyleyerek gönlümü aldı. Endişelerim oldukça azalmıştı.


Sadık adamımız, aşçımız Pierre’in bir öksürük nöbeti sonrasında ağzından kan gelmesi bize büyük bir tedirginlik verdi. Onun sakin bir yerde uzunca bir yatak istirahatına ve çok iyi bir tedaviye ihtiyacı vardı


Kayseri ve çevresinde aldığımız koruma ve kılavuzlar, hala Çerkez tehlikesinin geçmediğini söylüyorlardı. Ben bu kişileri bu köyü tanımamış olsaydım, onların fikrine katılabilirdim. Ama yine önlem almak gerekli idi. Bizim ihtiyar tüfeğini alarak büyük bir ağacın dalına tüneyerek soygunculara karşı nöbete başladı. Onun türküleriyle uykuya daldık. Sabahleyin uyandığımızda gecenin soğuk ve temiz havası hepimizi dinlendirmiş, çevikleştirmişti. Bir iki gündür güneş en kızgın ışıklarını çadırımız üzerine salmıştı. Termometre gündüz 42° yi gösteriyor gece 8° ye iniyordu. Hastalık ihtimaline karşı kafiledekilere kinin dağıttık.


Artık mutlaka karantinaya girmemiz gerekiyordu. Bu amaçla civarı iyi bilen Ali ile Everekli ikinci Nikolas’ı Kozan’a gönderdik akşamları bu küçük vadide yaktığımız ateşin alevi, insan, hayvan ve ağaç gölgelerini olağanüstü masal varlıklarına dönüştürerek bize ilginç ışık oyunları sunuyordu. Bu dağlarda çok miktarda çakal, kurt, ayı, geyik bulunduğu söyleniyordu. Bizim küçük Hasan açık havada en güzel, yanık Anadolu türkülerini söylüyordu. Bu yüzden ona “bülbül” lakabını takmıştık. Bu küçük boylu, 16 yaşındaki, sevimli, esmer çocuk verilen tüm işleri en kısa zamanda özenle tamamlıyordu. O kadar yeni yerler görme öğrenme merakı vardı ki, bana hep çok uzaklara, Haleb’e kadar gideceğini çocukça gülümseyerek beyaz dişlerini göstererek söylerdi. Ne zaman yola çıkılacağı söylense, hemen eşeğine eşyalarını yükler, gök mavisi sarığını başına dolar, yakışıklı bir halde türküler söyleyerek yola koyulurdu.


Gece gündüz arasında sıcaklık ortalaması çok hızlı değişiyordu - Geceleyin soğukta dişlerimiz zıngırdıyorken gündüzde sıcaktan iyice bunalıyorduk. Son sekiz gün boyunca böyle devam etti. Son üç günde, Çerkez beyinin gönderdiği yiyeceklerde tükenmeye yüz tutmuştu. Sandıklarda zor günler için sakladığımız, sebze, et, sardalye konserveleri; Dundee marmelatı iyice azalmış sandıkların dipleri görünmüştü. Bunları ihtiyatlı kullanmalıydık. Zira her zaman yiyecek ekmek ve yiyecek, istense bile parayla satın alınamıyordu. Bulunsa bile Bizim beslenme alışkanlıklarımızla zıt hazırlanmış gıdalardı. Artık bizde ve adamlarımızda konservelere karşı iğrenme ve isteksizlik başlamıştı. Önümüzdeki sekiz günü yiyeceksiz nasıl geçirecektik?  Mantıksız düşüncelere dalmıştım. Elimizdeki bu konserveleri, çevrede bulunan merhametli Müslümanları kandırarak, karşılığında bolca yiyecekle takas edebilir miydik? Bence buna gerek yoktu. Zaten onlar bizim midelerimiz açlıktan birbirine yapışmış guruldayan bağırsaklarımızın sesini duysalar bitkin suskun hâlimizi görseler, karşılıksız her türlü yiyeceği Allah rızası için gönderilerdi. Her ne kadar yemeye alışkın olmadığımız koca bir sini içinde kuyruk yağı ile pişirilmiş, tepeleme pirinç pilavı ve üzerinde kızarmış bir koyun, bir Avşar ve Çerkez beyi tarafından gönderilseydi ne kadar güzel olurdu. İnşallah olur, dua etmeliyiz.


 


 



--------------------------------------------------------------------------------

Madam B. Chantre’nin yaşamı hakkında ayrıntılı bilgiye ulaşamadık. Makalelerinden Ernest Chantre’nin eşi ve İsviçreli olduğunu anlıyoruz.


Eşi Ernest Chantre, 1843 – 1921 yılları arasında yaşamış, jeoloji, tarih öncesi ve arkeoloji uzmanı, Fransız bir bilim adamı olup, uzun yıllar, Lyon Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde, Etnoloji bölümünde profesör olarak çalışmıştır. Osmanlı coğrafyasının çeşitli yörelerinde Anadolu’da, Balkanlar’da, Kafkasya’da, Mezopotamya’da ve dünyanın birçok yerinde, uzun yıllar araştırma ve incelemelerde bulunmuştur. Bu gezilerinde eşi Madam B. Chantre, onu hiç yalnız bırakmamıştır.


Ernest Chantre, bu bilimsel gezileri sonrasında birçok bilimsel eser ve makaleler yayınlamıştır. Bunlardan Kayseri ve çevresine ait olan “Batı Asya ve Kapadokya’da Arkeolojik Araştırmalar (1893- 1894) “Kapadokya (1898)” adlarında Fransızca iki eseri vardır.


1894 – 1898 yılları arasında Anadolu’da Hititlerin başkenti Hattuşaş’ta yapılan kazılara başkanlık etmiş binlerce çivi yazısı tablet bulmuştur. Aynı yıllarda Kayseri/ Kültepe’de, Develi çevresindeki Fraktin, Beşkardeş Azugüzel (veya Özügüzel) Eşikpınar v.b. Hititlerin yerleşim merkezinde araştırmalarda bulunmuştur.

Ali TUZCU

Araştırmacı Yazar

 

YORUMLAR

nurhan  { 16 Temmuz 2008, Çarşamba }
Bu gerçek hayat kesitinden anlaşıldığı gibi Çerkeslerin hiç öyle at hırsızı olmadığı aksine çok yardımsever yiyecekleri ,içecekleri komşularıyla paylaşan saygıdeğer bir topluluk olduğu aşikardır.
Halkımla ne kadar gurur duysam azdır.


YORUM YAZIN

Ad-Soyad:
E-Posta:
Mesaj:

KÖŞE YAZILARI
Avrupalı Cerkeslerden, Avrupa Parlamentosunda Konferans
D Ö N Ü Ş
Panorama
Ulusumuzun Başı Sağolsun
Dünden Bu Güne Dönüş - 2
Bölünme Genlerımızde(mı) Var
Ölümünün 137. Yıldönümünde İmam Şamil'i Anmak Ve Anlamak
Yanlı Medya Mı, Gürcistan Komünist Partisimi Doğru ?
Derin Çerkesler ...
Kentleşme Ve Biz..
Şamil Tayyar'a Soruyorum: Yanlış Konuşan Doğru Anlaşılır Mı?
Bakışları Mülteci
Amerikan Rüyası Gerçekleşti Ya Bizim Rüyalarımız Yok Mu ?
Çeçenistan Da Her Şey İyiye Gidiyor(muş)
Kaffed Formunun Zirvesinde
İmam Ahmed'in Mezhebi
Kafkasya Kafkasya Halklarınındır.
Türkiye'nin Birlik Ve Bütünlüğü İçin Son Şans
Derneklerimiz Başkanlarımız Ve Biz
FORUMLARDAN

© 2005-2008 Kafkas Diasporası & Aksi belirtilmeyen tüm yazıların yayın hakları sitemize aittir. Kaynak gösterilmek koşuluyla alıntı yapılabilir.
   SİTEMİZİN HİÇBİR DERNEK VE VAKIFLA İLİŞKİSİ YOKTUR

Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.En iyi görünüm için 1024x768+ ekran çözünürlüğü ve Mozilla Firefox tarayıcı kullanmanız tavsiye edilir.

İletişim ; 0352 3204030 - Cep Telefon ; 0530 4336701

PASİFİK YATIRIM LTD.ŞTİ. www.mobilyarehberi.com www.BerkmaX.com www.36hafta.com

 

counter easy hit

Istatistik