![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
MEZARLIKTAKİ EVMEZARLIKTAKİ EV Yabancı ülkede yaşayan bir arkadaşımın misafiriydim. Evsahibimin penceresi hemen yakınındaki mezarlığa bakıyordu. Ben çocukluğumdan beri mezarlıklardan ürker,ürpermeden hiç bir zaman bakamazdım. Oysa şimdi gayriihtiyari pencereden her bakışımda doğrudan mezarlığın içini görüyordum.Fakat bu kez gördüğüm ilginç manzara bana mezarlığın soğuk yüzünü unutturmuştu. Mezarlığın ortasında küçük alçak bir bina vardı. Ben merakla arkadaşıma bunun ne olduğunu soruyorum. - zavallı yaşlı bir adam yapmıştı o evi - diyerek kısa bir cevapla geçiştiriyor arkadaşım. Onun konuyu kısa kesmek istediğini hissettiğim için tüm merakıma rağmen ben de üstelemiyor,başkaca bir şey sormuyorum bu konuda. Ertesi gün bu merakımı daha fazla dizginleyemiyorum ve mezarlığın ortayerindeki bu evin hikayesini öğrenmek istediğimi söylüyorum arkadaşıma. Hiç bir şey söylemeden diğer odaya geçiyor ve bir kısım kağıtlarla tekrar odaya döndükten sonra yine hiç konuşmadan elindeki bir tomar eski kağıdı okuyor sessizce. Ben de hiç ses çıkartmadan öylece oturmuş bekliyorum,belliki bu kağıtların benim sorumla bir ilgisi var. Arkadaşım kağıtları okuduktan sonra sanki beni dener gibi gözlerini bana dikip bir süre öylece yüzüme bakıyor.Bu şekilde bana çok uzun gelen bir zaman geçiyor. -Görüyormusun … diyerek söze giriyor arkadaşım. -İnsan canın bedenden ayrılışını gözleri ile gördükten sonra yaşama başka gözle bakmağa başlıyor. Daha doğrusu o can ki bedenden hiç ayrılmadı ama artık birbirlerine ulaşamaz oldular ve işte ben böylesini gördüm. Arkadaşım anlattıklarından hiç bir şey anlamadığımı farkedince sözlerinin devamını getiriyor. -O mezarlıktaki evi yapan ihtiyar bizim yakın komşumuzdu. Bu ihtiyarın eşi öleli oldukça uzun bir zaman olmuştu ve kendisi tek oğlu ile birlikte yaşıyordu. Tanrının yazdığı kader bu olmalıki adamın tek oğluda bir trafik kazasında öldü. Ve bu kazadan sonra adam hiç evinden çıkmaz oldu.Tabii komşular ihtiyarın durumunu merak ettikleri için evine gidiyorlar defalarca, fakat yaşlı adam hiçkimseye kapısını açmıyor. Komşular pencereden içerisini görüyorlar. İhtiyar gözlerini tavana dikmiş öylece yatıyor , fakat kalkıp hiç kimseye kapısını açmıyor hiç kimse ile konuşmuyor. Madem sağ ve sağlığı yerinde zamanla alışır, Allahtan geleni kabullenmekten başka ne yapabilirki diyerek komşular bir süre bu şekilde dışarıdan izliyorlar ihtiyar adamı. Zaman sonra bir gün ihtiyar evinden çıkıyor, zavallı adam o kadar zayıflamışki neredeyse bir deri bir kemik kalmış bedenini güçlükle taşıyabiliyor bacakları. İhtiyar evinden çıktığı gibi doğruca mezarlığa yöneliyor, oğlunun mezarı başındaki boş alanı adımlayarak ölçmeye başlıyor. Onu uzaktan izleyen komşular ihtiyar adamın öldükten sonra gömüleceği mezar yerini seçtiğini düşünüyorlar önce. İkinci gün ihtiyar adam köyün dışında bir yerde o güçsüz bitkin bedenine rağmen kerpiç dökerken görülüyor. İhtiyar adam yanına giden hiç kimse ile konuşmuyor,sağır ve dilsiz gibi hiçkimseye hiç bir şey söylemeden kan ter içinde işini yapıyor. Komşulardan bir kısmı onun yeni bir ev yapacağını düşünerek boş kaldıkça yanına gidip ellerinden geldiğince yardımcı oluyorlar bu zavallıya. Fakat adam kerpiçler kuruyunca hepsini alıp mezarlığa getiriyor, bir miktar da taş getirip döküyor mezarlığın içine. İnsanlar onun ne yapmak istediğini bir türlü anlayamıyorlar ve kendi aralarındaki konuşmalarda çoğu kimse bu zavallı ihtiyarın delirdiğini ima ediyor acıyarak. Adam tüm gerekenleri toparladıktan sonra evi inşa etmeye başlıyor. Mezarlığın içine ev yapıldığını duyan köyün hocası telaşla ihtiyarın yanına geliyor onunla konuşmaya ne yaptığını anlamaya çalışıyor fakat nafile. Kendisine tek kelime cevap vermeyen bu aksi ihtiyara iyice öfkelenen hoca bağırıp çağırıyor bir süre ve sonra çaresizce mezarlığı terkedip gidiyor. Ben uzaktan olanları izliyordum; adama acıyor onu o hali ile kan ter içinde çalışırken gördükçe yüreğim parçalanıyordu, fakat korkudan mezarlığa da giremiyordum. Bir zaman böyle kendimle mücadele ettikten sonra bir gün tüm cesaretimi toplayıp mezarlıktan içeri giriyorum. Giriyorum ama korkudan bacaklarım titriyor yüreğim sanki yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyor heyecanla. Tabii küçücük bir çocuğum o zamanlar ve herşeye rağmen korkumu yenmeye çalışıyor tüm cesaretimi toplayarak bir kerpiç kucaklayıp sürükleyerek ihtiyara götürüyorum. Yaşlı adam sevgi ile gözlerimin içine bakıyor ve uzanıp kerpiçi alıyor elimden. Ben korkumuda unutuyorum bir an ve koşarak ikinci kerpiçi getirmek için gidiyorum. Artık zaman zaman yanına gidip ona yardım ediyorum. Bir süre sonra evi bitirip demir karyolasını taşırkende yardım ediyorum ona. Herkes ihtiyar adamın artık delirdiğini düşünüyor ,acıyan ifadelerle onun hakkında türlü yorumlar yapıyorlardı. Fakat ben görüyordum onu, sürekli yanına gidiyordum ve bu zavallı ihtiyarın davranışlarında hiç bir delilik hali olmadığını çok iyi biliyordum. Zaman zaman parmaklarını saçlarıma daldırır öylece gözlerimin içine bakardı,morarmış dudakları titrer gözlerine yaşlar yürürdü. Sonra beni bağrına basar dakikalarca öylece kalırdı ,fakat asla konuşmaz ve ağzından tek bir kelime dahi çıkmazdı. Şimdi bunca zaman geçtikten sonra düşünüyorumda yaşlı ile çocuğun yüreklerinin buluşması ne kadar kolaymış,anlaşmaları ne kadar kolaymış. O ihtiyarın mezarlıktaki evinde geçirdiği ilk geceyi asla unutamadım. İşte bu gördüğün pencerenin önünde o yaşlı adam için endişelenerek geçirdim bütün geceyi. Ben pencereden bakmaya korkarken o nasıl oluyorda mezarlıkta kalabiliyordu? Mezarlığın ürpertici karanlığında onun alçak penceresinden sızan zayıf ışık oğlunun mezar taşına yansıyordu. Onu evin içerisinde gezinirken görünce biraz olsun rahatlıyordum. Bir zaman sonra bu pencere artık geceleri yüreğimi o yaşlı adamın yüreğine bağlayan, hatta bunun da ötesinde benim için arş’a ve ölüler dünyasına açılan bir pencere haline gelmişti. Çaresizlikten , bahtsızlıktan ölülerin ve öte dünyanın bekçisi haline gelen bu ihtiyara yoldaş olmuştum artık. Sabahları telaşla onun yanına koşardım.Sessizce eve yaklaşır kapıdan içeri süzülürdüm,ihtiyar adam beni gördüğünde yüzüne bir gülümseme yayılır oturmamı işaret ederek divanın kenarını gösterirdi. Kendisi öylece yatar ve açık kapıdan gökyüzünü seyrederdi hiç konuşmadan. Onu bugün bile o haliyle anımsıyorum. Bir akşamüstü içimdeki korkuya rağmen tüm cesaretimi toplayıp ihtiyar adamın yanına gittim.Hava iyice kararmadan dönerim diye düşünürken fazlaca oyalanmış olmalıyımki gece karanlığına kaldım mezarlıktan geçip eve gelmeye korkuyorum ve ne yapacağımı bilemez bir halde telaş içindeyim. O anda hiç umulmadık bir şey oldu ve ihtiyar adam sanki geceleri dili çözülürmüş gibi ilk defa benimle konuştu. Geceyarısına kadar birlikte oturduk ve yıldızları seyrederek sohbet ettik. Çok yavaş ve çok az konuşan bu ihtiyarın anlattıklarının çoğu arş’a ve öteki dünyaya dair şeylerdi,anlattıklarının bir kısmını anlayamasamda cankulağı ile dinliyordum onu, artık gecenin soğuğunu sırtımda hissetmeye ve ürpermeye başlamıştımki ihtiyar adam elimden tutarak beni mezarlığın duvarına kadar getirdi ve orada durarak ben evimizin kapısından içeri girinceye kadar bekledi. Artık akşamlarıda adamın yanına gidiyor onunla oturup konuşuyor anlattıklarını dinliyordum. Eve döner dönmez onun söylediklerini bir kağıda not ediyor adeta günlük tutar gibi herşeyi kaydediyordum.Aslında niçin böyle yaptığımı bende bilmiyordum ama yinede yazıyordum işte. Arkadaşım burada sözünü kesip derin bir iç geçirdikten sonra elindeki kağıt tomarını bana uzattı. -İşte bu gördüğün kağıtlar o zaman tuttuğum notlardır.Ben defalarca okudum bunları şimdi sana veriyorum. İnan bunlar benim için çok değerlidir,enazından çocukluğum kokusu sinmiş üzerlerine ama yinede sen bir yazar olduğuna göre bu kağıtlar benden çok senin işine yarar,bu yüzden al bunları. Uzanıp sabırsızlıkla sararmış kağıt tomarını alıyorum elinden ve acele ile açıp okumaya çalışıyorum fakat arkadaşım uzanıp elimi tutarak engel oluyor ve “hayır şimdi değil,evine döndüğünde sakin kafa ile zaman ayırarak okursun” diyor. Haberin sonunu tahmin etmeme rağmen -Peki sonra ne oldu?- diye soruyorum arkadaşıma. Arkadaşım yüzüne yerleşen üzüntü ile gözlerime bakıp anlatıyor. -İhtiyar adam bir kaç yıl daha yaşadı. sonra onu vasiyet ettiği üzere içerisinde yaşadığı o evin zeminine gömdüler. Misafirlikte kaldığım sürece günlerim arkadaşımın anlattığı bu haberin etkisinde geçti,günlerce düşündüm bu olay hakkında. Daha sonra eve döndüğümde yavaş yavaş sıyrıldım bu etkiden ve o kağıtlarıda bir köşeye koydum sonrada unuttum gitti. Aradan yıllar geçip ölümü de daha iyi anlamağa başladıktan sonra, bir gün o kağıtları buldum yeniden, tekrar tekrar okudum tüylerim ürpererek.Zavallı ihtiyarın yüreğindekiler bir çocuğun yüreğinden kurulan köprü ile kağıda dökülmüştü. Ben ona fazladan ne ekleyebilirdimki ? Atshan Ruslan---Şiirler ve Hikayeler isimli kitabından. Çeviri: Ergün YILDIZ http://groups.msn.com/KAF den alınmıştır.
YORUMLAR
Guşha ado
{ 11 Aralık 2007, Salı }
NEFSİME MEKTUPLAR _1_
Ey nefsim! Sana şaşıyorum içerisinde rahatlık olmayan bir evde rahatlık istiyorsun. Fani olduğunu bildiğin dünyanın tadını çıkarmak istiyorsun. Zevk ve eğlence istiyorsun olayların akıbetine bakmıyorsun. Ey nefs! Neden insanların önünde takvalı, saf ve iffetli görünmeye uğraşıp karanlık kaplayıpta insanların evlerine çekildikleri vakit sanki seni görmüyormuş gibi Allaha isyan etmeye cüret ediyorsun. SubhanAllah! Allah sana bakanların en basitimi kıldın? Rabbine yakarıp,onun sınırları içerisinde duracağın halde birde bakmışsınki iman elbisesini çıkarıyorsun insanlarla biraraya geldiğinde ise onu giyiyorsun. İnsanlar sana karşı Rabbinden daha cömert olmayacaklar. Bu durumu bir düşün ey nefs! İçini dışın gibi yap ve her zaman şunu tekrar et, Allah (c.c) beni gözetleyendir Allah (c.c) beni izleyendir.Allah (c.c) beni görendir. Ey nefs! Sana ne oluyorda sanki ondan emin olmuşsun gibi dünyaya güveniyorsun. Öncekilerin durumlarını hatırlamaz mısın? Onlar hayatlarını dünyaya hibe etmişler ve dünyayı en büyük kaygıları yapmışlardı birde baktılar ki dünya onlara ecellerini getirmiş ve nimetleri ateşe çevirmiş. Bilmiyormusun ki dünya aldatıcıdır, gayeleri ve durumları değiştiricidir. Bu halde ona nasıl güvenirsin? Herhangi bir anda ölüm sana hucüm edip seni içinde bulunduğun şeyden çıkarabilir ve seni bir diyardan onun için hazırlanmadığın başka bir diyara götürür. Orada senin durumun ne olur ey nefs! Ah nefs! Cenneti istediğini iddia ediyorsun ama onun için hiç çalışmadın. Ateşten korktuğunu iddia ediyorsun ama ondan hiç kaçmadın! Eğer Cennete girersen orada nimetlendirileceğini,eğer Cehenneme girersen orada azaba uğrayacağını öğrenmedin mi? Ey nefs! Neden seni her itaate zorladığımda tembelleşip benden kaçıyor, yorgunluk ve meşakkati bahane ediyor bir günah gördüğünde ise ona koşuyorsun? Ey nefs! Bana doğruyu söyle! Ne istiyorsun? Mutluluk mu mutsuzluk mu?Refah mı azap mı? Ey nefs! Sana yemin ederim ki mutluluk ve refah ancak Allaha itaatte vardır. Mutsuzluk ve azap ise günahlarda vardır.Bana katılmaz mısın?Senden ümit ettiğim şey budur..
ümit kutlu
{ 17 Ekim 2007, Çarşamba }
anlatılacak daha iyi hikayeler varki ölümle ilgili insanların yaşarken de diğer dünyayı düşündürecek daha güzel ve etkili bir hikaye konulabilirdi
acemi
{ 13 Ekim 2007, Cumartesi }
ilginç ama dogrusu hiçde hoşuma gitmedi daha eylenceli şeyler olsaydı keşkeeee
mmrvv
{ 23 Haziran 2007, Cumartesi }
pekte hoşuma gittiği söylenemez
YORUM YAZIN
|
|
© 2005-2008 Kafkas Diasporası &
Aksi belirtilmeyen tüm yazıların yayın hakları sitemize aittir. Kaynak gösterilmek koşuluyla alıntı yapılabilir.
SİTEMİZİN HİÇBİR DERNEK VE VAKIFLA İLİŞKİSİ YOKTUR
Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.En iyi görünüm için 1024x768+ ekran çözünürlüğü ve Mozilla Firefox tarayıcı kullanmanız tavsiye edilir.
İletişim ; 0352 3204030 - Cep Telefon ; 0530 4336701
PASİFİK YATIRIM LTD.ŞTİ. www.mobilyarehberi.com www.BerkmaX.com www.36hafta.com