KÖYLER SÜLALELER BİLGİ BANKASI KAN BANKASI DİASPORA TV KAFKAS DİASPORASI FORUM KAFKAS DİASPORASI RADYO ÇERKES ETHEM DOSYASI TELEFON REHBERİ

İMAM AHMED'İN MEZHEBİ



 


H. 164 yılında Bağdat'ta doğmuştur. Küçük yaştayken babasını kaybetmiş ve annesi Safiyye bintu Meymune nezaretinde yetişmiştir. Daha küçük yaşlardayken Kur'an-ı hıfzetmiştir. Görüştüğü tüm alimler tarafından hafızasının üstünlüğü, ahlakı, ve muhakeme yetenekleri ile işaret edilmiştir. Bir süre Bağdatlı ilim adamlarından dersler almıştır. En önemli hocaları arasında Ebu Hanife'nin talebesi İmam Ebu Yusuf, İmam Şafii,  Yahya ibnu Said el-Kattan, Abdürrezzak ibnu Hemmam, Huşeym ibnu Beşir(Bişri Hafi) , Sufyan ibnu Uyeyne, Abdurrahman ibnu Mehdi bulunmaktadır. Özellikle Kur-an ve Hadis ilimleri üzerinde meşgul olmuş, sünnete bağlılığıyla ün kazanmıştır. Her işinde Rasulullah (s.a.s.)'i izlemiştir. Peygamber (s.a.s.)'in bütün fiillerini, sözlerini, hareketlerini öğrenmeye özel özen göstermiş, bunun için nakledilen hadislerin kaynaklarına ulaşabilmek, rivayetleri en sağlam kaynaklardan alarak yazabilmek için çeşitli seyahatler gerçekleştirmiştir. Basra, Kufe, Mekke, Medine, Dımeşk (Şam), Halep, Cezire ve Yemen bu amaçla gerçekleştirdiği seyahatlerde ziyaret ettiği ilim merkezlerinin başında gelir. Meşhur muhaddislerden Abdürrezzak ibnu Hemmam'ın naklettiği hadisleri bizzat kendisinden dinlemek için parası olmaması sebebiyle Yemen’e giden kervancıların develerine bakıcılık ederek yolculuğu gerçekleştirmiştir. Sahih Hadis’e ve hadis kaynaklarına ulaşmaya verdiği önem herkes tarafından takdir edilmiştir ve tüm alimlerce kendisine “Sünnet’in İmamı” lakabı takılmıştır. Ayrıca büyük bir müfessirdir ki Tefsiri yüzyirmi bin hadis-i şeriften meydana gelmiştir. Eserleri, müfessirler için birer feyz kaynağıdır. Bu yüzden "Üstad-ül müfessirin" unvanıyla da anılır.  imam-ı Şafii:
"Ahmed bin Hanbel, sekiz şeyde imamdır; hadis ilminde, fıkıh ilminde, Kur'an ilminde, lügat ilminde, fakrda, zühdde, vera'da, sünnette." Mükemmel hafızası ve İlmin her dalındaki üstünlüğü sebebi ile  “Şeyhul İslam” olarak anılmıştır.

 


Abbasi döneminde Mutezile mezhebinin etkisi ile "Halku'l-Kur'an (Kur'an'ın Yaratılmışlığı)" dayatmasına karşı çıktı ve hapiste iki yıl dört ay ağır işkencelere maruz kaldı. Hapis ve işkence hayatı Halife Me'mun,sonra Halife Mu'tasım, dönemi boyunca devam etti. Halife Vasık döneminde de ev hapsinde tutuldu. Tüm bunlara rağmen Kur-an’ın yaratılmış olmayıp Allah’ın sözü olduğunu zikretti.


 


Talebelerinin başında kendi oğlu Abdullah gelir. Abdullah aynı zamanda Ahmed ibn Hanbel’in muazzam eseri Müsned'in de ravisidir. Bir diğer oğlu Salih de İmam İbnu Hanbel'in yetiştirdiği talebelerindendir. Onun talebeleri olan meşhur ilim erbablarının başlıcaları; Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, Yahya ibnu Muin, Ali ibnu Medini, Ebu Zur'a er-Razi, Ebu Hatim er-Razi’dir.


 


Ağırlıklı olarak Sünnetle, velhasıl hadis ilmi ile çok uğraşması sebebi ile İbnu Kuteybe, İbnu Cerir et-Taberi, Tahavi, İbnu Abdilberr ve Gazali gibi bazı yeni nesil ilim adamları onun sadece hadis alimi olduğunu ileri sürmüşlerse de, O, aynı zamanda bir fıkıh alimidir. İtikadi ve fıkhi meselelerdeki içtihadları, Peygamberden sonra yaşamış sahabe, tabiin, ayrıca tüm müçtehid ve muhaddislerin görüş ve fetvalarını bilmesi sebebi ile en tutarlı ve en çok kabul görmüş fetvalardır. Onun Kur-an ve Hadis ilmine verdiği önem fetvalarında da kendisini göstermiştir. Fetvalarında her zaman nasslara(delillere) dayanmıştır, hakkında delil (ayet veya hadis) bulunmayan konularda Kıyas'a çok az başvurmuştur. Herhangi bir meseleye açıklık getirmek istediğinde, o konuda Kitap ve Sünnetten açık bir hüküm bulamayınca, Sahabe ve Tabiin'in konuyla ilgili görüşlerini nakletmiş ve bunların arasından en muhtemel doğruyu zikretmiştir. Kıyas ve içtihada başvurmayı en son çare olarak görmüşse de, çoğunlukla "bilmiyorum" diyerek susmuştur.


 


Kendisinin izlediği yolu en doğru şekilde kendi sözleri ile anlamak mümkün olacaktır.



 


*  “Beni Taklid etme. Malik’i de, Şafii’yi de, Evzai’yi veya Sevri’yi de taklit etme. Kaynak (kur-an ve sünnet) bellidir. Sen de onların aldığı kaynaktan (Kur-an ve Sünnet’ten) al.”


    “Dininde bulunanlardan hiç kimseyi taklit etme. Hz. Peygamber’den(s.a.s.) ve Ashabından ne gelmişse, onu al ve onunla amel et. Onlardan sonra Tabiin nesli gelir ki kişi onların görüşlerini alıp almamakta muayyerdir.”


[el Fullani (s.113), İbn Kayyim, éi’lam” (2/302)]


 


*  “Evzai’nin görüşü, Malik’in görüşü, Ebu Hanife’nin görüşü….., bunların hepsi birer beşer görüşü olup hepsi değerlidir. Fakat delil; ancak ve ancak Kur-an ve Sahih Hadislerdir.”[İbn Abdilberr, “el-Cami” (2/149)]


 


*  “Kim Allah Rasulü’nün(s.a.s.) sahih bir hadisini reddederse, O helakın eşiğindedir.”[İbnu’l – Cevzi (s.182)]


 


İmam Ahmed’in kendi sözleri de bukadar açık olarak görüldükten sonra kendisinin izlediği yolun, Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafii’nin de izliyor olduğu delil ve delille amel yolu olduğu ortaya çıkmaktadır.


Her biri de son 3 yazımızda da görüldüğü üzere birbiri ile ilişkili, birbirlerini tanıyan, birbirlerini bilen ve hatta birbirlerinden ilim öğrenmiş kimselerdir. Her birine de aynı ve tüm hadisler ulaşamadığı için içtihatlarında farklılıklar görülüyorsa da hepsinin yolu Kur-an ve Sünnete uymak; bunlara uymayan görüşleri de terk etmektir. İmam Ahmed Müçtehidlerin sonuncusu olması hasebiyle kendisinden önceki tüm müçtehidlerin görüşlerine, fetvalarına vakıf olmuş, öncekilere ulaşmamış tüm hadislere ulaşabilmiş ve aralarından en doğru hükmü çıkarabilmiştir.


 


Bu imamların hiçbirisi mezheb kurmuş olmamakla birlikte kendi öğrencilerini ve kendisini dinleyenleri ağır bir şekilde uyarmış ve taklitden sakındırmışlardır.


 


İşte bunlar, İmamların kitaplarında bulunan,sünnete sarılmayı emreden ve araştırmadan, incelemeden, üzerinde akıl yürütmeden, delilsiz olarak, başkalarının kendilerini gerek fetvada, gerek amelde taklid etmesini yasaklayan münakaşaya götürülmeyecek derecede açık olan kendi sözleridir. Müctehid imamların bazı sözlerine muhalif de olsa sahih delille sünnet sabit olduktan sonra sahih olana sarılan kimseler kendi Mezheb’ler ine aykırı hareket etmiş sayılmazlar ve doğru yoldan ayrılmış olmazlar zira bu büyük imamlar da beni izleyin her dediğim doğru dememiştir! Hatta imamının görüşüne muhalif sahih olan bir hadise rağmen imamının görüşünü terk etmeyen kimse kendi imamının emrine de ters düşmüş demektir çünki bütün imamlar aynı şeyi söylemiştir


  


Fakat tüm bu imamlardan sonra gelen nesillerde, sözde kendisini destekleyenlerden mutlaka iyi veya kötü niyetle, birtakım taklitçi, ruhbani, faydacı, sinsi veya İmam’dan fazla imamcı insanlar çıkmıştır. İşte bütün temiz amelleri saptıran ve değiştirenler de zaten bu gibi insanlardır! Tabii bundan nasibini alan da bu insanlara inananlar ve kanlarına girilen cahillerdir! Günümüzde ise bazı imam efendiler, ne kur-an’ı ne de Peygamber’imiz in sünnetini layığı ile araştırmadan, veya tüm Müçtehid imamların içtihadlarındaki delillerini bilmeden, hem vaaz hem de fetva veriyorlar ve zarar görenler de sünnet cahili insanlar olabiliyor! Her bir mezhep, her bir cemaat ve her bir grup da en nihayetinde durum belli bir noktaya geldiğinde mutlaka tartışıyor ve karşı guruba fikren üstün gelmek istiyor! Hatta bazı gruplar bile kendi içlerinde gruplaşıyor ve çekişiyor. Halbuki ne sahabe, ne tabiin ne de müçtehid imamlar hiçbir zaman böyle bir yarışa veya taassuba girmemiştir!!! O halde bizler nasıl olurda ben Hanefii’yim, ben Hanbeliyim sen nesin diye bir soru sorabilir veya biz  bunu böyle yapmayız bu öbür Mezhep’ler in işidir, biz buna inanıyoruz siz yanlışsınız gibi tartışabilir? Madem o da hak seni onun yaptığından alıkoyan şey nedir? Eğer bu sünnetse o da sünnet. Hatta günümüzde amelde mezhep, itikadda mezheb gibi ayrımlar bile oluşmuştur. Böylesi doğru ve mümkün değildir! Eğer biz dini ayırırsak kendi aramızda bölünür isek(ki bölünmemeyi kur-an emir ediyor) yarın da biri çıkar ben de “bölücüyüm”, diye böler, paramparça eder; ya farklı Mezheb kurar ya da farklı farklı ekollerde, felsefelerde tarikatler çıkartmaya çalışır! Hernekadar iyi niyetli alimler bunu yaratmak istemese de alimleri takib eden alimciler bunu sonradan yaratır. Aynen büyük imamların ardından onları izlediklerini söyleyen mezhebçilerin yaptığı gibi!


 


Sonuç olarak da mezhep, grup, fikir ayrılıklarına doğru asırlar itibarı ile yavaş yavaş gidilir ve nihayetinde Hadiste de belirtildiği gibi…..


 


 “ Gün gelecek benim Ümmet’im 73 ayrı fırkaya, gruba bölünecek ve her grup kendi grubununki ile böbürlenecek ve bu fırkalardan 72 si helak olup cehenneme düşecek. Bunlardan sadece 1 tanesi kurtuluşa erip cennete girecektir!”


 


Sahabe sorar:“Yaa Rasulullah bu hangi gruptur? Bizde onlardanız!”


 


Rasulullah cevap verir:”onlar Kur-an'a ve benim sünnetime azı dişleri ile sarılanlardır.!!!!!”[ Buharii (2/s154),Muslim Bkz”el-Ehadisüz Sahiha”(s.121)]


 


Başka bir hadisinde de Rasulullah şöyle buyuruyor:


 


“Aranızdan uzun yaşayanlar pek çok ihtilafla karşılaşacaklar. Karşınıza "Biz Kur-an'dan başka birşey tanımayız" diyen bir grup çıkacak sizler ise benim ve sahih Halifelerimin sünnetine sımsıkı sarılın ve yeni olan herşeyden uzak durun çünki “KULLİ MUHDESETUN BİDA’A” her yenilik Bid’at tir; "KULLİ BİD'AT_İN DADALE" her türlü BİD-AT sapıklıktır. "KULLİ DALALETİN FİN-NAR" Her sapıklık ateştedir.!!!””


 


[ Buharii (2/s155)]


  


Derleyen,


Serdar ENES

BU YAZARIN TÜM YAZILARI

» ALLAH NEREDE?
» BERAAT KANDİLİ KUTLANMAZ!!!
» BiDAT 'IN TANIMI (BiD'AT NEDiR?)
» BİD'AT Meselesi Bitmez
» Bid'at olan Mevlid ve Kandil Meselesi.
» BİLEREK KILINMAYAN NAMAZIN KAZASI VARMIDIR?
» ÇARPIK ANLAYIŞ
» İMAM AHMED'İN MEZHEBİ
» İMAM EBU HANİFE'NİN MEZHEBİ
» İMAM MALİK'İN MEZHEBİ
» İMAM ŞAFİİ'NİN MEZHEBİ
» iNCiL ALLAH'ın SÖZÜ'dür!!
» Mezheb Dediğimiz 1/5
» Mezheb Dediğimiz 2/5
» Mezheb Dediğimiz 3/5
» Mezheb Dediğimiz 4/5
» Mezheb Dediğimiz 5/5
» Musliman'lar Hristiyan laşır.
» NAMAZ (SALAAA) VE FAZİLETİ
» NAMAZI KILMA MA NIN MANASI 1/3
» NAMAZI KILMA MA NIN MANASI 2/3
» NAMAZI KILMA MA NIN MANASI 3/3
» NAMAZI KIM NASIL KILAR?
» Peygamber'e İtaat 3/3
» Peygamber'e İtaat 1/3
» Peygamber'e İtaat 2/3
» SAMİMİ İMAN
» Sünnete Uymanın Farziyyeti 1/3
» Sünnete Uymanın Farziyyeti 2/3
» Sünnete Uymanın Farziyyeti 3/3

YORUMLAR

abdullah çakmak  { 02 Aralık 2008, Salı }
yazıların için allah razı olsun şu sıralar pek okuyamıyorum ama inşallah bayramdan sonra sürekli abonen olurum inşallah

serdar enes  { 27 Ekim 2008, Pazartesi }
SAYIN BAYSAL,

ISLAM UMMETI COK SUKUR KI ALLAH'IN IZNI ILE RASULULLAH'TAN SONRA IKI KISI SAYESINDE SAPMAKTAN, YOLDAN CIKMAKTAN MUHAFAZA OLUNMUSTUR. BIRINCISI EBU BEKR(R.A.) 'DI KI; KENDISI ZEKATLARI SOKE SOKE ALARAK ZEKATIN GUNUMUZE KADAR GELMESINE VESILE OLMUSTUR, IKINCISI DE AHMED IBN HAMBEL'IN SAPKIN MUTEZILE MEZHEBININ KARSISINDA OLMEK VEYA YILLARCA TUTSAK EDILIP EZIYET GORMEK PAHASINA DA OLSA HALK'UL KUR-AN MESELESINI RED ETMESIDIR.

YORUMUNUZDA BU MESELE ILE ILGILI VERMIS OLDUGUNUZ BILGILER ICIN COK TESEKKUR EDERIM. ALLAH ECRINIZI VE ILMINIZI ARTTIRSIN.

SAYGILAR,
SERDAR ENES

Hakan BAYSAL  { 25 Ekim 2008, Cumartesi }
SELAMUN ALEYKUM

HALKU'L-KUR'ÂN

Kur'ân'ın yaratılmış olması meselesi.

Halk sözlükte; Allah'ın mümkini yaratması, aslı ve modeli olmadan ve bir âlet kullanmadan var etmesi demektir. Halku'l- Kur'ân; Kur'ân'ın yaratılmış olması anlamında bir terkip olup, terim olarak, Kur'ân-ı Kerîm'in Cenâb-ı Hakk'ın ezelî ilmine mi dayandığı, yoksa sonradan mı yaratıldığı konusunda Hicrî 1. asırda çıkan fikir cereyanını ifade eder. Konu Allah'ın kelâm sıfatıyla yakından ilgilidir.

Kur'ân-ı Kerîm'in sonradan yaratılmış (mahlûk) olup olmadığı konusundan ilk defa sözedenler Mu'tezile âlimlerinden Ca'd b. Dirhem (ö. 118/736) ile Cehm b. Safvân (ö. 128/745)'dır. Daha sonra bu ikisine, Bişr el-Merîsî (ö. 218/833) de tâbi olmuştur.

ed-Dârimî (ö. 288/895)'nin er-Reddu ale'l-Cehmiyye adlı eserinde nakledildiğine göre Ca'd b. Dirhem, Hz. İbrahim'in Allâh'ın dostu olduğunu ve yine Allah'ın Hz. Musa'ya hitabettiğini inkâr ettiği için, zındıklık ve ilhad isnadiyle Kûfe vâlisi Hâlid b. Abdullâh el-Kasî tarafından öldürülmüştür. Cehm b. Safvân da Horasan emirlerine isyan ettiği için katledilmiştir. Hâfız Zehebî Bişr'den sözederken fakîh, mütekellim Bişru'l-merîsî 218 H. yılında ölmüştür. Kur'ân-ı Kerîm'in mahlûk olduğu görüşünü yaymakta idi. Bu senenin sonlarında göçtü. Kendisine hiçbir âlim katılmadı. Bazı imamlar küfrüne hükmetmişlerdir diyor (Zehebî, el-İber, Kuveyt, 1960, I, 73; İbn Nedim, el-Fihrist, 337 vd; The Encyclopaedia of İslâm Ez, İbn Dirham mad.; Montgomery Watt, İslâm Düşüncesinin Teşekkül Devri, Terc, Ethem Ruhî Fığlalı, Ankara 1981, s. 305; Ebû Gudde, Halk-ı Kur'ân Meselesi, Terc. Mücteba Uğur, A.Ü.İ.F. Dergisi,1975, c. XX, s. 307 vd.)

Bişr'in babası Yahudi idi. Kendisi boyacılık yapar, kaval imal ederdi. Kur'ân-ı Kerîm'in mahlûk olduğu görüşünü kuvvetlendirmek için yeni deliller öne sürmüş ve yaymaya çalışmıştır. Bişr, Hârûn er-Reşîd zamanında (170-193/786-808) yakalandı. Kelâma âit görüşleri yüzünden eziyet gördü. (Zehebî, Mîzânü'l-İ'tidâl, Mısır 1963, I, 322).

Halku'l- Kur'ân fitnesi kısmen Ebû Hanife (70-150/689-767) zamanında ortaya çıkmıştır. Ebû Hanife konuyu en ince ayrıntısına kadar açıklayarak Kur'ân-ı Kerîm'in mahlûk olduğu görüşünü yayanları cevaplandırmış ve onları bir süre susturmuştur. Kevserî bu konuda şunları söyler: Cehm b. Safvân'ın öldürülmesinden sonra çok geçmedi. Kur'ân-ı Kerîm'in mahlûk olduğu görüşü iyice yayılmadan bir grup insan çıkmaza girdi. Bir kısmı Cehm'i tutarken bir kısmı ona karşı çıktı. Sonunda birçok kimse bu bid'atçının asıl maksadını anlayamadaıi gerçekten uzaklaştı. İfrat ve tefrîte düştü. Bir grup, Cenâb-ı Hakk'ın ezelî bir sıfatını nefyederek O'nun kendisine mahsus bir kelâmı olmadığı iddiasında Cehm'e katılırken bir grup, telaffuz edilen sözün kadîm (ezelî) olduğuna inanarak aksini ileri sürdü. Ebû Hanife durumu görünce işi ciddiyetle ele aldı, konuyu açıklayarak şöyle dedi: Allah'a âit sıfatlar mahlûk değildir. Yarattıklarına âit olanlar mahlûktur. Ebû Hanîfe'nin bununla kasdettiği şudur: Kelâm, Allah'a âit oluşu itibariyle ezelîdir ve yalnızca O'na mahsus bir sıfattır. Ancak Kur'ân-ı Kerîm'i okuyanların dillerindeki ses, ezberliyenlerin zihinlerindeki zihnî tasavvur, mushaflardaki yazı... hepsi de mahlûktur. Onu ezberleyenlerin mahlûk oluşu gibi. Daha sonra ehl-i sünnet âlimlerinin görüşü bu noktada birleşmiştir. (Kevserî, Te'nîbü'l-Hatîb, s. 53).

Ebû Hanife'ye göre, Kur'ân-ı Kerîm mushaflarda yazılı, kalplerde mahfûz ve lisanlarda okunan kelâmdır. Allah'ın kelâm-ı nefsîsi olan Kur'ân Allah kelâmıdır, yaratılmış değildir. Kelâm-ı nefsî; içten konuşma, sesin ve harflerin yardımıyla söylenen söz cinsinden olmayan, fakat ses ve harflerle ifade edilen sözün belirtmek istediği asıl mânâ demektir. Nitekim şâir şöyle demiştir:

Asıl söz kalpde olandır, bil, Kalbe bir kılavuz kılınmış dil, Kur'ân-ı Kerîm'de ifade edilen

Onlar kendi nefislerinde derler... (el-Mücâdele, 58/8) âyeti de bu anlamdadır.

Emretmek, yasaklamak veya bir şeyden haber vermek isteyen kimsenin iç âleminde önce buna dâir bir manâ oluşur; sonra bu manâyı söz, yazı veya işaretle ifade eder. bu, içimizdeki duygu, düşünce ve kararı dışâ vurma yoludur.

İmam Eş'arî'nın (ö. 324/936) tercihine göre, var olan herşeyin görülmesi mümkün olduğu gibi işitilmesi de mümkündür. el-Bâkıllânî (ö. 403/1013) de şöyle demiştir: Allâh'ın kelâmı tabiî olarak işitilemez, fakat tabiat üstü bir hâdise olarak Cenâb-ı Hak kullarından istediği kimselere kelâmım işittirebilir (Ziriklî, el-A'lâm, V, 69, VI, 313). Bu bilginlere göre, Musa aleyhisselâm Allahu Teâlâ'nın kelâmını ses ve harf aracılığı olmaksızın doğrudan işitmiştir (bkz. en-Nisâ, 4/164). Ebû İshâk el-İsfereyânî (ö. 414/1027) ile onun görüşünde olanlar Allah'ın kelâmının asla işitilemeyeceğini söylemişlerdir. Ehl-i sünnet'in itikad imamlarından Ebû Mansur el-Mâtürîdî (ö. 333/944) de bu görüşü tercih etmiştir. Buna göre, Cenâb-ı Hak, ... ta ki Allah'ın kelâmını işitsin (et-tevbe, 9/6) meâlindeki âyet-i kerîmesiyle .. tâ ki Allah'ın kelâmına delâlet eden şeyi işitsin anlamını kasdetmiştir. Bu bilginlere göre Musa (a.s.) Allah'ın kelâmına delâlet eden bir ses işitmiştir, ancak arada kitap ve melek aracılığı olmadığından Hz. Musa Kelîmullâh = Allah'ın kendisiyle konuştuğu kimse diye anılmıştır. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Musa'nın Allah'ın kelâmım doğrudan işittiğine dâir bir açıklık yoktur. Ancak Allah'ın ona söylediği, onunla konuştuğu vardır. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: Allah Musa'ya konuşarak söyledi (en-Nisâ, 4/164); Rabbi ona söyledi (el-A'râf, 7/143). Başka bir âyette Allah'ın kullarıyla konuşmasının üç yolla olabileceğine işaret edilmiştir. Allah, bir insanla ancak vahiyle veya perde arkasından konulur, yahut bir elçi gönderir de izniyle, ona dilediğini vahyeder (eş-Şûrâ, 42/51).

Bu duruma göre, Kur'ân-ı Kerîm Cenâb-ı Hakk'ın kelâm sıfatının tecellisidir. O'nun konuşma (kelâm) sıfatı yukarıdaki âyetler yanında, Hz. Peygamber'in tevâtür derecesine ulaşan hadisleriyle sâbittir. (es-Sâbûnî, el-Bidâye fî Usûli'd-Dîn, Dımaşk 1979, s. 34, 35).

Halku'l-Kur'ân meselesi Abbâsi Halifesi Me'mûn (170-218/776-833) zamanına kadar gizli açık devam etmiş, Me'mûn'un Mu'tezile'ye kapılarak Kur'ân-ı Kerîm'in mahlûk olduğu görüşünü benimsemesiyle yeni bir boyut kazanmıştır. Bu halife, alimleri, kadıları, muhaddisleri, hadis râvîlerini bu görüşe inanmaya dâvet etmiş, kabul etmeyenlere karşı da zor kullanmıştır. Bu fitne Mu'tasım (177-227/793-842) ve Vâsık (ö. 232/846) devirlerinde devam ederek Mütevekkil (206-247/822-861) devrinin başlarına kadar sürmüştür.

Me'mûn Rakka'da bulunduğu sırada Bağdat'taki nâibine yazdığı mektupta, alimlerin halku'l-Kurân konusunda imtihana tâbi tutulmasını istemiştir. Devrin alimlerinin çoğu zorla olumlu cevap vermiş, bir kısmı susmuştur. Olumsuz cevap veren sayısız insan hapsedilmiş, işkence görmüş hatta öldürülmüştür. Mesele zamanla devleti ve bütün müslümanları ilgilendiren bir konu hâline geldi. el-Vâsık hilâfete geçince Mısır Kadısı Muhammed b. Ebî'l-Leys'e bir mektup yazarak herkesi halku'l-Kur'ân meselesinden imtihan etmesini emretti. Mısır'da ne kadar fakih, muhaddis, müezzin, alim varsa sorguya çekildi. Zindanlar Kur'ân-ı Kerîm'in mahlûk olduğunu inkâr edenlerle doldu. Bu durum el-Mütevekkil'in halife olmasıyla sona erdi. Adı geçen halife halku'l-Kur'ân meselesini münâkaşa konusu olmaktan çıkardı ve herkesi düşüncesinde serbest bıraktı (Zehebî, el-İber, I, 372; Ahmed Emîn, Duha'l-İslâm, Kahira 1949, III,184; Muhammed Ebû Zehra, İslâm'da Fıkhî Mezhepler Tarihi, terc. Abdülkadir Şener, İstanbul 1976, s. 439-451; Ebû Gudde, a.g. makale, s. 309-310).

Ahmed b. Hanbel (ö. 241/855) de halku'l-Kur'ân fitnesinden nasibini almış ve Kur'ân mahlûk değildir, görüşünü benimsediği için işkence görmüş ve 28 ay kadar hapiste kalmıştır.

Sonuç olarak Ehl-i sünnet'le Mu'tezile arasında cereyan eden halku'l-Kur'ân ihtilâfının özü, mânâ kelâmının (kelâm-ı nefsî) varlığını kabul veya red ile ilgilidir. Mu'tezile, Kur'ân mushafın iki kapağı arasında mevcut olan ve bize kadar tevâtüren nakledilen şeydir der ve ilâve eder: bu mushaflarda yazılma, dillerde okunma ve kulaklarla işitilme, sonradan olmanın (hudûsun, yaratılmanın) belirtileridir. Ehl-i sünnete göre ise, Kur'ân; Allâhu Teâlâ'nın zâtı ile kaim, kadîm, ezelî bir mânâdır. Allah'ın kelâmına delâlet eden nazm ve sözler vasıtasıyla telaffuz edilir, okunur ve dinlenilir; ancak mushaflara, dillere ve kulaklara hulûl etmiş olmaz (el-Cüveynî, Kitâbü'l-İrşad, Mısır 1950, s. 128 vd.; Taftazânî, a.g.e,170-171; Aliyyu'l-Kârî, Şerhu Fıkhı'l-Ekber terc. y.v. Yavuz, İstanbul 1979, s. 77-79).

KURAN KELAMULLAHDIR VESSELAM

SELAMUN ALEYKUM.....

Nursu  { 23 Ekim 2008, Perşembe }
Sayın Hocam, değerli araştırmalarınızla bizi berrak bir şekilde aydınlatıyor dahası farklı zaman ve mekanlarda duyduğumuz birçok rivayet ve hadislerdir diye açiklama yapanlara göre insan beyninde gelgitlere mahal vermeyecek çelişkilere meydan vermeyecek şekilde o güzel faydalı Açıklamalarınız için Allah sizden razı olsun diyorum.

serdar enes  { 21 Ekim 2008, Salı }
SAYIN WUMAR,

KUR-AN'IN MAHLUK OLDUGU GIBI SAPKIN IDDIANIN EN DORUK NOKTASINA ULASTIGI DONEMLERDE IMAM AHMED'IN KUR-AN'IN MAHLUK OLMADIGINI ANCAK ALLAH'IN SOZU OLDUGUNU SAVUNMASI, ICINDE GERCEKTEN DE PEK COK SEYI BARINDIRMAKTADIR.

ONCELIKLE BU KUR-AN, KITAP OLARAK, ELLE TUTULAN VE NESNEL BIR ARAC OLARAK EVET, KENDISINDEN BASKA HERSEYIN YARATILMIS OLDUGUNA INANDIGIMIZ ALLAH'IN YARATTIGIDIR.NESNEL OLARAK MAHLUKTUR. LAKIN BIRTAKIMLARININ IMAM AHMED ZAMANINDA SOYLEMEK ISTEDIKLERI BU DEGILDIR.

ONLAR KUR-AN'IN ICINDE YAZAN ALLAH'IN SOZLERININ DE YARATILMIS OLDUGU IDDIASIDIR KI BU BIZLERI ALLAH'IN ISIM VE SIFAT TEVHIDINDEN TAMAMEN UZAKLASTIRMAKTADIR. BU HUSUSTA CIDDI VE SERT CATISLAMARIN OLMASI BU SEBEPLEDIR. KISACATEVHID AKIDESINE TERS OLMA SEBEBIDIR. BUNU ACACAK OLUR ISEK;

TUM ALIMLERCE ORTAK ANLAYIS, GORUS VE SOYLEM OLARAK KUR-AN DA ALLAH'TAN BASKA KIMSENIN SOZU BULUNMAMAKTADIR. ALLAH KUR-AN DA KENDI SOZLERI ILE PEYGAMBERLERDEN, ESKI KAVIMLERDEN, ESKILERIN YAPTIKLARI VE SOYLEDIKLERINDEN HABERLER VERMEKTEDIR. ISTE KUR-AN'I DIGER KUTSAL KITAPLARDAN AYIRAN EN ONEMLI NOKTA BUDUR. ZIRA INCILI VE TEVRATI INCELERSEK, BUNLARDA, ALLAH'IN SOZLERI, PEYGAMBERIN SOZLERI, PEYGAMBERLERIN ASHABLARININ SOZLERI VE HATTA BU SOZLERIN RAVILERININ SOYLEMLERI BULUNMAKTADIR. KUR-AN DA ISE YALNIZCA ALLAH'IN SOZLERI VARDIR.

SIMDI BU MECBURI BILGIYE DAYANARAK ALLAH'IN ISIM VE SIFAT TEVHIDINDEKI ONEMLI NOKTAYA ISARET EDELIM;

AYETTE DE BIZE BILDIRILDIGI VE BIZIM ZORUNLU OLARAK INANDIGIMIZ UZERE ALLAH, YARATTIKLARINDAN HICBIRISINE BENZEMEZ . ALLAH; KENDISI YARATILMAMIS, KENDISINDEN ONCE HICBIR SEY OLMAYAN VE KENDISI EBEDI OLAN, KENDISINDEN BASKA HERSEYI YARATAN RABDIR. ALLAH'IN SOZLERI DE KENDISINDEN OLDUGU ICIN SOZLERI DE YARATILMIS DEGILDIR. OLAMAZ. ZIRA SOZLERININ YARATILMIS OLDUGU DUSUNCESINDE ALLAH'IN KENDISINE AIT BIR SIFATININ YARATILMIS OLDUGU SOYLEMI MEVCUTTUR KI, BU BOZUK BIR DUSUNCEDIR. ZIRA ALLAH HERSEYI ILE KENDISIDIR VE KENDISI YARATTIKLARINDAN HICBIRSEYE BENZEMEMEKTEDIR. SOZLERININ YARATILMIS OLDUGU DUSUNCESI AYRICA KENDI YARATTIKLARINDAN BIRSEYE BENZIYOR OLMA DUSUNCESINI DE BERABERINDE GETIRECEKTIR KI BUNU SOYLEMEK SAPKINLIK, BILMEDEN INANMAK ISE CAHILLIGIN KATMERLISIDIR. ZIRA ALLAH'IN EMIRLERI, ALLAH'IN DUSUNCELERI, ALLAH'IN SOZLERI VSS. HEPSI KENDISINDENDIR VE YARATILMAMISTIR.

UMARIM BU ACIKLAMA BU HUSUSTA YETERLI OLACAKTIR.

SAYGILAR,
SERDAR ENES

wotey_wumar  { 21 Ekim 2008, Salı }
Ozellikle Islam Tarihinin ilk evrelerinde tartışılan Bu Kur'anın Allah'ın Sozumu Yoksa Allahın Yarattığı bir Mahlukmu olması ne gibi fark doğuruyor? her iki şey ne gibi anlamlara geliyor ki alimler bu konuda yıllarca cezalandırılmıs ve yuzyıllar sonra mutezilenin savunduğu mahluk olma bu yasadigimiz yuzyıllarda hakir goruluyor ve bu fikir FIKRI duzeydede olsa adetada karşıt bir cezalandırmaya tabi tutuluyor?

Bu konuda fikirlerinizi bekliyoruz...

Hakan BAYSAL  { 20 Ekim 2008, Pazartesi }
SELAMUN ALEYKUM

Araştırmaların ve caban için teşekkürler ALLAH ecrinizi kat kat versin inşaaALLAH.......

İnanıp da iyi işler yapanlara gelince, ki biz hiç kimseye gücünün üstünde bir vazife
yüklemeyiz, işte onlar cennet ehlidir. Orada onlar ebedî kalacaklar. (Cennette) onların
altlarından ırmaklar akarken, kalplerinde kinden ne varsa hepsini çıkarıp atarız. Ve onlar
derler ki: Hidayetiyle bizi (bu nimete) kavuşturan Allâh’a hamd olsun! Allâh bizi doğru
yola iletmeseydi, kendiliğimizden doğru yolu bulacak değildik. Hakikaten Rabbimiz’in
peygamberleri gerçeği getirmişler. Onlara: İşte size cennet; yapmış olduğunuz iyi
amellere karşılık ona vâris kılındınız. diye seslenilir.(A‘râf 42-43) inşaallah bu şekilde söyleyen iman ehli insanlardan olursun kardeşim.....

YILDIZ NS  { 19 Ekim 2008, Pazar }
KURAN VE SÜNNETLE AMEL EDEN VE HELAK OLMAYANLARDAN OLURUZ İNŞAALLAH.BU ÖNEMLİ KONU HAKKINDA BİZLERİ AYDINLATTIĞINIZ VE ARAŞTIRMALARINIZDAN FAYDALANMAMIZI SAĞLADIĞINIZ İÇİN TEŞEKKÜRLER.

Yasin Oktay  { 19 Ekim 2008, Pazar }
Kardeşim gerçekten çok güzel bilgi paylaşımı ve çok açıklayıcı yazıların var özelliklede insanları atalarından gördüğü gibi değilde Ayet ve Hadislerde bahsettiği ve olması gerektiği gibi yapmaya teşvik ettiğin için ayrıca bir teşekkür ediyorum.

Eğer Doğru Söyleyen kimselerseniz delilinizi getirin! (Bakara-111 )

inşaAllah neyi neden ve nasıl yapmamız gerektiğini biliyoruzdur...

gokcan bulut  { 17 Ekim 2008, Cuma }
allah sana hzyırlı uzun ömür versin serdar abi ellerine sağlık çok güzel olmuş.

Kemal Enes  { 15 Ekim 2008, Çarşamba }
Güzel ilmi bir yazı olmuş ama daha sade olsa daha iyi anlaşılabilirdi


YORUM YAZIN

Ad-Soyad:
E-Posta:
Mesaj:

KÖŞE YAZILARI
Avrupalı Cerkeslerden, Avrupa Parlamentosunda Konferans
Kendi Yolunu Tıkamak
Güzel Şeyler De Var
Mısır Firavunu Iı. Ramses'i Yenen Çerkesler
Dönme Dolap
Bölünme Genlerımızde(mı) Var
Ölümünün 137. Yıldönümünde İmam Şamil'i Anmak Ve Anlamak
Yanlı Medya Mı, Gürcistan Komünist Partisimi Doğru ?
Derin Çerkesler ...
Kim ,kimden Ne Kadar Büyük ?
Adıgaghe'da (çerkeslik'te) İnsan Ve Sosyal Hayat
Yalnızlık
Amerikan Rüyası Gerçekleşti Ya Bizim Rüyalarımız Yok Mu ?
Çeçenistan Da Her Şey İyiye Gidiyor(muş)
Ben Yoksam Kimse Yoktur
Incil Allah'ın Sözü'dür!!
Rıdvan Özden Cinayeti Kimin İşine Yarar?
Türkiye Üzerine Düşünceler
Erkekler Komisyonu Niçin Kurulmuyor ?
FORUMLARDAN

© 2005-2008 Kafkas Diasporası & Aksi belirtilmeyen tüm yazıların yayın hakları sitemize aittir. Kaynak gösterilmek koşuluyla alıntı yapılabilir.
   SİTEMİZİN HİÇBİR DERNEK VE VAKIFLA İLİŞKİSİ YOKTUR

Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.En iyi görünüm için 1024x768+ ekran çözünürlüğü ve Mozilla Firefox tarayıcı kullanmanız tavsiye edilir.

İletişim ; 0352 3204030 - Cep Telefon ; 0530 4336701

PASİFİK YATIRIM LTD.ŞTİ. www.mobilyarehberi.com www.BerkmaX.com www.36hafta.com

 

counter easy hit

Istatistik