KÖYLER SÜLALELER BİLGİ BANKASI KAN BANKASI DİASPORA TV KAFKAS DİASPORASI FORUM KAFKAS DİASPORASI RADYO ÇERKES ETHEM DOSYASI TELEFON REHBERİ

ÇERKES ANAYURDUNA DÖNÜŞ

 
HAPİ Cevdet Yıldız

16-Ekim -2008

Çerkesler 1860'larda Ruslar tarafından,gemilere bindirilerek,Karadeniz limanlarından  zorla ve toplu bir biçimde Osmanlı Devleti topraklarına gönderildiler,orada yine Karadeniz kıyılarına,Kuzey Anadolu ve Rumeli’ye çıkarıldılar.Daha sonraları oralardan başka yerlere dağıldılar.Bugün bu sürgün Çerkeslerin torunları  40 kadar ülkeye dağılmıştır ve  böyle bir Çerkes Diasporası oluşmuştur.


Kafkasyalıyı katleden General ZATS ve Rus_Kazak Askerleri  

Diaspora’daki Çerkesler,150 yıldan beri etnik kimliklerini korumayı başarmışlardır.Kuşkusuz çok önemli bir başarı ve  olaydır bu.Toplumbilimci ve tarihçilerin bu olguyu incelemeleri yerinde  olacaktır.

   Biz bu yazımızda  bu olguya değinmek  ve duruma ilişkin bazı kanılarımızı belirtmekle yetineceğiz.


 


Sürgün nedir ve  nasıl uygulanmaktadır?


 


   Sürgün cezai bir yaptırımdır.Bir kişinin ya da bir insan topluluğunun bulunduğu yerden alınıp başka bir yere,kendi isteği dışında (zorla) taşınması/gönderilmesi ve isteği dışında oraya yerleştirilmesi olayıdır.Kuşkusuz değişik  sürgün biçimleri vardır:Süreli ve süresiz sürgün,toplu ya da bireysel sürgün,iç ve dış sürgün gibi.Ruslar Adigeler için son sürgün biçimini uygulamışlardır:Dış sürgün.Burada Adige deyimi ile tüm Çerkesya toplulukları kastedilmektedir:Şapsığ-Natuhay,Wubıh,Abaza,Abzegh, Besleney, Kuban Kabardey ve daha birçok Adige topluluğu.1860’larda ve sonrasında,Ruslar  tarafından dış sürgün,siyasal ve cezai bir yaptırım olarak sadece ve yalnızca Adigeler/Çerkesler için uygulamıştır.Bu nokta iyi bilinmelidir.Dışarıya göçe zorlama olayı,ulusun ya da toplumun ana kitlesini kapsamadığı ve bir zorlayıcı karara dayanmadığı sürece,Adigelerinki gibi dış sürgün olmaz.


   Bildiğim kadarıyla tarihte dışarıya sürülen  ikinci bir halk da  Yahudilerdir.Ancak son Yahudi sürgünü  yurdundan kovulma niteliğindedir ve kovulanlar istediği yere gitmekte serbest bırakılmışlardır.Yahudiler Filistin’den iki kez,son olarak da Araplar döneminde gidip yerleştikleri İspanya’dan da,dini nedenlerle  kovulmuşlardır (1492).


   20.yüzyılda ise,iç sürgün olayı sayısı artmıştır.1915’te Osmanlı Ermenileri,çok ağır koşullar altında ve büyük çapta da yok edilerek,yer yer öldürülerek  ve tecavüzlere uğrayarak Suriye’ye doğru sürülmüşlerdir.Bunların katledilmelerinden o zamanki Osmanlı hükümeti sorumluludur.Ermeni soykırımı iddiaları da bu tür üzücü olaylar nedeniyle  ortaya çıkmıştır.


  Bir “sosyalist”  devlet olan Sovyetler Birliği’nde de,1941-1944 yılları arasında 10  ulus ya da etnik topluluk  cezalandırılmış ve Sibirya taraflarına sürülmüştür:Volga Almanları,Çeçen,İnguş,Karaçay,Balkar,Ahıska Türkleri,Kalmık,Kırım Tatarları,Baltık Germenleri ve Sovyet Korelileri.Ayrıca sürülenler ve Adige/Şapsığlar  da dahil toplam 50  Sovyet halkına   zulüm uygulanmıştır.Bu bakımdan Sovyetler Birliği (Ruslar) lekeli ve sabıkalı bir devlettir.Bu da tüm demokrat insanlar tarafından iyi bilinmelidir.


  1956’da  Çeçen,İnguş,Karaçay,Balkar ve Kamlıkların,yani 10 sürülen  halktan 5’inin cezaları kaldırılmış, eski özerklik statüleri geri verilmiş,eski topraklarına dönmeleri sağlanmıştır.Ancak Volga Almanları,Kırım Tatarları ve Adige/Şapsığların özerklikleri geri verilmemiş,eski topraklarına dönüşleri de engellenmiştir. Bu bakımdan Sovyetlerin ve izleyicisi olan RF’nin sorumluluğu  devam etmektedir.Bu da iyi bilinmelidir.


  1864 Çerkes sürgünü (bk.Çerkes sürgünü-Vikipedi)  yukarıda sözünü ettiğimiz iç sürgün örneklerinden  farklıdır,belirttiğimiz gibi  ülke dışı bir sürgündür.Rus idari makamları Çerkes dış sürgünü  olayını şimdiye değin  Rus ve Dünya kamuoyundan gizlemeyi ve sulandırmayı (bir spekülasyonmuş gibi göstermeyi) başarmışlardır.Ancak en büyük Diaspora olan Türkiye Adigeleri bu son bir iki yıldan beri,olaya Kuzey Kafkasya ölçeğinden değil,Çerkesya/Adigey ölçeğinden bakmaya ve  olayı derinlemesine soruşturmaya başlamışlardır.Çerkes sürgünü olayı Kuzey Kafkasya boyutu ile ele alındığında halkın bir kısmının,azınlığının;Batı Adigeleri  boyutu ile ele alındığında ise,halkın % 99’unun ülkesi ya da Rusya sınırları dışına çıkarıldığı görülür.


  Rus makamları bu konuda şöyle demek istemektedirler:


 “Biz Adigelere,güvenlik gerekçesiyle yerlerini terk etmelerinin  gerekli olduğunu  söyledik,onlara Kuban ve Laba ırmakları boylarında toprak gösterdik,ama istemediler ve Türkiye’ye  göç etmeyi yeğlediler”.Özetlersek Rus’un dediği bu.


   Bu tür ifadeler öteden beri faşistlerin de  sıkça kullandıkları terimlerden.İnandırıcı olmadıklarını bilmekle  birlikte,Rus gerekçelerinin inandırıcı olmadığını  bir  bir  gösterelim:


 1.Süre yetersizliği:Adigelere,yerlerini terk etmeleri için  çok az,15,20 ve 30 gün gibi kısa süreler veriliyor,ek süre ve tolerans tanınmıyordu.Ayrıca Adigeler parçalanıyor ve istedikleri yerlere  yerleşemiyorlardı.Bu da olayın dış sürgünü amaçladığını kanıtlamaktadır.Bir uygulama emri sunalım.General Yermolov’un Karadeniz Kıyı Hattı Komutanı General Vlasov’a gönderdiği yazı/emirname:Çerkeslerden  “Bütün bir köy ya da soy ailesi bütünü biçiminde tarafımıza geçip yerleşmek isteyenleri kabul etmeyiniz,onları parçalayınız” (Bkz.Kim Şıbzuh,”Yeni Dönem Bize Yeni Sorumluluklar Yüklüyor” yazısının “Adigelerin düze indirilmeleri ve sürgün olayı” başlıklı bölümünden,Circassiancanada,internet).


    Ayrıca bu kadar kısa bir sürede ve bu koşullar altında Adigelerin,isteseler bile  Ruslarca gösterilecek yerlere gidemeyecekleri ve oralara yerleşemeyecekleri de bellidir.Süreyi doldurdukları gerekçesiyle halk apar topar ve süngü zoruyla gemilere doldurulup Türkiye’ye postalanıyordu.


   2.Köle sahibi Beylerin ve zenginlerin  dışarıya göç yollu tehdit edilmeleri:Rusya’da serflik (kölelik),Çerkes sürgününden üç yıl önce,1861’de kaldırılmıştı.Bunu Adige köle sahiplerinin bilmemesi olanaksızdır.Genelde iyi olan bu olay Adigelerin dışarıya göçünü  tetikleyici bir işlev görmüştür.Ruslar kararsız Adige derebeylerini bu yasayla korkutup  göçe zorlamışlardır.Osmanlı Devleti de Rus politikasına arka çıkar bir biçimde,1855’te yasakladığı Çerkes köle ticaretini,ansızın ve oportünist  bir tavırla   1857’de  yeniden serbest bırakıyor,devletin kendisi 1860’da Samsun ve Trabzon’da Çerkes köle pazarları kurduruyor ve insan satışı başlatıyordu (Bkz.Çerkes sürgünü-Vikipedi,internet).


   Mart 1864’te  Wubıh sınırına dayanan Rus generali Heyman,Adige/Wubıh ileri gelenlerine (kuaşkalara/zenginlere) gönderdiği mektubunda,direnmemeleri halinde serbestçe Türkiye’ye gidebileceklerini,kendisinden destek de alabileceklerini,direnmeleri halinde ise kölelerinin ellerinden alınıp özgürleştirileceğini,kölesiz ve hizmetçisiz olarak  Azak Denizi kıyısındaki çorak  topraklara sürüleceklerini bildiriyordu (Bkz.Çerkesya’nın Ruslar Tarafından İşgali;Çerkesya Gönül Yaram).Bilindiği gibi Çerkes bey ailelerinin  ve Wubıh köle sahiplerinin her türlü hizmetini köleler görürdü,bu insanlar çok tembel,çalışmayan ve çalışmasını da bilmeyen kişiler idiler ve kölesiz yaşayamazlardı.


    3.Hıristiyanlığı dayatma:Verilen çok kısa sürenin dolması durumunda,Rus makamları özür kabul etmiyor,askerler süngülerini takıp sivil halkı zorla,balık istifi  gemilere dolduruyorlardı.Bu durumda sadece  istavroz çıkaranları  ayırıyor,onları gemilere bindirmiyor,kalmalarına izin veriyorlardı.


   1864 yılı Haziran ayı ortasına değin koca bir ülke,yani Çerkesya insansızlaştırılmış,yaklaşık 2 milyon insan zorla ülke (Rusya) dışına atılmıştır.Bu olayın (sürgün olayı) içinde alternatif ve tolerans diye bir şey aramak boşunadır,sadece zorlama ve dayatma vardır.


 


Dünya’daki yeni yerleşme ve göç örnekleri:İsrail


 


  Yahudiler biri Filistin’den Babil’e (şimdi Irak),diğeri 70 yıl sonra döndükleri  Filistin’den,bu kez  Romalılar tarafından kovulmuşlar ve değişik ülkelere dağılmışlardır.Son kez de,İspanya’dakiler de  ülke dışına kovulmuşlardır,sadece  Katolik olmayı kabul edenler İspanya’da bırakılmışlardır.


   Yahudi etnik kimliğinin birleştirici bağı ve çimentosu Musevi dinidir.


   Çelişik sınıf ve katmanları barındıran  bir toplum olan Yahudiler,banker,tefeci,kuyumcu,ticret ve mütercimlik gibi mesleklerle geçimlerini sağlayan  insanlar olarak tanınır,ırkçı yönetimlerce  hiç sevilmezler,sık sık da saldırılara uğrar ve ezilirlerdi.Yani bir tür günah keçisi idiler.


 İstanbul’da Parmaksız Hamdi adlı bir polis komiseri vardı.Bütün mimli komünistleri tek tek tanır ve istediğinde parmağı ile koymuş gibi bulurdu.Bu nedenle ona bu ad takılmıştı.Bir politik olay oldu diyelim,hemen başta rahmetli Aziz Nesin olmak üzere,mimli komünistleri bir bir toplarmış.O kişiler de bunu bildiklerinden bavullarını hazırlar,Parmaksız Hamdi’yi beklerlermiş.Her olayın günah keçileri de hep komünistler olurmuş.Faşist 6-7 Eylül Olayları bile komünistlere yüklenmek  ve kamuoyu yatıştırılmak istenmişti.


  Yahudiler de istenmeyen şeylerin günah keçileri idiler.


  Yahudi çoğunluğu yoksuldu ve  gettolarda  barınıyordu.Zengin olanlar ise, getto dışına,varlıklı semtlere taşınırdı.Avrupa’da gerici hükümetlerin (özellikle Rusların) saldırılarında (pogrom) yılan ve daha iyi bir yaşama kavuşmak isteyen birçok Yahudi,19.yüzyılda,bir fırsatlar ülkesi olan ABD’ne göç etti.Bu göçlerin bir sonucu olarak günümüzde 5,7 milyon sayısıyla en büyük Yahudi nüfusu ve  lobisi ABD’ndedir.İsrail’de ise 5,5 milyon Yahudi vardır.Rusya’da 700 bin,Fransa’da 600 bin,Arjantin ve Kanada’da 400’er bin,İngiltere’de 300 bin,Türkiye’de de 20 bin Yahudi yaşamaktadır.Yahudi lobileri paralı ve çok güçlüdür:Örneğin ABD Başkanı seçilmek için Yahudi desteği gerekir,ABD’nde sermaye ve iletişim sektörü de Yahudi ağırlıklıdır.


  19.yüzyılda Yahudi aydınları ve büyük burjuvaları,tefeci (banker) Yahudilerin lüks yaşamının Avrupa’daki sıradan halkın tepkisini ve kıskançlığını çektiğini,bunun Yahudi toplumu için bir  tehlike olduğunu anladılar;sonunda Yahudileri Avrupa’dan uzaklaştırma ve Filistin’e yönlendirme kararı aldılar.Böylece Siyonizm ve  İsrail (Yahudi Devleti) düşüncesi doğmuş oldu.Birinci Dünya Savaş’ında Yahudi desteğini yanına almak isteyen  İngiltere, 2 Kasım 1917 Balfour Deklerasyonu ile Yahudilere Filistin’de bir Yahudi yurdu oluşturma sözü verdi (Bkz.Balfour Dekerasyonu,Vikipedi).


  Savaştan sonra Filistin’de  İngiliz mandat yönetimi kuruldu ve küçük Yahudi topluluklarının  Filistin’e yerleştirilmelerine başlandı.Ancak Avrupa’dan Filistin’e doğru büyük bir  göç akımı da gerçekleşmedi.1917’de 70 bin olan  Filistin’deki Yahudi sayısı 1932’de ancak 132 bine yükselebildi.Yani din ve milliyet üzerine yapılan destek ve çağrılar fazla bir  işe yaramadı,gettolar  boşalmadı.


   Bu arada Sovyetlerde de,Doğu Sibirya’da, Yahudiler için,1930’larda merkezi Birobican olan bir Yahudi Özerk Oblastı oluşturuldu,ama  Tanrı’nın (Yahova’nın) ‘seçkin kulları’ orayı da beğenmediler.Burada 2002’de 190.915 toplam nüfus içinde 2.327 Yahudi (% 1.22) nüfus bulunuyordu.Ölmeseydi Stalin’in Yahudileri,tıpkı Volga Almanları,Kırım Tatarları ve Adige/Şapsığlar gibi buraya sürmeyi düşündüğü söylenir.


  Ancak Almanya’da Hitler’in Nazi (faşist) iktidarı ile birlikte,Yahudilere görülmemiş baskılar uygulanmaya başlandı:1939-45 yılları boyunca  Yahudiler  kamplarda toplanmaya,zorla çalıştırılmaya ve gaz odalarına doldurulup öldürülmeye başlandı:Soykırım/Holokost yoluyla 6 milyonu aşkın  Yahudi’nin öldürüldüğü  söylenmektedir.


   Savaş süresince Nazilerden kaçmayı başaran onbinlerce Yahudi Filistin’e yönlendirildi.İngiltere, Yahudilerden oluşma Filistin taburları kurdu,Yahudiler Almanlara karşı savaşa ve  yeraltı direnişlerine katıldılar.


   Böylece Yahudiler askerlik,çetecilik ve silahlı direniş konularında eğitim almış ve deneyim kazanmış oldular.Almanlardan kaçanlarla 1948’de Filistin’deki Yahudi sayısı   650 bine ulaştı  ve İsrail Devleti ilan edildi.


  İsrail,şimdi Batı standardında modern bir devlettir,yaşam düzeyi yüksektir ve bütün Yahudilere açık olan bir ülkedir.Bu gibi nedenlerle 1990’larda 1 milyon dolayında bir Yahudi nüfus,dağılan SSCB ülkeleri ve Doğu Avrupa’dan İsrail ve ABD’ne göç etmiştir.Yahudi göçünün temel nedeni daha iyi bir yaşam özlemidir.Sovyet Almanları ve Rumları da,büyük ölçüde   Almanya ve  Yunanistan’a göç etmişlerdir.


   Türkiye’den 4 milyon dolayında insan başta Almanya ve Hollanda olmak üzere Avrupa’da yaşamaktadır.Bu insanlar çalışmak üzere oralara gitmiş ve kalmışlardır.Bu insanların bir bölümü Çerkes’tir,sayıları 13 bin olarak söyleniyorsa da,kuşkusuz bunlar oralardaki Çerkes dernekleri kanalıyla  belirlenmiş olan cüz’i rakamlardır,sayı kuşkusuz daha fazla olmalıdır.Ancak bu Çerkeslerin birçoğu Türkiye’deki demokratik gelişimlerin dışında kaldıklarından ve Alman toplumundan kopuk yaşadıklarından,eskinin çağrışımıyla hala korkmakta olan ve kendilerini Türk olarak tanıtan fikren geri ve eğitimsiz kişilerdir.


  Bu arada Bulgaristan’dan ırkçı ve ayırımcı baskılar nedeniyle çok sayıda insan,zaman zaman  utanç verici bir biçimde ve aşağılanarak Türkiye’ye atılmıştır.Daha iyi bir yaşam umudu da bu tür kaçışları tetiklemiştir.


   Kıbrıs Türklerinin bir çoğu  1960’larda ve öncesinde,ekonomik ya da   Rum baskıları nedeniyle  İngiltere,Avustralya ve Kanada gibi ülkelere  göç etmiştir.


   Bütün bunlar değişik türden  göç örnekleridir.


 


Çerkes sürgünleri


 


   1860 yılı başlarında Ortodoks/dinci ve sömürgeci  Rus hükümeti Kuzey Kafkasya’daki Müslüman nüfusu azaltmak ve Hıristiyan yüzdesini yükseltmek için,Osmanlı hükümeti  nezdinde diplomatik  girişimlerde bulundu.Bu çerçevede bazı Kabardey,Oset ve Çeçen topluluklarının Osmanlı topraklarına alınmaları  sağlandı.Daha önceleri de K’emguy ve Besleney gibi küçük Çerkes göçleri de  olmuştu.


   Bu tür isteğe dayalı  göçlere ilişkin olarak Adige tarihçisi Kim Şıbzuh şöyle  yazmaktadır:1860’larda “Kabardiya Adigelerinin Türkiye’ye göç etmelerine yol açacak  ölçüde ciddi nedenler bulunmadığını ve Kabardeylerin (Ruslarla bir) savaş içinde bulunmadıklarını belirtmemiz gerekecektir” (Bkz.Kim Şıbzuh’un sözkonusu yazısı, “Göç olayında soyluların payı” başlıklı bölümden).


   Bu tür göçler ana   Çerkes sürgününden farklı bir kategoride yer alırlar.Maalesef günümüzde,her ne hikmetse,her bir göç olayı,bir sürgün ve soykırım olayı imiş gibi sunullmak istenmektedir.Bu tür bir harmanlama ve çarpıtma,bir trajedi olan Çerkes sürgünü olayına zarar vermektedir. Örneğin, Karaçay,Oset,İnguş,Lezgi ve benzeri erbest   göçlere de ‘sürgün’  denilmekte,bu da Adigelerin sürüldükleri gerçeğine de kuşkuyla bakılmasına yol açmaktadır.


   1860’larda Çerkesya dışındaki Kuzey Kafkasya bölgelerinden yaptırılan  isteğe bağlı göçler,tam bilemediğimiz nedenlerle,kısa bir süre içinde  kesintiye uğradı (bu konuda Rusya içi ve dışı tepkiler iyi araştırılmalıdır).Türkiye de bu nüfusu kabul etmeye devam etmeyi zararlı bulmuş olabilir.Ancak yine de 1877’de Abhazya’dan Abhaz nüfusunu getirip topraklarına yeleştirmiştir.Kuşkusuz bu bir vefa borcuydu.


   Sürgün kararı  sadece Batı Çerkesleri/Adigeleri ve bu bağlamda şimdiki Karaçay-Çerkesya’nın Şerceslerini (Çerkes) ve Çerkesya’nın Karadeniz kıyısında yaşayan  Abazaları (Ciget,vb) kapsıyordu.       


   Ancak Diaspora’da hastalık düzeyinde,her bir göçe,toptancı bir anlayışla ‘sürgün’ de denilebilmektedir.Bu mantıkla gidecek olursak,sözgelişi Rumlardan kaçan İngilere’deki Kıbrıs Türklerini de  sürülen halklar  listesine eklememiz gerekecektir.


   Her baskı gören  ve bu baskılar nedeniyle  göç eden insanlar   sürgün ulus kapsamına alınamaz.UNPO tarafından Sürgünde ulus  statüsü sadece  Çerkes ulusuna verilmiştir (Bkz.Unpo,Çerkes ulusunun durumu üzerine karar,internet).Her göç edeni sürülmüş sayarsak,o guruptan olup da yerinde kalanları nasıl açıklayacağız?


   Kuzey Kafkasya’da 6-7 milyonu bulan şimdiki yerli nüfusun varlığını nasıl açıklayacağız?19.yüzyıl başlarında Karaçay nüfusu sadece 15 bin,Balkar nüfusu da  9 bin idi.Oysa Adige nüfusu ise 2 milyon idi.Ya şimdi?Karaçay ve Balkarlar 300 binin üzerinde,400 bine doğru ilerliyor,gericileri tarihi kendi “çıkarlarına” göre  yeniden yorumlamaya,Adige tarihini ise,çarpıtmaya  çalışıyorlar.1864’te 2 milyon olan Batı Adigeleri ise bugün ancak 200 bin labilmiş.Geçmişte 700 bin olan Karadeniz kıyısındaki  öksüz  Adige/Şapsığ/Natuhay/Hak’uç ve Wubıhların (Kıyıboyu Şapsığyalıların) sayısı 12 bine düşmüş,Şapsığ   halkının yürek burkan durumu  ortada…


    Bir nüfus transferinin sürgün olabilmesi için,sürgüne yol açan kapsamlı bir sürgün kararının  bulunması ve  sürgün edilen toplumun bulunduğu yerden çıkarılıp başka bir yere götürülmesi,af olmadığı sürece dönüşüne izin verilmemesi gerekir.Bu bağlamda Adigeler üzerindeki 10 Mayıs 1862 tarihli sürgün kararının (cezasının) hala kalkmamış olduğunu söyleyebiliriz.


    19.yüzyılda ve 20.yüzyıl başlarında  dini ve siyasi baskı gören birçok insan ve Yahudi,daha mutlu ve daha özgürce bir gelecek umuduyla Avrupa’dan Amerika’ya göç etti.Bu olay bir sürgün değil,sadece basit bir göçtür;bir olaya sürgün diyebilmek için,o olayın  istek dışı olarak ve bir ceza niteliğinde gerçekleşmiş olması gerekir.Aksi takdirde  sürgün değil,ülke içi ya da ülke  dışı bir göç sözkonusu olabilir.


  Örneğin 1915 Ermeni tehciri ve 1923-27  Rum-Müslüman ahali mübadelesi,katılanlar açısından bir sürgündür,birincisi ülke içi,ikincisi ise ülke dışı sürgündür;ama Türkiye’den 1964 ve 1967’deki  Rum kaçışları bir sürgün olayı değildir,sadece baskı ve korku nedeiyle yapılmış bir toplu kaçıştır.Bütün bunları karıştırmamak ve bir Arap saçı yaratmamak gerekir.


   Eski TCY’nda sürgün cezası vardı,cezalı kişi,cezası bitene değin gönderildiği yerden ayrılamazdı ve ayrılmadığını imza vererek kanıtlamak zorundaydı.


 


Çerkes sürgünü deyiminin kapsamı nedir?


 


      Ancak Çerkes sürgünü deyiminin,siyasal anlamda,Adigeler gibisine sürülmemiş olsalar da, öbür Kuzey Kafkasya halklarını da kapsayacağını bilmeliyiz, onlar da keyifleri öyle istedi diye Türkiye’ye göç etmiş değildirler.Örneğin Türkiye’de  Kürtçe’nin serbest bırakılması,beraberlerinde Kürtçe ile birlikte diğer  dillere,bu arada Çerkesçe’ye  de bir serbestlik getirecektir.RF tarafından  Adige soykırımının ve sürgünün tanınması,beraberinde diğer RF halklarının da özgürlüğünü  getirecektir. RF yönetiminin sessizliği ve inkardan gelmesi de bundandır.Uzun süre Türk makamları,bırakın soykırımı,bir Ermeni sürgününe,dahası bir Kürt adına bile sansür uyguluyorlardı.Bugün daha dün “Etnik grup” ve  “Aşiret reisi” diye aşağılanan Irak Kürtlerinin ve Barzani’nin kapısını çalmaktadır.Kuşkusuz kötü değil,barışçı yönde atılmış bir adımdır bu.


    Kuşkusuz Rusya’da da normalleşmeye sıra gelecektir.Rusya’nın şimdi muhalefette olan büyük bir kültürü,kaliteli ve derinlikli bir aydın kitlesi vardır.Ergeç bu güç ağırlığını duyuracaktır.Bundan kuşku duyulmamalı.


 


   Sürgün ve göçlerin halkın hafızasında yarattığı izlenimler ve dönüş konulu girişimler


 


   1864 sürgünü ertesinde,Çerkeslerden Kafkasya’ya dönmek isteyenler çıkmış,bu amaçla binlerce imzalı toplu dilekçeler Rus yetkililere verilmiştir.Ancak bu tür dönüş istekleri  bizzat Çar’ın imzasıyla geri çevrilmiştir (Bkz.Çerkes Soykırımı,Ankara,1995).


   1905 Rus ve 1908 Osmanlı meşrutiyetleri sonucu Kafkasya ile ilişkilerde nisbi bir serbestleşme ve  canlanma dönemi açılmıştır.   


    1917 Ekim devrimi sonrasında Lenin’in Türkiye’deki Adigelerle ilişki kurdurduğu,onların eski topraklarına dönmelerini  istediği ve bu amaçla da,1922’de Karadeniz kıyısındaki Şapsığ Cumhuriyeti’ni kurdurduğu söylenmektedir.Ancak o sırada Lenin bir  suikaste uğrayıp  felç oldu ve  yatağa düştü,bir süre sonra da ayağa kalkamaz ve konuşamaz oldu,1924’te de öldü.Bunun üzerine yetkiler,onun yönetimden uzaklaştırılmasını istediği gaddar bir Gürcü ve kaba bir Rus milliyetçisi  olan Stalin’de toplandı.Ülke bürokratik bir diktatörlüğe dönüştü..


   Adigelerin Kafkasya’ya dönüşünün  ve Şapsığ Cumhuriyeti’nin kökleşmesinin sözkonusu olduğu bir  sırada,Eylül 1922’de Türkiye Yunanlıları yendi ve ülkeden çıkardı,ardından  Çerkes aleyhtarı müthiş bir  hava oluştu,Güney Marmara yöresi köylerinden başlanarak Adige/Çerkesler İç ve Doğu Anadolu’ya doğru sürülmeye başlandı (1922 yılı  sonu ve 1923 yılı başı,1923 Lozan Antlaşması’na değin).Aleyhteki bu iki  paralel  oluşumun belirdiği böylesine  bir dönemde  Şapsığ Cumhuriyeti ve  dönüş  de gündemden düştü.Nitekim Stalin yönetimi,Kuban oblastı (1864 yılı öncesinin  Çerkesya’sı)  Rus/Kazaklarından gelen tepkileri de dikkate alarak, 1924’te Şapsığ Cumhuriyeti’ni onamadı ve onun yerine Tuapse merkezli  göstermelik bir Şapsığ ilçesi (rayon) oluşturmakla yetindi.


   Lenin’i izleyen uzun bir milliyetçi/“komünist” dönemin  ardından,Gorbaçov döneminde (1985-1991 arası dönem) Sovyetlerde yeniden bir özgürleşme rüzgarı esti.Adige ve Karaçay-Çerkes oblastları 3 Temmuz 1991’de birer cumhuriyet yapıldılar (Sibirya’da da Altay ve Hakas cumhuriyetleri kuruldu).Tüm Sovyet halklarının,bu arada  Kabardey ve Şerceslerin boynundaki prangalar da gevşetildi.Cumhuriyetlerin yetkileri artırıldı ve Diasporadan dönüşlere kolaylıklar getirildi.Ancak bu özgürlük ortamı fazla sürmedi.Merkezi yönetim yeniden militarizme ve Rus milliyetçiliğine kaydı,cumhuriyetlerin yetkileri   kısıtlandı.


   Bütün bu kritik  gelişmelere karşın Çerkesler, 150 yıl boyunca umutsuzluğa kapılmadılar ve  ata toprağına duydukları özlemi kalplerinde taşımaya devam ettiler.Çok önemli bir olgudur bu.Örneğin hiçbir Bulgar göçmeni,Pomak,Arnavut ya da  Boşnak,Adige/Çerkesler gibi geldiği yerin özlemini taşımıyor.


   Bir anı:


   1990’larda Gönen’in Sarıköy beldesinden,bir Cuma günü köy minibüsü ile belde pazarından Dereköy’e dönüyorum.Karşımda  bir Macir (sarışın,buruşuk yüzlü ve avurdu çökmüş,yer yer de dişleri dökülmüş,zayf ve  yaşlı bir göçmen,yanında da sarışın,dudağı yaralı bir oğlan çocuğu).Ben Dereköy’ü sırf Çerkes sandığımdan meraklanıp adama sordum:”Dereköy arabasında böyle nereye gidiyorsun?” diyerek.”Dereköy’e” yanıtını aldım.”Ne yapacaksın orada?”.”Oralıyım” dedi adam.”Peki Dereköy’e nereden geldin?” diye sordum.”Bulgarya Osmanpazarı’ndan” dedi.”Peki geldiğin yeri özlediğin oluyor mu?” diye sordum yeniden.”Özlenir mi öyle kötü memleket” dedi ve ilave etti:”Devlet bana burada bedava  25 dönüm siyah toprak verdi,susuz,ama verimli” dedi.


   “Peki bu yanındaki çocuk kim?” diye sordum.”Bu kızımdan torunum.Gönen’de oturuyorlar.Damadım marangoz.Bu çocuk da ondan”.”Peki dudağına ne oldu böyle?” dedim.”Uroz gagaladı” dedi,anlayamadım,”Ne demek o?” diye sordum.”Uroz be,uroz” dedi.


   Sonunda,horoz dediğini anlayabilmiştim.


   Görüldüğü üzere, bu gibi adamların Türkiye dışı bir özlemleri yok,bu bakımdan Adigelerden  farklılar...


  


Kafkasya’nın artı ve eksi puanları


 


  Antalyalı olup Nalçik’e yerleşen dönüşçü dostum  Nihai Özbek (Yedıg) üzerine  bir fıkra anlatılır,bilmem kendisi duymuş mudur?


   Nihai, Nalçik’e ayak basar basmaz,orasını bir avuç Adige’nin yaşadığı Antalya ile karıştırmış olmalı,ilk rastladığı kişiye, ”Уы адыга?” (Çerkes misin?) diye sormuş,”Сы адыг” (Çerkesim) yanıtını alınca da adamın boynuna sarılıp yanaklarından  öpmeye başlamış.Adam şaşırmış,”Ne yapıyorsun böyle,bir akrabam mısın  yoksa?” diye sormuş,”Adige’sin ya”  diye yanıt vermiş Nihai de.Bunun üzerine adam sokakta yürüyen  adamları  gösterip “Şu şu şu  da Adige,hepsi Adige,Nalçik’te 100 bin Adige var,her birinin boynuna böyle sarılıp duracaksan işin iş” demiş…


  Bu fıkra şimdiki Diaspora ile Kafkasya’yı  anlatan tipik ve  çarpıcı bir mizah örneği.Yani Diasporada  değerli olan birçok şey Kafkasya’da anlamsız.Tersi de mümkün tabii ki…


  Örneğin Kafkasya’da seni tanımayan ya da  yakının olmayan biri seninle hiç  ilgilenmeyebilir,selam versen bile almayabilir,şaşırmamak gerekir.Zaman ve koşullar onları öyle yaptı.İstisnası,belki de  Adige aydınları,yani şair,yazar,sanatçı,ressam,müzisyen,vb.Sonra köylüler geliyor.En kötüsü ise yozlaşmış  bürokratlar…Başkan Hazret Şovmen’in tırpan çeke çeke bitiremediği ve üstesinden gelemediği  kişiler bunlar (Bkz.Şovmen’in Veda Mesajı,internet).


   Gelirler çok düşük,ayda 30-50-100 Dolar arasında değişiyor.Oysa Moskova’da miktarın 1.000 Dolar ve üzeri olduğu söyleniyor.Konut sıkıntısı var.Adigey’deki devlet  konutları 1989-2003 yılları arasında,Aslan Carıme döneminde,belki de Ruslara  yaranma amacıyla,dışarıdan getirilen 155 bin 400 Rus yerleşimciye peşkeş çekilmiş.2003’te Hazret Şovmen’in seçilmesiyle girişler durmuş.Her nedense,bu konuda  kimseden  tıs çıkmıyor…


   Adigece eğitim seçimlik tek derse düşürülmüş,Adige müziği devre dışı bırakılıp Rus müziğinin önü açılmış,Adige müzisyeni aç,aşağılanmış,bir tür yasak kapsamına alınmış…Adige çocukları artık Adigece değil,ağabey ulusun diliyle,yani Rusça  şarkılar söyleyip oynuyorlar. Sokakta,düğün derneklerde,gazino ve evlerde Rusça şarkılar başını  almış gidiyor.Yöneticilerde tıs yok,Moskova kızabilir.Moskova’nın sanki bir avuç Adige’den başka derdi kalmamış…


   1992’de Maykop’taki büyük lokantada adamın biri kafayı çekmiş,yüksek sesle Rusça şakılar söyleyip yemek yiyor ve durmadan içiyordu.Adige’ye de benziyordu,nitekim ”Adige” dediler.”Peki,müşteri bundan rahatız olmuyor mu?” dedim.”Bizden başka Adige müşteri yok ki,niye rahatsız olsunlar ki,Rusça şarkı söylüyor…” demişti karşımdaki de.Hani adamın sesi de fena değildi…


   Kentlerde ve sokakta konuşulan hakim dil Rusça.Karaçay,Balkar,Çeçen ve Dağıstanlı köyüne hiçbir Rus  girmiyor,yerleşmiyor,uzak duruyor.Adige köyü dedin mi,sanki yol geçen hanı....Özellikle kent bürokratları o denli kişiliksizleşmişler ki...Her şey para ve avanta olmuş.Kuşkusuz kişilikli ve onurlu bürokratlar da vardır,ama sayıları çok olmamalı …


   Adige dili şimdilik,şöyle böyle  köylerde yaşıyor,ama kuşkusuz günleri sayılı .Rus bunu biliyor,ama bunlar kişiliksiz Adige bürokratının umurunda değil.O,ruhunu çoktan satmış.Köyler boşalıyor.Örneğin gittiğim 1992’de 150 bin nüfuslu Maykop’ta 8 bin ile 10 bin arası bir Adige nüfusunun bulunduğu söyleniyordu.Şimdi sayının 30 bine ulaştığı söyleniyor.Ancak bu sayısal artış (toplam Adige nüfusunun dörtte birine yakını  şimdi Maykop’ta) Adigeceye bir canlılık getirecek mi?Yoksa eriyip gidecek mi?Göreceğiz.


   1970’lerde Nalçik’te sadece 20 binin biraz üzerinde bir Adige nüfusu vardı.Kabardey ve Balkarlar,Adigey Adigelerine göre daha atak,devlet konutlarına sahip çıkıp kendileri yerleştiler.Şimdilerde  300 bin kadar (2002’de 274.974) nüfuslu olan Nalçik’te Kabardey ve Balkar çoğunluğu var.Ancak dil orada da Rusça.Oradaki Adige/Kabardeyler arasında müthiş bir  Rus hayranlığı var…Balkar ise,işi grektirmedikçe Rus’u ve Kabardey’i kendine bulaştırmıyor,uzak tutuyor…kişilikli…


    Kıbrıs Türk’ü,nasıl ki Türkiyeli yerleşimci Türk’ü ikinci sınıf insan görüyorsa (ki,o insanları da Rum ikinci sınıf görüyor),Kafkasya yerlisi Adige,Rus’a gerdan kırarken,Adige yerleşimciden de kendisine gerdan kırmasını bekliyor.Ancak,en kötü gününde bile Diaspora Türk’e ve Arab’a gerdan kırmamıştır,bundan sonra kimseye de kıracak değildir.Bu da  iyi bilinmelidir...Türkiye Adige’si,ana kitle olarak  kişilikli ve onurludur…


    Kafkasya,şu koşullarda düşük gelirli emekliler için ideal/uygun bir yer.Orada daha iyi bir yaşam olanağı var,ancak bu yer  yamyam ile de dolu.Bir Adige Türkiye’nin hemen her yerinde (bazı Kürt bölgeleri hariç) huzur içinde yaşayabilir,ama Kafkasya’da öyle bir ortam henüz yok.Kafkasya’da Türkiye’den gitme ve dayanışma içinde olan toplu bir koloni ve koloni ağırlığı da yok.Bu da bilinmelidir.İleride yolunu bulup dönenler  olursa,ayrı yerleşim birimleri oluşturmaları daha isabetli olur.


 


Dönüş nasıl mümkün olur?


 


Şu koşullarda,ancak  bireysel ve belki de perakende dönüşler yapılabilir.Rus hükümeti toplu dönüşe,şu koşullarda asla  izin vermez,çünkü Adigelere yeterli güven yoktur.Bu gerçek iyi bilinmelidir.1990’larda dönüş başvuruları çoğalmıştı.Bunun üzerine  nüfus kabul etme yetkisi yerel  cumhuriyetlerden alındı ve  merkeze,Moskova’ya verildi.Adigey Cumhuriyeti’ne de,yukarıda değinildiği üzere, bindirilmiş kıtalar halinde  155.400 Rus yerleşimci getirilip yerleştirildikten ve Rus çoğunluğu garantiye alındıktan sonra,2004 yılından itibaren göçmen kotası verilmeye başlandı.Örneğin 2009 yılı için Adigey’e 465 kişilik bir kota verilmiştir,ancak bu kotanın tamamı yine Rus yerleşimciler için ayrılmışa benzemektedir (Bkz. “Adigey,Göç İşini Görüştü”,Haberler bölümü,Circassiancanada,Biga Çerkesleri,internet).


  Kafkasya’ya bir başına  davetli gidenlerin kefaletle geçici  oturma izni alabildiği bilinmektedir.Bu tür ailelerden oluşma semt ya da siteler oluşturulduğu,bu birimler de iyi bir koruma altına alındığı takdirde  bireysel dönüşler olabilir.Türkiye’den gidenler oradaki Adigeler ile iyi bir diyalog kuramamaktadırlar,kültür ve zihniyet farklılıkları vardır. Adige geleneğinin en fazla ayakta kaldığı köyler ise boşalmaktadır.Ayrıca kent sokaklarında konuşulan ortak dil Rusçadır.Bu bakımdan okul dışı Adigece öğrenme olanağı yok gibidir.Adigece eğitimin hali de bitiktir…


   Bu bakımdan,gerçekçi olursak,şu koşullarda dönüş için fazlaca umutlanmamak yerinde olur.Ayrıca  dönüş işine önderlik edecek kişilerin güvenilir kişiler olmaları sorunu da vardır.


   Bireysel dönüşlerin hızlanması için,ilk önce  Rus yönetiminin  Adigeleri sakıncalı halklar listesinden çıkarması gerekir.Dönüşün önündeki ana engel Rus yönetiminin bizzat kendisinden gelmektedir.Kafkasya’daki yerel yönetimlerin yetkileri,bu gibi konularda  sınırlıdır.Bu da bilinmelidir.


   Toplu dönüş için RF yönetiminin Adigelere eski topraklarına yeniden yerleşme izni ve çifte vatandaşlık hakkı tanıması gerekir,önde gelen koşul budur.Dönüşçülerimiz bu noktayı görmezlikten gelmektedirler.Ancak bir dönüş izni çıkması da yetmez.RF’deki yaşam standartlarının Diaspora’yı aşan boyutlara ulaşması,ayrıca Diasporanın da bulunduğu yerlerdeki koşulları beğenmemeye,anayurdu yeğlemeye   başlaması da  gerekir.

BU YAZARIN TÜM YAZILARI

» ABHAZYA VE GÜNEY OSETYA:İKİ YENİ DEVLET
» ABU ŞHALAHO:ÜNLÜ BİLİM ADAMI VE ADİGE YAZARI
» ADIGECE EĞİTİM,ASİMİLASYON DURUMU VE GELECEĞİMİZE İLİŞKİN BİR DEĞİNME
» ADIGECE EĞİTİM,ASİMİLASYON DURUMU VE GELECEĞİMİZE İLİŞKİN BİR DEĞİNME-1
» ADIGECE EĞİTİM,ASİMİLASYON DURUMU VE GELECEĞİMİZE İLİŞKİN BİR DEĞİNME-2
» ADIGEY CUMHURİYETİ (ADIGE RESPUBLİK) -I
» ADIGEY CUMHURİYETİ (ADIGE RESPUBLİK) -II
» ADİGE EDEBİYATI-5
» ALİ ŞOGENTSUK
» ANADİLİ SORUNU
» BİR ADİGE MEVLİTHAN VE KOMPOZİTÖR İLE SÖYLEŞİ;GUSER FAHRETTİN ABATAY -1
» BİR BELİRSİZLİK DÖNEMİNE Mİ GİRİYORUZ...
» ÇERKES ANAYURDUNA DÖNÜŞ
» ÇERKESYA'DA DEĞİŞİK DİNLERLE İLİŞKİLİ YER ADLARI
» GÜZEL ŞEYLER DE VAR
» PANORAMA
» RUSYA SEÇİMLERİ
» TETERIZ EFENDİM
» TLEPŞ İLE JIG (ÇIGH) GUAŞE *
» TÜRKİYEDE DURUM VE SON GELİŞMELER
» ULUSAL RUH BİZİ BİRBİRİMİZE BAĞLIYOR...

YORUMLAR

Remzi KANBOLAT  { 24 Aralık 2008, Çarşamba }
neyi tartışıyorsunuz allahaşkına hangisi doğru tdürbünle bakmayı bırakınyaşayın olayları adıgeyde yaşayan adige nüfusuna bakın ondan sonra diğerlerini konuşun hesap ortaya çıkar döneceğiz diye ahkam kesenler aydınlar solcularh adi dönün akıl hocaları nerdesiniz susmayınöğrenci ye nerde yardım vatanına dönen sözüm tuzu kurulara tamateler nerdeler düğünlerde tamatelik yaparlar kimseyi kandırmayın kimsede kanmasın kendine güvenene sözüm yok gidin avirede görün insanlık nerdeymiş kimlerininsanca yaklaştığnı buradan pasport dairesi müdürüne teşekkür ederim benim için insan olsun kim olursa olsunken dinizi avutmayın kimseyide aldatmayın saygılarmlatuzu kuru olanlar türkiyeden almaaşı afiyet olsun akıllı olun oturun oturduğnuz yerde 5 yılım geçti benden söylemsi anlayana

cevdet yıldız  { 25 Ekim 2008, Cumartesi }
Sayın İ.Tümer Ülker,
Nart dergisi sayı 36,sayfa 86'da 1989-2003 yılları arasında Adigey'den 123 bin 900 kişinin ayrıldığı,155.400 kişinin de Adıgey'e giriş yaptığı istatistiki bilgisi yazılıdır.Adıgey Devlet Başkanı Aslan Carıme de 1998 yılı itibarıyla Adıgey'de 128 bin emekli bulunduğunu açıklıyor.Bu bilgi de Dr.Hasan Kanbolat'ın yine Nart dergisindeki bir yazısında veriliyor.Araştırırsanız bulabilirsiniz.
Demek ki 13 yıllık bir süreç içinde Adigey nüfusunun üçte ikisi kadarını kapsayan büyük bir nüfus sirkülasyonu yaşanmış,ama pek üzerinde durulmamış.Bir büyüğüm sık sık derdi :Eşek olursan semer vuran bulunur diye.Ben de o duruma düşmeyelim ya da düşmüşsek kurtulalım diye yazıyorum.
Sizin vermiş olduğunuz kaynak 13 yıllık bir sürecin ilk döneminde (1991-1997) Adigey'e 90 binin üzerinde,100 bin dolayında bir nüfus geldiğini gösteriyor.İkinci dönem için 50-60 bin kişinin daha gelmiş olması niçin olanaksız olsun?..Onca insan geldiği halde Adgey nüfusu 430-447 bin gibi bir rakamda takılı kalmış?..
Diyelim 155 bin kişi anormal de,100 bin kişi olsa normal mi olacak?..Rus için küçücük bir etnik yöre gidecek yer mi kalmamış?..BM kolonizasyonu niçin suç saymış?..
Sevgili kardeşim bugün Adigelere yönelik haksızlıklar ve uygulamalar aynen devam ediyor.Önemli olanı bunları saptayıp onlara karşı çıkmak,iyi ve kötü olşumları duyurmaktır.1992'de,ben oradayken Adigey yönetimi bunları gizliyor,ikircikli davranıyordu.Niye?..
Kabul etmeliyiz Ruslar arasında yığınla pespaye insan yanında, son derece dürüst,temiz,kaliteli ve derinlikli insan da var.Baskılara onlar da karşı.Onlar bize kirli Adigelerden bin kat daha yakın olan ya da olmaları gereken insanlar.
Bizim ittifak kuracağımız kişi ve çevreler hangi ulustan olursa olsun bu tür kaliteli çevrelerdir.
Demek istediğim budur.
İlginiz için teşekkür eder,gençlerimizin çok yönlü ve kaliteli çalışmalarda bulunmalarını diler,sevgi ve selamlarımı sunarım.

İ. Tümer Ülker  { 22 Ekim 2008, Çarşamba }
Sn. Hapi Cevdet Yıldız, verdiğiniz demografik bilgiler ve yazılarınızdan yaklaşık 1989-90 yıllarının Kafdağı dergilerinden itibaren faydalanmaktayım (ki bu yıllar nerdeyse benim çocukluğuma denk geliyor, demografik bilgilere ulaşmak için çok sınırlı kaynağımızdan biriydi bu yazılar). Şahsen bu konuların araştırılmasına yazılarınız ve benzeri yazılarda dikkat çekilen konuların büyük katkısı olduğunu düşünüyorum. Bu vesileyle ben de size teşekkür ediyorum.
1989 – 2003 yılları arasındaki nüfus verilerine ilişkin Nart dergisindeki bahsedilen yazıyı daha önce okumuştum. Fakat Adıgey Cumhuriyeti (Adıge Respublik)-II ve Çerkes Anayurduna Dönüş yazılarında rastladığım çoğu emekli ve üretici olmayan 155.400 kişilik Rus yerleşimcinin yerleştirildiği bilgisiyle görünürdeki resmi veriler arasında bir uyumsuzluk gözlemlediğim için konuya katkıda bulunmak istedim.
Yine Nart dergisinde yayınlanmış olan Adigey Devlet Üniversitesinden Prof. Tatyana Polyakova’ya ait Adigey Cumhuriyeti’nde Göç Süreçleri başlıklı 1999 tarihli kısa yazısının çevirisinden şu alıntıları yapayım (Nart Der., s.39 sf.44) “ Adigey’in elverişli iklim koşulları eskiden olduğu gibi Rusya’nın değişik bölgelerinden ve BDT ülkelerinden gelen göçmenleri buraya çekiyor. Son beş yılda Cumhuriyet’te sadece göç süreçlerine bağlı olarak nüfus %10 arttı...
...Etno-politik alanda nispeten istikrarı sağlamak amacıyla göç akışı Adigey Cumhuriyeti Başkanı’nın “Adigey Cumhuriyeti’ne Göçün Sınırlandırılması Tedbirleri” (№:85 20.03.1997) kararnamesine göre düzenleniyor. Alınan tedbirler sonucunda göçmen seli yılda 7-8 bin kişi azaldı...” Bu yazıda Adigey’e yapılan göçlerle ilgili verilen istatistiksel verilerin bazıları şöyle : Göçmenlerin dağılımı (1991 – 1997) Adige: 16.525, Rus: 66.075, Ukraynalı: 4.349, Ermeni: 3.411, Tatar: 1.020 vd. __ (1989) Adige: 661, Rus: 4181, Ukraynalı: 292, Ermeni: 232 vd. (Bkz. http://eawarn.ru/pub/Bull/WebHome/ 24_10.htm)
1989’da RF genelinde 122.908 kişi olan Adige nüfusu 2002’de 131.759 kişi oldu (Adige ve Şapsığ sayılanlar birlikte). Artış %7. Fakat Adigey Cum.’de Adige nüfus artışı 95.439 kişiden, 108.115 kişiye, yani %13.3, genel Adige nüfus artışının yaklaşık 2 katı. Adigey’e Adige göçü olduğu verisini doğrulayan bir durum. Ayrıca 2002 verilerine göre Rusya genelinde Rus nüfus içinde 50 yaş altı Rus’ların oranı %69.9, Krasnodar’da %68.7, Adigey’de %67.2 (http://www.perepis2002.ru/ct/doc/TOM_04_07.xls ‘de verilen veriler üzerinden yaşını belirtmemiş olanlar dikkate alınmayarak hesaplanmıştır). Arada çok yüksek farklar görünmüyor, özellikle Adigey’i çevreleyen Krasnodar’la. Aradaki %1,5’lik fark Adigey’deki 288.280 kişilik Rus nüfus içinde 4.324 kişiye tekabül ediyor. Son 20 yıl için Adigey’deki 20 yaş altı nüfusa bakarsak 72.915 kişi Rus ve 32.584 kişi Adige var. (2.24 katı) Aslında Adigeler nüfusça daha genç, çünkü diğer Kafkas halklarına nispeten az olsa da bir nüfus artışı söz konusu (Adigey’de 20 yaş altı insanların oranı Ruslarda %25.3, Adigelerde %30.1 ; 50 yaş altında ise Ruslar %67.2, Adigeler %75.2). Rus nüfus tüm Rusya’da ciddi miktarda azalıyor, bu da nüfusu yaşlandırıyordu. Belki alınan son önlemler azalmayı yavaşlatmıştır. Sanırım 2010’da yeni sayım yapılacak, o zaman durum netleşir.
Şahsi fikrim, veriler daha çok sayın Shabatnuko’nun belirttiği türden, daha iyi şartlara (Rusya içinde batı bölgelere) yönelmiş bir iç göçü (buna belli bir oranda eski Sovyet coğrafyasını da dahil görmek gerekli) işaret ediyor. Adigey’deki Rus nüfusun diğer bölgelere göre çok fazla yaşlı olmaması ise göçmenler arasında belli bir yaş grubunun aşırı öne çıkmadığına işaret ediyor, mevcut bir miktar fark ise Sn. Shebatnuko’nun bahsettiği dönemin bir kalıntısı olabilir. Göçmen gruplar içinde sayıca çok miktarda Rus olmasında ise sürekli nüfus kaybına karşın Rusya genelinde etnik Rusların halen nüfusun %80’ini oluşturuyor olmasının hissedilir bir etkisi olmalı. T. Polyakova’nın 1999 tarihli yazısında bahsedilen 5 yılda meydana gelmiş olan %10’luk artışa karşın, 1989 - 2003 yılları arası Adigey’deki toplam nüfus artışının %3,5 civarında kalması ise 1997’de Carım Aslan tarafından yayınlanan kararnamenin oldukça etkili olduğu, ve dışarıdan gelen göçün cumhuriyet dışına yapılan göçün gerisinde kaldığına işaret ediyor. (Kaf-Der Bülten, Kasım 1995, s.27 sf.24’te Adigey’de nüfus hareketleri başlıklı haberde “1 Ekim 1995 tarihi itibariyle Adığey’in nüfusu 450.300 kişi...” denilmektedir. Bundan 7 yıl sonra, 2002 sayımlarında ise bu sayı 447.109’dur. 1989’da Adigey’in nüfusunun 432.046 olduğu düşünülürse 1995’e kadar artış %4,2 . O dönemde gözlemlenen artış trendi T. Polyakova’nın bahsettiği %10'luk artışı inandırıcı kılar nitelikte.)
Saygılarımla....

cevdet yıldız  { 22 Ekim 2008, Çarşamba }
Sayın İ.Tümer Ülker,1989-2003 yılları arasında Adigey'e 155.400 kişi yerleştirilmiş olduğunu yazmamı oldukça anormal göründüğünü bildirmiş ve bir önceki yazımda ona yanıt vermiştim.Sayın Shabatnuko da sözkonusu yerleşmelerin Rusya'da ve diğer ülkelerde görüldüğü gibi,daha çok kendiliğinden olan bir iç nüfus hareketi olduğunu belirtmiştir.Konuya bu denli duyarlı yaklaşımları ve ilgileri nedeniyle her iki arkadaşa da teşekkür ederim.Bu da saflarımızda çok olumlu olarak,sorgulama ve eleştiri anlayışının gelişmeye başladığını gösteriyor.Son derece sevindirici bir gelişmedir bu.Sorgulama ve yapıcı eleştiriden asla gocunmamak gerekir,daha ileri adımlar atmak için eleştiri gerekli.
Bazı şeyler açıklanmaz,gizlenir.Sözkonusu yerleştirme bilgisi de öyle birşey.Birçok kimse konumu nedeniyle korkabiliyor ya da çekiniyor.
Bakın Adigey,Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar parlamentolarında,17 yıldan beri resmi dil olan Adigece ile tek bir resmi konuşma yapılabilmiş midir?Bu konuda doyurucu ve makul bir açıklama yapılmış mıdır?Özel olarak sorduğumda,oradan gelen görevliler Adigece aslında resmi dil değil,resmi dil Rusça.Herkesin bildiği dil de Rusça olduğu için parlamentolardaki konuşmalar Rusça yapılıyor gibisine yanıtlar aldım.Böylesine yanıtlar doyurucu ve kabul edilebilir bir yanıtlar olarak görülebiliyorsa sözüm yok.Bana göre Adigelik artık ölmüştür anlamına gelir.
Örneğin Adige Başbakanı Kump'ıl Murat'ın Ürdün'deki Adige Dili Konferansı'ndaki konuşmasını ele alalım.Sayın Başbakan kısa bir Adigece girişten sonra Rusça olarak yaptığı ve tamamladığı konuşmasının bitiminde,sözlerini kısa bir Adigece teşekkür konuşmasıyla bağladı.Bu haber internet sitelerinden izlenebilir.1992'de de AC Devlet Başkanı Aslan Carıme de böyle yapmıştı.Hadi Carıme'nin konuştuğu yer Adigey başkenti Maykop'tu,orası Rusça konuşulan bir yer diyelim,peki Amman'da da mı Rusça konuşuluyor?Bu bir Rus sevgisi mi yoksa bir Ruslaşma mı?Geçen yılki 450 yıl töreninde,Nalçik'te Arsen Kanoko dahil herkesin Rusça konuştuğu,birtek AC Devlet Başkanı Aslan Thak'uşın'ın Adıgece konuştuğu ve dilimize sahip çıktığı biliniyor.Böylesine önemli konularda da tıs yok.
Sözü edilen dönemde 123.900 kişinin Adigey'den ayrılmış,155.400 kişinin de Adigey'e yerleşmiş olması olayı sıradan bir olay olamaz.Kaynak için Nart dergisi sayı 36,s.86'ya,bir önceki yanıtımda sunulan bilgilere bakılabilir.Daha başka çok bilgi var.
Yeri gelmişken iki basit bilgi daha sunayım:
1.Bugünkü Tahtamukay ve Tevçoj rayonları ile Adıgekale kenti yerinde 1979'da 79 bin kişi yaşıyordu,sayı 2002'de 97.834'e çıktı.Aradaki fark,neredeyse o dömen Adıgey'deki Adıge nüfus artışına yakın bir rakam.Bu da yerleşme olduğunu gösteriyor.Doğum nedeniyle Adıgeler gibi,Rus nüfusu da artmıyor.
2.Adigey'in güney ilçesi Maykopski rayonu nüfusu 1979'da 74.2 bin idi,2002'de 58.5 bine düştü.Tahtamukay artarken orası düşüyor.Bu da bir iç ve dış göç olduğunun bir kanıtı.Sonuncusundan Rus nüfusu gidiyor.
Çünkü önceleri merkezden,Moskova'dan sübvanse edilen,yeni durumda ise işsiz ve desteksiz kalan Rus nüfus Adıgey dışına,büyük sanayi merkezlerine göç etti.Ancak merkez bir biçimde Rus nüfus oranının önemli olarak düşmesini önledi,yeni nüfus yollayarak telafi yoluna gitti.Bunu başka yerlerde pe yapmadı.Örneğin 1959 yılı durumu:Adigey'de Adige oranı % 23.5,Karaçay-Çerkesya'da Karaçay oranı % 24.5 idi.Adige oranı 0.7 puan artarken Karaçay puanı 14 arttı.İlkinde Rus azalışı 5.360 iken,ikincisinde 28.053 oldu.Karaçay-Çerkesya,Adıgey'e göre daha zengin ve turistik bir bölge.Ruslar oradan ve diğer cumhuriyetlerden ayrılıyorlar da,Adıgey'e olan bu sevgi neden?Araştırılmalıdır.
Dr.Hasan Kanbolat,Adıgey üzerine Nart dergisindeki bir yazısında,Adıgey Devlet Başkanı Aslan Carıme'nin bir açıklamasını,1998 yılına ilişkin olarak Adıgey'de 128 bin emekli nüfus biçiminde yazı dipnotuna düştü.Hangi ülke ya da bölgede nüfusun neredeyse üçte biri oranında bir emekli nüfus bulunuyor?.
Neyse,Tanrı gecinden versin,kimsenin kısa ömürlü olmasını,vaktinden önce ölmesini hiç istemeyiz,ancak Adigey'deki emekli sayısının 2007'de 110 bine düştüğü bildiriliyor.Şayet öldülerse 18 bin mevtanın toprağının bol lmasını dileyelim.
Saygılarımla.

shabatnuko  { 21 Ekim 2008, Salı }
Son 15 yildir Adigeye kimse yerlestirilmiyor. Bahsedilen konu daha cok Rusyanin her tarafinda ya da dunyanin her tarafinda oldugu gibi kendiliginden olan ic nufus hareketleridir.
Ancak oncesinde Sovyetler Birligi zamaninda Sibirya`da ve soguk kuzey bolgelerinde 20 yil calisan kisiye guney bolgelerinde bedava daire verilirdi.Oda emekliliginde daha rahat ettigi bu bolgelerde yasamini surdurur va sonlandirirdi.
Ancak su anda durum degismistir. Artik devlet kimseye bedava konut vermiyor(askerler ve ozel gorevliler disinda) Fakat kuzey bolgelerindeki buyuk
petrol,gaz,maden vs. sirketleri calisanlarina yine emekliliklerinde bu imkanlari sunmak istemektedirler.
Cunku isci bulmakta zorluk cekiyorlar.Bu sirketlerde guneydeki herhangi bir bolgenin yonetimiyle temasa gecip karsilikli cikarlar cercevesinde calisanlari icin konut, yazlik,daca,dinlenme tesisleri vs. yapmaktadirlar. Ornegin 5-6 yil once benim yasadigim bolgeye Rusya Savunma Bakanligi tarafindan emekli askerlere konut insa etmek icin arsa talebi olmustu. Karsiliginda kendilerine yaptiklari kadar konutu,arsayi veren ilce biriminede vermeyi teklif ediyorlardi. Bolgede calisan uzman, amir, memur vs.lerine konut saglayamayan yonetim buyuk bir istahla konuya atlamisti. Bizlerde buradaki Adige Xasede durumu tartismis ve bu isin bizim zararimiza oldugu sonucunu cikarmistik. Girisimlerimiz ve zorlamalarimiz sonucu projeden vazgecildi Savunma Bakanliginada red cevabi verildi.
Su anda benzeri girisimler Takhtamukuay rayonu icin gecerlidir. Bolge Krasnodar sehir merkezine yakinligi dolayisi ile insaat sirketlerinin ilgi alanindadir. Yablanovskiy bolgesinde son birkac yil icinde 8-10 adet 40`ar daireli 5 katli binalar yapilmaktadir. Adigey yonetimi konuttan ziyade is yerleri kurulmasina oncelik vermek istemektedir.
Konut demek vergi vermeyen ya da az vergi veren fakat karsiliginda hizmet bekleyen nufustur. Okul,kres,yurt,saglik ocagi ,hastane, yol,su,elektrik
cop vs. sosyal hizmetler. Is yerleri Krasnodarda oldugundan ,orda calisacaklar vergilerini orda verecekler ama butun sikintiyi Adigey cekecek.
Neyse ki yoneticiler bunu anlayabilecek seviyedeler ama rusvet yemek isteyen o kadar cok yoneticide var ki sormayin.

cevdet yıldız  { 20 Ekim 2008, Pazartesi }
Sayın İ.Tümer Ülker,
1989-2003 yılları arasında Adigey'e 155.400 kişi yerleştirildiği bilgisi,anlaşılan size anormal gelmiş.Bu bilgi için şu iki kaynağa da başvurabilirsiniz:Nart dergisi,sayı 36,s.86.Ayrıca bu sitede yayınlanan Adigey Cumhuriyeti-II,Geçmişteki ihmaller başlıklı bölüme de bir bakabilirsiniz.Ayrıca Kafkasya'ya dönmüş olan Dr.Necdet Hatam Circassiancanada sitesinden bana karşı yazdığı ilk yazısında bu bilgiyi doğrulamıştır.Ben Jineps gazetesi ek-1'de 1989-2002 yılları arasında Adigey'e 135 bin kişi yerleştirildiğini,biraz hatalı olarak yazmıştım.Dr.Hatam Kimsenin dikkatini çekmeyen bu konuyu yerinde tesbit etmiştir anlamında durumu belirtmişti.Ben bu kolonizasyon bilgisine,Dr.Hasan Kanboat'ın Nart dergisinde Adigey üzerine bir değerlendirme yzısından ilerleyerek varmıştım.Bu yazıda eski Adige Devlet Başkanı Aslan Carıme'ye dayanılara