![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
KENTLEŞME VE BİZ..Anavatanlarından genellikle travmatik bir şekilde 2 ya da daha fazla yabancı bölgeye dağılan; ata vatanının yeri, tarihi hakkında kolektif bir hafızaya sahip olan; uzun zamandır yaşayan ve farklılık, ortak tarih, ortak kader inancıyla beslenen güçlü bir etnik grup bilincine sahip olan gruplar şeklinde tanımlayabileceğimiz diaspora toplumları -konumları gereği- diğer kültürlerden ve toplumlardan çok daha fazla asimilasyon, yok olma, dünya üzerinden silinme endişesindedirler. Bu endişe, elbette ki yersiz değildir; değişen bir dünyada, değişen yaşam alanlarında farklılıkları korumak, ifade etmek ve her şeyden önemlisi hatırlamak giderek zorlaşmaktadır. Yeni dünya düzeni diye tanımladığımız ve kökeninde kentleşme, modernleşme, globalleşme/küreselleşme süreçlerinin bulunduğu bu kaotik dünya aslında bütün kültürleri, toplumları tedirgin etmektedir. Toplumların içinden geçmek durumunda oldukları bu süreçleri daha büyük bir devinim içindeki kavramlar, büyükçe bir resmin parçaları olarak incelemek diasporik kültürlerin bugünü ve geleceği hakkında fikir sahibi olmak açısından bilgilendirici ve düşündürücü olacaktır. Biz de Çerkes kültürü ve kimliğinin değişimini bugün her kültürde görülen ve toplumlar, etnik azınlıklar, diasporik kültürler açısından oldukça zorlayıcı ve dramatik bir geçiş süreci olan modernizasyon, kentleşme, globalleşme kavramlarıyla anlamaya ve bir yere oturtmaya çalışacağız. Geniş anlamda Çerkes adı verilen Türkiye’de yaşayan Kafkas halklarının her kesiminde son yıllarda bir kültürel yok oluş sorgusu ve çaresizliği yaşanmaktadır. Uzun yıllar bir tarım toplumu olarak köylerde, göreceli olarak kapalı bir yaşam sürdüren Çerkesler köyden kente göç olgusunu hızlı bir şekilde yaşamışlardır. Tarım toplumuna göre şekillenen, tarihin derinliklerinden gelen, kuşaktan kuşağa aktarılan gelenek ve görenekler, toplumu meydana getiren kültürel öğeler kentleşme ve kitle-iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte değişmektedir. Kültürel asimilasyon ve entegrasyon gerçeklikleriyle beraber anadil hızla yok olmaktadır. Kentleşmenin artmasıyla orantılı olarak hızlı bir kültür ve kimlik değişimi yaşandı. Ancak belirtmek gerekir ki insan ürünü olan kültürün değişmesi, evrim geçirmesi kaçınılmazdır. Bu noktada kültürün tanımını yapıp özelliklerini açıklamak gereklidir. Kültür insanın toplumsal olarak öğrendiği, edindiği bilgi, sanat, gelenek, görenek, yetenek, beceri ve alışkanlıkları içine alan karmaşık bir bütündür. Kültür içinde yaşadığı ortamdan, toplumdan, toplumsal hafızadan, yaşam tarzlarından, iklimlerden, bireylerin inançlarından beslenen, büyüyen, değişen, gelişen ve bazen güçsüzleşen yaşayan bir organizmadır. Bu bağlamda belki bir çoğumuzun mitleştirdiği, efsane haline getirdiği Çerkes kültürünün de değişmemesini beklemek gerçekçi olmayacaktır. Değişmeyi bir kültür için problem haline getiren değişmenin ardından bir çözülmenin gelip gelmediğidir. Bugün Türkiye’de yaşayan Çerkes diasporasının kendilerini nasıl tanımladıkları, kimliklerini ve farklılıklarını nasıl ortaya koydukları değişmiştir ve kültürel değişim kendi içinde kaçınılmazdır. Yalnız çözülmeden, kültürel kimliğini sürdürerekten... Buraya kadar yaptığımız saptamalar “kurban diasporanın” dramatik ve trajik kaderini, endişelerini göz önüne sermektedir. Fakat günümüzde diasporalar kurban söylemini artık bir kenara bırakıp asimilasyon tehlikesine karşı kültürel kimliklerini çok daha yoğun bir şekilde açıklamaktadırlar kamu alanlarında. Diasporaların en önemli özellikleri belki de içinde bulundukları ev sahibi toplumdan kendilerini farklılaştırıyor olsalar da tarihsel olarak o ülkenin içinden geçtiği politik, sosyolojik süreçlerden yoğun bir şekilde etkilenmeleridir. Kısaca Türkiye’deki etnik kimlik problematiğini ve dünyadaki gelişmeleri incelemeden diaspora Çerkeslerinin yaşadığı sorunlar üzerine konuşmak ve çözümleri üzerine reçete verebilmek mümkün değildir. Bu sebepten dolayı evrensel süreçleri tartışmak, incelemek ve sonra bu konjonktürde Çerkes kültürünü ve kimliğini incelemek bizi konudan uzaklaştırmayacaktır; tam tersine Kafkas diasporasının sorunlarını, engellerini, sınırlarını ve kimliğini daha bilimsel, daha kapsamlı anlamımızı sağlayacaktır. Modernizasyon her şeyden önce insanın kendi içinde bulunduğu çevreyi değiştirmesiyle başlar ve kendi içinde zorlu; eskiden beri varolan kültürel değerlere, etnik gruplara, alışkanlıklara, inançlara meydan okuyan bir süreçtir. Modernleşme gelenekselin alaşağı edilmesi, sorgulanmasıdır. 1970lerde Türkiye’de başlayan iç göçle beraber şehirlerin, kırsal kesimlerin, yaşam tarzlarının ve popüler kültürün ne kadar değiştiği bilinen bir gerçektir. 1980lerdeyse modernleşme ve kentleşme süreçlerinin de etkisiyle Cumhuriyetin yaratmaya çalıştığı medeni, laik, muasır medeniyet düzeyine ulaşmış Türk insanının yaratılması projesinin homojen bir Türk milleti yaratmakta çok başarılı olmadığı ortaya çıkmıştır. Bütün Türkiye’de bireyler kendi kimliklerini, etnik kökenlerini, dini duygularını sorgulamaya başlamışlar ve kimlik arayışları, akademisyenlerin deyişiyle “kimlik patlaması” yaşanmıştır. Her biri değişik kültürlere sahip, Anadolu coğrafyası içerisinde merkezi iktidarla ilişkilerini tarihsel süreç içerisinde farklı biçimlerde tesis etmiş, değişen derecelerde eşitsizliklere, ayrımcılıklara, asimilasyona uğramış Kürtlerin, Çerkeslerin, Alevilerin, Lazların, Süryanilerin ve diğerlerinin kamusal/siyasal yaşamda kimliklerini yüksek sesle ilan ederek kültürlerinin/farklılıklarının işaretleri olan dilleri, giysileri, sembolleri, ritüellerine aleniyet ve meşruluk kazandırmaya çalışarak, örgütlenerek, iktidar sahipleri karşısında kültürel ve politik taleplerini sıralayarak, sorunlarını dile getirmeye başlamalarıyla ortaya çıkan çok-kültürlü, çok-etnikli, çok-dinli/mezhepli/cemaatli durum Alankuş’un “kültürel patlama” kavramıyla anlattığı durumdur. Çerkeslerin kimlik arayışı ise şehirlerde, metropollerde başlamıştır. Daha önce de denildiği gibi köylerde yaşayan ve nispeten kapalı bir hayat süren Çerkesler kendi kültürlerini, dillerini, adetlerini korumakta, ev sahibi kültürle aralarına belli bir mesafe koymakta zorlanmamış ve asimilasyon, entegrasyon tehlikesini bugüne oranla az kayıpla atlatmışlardır. Fakat daha çok şehirlerde doğan ve büyüyen 3. Kuşak Çerkes diasporası diğer kültürlerle daha fazla temas içinde ve çok daha az kültürel mirasla kendilerini çok daha kozmopolit bir ortamda bulmuşlardır. Bir çok Çerkes genci bugün 1-2 yabancı dil bilirken anadilini bilmemekte, kimlik sorunsalı üzerinde çok fazla düşünmemektedirler. En iyi ihtimalse kişinin kendi kimliğini, kim olduğunu, nereye ait olduğunu, anadilinin ne olduğunu, çatışmalarını keşfetmesi; diasporik bir grubun üyesi olarak inançlarını, isteklerini, özelliklerini incelemesidir. Kentli Çerkes gencinin önünde iki seçenek vardır: Birincisi okulda, işyerinde, her türlü kamu alanında içinde bulunduğu topluma entegre olmak, Çerkesliği en iyi ihtimalle bir alt kültür ya da soyağacında bir ayrıntı olarak yaşamaktır (ki bu kültüre ve etnik kökene yabancılaşmadır). İkincisiyse, gencin kendini içinde yaşadığı toplumdan farklılaştırması, “farklılığını” ortaya koyuşu ve bu şekilde okuldaki, işteki, sokaktaki akranlarına oranla marjinalleşmesidir. Bu noktada globalleşme dediğimiz süreç kendi farklılığını seçen ve bunu kamu alanında açıklamak isteyen etnik kültürlere yardımcı olabilmektedir. Globalleşme/küreselleşme -her ne kadar genelde ekonomik anlamda kullanılsa da- bugün bilginin, insanların, malların sınırlardan bağımsız olarak akışıdır ve globalleşme kendi içinde ulus devletlerin çizmiş olduğu vatandaşlık tanımlamalarına meydan okumaktadır. Ailelerimizin 30 sene önce gidip görmeyi bile hayal edemediği Kafkasya’da bugün yaz tatilimizi geçirmeyi planlıyorsak, Ürdün’de yaşamakta olan bir Çerkesin internet sitesine girip Ürdün diasporası hakkında bir şeyler öğreniyorsak, 700 kişilik bir elektronik posta grubu kurup 20 sene önce konuşulması belki de imkansız olan konuları tartışıyorsak bunlar kendi farklılığını ortaya koymaya çalışan Türkiye’deki Çerkes diasporasının kendini kamu alanında ifade etmeye çalışmasıdır ve belli bir ölçüde avantajıdır. Bütün bu tarihsel konjonktür içinde bugün Türkiye’de yaşayan Çerkesler, kültürü ve kimliği için mücadele etmektedir. Mücadele alanlarıysa Kafkas Kültür Dernekleridir, elektronik posta gruplarıdır, medyadır, yani metropollerdir. Daha önce de dediğimiz gibi diasporanın yüz yüze geldiği asimilasyon ve yok olma endişeleriyle beraber bir kültürel uyanış da söz konusudur. Bugün baktığımızda kültürel açıdan bir direniş gözlemlenmektedir: dernekler anadillerini, mahalli oyunlarını öğrenmek isteyen, Çerkesleri çoğulculuğun bir parçası olarak tanıtmak, kamu alanına çıkmak ve kıyafetiyle, müziğiyle kimliğini açıklamak isteyen gençlerle doludur. Kısaca, 3.kuşak diaspora bugün çabalamaktadır, değişimi kaçınılmaz olan kültürü kendi tecrübeleriyle yeniden yaratmaktadır; bu da kendi içinde doğaldır ve kaçınılmazdır. Çünkü yaşam koşulları, inançlar, akımlar, söylemler değişmiştir. Bir otuz sene öncesiyle bugünü kıyasladığımızda Kafkasya’yla, anavatanla karşılaşmış, kendisiyle anavatan Çerkeslerini karşılaştırmış, Çerkesliği her türlü ideolojiden, siyasi hareketten üstün tutmuş ve kimliğini sorgulamış bir diaspora karşımızdadır. Bu arayış sırasında keşfettiğimiz ve değişen dünyanın kurallarına uymak zorunda kalan kültür, ailelerimizin 30 sene önce köyden kente getirdikleri değildir, atalarımızın Kafkasya’dan getirdikleri kültürel hazine hiç değildir. Kaybettiklerimiz, unuttuklarımız, yitirmek üzere olduklarımız, eklediklerimiz, mitleştirdiklerimiz, anı haline getirdiklerimiz ve hatta bize aktarılmış olsa bile uygulayamadıklarımız vardır. Sonuca ulaşmak gerekirse kentleşme, modernleşme ve globalleşme/küreselleşme Türkiye’deki Çerkes diaspora kültürünü derinden etkilemiştir. Burada ironik diye nitelendirebileceğimiz gelişmeyse Türkiye’de yaşayan Çerkeslerin bugün kendilerini kamu alanlarında -diğer kuşaklara oranla- daha çok ve daha rahat ifade etmesine rağmen; ana dilini konuşamayan, kültürel hazinesinin bir kısmını yolda bir yerlerde kaybetmiş bir grup olarak yaşamasıdır (Kendimizi daha çok ifade ediyoruz ama kendimizi ifade etmemizin nedeni olan kültürel farklılığı kaybetmek üzereyiz). Söylem olarak daha diasporik bir grup haline gelirken, kültürel farklılık olarak -ne yazık ki- daha az zengin bir etnik grup haline gelmişizdir ki bunun sebebi de her göçün, her karşılaşmanın, her yerleşmenin bir kültürel şok getirmesi ve kültürümüzden bir şeyler götürmüş olmasıdır. Çünkü göç, kültürleri uymak zorunda veya bir süreliğine çatışmak zorunda bırakan yeni bir sosyal hayat alanıyla, bir sosyal yapıyla yüz yüze getirmektedir. Bugün Çerkes diasporasının yapması gereken her göçün, her yatay hareketliliğin bizlere neler kaybettirdiğini bulmak, deyim yerindeyse iz sürmektir. Bir benzetmeyle anlatacak olursak yolculuğa çıktığımızda yanımızda olan bavuldan yolda nelerin düştüğünü bulmaktır. İz sürme sırasında rastlayacağımız Xabze ve anadil olacaktır. Bütün bu söylenenlerin ışığında Türkiye’deki Çerkes diasporası kaçınılmaz değişimi biraz olsun kontrol altına alabilmek için şunları yapabilir: * Gençlerin derneklere gelmesini sağlamak (ki burada belki en büyük görev ailelere düşmekte) * Dilimizden, tarihimizden, yaşayış tarzlarımızdan gelen kültürel farklılığımızı içinde bulunduğumuz ülkenin kültürel çoğulculuğunun, çok kültürlülüğünün bir parçası haline getirmek; çok kültürlülüğü, grup haklarını, dolayısıyla da insan haklarını, demokrasiyi savunmak. * Anadil konusuna hassasiyetle eğilmek ve Avrupa Birliği’ne girişi beklemeden kendi sınırlı imkanlarıyla dil eğitimini derneklerde vermek (gerekirse ailelere çocuklarını bu kurslara olabildiğince erken yaşlarda göndermeleri için -duygusal- baskı yapmak) * Çerkesler ve Çerkeslik üzerine çok laf yapılmasını değil, bilimsel/akademik, uluslararası çalışmaların yapılmasını sağlamak; -tercihen- kendi insanlarımızı bu alanlarda profesyonel ve olabildiğince objektif çalışmalar yapmaları için desteklemek. * Ortak yaşama alanlarımızı -özellikle gençler ve çocuklar için- genişletmek. (Ortak yaşama alanlarımız şu anda derneklerdir ve derneklerin düzenleyeceği tiyatro çalışmaları, Çerkes el sanatları kursları, geziler ve kültüre dair her çalışma diasporanın şehirlerde daralan yaşama alanlarını genişletecektir.) * 21.yüzyılda uluslararası arenada etkisini, gücünü ve önemini daha da hissettirecek olan sivil toplum kuruluşlarının (STK/NGO) arasında kültürel çoğulculuk, kültürel haklar alanında yerini almak. Türkiye Çerkeslerinde Sosyo-kültürel Değişme. Ankara: Kafder, s.33-53. BU YAZARIN TÜM YAZILARI» 10 megapixel Özelliğine sahip kameralı cep telefonu YORUMLARYorum bulunamadı!
YORUM YAZIN
|
|
© 2005-2008 Kafkas Diasporası &
Aksi belirtilmeyen tüm yazıların yayın hakları sitemize aittir. Kaynak gösterilmek koşuluyla alıntı yapılabilir.
SİTEMİZİN HİÇBİR DERNEK VE VAKIFLA İLİŞKİSİ YOKTUR
Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.En iyi görünüm için 1024x768+ ekran çözünürlüğü ve Mozilla Firefox tarayıcı kullanmanız tavsiye edilir.
İletişim ; 0352 3204030 - Cep Telefon ; 0530 4336701
PASİFİK YATIRIM LTD.ŞTİ. www.mobilyarehberi.com www.BerkmaX.com www.36hafta.com