![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
ZAMANI GELİNCE EVLENMEKEVLİLİĞE İLK DOĞRU ADIM Zamanı geldiğinde evlenmeye karar vermek ve evlenmek insan hayatının en önemli safhalarından biridir.Evlilik aynı zamanda sosyal hayata yeni bir aile halkasının eklenerek insan soyunun canlılığını,sürekliliğini devam ettirmesi sürecinin önemli bir adımıdır. Her anne – baba , bacı –kardeş , amca – dayı ,hala – teyze ve hısım akrabalar yeni kurulacak olan bir ailenin sağlıklı ve mutlu olmasını can –ı gönülden arzu ederler.Bunun için özellikle ebeveynler ( anne – baba ) ellerinden gelen her türlü ihtimamı ,gayreti gösterirler. Geçmişte bilinçli anne –babalar ( aileler ) gelin veya damat tercihlerini yaparken kendilerine uyum sağlayacak ailelerden olmasına , özellikle de sosyal hayatta yetenek , maharet , cesaret ve insanlıklarıyla kişiliklerini göstermiş , toplumun saygınlığını , güvenini kazanmış ailelerden ve gençlerden olmasına özen gösterirlerdi.Şimdi de pek çok şuurlu ebeveyn bu hususu nazar-ı itibarda tutmaya gayret etmektedir. Ancak son yıllarda bazı gençler , yüksek öğrenim ve iş hayatı dolayısıyla daha geniş ve farklı sosyal çevrede tanıştıkları karşı cinsten birisiyle gençliğin de verdiği arayış ve heyecanın etkisinde kalarak oluşan gönül bağları neticesinde oldukça farklı aile kültürlerine rağmen pek çok önemli hususu göz ardı ederek adeta bir oldu bittiyle evliliğe karar vermektedirler. Bu durum karşısında ebeveynlerin ekseriyeti seslerini çıkaramamakla beraber özellikle bazı babalar , kendilerine göre muhtelif haklı sebeplerden dolayı bu evlenme kararına itiraz etmekte , çocuklarının ısrarcı olmalarını kabullenememekte ve el bebek – gül bebek yetiştirdikleri evlatlarına yıllar boyu dargın ve üzüntülü bir hayat geçirmektedirler.Bu nahoş neticeden ebeveynlerle birlikte her iki aile ve akrabaları , hatta olaydan haberdar olan dost , ahbaplar da rahatsız , huzursuz olmaktadırlar.Bu durumun bireysel ve aile hayatında hiç de küçümsenemeyecek önemli yaralar açtığını göz ardı etmemek gerekmektedir. Demem o ki : Birey , aile ve akraba çevresi sosyal bir bütünlük arz eder; tıpkı insan vücudunun bütün organlarının biyolojik ve fizyolojik bütünlüğü gibi.Nasıl ki bir organımız hastalandığında vücudumuzun tamamında huzursuzluk oluşuyor ve sağlıklı olamıyor isek , aile ve yakın sosyal çevremizde ( hısım ve akrabalar da dahil) meydana gelen bir problem ,kabullenilemeyen bir evlilik her iki tarafın da ailelerini huzursuz ettiği gibi yeni kurulan ailenin de mutluluğunu mutlaka gölgeleyecektir.Ayrıca da zaten uyumlu olup olamayacaklarından ziyade basit ve yüzeysel iç güdülerle yapılan evliliklerin uzun vadede (1-2 yıl sonrasından itibaren ) mutluluk getirmediği , bir yerlerden çatlaklar oluştuğu ancak yanlıştan da kolay kolay dönülemediğinden bütün olumsuzlukların sineye çekildiği fakat bir yerlerden de depreştiği maalesef görülmektedir.Öyle ise evlilik işi çok önemli bir iştir.Evleneceğimiz hayat boyu birlikte olacağımız “Ha” deyince vazgeçemeyeceğimiz eşimizi ,kişiyi seçerken , belirlerken ,kararımızı verirken: 1- Bize yıllarını veren , bizim onlar için hiçbir zaman yapamayacağımız fedakarlıklar gösteren anne –babamızı , ailemizi dışlamamaya ,onların onayını almaya önem vermeliyiz . 2- Evleneceğimiz insanla kültürlerimizin ve kişiliklerimizin uyuşup uyuşmayacağını nazar-ı itibara almalıyız . 3- Ailelerimizin birbirleriyle uyum sağlayıp sağlayamayacağını da göz önünde bulundurmalıyız. 4- Dünyaya (makam ,mevki,ev ,eşya,araba,yeme,içme,eğlenme,hayır-hasenat,iktisat ve siyaset…) , ahirete ,gelenek –göreneklere, örf ve adetlere , insanlığa bakışlarımızın da örtüşüp örtüşmediğine dikkat etmeliyiz . 5- Güzellik ve zenginliğin gelip geçici olduğunu , esas önemli olanın doğru inanç ,güzel ahlak ve sağlam karakter sahibi olmak olduğunu asla ve asla göz ardı etmemeliyiz. Kısa bir dönem (birkaç ay veya birkaç yıl) mutluluğu uğruna ömür boyu mutsuzluklara yol açacak yanlış kararlardan kaçınmanın daha akıllıca bir davranış olacağı kanısındayım. Tabii ki gençlerimizin bu bilinci kazanıp kazanamamalarının birinci derecede sorumluluğunun anne – babalar ve yakın sosyal çevre (hısım –akrabalar)olduğunu da unutmamalıyız.Bu cümleden olarak ebeveynlerin bütün gayretlerine rağmen tasvip etmedikleri bazı evlilikler “has bel kader” olmuş ise bunu da fazla abartmadan , yarayı büyütmeden ,sonradan altında ezilecekleri söz ve davranışlardan kaçınarak makul bir tutum göstermeleri daha hayırlı olur diye düşünüyorum. Sosyal çevremizde gördüğümüz, duyduğumuz her aile problemi; aile geçimsizlikleri ,akrabalar arasındaki dargınlıklar, boşanmalar , intiharlar hepimizin yüreğini kanatan toplumsal birer yaradır.Bu toplumsal yaraların olmaması , olmuş ise telafisi ve tedavisi için herkes elinden gelen gayreti göstermelidir. Cenab-ı Allah (C.C) hiçbir ana – baba ile evladı zıtlaştırmasın , karşı karşıya getirmesin;henüz hayatta iken birbirlerine ölmüş nazarıyla baktırmasın. Kurulacak her yeni aile yuvasının karşılıklı sevgi,saygı ve güven ortamında, toplumu ve insanlığı daha mutlu yarınlara taşıyacak sağlıklı birer kurum olması en büyük hedefimiz olmalıdır. BU YAZARIN TÜM YAZILARI» "BEN!.."DEDİKÇE KAYBEDENLER YORUMLAR
WOTEY WUMAR
{ 10 Ocak 2007, Çarşamba }
doğrusu Pelin Hanım ve onun gibi olaları tebrik etmek isterim ... Esas olarak Arkadaşların söylemeye çalıştığı peki çocuklara nasıl çerkesce öğreteceğiz meselesinde eğri oturup doğru konuşmak ve samimi itiraflarda bulunmak gerekiyor ... Benim gözlemlerime göre çerkes kızları ve kadınları Çerkesceyi konuşaya pek meraklı gibi görünmüyorlar ve bu konuda bir çabada yok ... Benim çevremdeki bir çok çerkes kadını-gelini Belki Türkçeyi sonrada öğrendiği halde Halihazırda anadiini tercih etmemekte dahası Kendini aydın olarak tanılayan bir çok çerkes birkaç yabancı dil öğrenmekte ve bunun için çırpınmakta iken Kendi anadilleri konusunda soın derece duyarsız tavırlar içerisindedirler ...
Tabiki Karma evliliklere bende sıcak bakmamaktayım kültürün teorik olarak daha iyi yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarımı için ancak pelin hanım gibilere nasıl kültürümüzü sevdirmiş isek ve ona emek veriyor ise Kendi kızlarımızı bunu bir şekilde aktarmamız gerekmekte ve dışarıdanda bu kadar korkmadan güzelliklerimizi şöven tavırlar almadan sergilemeli ve benimsetmeliyiz ...
evren kaya
{ 10 Ocak 2007, Çarşamba }
sayın pelin özden allah mesut etsin bir yastıkda kocarsınız inşallah demişsiniz ki 'gelinlerimiz senin gibi olsa dedirttim.'bir çok cerkes aileye ,anlaşılan o ki iyi bir gelinsiniz ama bu demek olmuyor ki herkes sizin gibi, biz kendi kültürümüzü yaşatmak için çapaliyoruz kaybetmek için değil sizden bir bir kuşak sonrası cerkesliğin anlamını bilecek mi acaba siz coçuğunuza dilimizi öğretebilecekmisiniz xabze nedir bilecek mi ben sadece bi iki tanesini yazdım ve daha neler neler..bide örneğe karşı bi örnek veriyim benım yengem türk ve ben amcamı hayatımda görmedim belki huzurlu bir ailesi vardır ama akraba nerede akrabasız bi aile bence düşünülemez
pelin özden
{ 09 Ocak 2007, Salı }
benim eşim çerkez ben değilim ama çok mutlu bir evliliğimiz var.evet bahsedildiği gibi farklı bir çevre ve farklı bir kültürde yetiştim izmirliyim ama buradaki bir çok çerkez aileye keşke kızımız/gelinlerimiz senin gibi olsa dedirttim.türklerle evlilik kültürünüzden birşey kaybettirmez bilakis saygı her yerde saygıdır çerkezi türkü yoktur adetlerinizin tümü saygıya dayalı ve çok güzel saygılarımla...
maze
{ 09 Ocak 2007, Salı }
çok güzel bir yazı teşekkürler
bramhan
{ 17 Aralık 2006, Pazar }
Yazar usulünce ve üsturupluca mesajını vermiş. Ben biraz daha amiyane bir tabirle demek istiyorum ki aşk evliliği insanı mutlu etmeyebilir. Aşk, kutsal mutsal değil, geçici bir duygudur. Aşk gittiğinde geride yazarın saydığı faktörler kalır.
Aslında düşünce duyguyu yönlendirir. Yani mantığınıza, görgünüze, kültürünüze (hadi bir de sınıfınıza diyelim) uygun bulduğunuz birine , eğer niyet ederseniz, aşık olmanız işten bile değil. Öyle, aşk birden ve bilinmedik bir yerden gelmiyor zaten.. Farkında değiliz ama beynimiz önce bir ölçüp biçip tartıyor. Yazarın dediği gibi ölçütünüz, aile-kültür uyumu, insanlık anlayışı olursa evliliğinizde mutlu olursunuz. Mesela ben, uzaktan duyduğum bir armonika sesinden aldığım nostalji, hüzün-mutluluk karışımı duygu durumumu eşimle paylaşmak isterim. Ama bu paylaşım için onun da çocukluğunda O müzikleri dinlemiş olması gerekir. Eşimin, eşitsizliğe, merhametsizliğe, adaletsizliğe karşı bir duruşu olsun isterim. Çok okumuş olsun, ama töreye de aykırı tutum içinde olmasın derim. Bir sorun var: Kızlarımız okuyor, erkeklerimiz okumuyor. Saçma biliyorum ama içinde bulunduğumuz toplumsal koşullar bunu dayatıyor: Evlilik kurumunde eğitim düzeyinde denge aranıyor. Üniversite mezunu bir kızımız kendi kültüründen üniversite bitirmiş bir genç bulmakta zorlandığı için bambaşka kültürden, farklı aile yapılarından gelmiş gençlerle veleniyor. Bu nedenle kültürümüz de giderek kayboluyor.
ÇETİNAY ÖRTEN
{ 08 Aralık 2006, Cuma }
Mükremin beyi işlediği bu konu için tebrik ediyorum. Bu yazıyıda önce bekar gençlerin sonrada anne ve babaların dikkatlice okumalarını tavsiye ediyorum
YORUM YAZIN
|
|
© 2005-2006 Uzunyayla.com.
Aksi belirtilmeyen tüm yazıların yayın hakları sitemize aittir. Kaynak gösterilmek koşuluyla alıntı yapılabilir.
SİTEMİZİN HİÇBİR DERNEK VE VAKIFLA İLİŞKİSİ YOKTUR
Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
En iyi görünüm için 1024x768+ ekran çözünürlüğü ve Mozilla Firefox tarayıcı kullanmanız tavsiye edilir.