KÖYLER SÜLALELER BİLGİ BANKASI KAN BANKASI DİASPORA TV KAFKAS DİASPORASI FORUM KAFKAS DİASPORASI RADYO ÇERKES ETHEM DOSYASI TELEFON REHBERİ

SEVMEYİ BİLMEK ( I.)

Mükremin ÖNER

Sevmek her insanın fıtratında bulunan bir duygu olmanın ötesinde bütün canlıların, hatta cansız varlıkların dahi yaratılışının özünde yer alan, bütün kainatı ve hayatı kuşatan, her şeyi zincirleme olarak birbiri ile ilişkilendiren çok önemli bir olgudur.

            Öyle ki; insanları hayata bağlayan, birbirlerine yaklaştıran, bir arada tutan; davranış, yaşayış, tercih, ilişki, başarı ve başarısızlıklarına etki eden, yön veren en önemli etkenlerden birisidir sevgi. Bundan dolayı sevginin mahiyetini, sevmenin ölçülerini doğru ve kapsamlı olarak bilmek; bireysel, aile ve sosyal yaşayışımızda başarılı ve mutlu olabilmenin önemli şartlarındandır. Dolayısıyla bu konunun ciddi bir şekilde her sosyal ünitede gereği gibi işlenmesinin ve öğretilmesinin gerekliliğine inanıyorum.


            Her insan birilerini, bir şeyleri sever; birileri tarafından da sevilir; yada öyle zannedilir. Esas mesele bu “sevme zannı”nın ötesine geçerek gerçek manada sevmek ve sevilmektir. “Seviyorum” demekle iş bitmiyor. Sevmenin gerektirdiği hususiyetleri ve davranışları illa ki yerine getirmek zarureti vardır. Nasıl ki, ehliyetsiz (donanımsız) birisi otomobili ustalıkla kullanamıyor ve muhtelif kazalara sebep oluyor ise bilinçsiz sevgiler de çoğu zaman kalıcı olamadığı gibi pek çok hatalara ve mutsuzluklara yol açmaktadır. Bunun için “sevmeyi bilmek” bizi başarıya ve mutluluğa götürecek bir uzmanlık belgesi mahiyetindedir.


            İnsan fizyolojik, biyolojik, psikolojik özellikleri ve sosyal yaşamı gereği pek çok şeyleri sevmek durumundadır. İnsan için sevmenin başlangıcı, sanırım; hamilelik döneminde annenin bebeğine vermiş olduğu sevginin doğumdan sonraki bir yansıması olarak çocuğun annesine duyduğu ilk sevgidir. Sonra çocuk büyüdükçe başka şeyleri (yediği, içtiği, giydiği şeyleri, oyuncaklarını) sever. Daha sonra da yakın çevresindeki muhtelif varlıkları, akrabalarını, arkadaşlarını, öğretmenini… sever. Tabii olarak çocuk yaşlardaki bu sevgiler bilinçli değildir. Zira, çocuk çok sevdiği annesini çoğu zaman üzecektir. Dahası bazı çocuklar sevdiği oyuncaklarını kırarlar. Bilmez ki kırdığı oyuncağıyla artık oynayamayacaktır. Çocuk öğretmenini sever. Fakat bazen ödevini yapmadan, dersini çalışmadan okula gider. Öğretmeninin üzüleceğini hiç hesaba katmaz.


            İşte bu ve buna benzer çocukluk hatalarımızı olgunlaştıktan sonra da bilinçli yada bilinçsiz devam ettirip ettirmemektir önemli olan.


            İnsanın kişisel ve toplumsal hayatında mutlu olabilmesi için sevmesi gereken; gerçekten sevdiği veya sevdiğini zannettiği varlıkları kısaca şöyle sıralayabiliriz:


-         İnsan kendini sever.


-         Ana-baba evladını, evlat da ailesini sever.


-         Ailede eşler (karı-koca) birbirlerini severler.


-         İnsan akrabalarını, komşularını, arkadaşlarını… sever.


-         İnsan kendisini yaratan Cenab-ı Allah’ı ve peygamberleri sever.


-         İnsan işini, makamını, parayı sever.


-         İnsan vatanını ve milletini sever...


Bu sevilenlerin içerisinden önce insanın kendisini sevip sevmediğine, daha doğrusu kendini sevmeyi bilip bilmediğine bir göz atalım.


Bu sorunun cevabını herkes kendi kendine soracağı şöyle bir soruda bulabilir: “Acaba ben kendimi muhtelif tehlikelerden, zararlardan yeteri kadar korumaya çalıştım mı, kendimi koruyabildim mi?” İşte bu soruya olumlu cevap verebiliyor ise insan gerçekten kendisini sevebilmiştir. Fakat; elini, ayağını, gözünü, kulağını, dilini, midesini, aklını-fikrini; günah, haram ve zararlardan korumadıysa, her türlü heva ve heveslerinin peşinden sürüklendi ise, her önüne geleni yiyip içerek organlarını tahrip etmişse, zamansız ve yersiz akciğer, şeker, tansiyon, kalp… hastası olmuşsa; biraz gayretle geliştirebileceği faydalı yeteneklerini köreltmişse, zamanını boşa geçirmişse bu insan da kendisini sevememiştir, sevmeyi bilememiştir. Bundan dolayıdır ki, insana kendisini ve başkalarını nasıl sevmesi gerektiğinin öğretilmesi gerçekten çok önemli olup bunun yegane yolu da çok iyi programlanmış bir eğitimden geçmektedir.


Bir kere insan; vücudunun, sağlığının Cenab-ı Allah’ın bir emaneti, kendisinin ise çok değerli bir varlık (eşref-i mahluk) olduğunun farkında, bilincinde olacak ve sağlığını, vücudunu korumadığı takdirde sonuçlarının neler olacağını bilecek ki kendisini gereği gibi sevsin ve korusun. Bu ise öğrenilmekle, eğitimle olur.


İkinci olarak ana-babaların evlatlarını, çocukların da ailelerini sevmeyi bilip bilmediklerine bakalım. Bu sorunun cevabı biraz daha karmaşık ve zordur. Çünkü verilecek cevabın tabii olarak insanın yaşına, yaşanılan ortama, imkanlara… göre farklı olması muhtemeldir. Buna rağmen yine de aşağı-yukarı herkes için geçerli olabilecek bazı ölçüler koymak mümkündür.


Şöyle ki: Anne-babaların çocuklarına karşı sevgilerinin öncelikli ölçüsü; çocuklarını her türlü olumsuzluklardan korumaya ve onları sağlıklı, ahlaklı, bilgili, becerikli, yetenekli, cesur, dindar… olarak yetiştirmeye yönelik yaklaşımlar olmalıdır. Bu ölçüye göre her ebeveyn kendine şu soruları sormalıdır: “Biz çocuklarımızın karnını doyurmaya, onları giyindirmeye… gösterdiğimiz hassasiyeti; onların beyinlerini, gönüllerini doyurmaya, faydalı bilgilerle, güzel ahlak ve yeteneklerle donatmaya da gösterdik mi acaba?”


“Çocuklarımızı seviyoruz derken; fazlaca şımartıp bencil, sorumsuz, söz dinlemez bir hale mi getirdik? Terbiye ediyoruz derken; korkak, ürkek, çekingen, pısırık, silik bir kişilik mi kazandırdık? Koruyoruz derken; beceriksiz, yeteneksiz, özgüvensiz olmalarına sebep mi olduk? Yoksa onları çok sevdiğimizden(!) her isteklerini yerine getirerek doyumsuz, hırçın uyumsuz bir insan olmalarına yol mu açtık?...”


Bu ve buna benzer sorulara müspet cevaplar verebiliyorsak: “Biz çocuklarımızı sevmemiz gerektiği gibi sevebilmişiz” diyebiliriz. Yok eğer, vereceğimiz cevaplar olumlu değil ise o zaman vay halimize! Biz çocuklarımızı sevmeyi bilememişiz, onları seviyoruz derken maalesef mahvetmişiz. İşte bu hataya düşmemek için çocuklarımızı nasıl vermemiz gerektiğini mutlaka doğru bir şekilde öğrenmeliyiz.


Evlatlar da ailelerini sevip sevmediklerini kendi kendilerine “Ben annemi, babamı, kardeşlerimi seviyorsam onların gönlünü hoş tutmalıyım. Anneme ve babama saygıda asla kusur etmemeliyim; onlara “öf!” bile dememeliyim. Bende görmek istedikleri güzel meziyetlerle donanmalıyım” diye düşünmeli ve bu doğrultuda gayret göstermelidirler.


Gelelim eşlerin birbirlerini sevmelerine: İnsan elbette eşini sever, sevmelidir. Fakat sevginin içine saygıyı katmayı asla ihmal etmemelidir. Ailede mutluluk ancak şuurlu sevgi ve saygı ile mümkündür. Gerçek sevgiye ise eşlerin kendi benliklerinden sıyrılmalarıyla ulaşılabilir ancak.


Eşlerin her biri diğerini kendisine tabi kılmak, haksız ve lüzumsuz beklentilerini eşinde aramak yerine eşinin haklı beklentilerine cevap vermeye, eşine uyum sağlamaya çalışmalıdırlar.


Seven insan kendi nefsani hareketlerini ve isteklerini unutup sevdiğine tabi olur. İki seven birbirine teslim olacaklar ki sevginin ürünü olan başarı ve mutluluk ortaya çıksın.


Oksijen ve hidrojen kendi kimliklerinden (benliklerinden) fedakarlık yaparak “H2O” olup kaynaşarak biri diğerinde yok olmasaydı hayat kaynağı “SU” meydana gelebilir miydi? Tohum toprağa teslim olmasaydı, toprak da kendisinde bulunan nemi, ısıyı, muhtelif mineralleri tohumdan esirgeseydi; o güzelim, verimli buğday bitkisi meydana gelebilir miydi hiç? Elbette meydana gelemezdi ve tohum toprakta çürür giderdi.


İşte bunun gibi iki seven-sevilen birbirleriyle kaynaşarak, biri diğerinde yok olacak ki sevginin meyveleri ortaya çıksın.


Sevgiyi yakalamanın, devam ettirmenin ve çoğaltmanın yegane yolu ilişkilerimizin başlangıcında ve sonrasında temele sevgiyi koymaktır. Bu temel üzerine iyilikleri, ilgiyi, nezaketi ve saygıyı yerleştirmek sevgiyi sürekli kılar. Sevdiğimizle ilgilenmek, sevgide ciddiyet, sevdiğimize ikramda bulunmak, doğru iletişim kurmak ve bunlara ilaveten gösterilecek hoşgörü ve nezaket tabandaki sevgiyi canlı tutar, güçlendirir, harekete geçirir; olumlu neticelerin, güzel eserlerin, başarı ve mutluluğun yolunu açar.


Ailede sevmeyi bilmede ve öğrenmede öncelikle annelerin rolü çok büyüktür. Çünkü anneler yaratılışları gereği; sevgiye, şefkate, merhamete, zarafete, nezakete, yumuşaklığa, fedakarlığa… daha yatkındırlar. Anne bu özelliklerini bilinçli bir şekilde değerlendirebildiği takdirde aile bir sevgi-saygı yumağına bürünür Allah’ın (cc) izniyle.


Sevmek ve sevilmek güzel şeydir. Akıllı insan güzele talip olur; güzeli arar, bulur, yaşar ve yaşatır.


Cenab-ı Allah (cc) cümlemizi sevmeyi bilen ve sevilmeyi hak eden mesut ve bahtiyar kullarından eylesin. Amin. 02.02.2007

BU YAZARIN TÜM YAZILARI

» "BEN!.."DEDİKÇE KAYBEDENLER
» ADIYAĞA EVRENSEL DEĞERLER SİSTEMİ
» ANNE OLMAK
» BABA OLMAK
» BİR ÇOCUĞUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ VE HAL-İ PÜR MELALİMİZ
» ÇERKES TOPLUMUNUN "ÖNDER" SORUNU
» DÜNYA ÇERKES BİRLİĞİ KONGRESİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
» DÜŞMANLIĞA DÖNÜŞEN RUS-ÇERKES DOSTLUĞU VE BUGÜN
» GARİP BİR ÜLKE MASALI
» HERKES KENDİNE YAKIŞANI YAZAR, SÖYLER(!)
» İNSAN OLMAK
» KADINLARIMIZIN KADRİNİ BİLMEK
» KAYSERİ KAFKAS DERNEKLERİ KIŞ UYKUSUNA MI YATTI?
» MUTLULUĞUN KAYNAĞI HAYATI DOĞRU OKUMAKTIR (*)
» OKULLAR AÇILIRKEN ANNE BABALARIN DİKKATİNE!
» ÖZGÜRLÜĞE AÇILAN PENCERE
» SEVMEYİ BİLMEK (2)
» SEVMEYİ BİLMEK ( I.)
» SOSYAL HAYATIN İÇ KURDU - KİBİR
» ŞAMİL TAYYAR'A SORUYORUM: YANLIŞ KONUŞAN DOĞRU ANLAŞILIR MI?
» TÜRKİYENİN VE TÜRK HALKININ ÇIKMAZI
» VATANDAŞ OLMAK
» YALAN ÜZERİNE TARİH YAZILMAZ !..
» ZAMAN GAZETESİNE KINAMA
» ZAMANI GELİNCE EVLENMEK

YORUMLAR

Yorum bulunamadı!

YORUM YAZIN

Ad-Soyad:
E-Posta:
Mesaj:

KÖŞE YAZILARI
Avrupalı Cerkeslerden, Avrupa Parlamentosunda Konferans
D Ö N Ü Ş
Panorama
Ulusumuzun Başı Sağolsun
Dünden Bu Güne Dönüş - 2
Ölümünün 137. Yıldönümünde İmam Şamil'i Anmak Ve Anlamak
Yanlı Medya Mı, Gürcistan Komünist Partisimi Doğru ?
Derin Çerkesler ...
Kentleşme Ve Biz..
Şamil Tayyar'a Soruyorum: Yanlış Konuşan Doğru Anlaşılır Mı?
Nefo'nun Ayakkabıları
Amerikan Rüyası Gerçekleşti Ya Bizim Rüyalarımız Yok Mu ?
Çeçenistan Da Her Şey İyiye Gidiyor(muş)
Kaffed Formunun Zirvesinde
İmam Ahmed'in Mezhebi
Kafkasya Kafkasya Halklarınındır.
Türkiye'nin Birlik Ve Bütünlüğü İçin Son Şans
Derneklerimiz Başkanlarımız Ve Biz
FORUMLARDAN

© 2005-2008 Kafkas Diasporası & Aksi belirtilmeyen tüm yazıların yayın hakları sitemize aittir. Kaynak gösterilmek koşuluyla alıntı yapılabilir.
   SİTEMİZİN HİÇBİR DERNEK VE VAKIFLA İLİŞKİSİ YOKTUR

Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.En iyi görünüm için 1024x768+ ekran çözünürlüğü ve Mozilla Firefox tarayıcı kullanmanız tavsiye edilir.

PASİFİK YATIRIM LTD.ŞTİ. www.mobilyarehberi.com www.BerkmaX.com www.36hafta.com

 

counter easy hit

Istatistik