Sünnete uymanın Allah'a ve ahiret gününe inananlara farz olması ile olarak ;
Ebu Hureyre’den-Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunan bir hadiste,Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-şöyle buyurmaktadır:
“Her kim bana itaat ederse, Allâh’a itaat etmiş sayılır. Her kim de bana isyan ederse, Allâh’a isyan etmiş sayılır.”
Buhârî ve Müslim
Ebu Hureyre’den-Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunan başka bir hadiste Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır :
“Emir ve yasaklarımı kabul etmeyip onlardan yüz çevirenler-den başka ümmetimin hepsi cennete girecektir. Sahâbe: Ey Allah’ın Rasûlü! Emir ve yasaklarını kabul etmeyen kim olabilir? dediler. Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-:Bana itaat eden cennete girer, emir ve yasaklarımı kabul etmeyip bana isyan eden de benden yüz çevirmiş demektir.” Buhârî buyurdu.
Mikdâm b. Ma’dîKerib’den-Allâh ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır :
“Biliniz ki bana, Kur’an ve onun benzeri (hadîs) verilmiştir. Dikkat edin ki karnı doymuş bir kişi koltuğuna yaslanıp: ‘Bu Kur’an’a sarılın.Onda helâl bulduğunuzu helâl,haram bulduğu-nuzu da haram kılın’ diyeceği vakit yakındır.”İmam Ahmed,Ebu Dâvûd ve Hâkim sahîh bir senedle rivâyet etmişlerdir.
İbn-i Ebî Râfi’, babasından rivâyet ettiğine göre, Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır:
“Sizden birinizi koltuğuna yaslanmış bir halde, kendisine yapmasını emrettiğim veya yasakladığım bir şey hakkında sorulduğunda ‘Biz Kur’an’da neyi bulursak ona uyarız, başkasını bilmeyiz’ diyerek sünnetimi inkâr ettiğini görmeyeyim.”Ebu Dâvûd ve İbn-i Mâce sahîh bir senedle rivâyet etmişlerdir.
Hasan b. Câbir-Allah ondan râzı olsun-, Mikdâm b. Ma’dî Kerib’i-Allah ondan râzı olsun- şöyle derken işittim, der:
“Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- Hayber savaşında bazı şeyleri haram kıldıktan sonra şöyle buyurdu:
“Sizden birinizi koltuğuna yaslanmış halde, benim hükmüm kendisine sorulduğunda beni yalanlayıp, ‘bizimle sizin aranız-da Kur’an hakemdir.Onda neyi helâl bulursak helâl, neyi de haram bulursak haram sayarız’ diyeceği vakit yakındır.İyi biliniz ki Rasûlullah’ın haram kılması Allah’ın haram kılması gibidir.”Hâkim,Tirmizî ve İbn-i Mâce sahîh bir senedle rivâyet etmişlerdir.
Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’den rivâyet olunan mütevâtir hadislerde hutbesinde ashâbına hazır bulunanın, hazır bulunmayana duyduklarını tebliğ etmesini emrederek
şöyle buyururdu: “Olur ki tebliğ edilen kimse, bizzat işiterek tebliğ eden kimse-den daha iyi anlayıp kavrayabilir.”
Bu hadislerin birisinde, Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-Vedâ haccında, Arefe ve bayramın birinci günü insanlara hitap ettiğinde şöyle buyurmuştur :
“Hazır bulunan, hazır bulunmayana tebliğ etsin.Olur ki tebliğ edilen kimse, bizzat işiterek tebliğ eden kimseden daha iyi anlayıp kavrayabilir” Buhârî ve Müslim
Eğer Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’in sünneti, O’nu işiten ve kendisine tebliğ edilen kimseye delîl olmayıp kıyâmete kadar kalıcı olmasaydı, sünnetini başkasına tebliğ etmesini ashâbına emretmezdi. Bundan da anlaşılmaktadır ki Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’in sünneti, onu bizzat kendi ağzından işiten sahâbe ile kendilerine sahih senedlerle nakledilen nesiller için bir delîldir.
Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashâbı, onun sözlü ve fiilî sünnetlerini ezberlemişler ve kendilerinden sonra gelen tâbiîne, onlar da kendilerinden sonra gelenlere tebliğ etmişlerdir. Aynı şekilde güvenilir İslâm âlimleri, O’nun sünne-tini nesilden nesile ve asırdan asıra naklederek kitaplarda derleyip toplayarak sahihini zayıfından ayırt edip açıklamış, sünnetin sahihini zayıfından ayırt edebilmek için de arala-rında bilinen kanun ve ölçüler koymuşlardır.
Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerim ile oynamak isteyenlerin şerrinden, dinsizlerin küfründen ve tahrip etmek isteyenlerin tahribinden Kur’an-ı Kerîmi koruduğu gibi, İslâm âlimleri, de Buhârî ve Müslim’in sahihleri ile diğer âlimlerin hadis kitap-larını elden ele dolaştırıp ezberleyerek Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’in sünnetini muhafaza etmişlerdir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
“Şüphesiz ki Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik.O’nu (bir değişikliğe uğratılıp ilâve edilmekten veya
noksanlaştırılmaktan veyahut da bir kısmının kayba uğramasından) koruyacak olan da biziz.” Hicr Sûresi: 9
Şüphesiz ki Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’in sünneti, Allah tarafından inen bir vahiydir. Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerimi koruduğu gibi sünneti de korumuş, onu tahrifçilerin tahrifinden ve câhillerin bâtıl tevilinden korumak için, onla-rın ileri sürdükleri şüpheleri ortadan kaldıran âlimleri bu işe hazır kılmıştır. Câhil, yalancı ve inkârcıların sünnete yama-maya çalıştıkları her iftira ve yalanı bu âlimler bertaraf edip çürütmüşlerdir. Çünkü Allah Teâlâ, sünneti Kur’anın tefsîri ve Kurandaki özetle bildirdiği hükümlerin açıklayıcısı kılmış, buna ilâve olarak, Kur’anda zikretmediği başka hükümleri sünnet aracılığıyla bildirmiştir.
Buna örnek olarak şu hükümleri gösterebiliriz:
Süt emzirme ve mîras ile ilgili hükümler, bir kadını halası veya teyzesi ile aynı nikâh altında tutmak gibi diğer hükümler Allah Teâlâ’nın azîz kitabında belirtilmemiş, bilakis sahîh sünnetle açıklanmıştır.
Örneğin;
Ebu Hureyre’den-Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğu-na göre, şöyle der:
“Rasûlullah-sallallaahu aleyhi ve sellem- vefât ettikten sonra, bazı Araplar dinden dönünce, Hz.Ebu Bekir-Allâh ondan râzı olsun- şöyle dedi: “Allâh’a yemin ederim ki namaz ile zekâtı birbirinden ayırt edenlerle savaşırım”.
Bunun üzerine Hz. Ömer-Allah ondan râzı olsun- Hz. Ebu Bekir’e: “Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-:
“Lâ ilâhe illallah’ deyinceye kadar insanlarla (müşriklerle) savaşmakla emrolundum. Bunu derlerse, kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Ancak İslâmın hakkı bundan müstesnâdır.”Buhârî ve Müslim
buyurduğu halde, sen sadece zekât vermek istemeyen insanlarla nasıl savaşırsın? deyince, Hz.Ebu Bekir O’na:“Zekât, İslâm’ın hakkı değil midir? Allah’a yemin ederim ki Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’e vermiş olup da bana vermek istemedikleri bir yular dahi olsa vermediklerinden dolayı onlarla savaşırım” karşılığını verdi.
Hz. Ömer-Allah ondan râzı olsun-: “Nihâyet Allâh Teâlâ Ebu Bekir’in gönlünü savaş için açmış ve O’nun haklı olduğunu anladım.” dedi.
Nitekim sahâbe, dînden dönenlerle savaşmak için tekrar İslâma dönünceye kadar Hz.Ebu Bekir’e destek olup onlarla savaştılar. Dönmemekte ısrar edenleri öldürdüler.Bu olay, Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’in sünnetinin ne kadar önemli ve sünnete göre hareket etmenin farz olduğuna apaçık bir delîldir.
Bir nine, Hz. Ebu Bekir’e-Allah ondan râzı olsun- gelerek mîrastaki payını sordu. Hz. Ebu Bekir ona :
“Allah’ın kitabında sana hiçbir pay yoktur.Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in senin için birşey tâyin ettiğini de bilmiyorum. Bunu insanlara (sahâbeye) soracağım” dedi.
Ardından meseleyi sahâbeye sordu. Sahâbeden bazıları Hz. Ebu Bekir’in yanında Rasûlulllah-sallallahu aleyhi ve sellem-’in nineye altıda bir (1/6) pay verdiğine şâhitlik ettiler. Bunun üzerine Hz.Ebu Bekir nineye bu payı vermiştir.
Hz.Ömer-Allah ondan râzı olsun- vâlilerine insanlar arasında Allah’ın kitabı ve Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’in sünnetiyle hüküm vermelerini vasiyet etmiştir.
Başkasının zorlamasıyla çocuğunu düşüren kadınla ilgili hüküm Hz.Ömer’e-Allah ondan râzı olsun- karmaşık gelince, sahâbeye sordu. Sahâbeden iki kişi Muhammed b. Seleme ve Muğîre b. Şu’be-Allah her ikisinden de râzı olsun- Hz. Ömer’in yanında, Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’in bu hususta bir köle veya câriyenin hürriyetine kavuşturulması gerektiğine hük-mettiğine şâhitlik edince, Hz. Ömer öyle hüküm vermiştir.
Bir kadının, ölümünden sonra kocasının evinde iddet beklemesinin hükmü Hz.Osman’a-Allah ondan râzı olsun- karmaşık gelince, Mâlik b. Sinân’ın kızı, Ebu Saîd’in de kız kardeşi olan Ferîa-Allah her ikisinden de râzı olsun-, kocasının ölümünden sonra, Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’in, iddeti bitinceye kadar kocasının evinde beklemesini kendisine emrettiğini Hz. Osman’a haber verince, Hz. Osman da bu şekilde hüküm vermiştir.
Yine Hz. Osman-Allah ondan râzı olsun-, şarap içtiği için Velîd b. Ukbe’ye sünnetin hükmü gereği had cezâsını uygulamıştır.
Hz.Ali-Allah ondan râzı olsun-, Hz. Osman’ın temettu haccını yasakladığı haberini alınca, O’nun aksine temettu haccına niyetlenerek şöyle demiştir:
“Ben, insanlardan herhangi birisinin sözünden dolayı Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’in sünnetini bırakamam.”
Sahâbeden bazıları, Hz.Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in-Allah ikisinden de râzı olsun- ifrâd haccını güzel gördüklerini söyleyerek, temettu haccı yaptığı için Abdullah b. Abbas’a-Allah ondan ve
babasından râzı olsun- itiraz ettiler. Bunun üzerine o şöyle demiştir:
“Başınıza gökten taş yağmasından korkulur. Ben size, Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu diyorum, sizler Ebu Bekir ve Ömer böyle dedi, diyorsunuz.”
Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in-Allah her ikisinden de râzı olsun- sözlerine uymakla sünnete aykırı davranarak cezâya çarp-tırılmaktan korkulursa, onlardan daha düşük durumda olan veya kendi basit görüş ve ictihadına bakarak sünnete aykırı hareket edenlerin hali nice olur?
Sahâbeden birisi Abdullah b. Ömer-Allah ondan ve babasından râzı olsun- sünnetle ilgili bazı meselelerde tartışınca, o adama şöyle demiştir:
“Bizler, Ömer’e mi yoksa sünnete mi uymakla emrolunduk.”
İmrân b. Husayn-Allah ondan râzı olsun- sünnetten bahse-derken, orada bulunanlardan birisi:
“Bize Allâh’ın kitâbı Kur’an’dan haber ver” deyince, ona hiddetlenerek şöyle demiştir:
“Sünnet, Kur’an’ın açıklamasıdır.Şayet sünnet olmasa idi, öğle namazının farzının dört, akşam namazının farzının üç, sabah namazının farzının iki rekât olduğunu, zekât ve diğer konularla ilgili hükümleri detaylı olarak bilemezdik.”
Sünnetin yüceltilmesi,sünnete göre hareket etmenin farz oluşu ve ona aykırı hareket etmekten sakındırmakla ilgili olarak sahâbeden birçok eser nakledilmiştir.