![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
DEMOKRASİ YOLUNDA ENGELLEMELER VE AYDINLARIMIZGÜNCEL OLAYLAR ANZOR KEREF 17 Kasım 2005 kerefs@yahoo.com Türkiye son günlerde hızlı bir kutuplaşmanın içinde çalkalanıyor. Emperyalizmin ve tepkici Kürt aydınlarının desteklediği Kürt milliyetçiliğini, 80 küsur yıldır süregelen, devlet ve Kemalist aydınlar destekli Türk milliyetçiliğinin yarattığını söylemek sanırım safdillik olmaz. AKP hükümetine gelinceye kadar yönetimi elinde tutan Kemalist elitler, bu hükümetin politikalarının, “beklenenin aksine” Avrupa Birliği sürecini hızlandırması karşısında, ne yapacağını şaşırmış bir halde ırkçı- milliyetçi yüzlerini bir kez daha, “hatta bu kez çok daha güçlü şekilde” ortaya dökmeye başladı. Ulusal Sol söylemiyle hareket eden “nasyonal sosyalistler” panik halinde “Kuva-i Milliye” naraları atarken, ülkeyi yöneten iktidarla birlikte hareket eden İslamcı kesimler de hızla alternatif burjuvazisini yaratmaya koyuldu. Ortalığı kaplayan bu toz duman içinde boğulup giden sıradan vatandaşın ise şimdilik sığınabileceği hiçbir kapı yok gibi görünüyor. Turkiye’de gerçek sol yok oluyor. Devrimci solu temsil eden gruplar, dünyadaki değişimlere ayak uyduramadıkları için ne yazık ki, güçlerini yitirip marjinalleştiler;sesleri kendilerinin bile duyamayacağı kadar kısıldı. Açık ve koyu sarı sendikalar ise ağalarını beslemekle meşguller. ULUSALCILAR VE EDEBİYAT Dünyada düşünsel bazda olağanüstü değişimler yaşanırken ülkemizde, sanki 1930’lu yıllara dönülmüş ve o günlerin “kafatası ölçen” zihniyetlerini aratmayacak tarzda ve hiçbir edebi değer taşımayan, şoven-milliyetçi bir takım romanlar, bilim kurgular vs. satış rekorları kırıyor. Ülkücülere rahmet okutacak yeni ULUSALCILAR peyda oldu; geleneksel ırkçılar, solcu kisvesi altında ırkçılık yapan “sosyal demokratlarımız”ın bu performansı karşısında ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. Yakın zamanda, altlarından hızla kayıp giden zemini kurtarmanın telaşına girerlerse hiç şaşmamak gerekir. KEMALİSTLERE KARŞI APOCULAR VE BİZ “DİĞERLERİ” Kemalist milliyetçiler apocu Kürtler’e tepkileniyor, Apocular da Kemalist Türkçüler’e. Sonuçta sapla saman birbirine karışıyor. Ezilen ise tüm Türkiye halkları olmaya devam ediyor. Bir taraf M.Kemal’i tabulaştırmış,karşı taraf da Apo’yu tabulaştırma yolunda. Hani M. Kemal taraftarlarını anlayabiliriz de, yakalanır yakalanmaz, “ben devletime hizmete hazırım” diyerek ilk itirafını yaparken iliklerine kadar işlemiş korkusu yüzüne vuran, görüntü itibari ile de psikolojik durumunun hiç de normal olmadığı kolayca anlaşılan diğer lideri, gerçekten aydın olan Kürtlerin nasıl savunduklarını bir türlü anlayamıyoruz.. Lider, her kayıt ve şart altında onurlu olabilmelidir. Böyle bir lider için insanların kendini yakması anlaşılır gibi değil. Kürtçü ve Türkçüler kapışmış; biri öbüründen haksız ve arsız ülkeyi çalkalıyorlar. AB adaylığı, iyiye gittiği söylenen ekonomi, demokratik hakların yavaş yavaş yerleşmesi bunların umurunda değil. Kemalistler onyıllardır sömürdükleri ülkede gücün ellerinden kaydığının telaşı içinde, aşırı milliyetçilkten medet umuyorlar. “DİĞERLERİ yani SESSİZ ÇOĞUNLUK” da ne yapacağını,nasıl davranacağını bilemez halde. Kavramların içi boşalıyor, her şeyin doğrusu bir köşeye atılmış durumda. Solcular ulusalcı olmuş, İslamcılar demokrat… DERİN DEVLET TATİL YAPMAZ Böyle bir ortamda derin devletin boş durması beklenebilir mi? Derin devlet de boş durmuyor.Şemdinli’de başlayan olaylar tüm yurda yayılma eğilimi gösteriyor. Onlarca yıldır yapılanlar,sanki ilk kez duyuluyormuş gibi bir tepkiyle karşılaşıyor. Tam da Türkçü ve Kürtçülerin istediği provokatif bir ortam yaratılmış durumda. ORAN, KABOĞLU VE TÜRKİYELİLİK RAPORU Bu arada Radikal’in 16 kasım sayısında “Azınlık Raporu”nu hazırlayan prof. B.Oran ve Prof. İ.Kaboğlu hakkında beşer yıla kadar hapis istemiyle dava açıldığını öğreniyoruz. Halkı suç işlemeye tahrik ve devletin yargı organlarını aşağılama suçları isnat ediliyor. Doğru, halkı suç işlemeye tahrik ettiler. Bu satırların yazarı da bu savı doğrular şekilde suç işledi ve görüşlerini Radikal İki’de 31.10.2004’te ifade etti. Ama devletin yargı organlarını nasıl aşağıladıklarını doğrusu anlayabilmiş değilim. İddianamede, Oran ve Kaboğlu’na ülkeyi işgal altına sokan ve ‘vatan hainliği’yle eşdeğer tutulabilen Sevr Anlaşması’ndaki hükümlere benzer örneklemelerde bulunmak gibi çok ağır suçlamalar yöneltilmiş. “TÜRK ETNİK BİR KAVRAM DEĞİLDİR” YALANI Savcılık Türk kelimesinin etnik-sosyolojik bir anlamı olmadığını belirtmiş. Hukuki anlamda, etnik kökeni ne olursa olsun bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına Türk dendiği belirtilmiş. İşte bütün sorunun ana kaynağı bu iddia; bu mesnetsiz yalan. Hani sıkışınca tüm Türkçü elitlerin kendileri de inanmasalar ve yarı cahil kesimin bilgisizlikten, ağızlarına sakız ettikleri sav. Herkesin çok iyi bildiği gibi bu sadece bir aldatmacadan ibaret; koca bir yalan. Türk kelimesinin sadece etnik Türkleri ifade için kullanıldığını, yalnızca TC.’nin başka ülkelerdeki halklarla ilişkilerinden bile gayet net görebiliriz. Örneğin Irak’ta Türkmenler ve Kürtler ,her iki etnik grubun da kardeşleri TC.de yaşamasına karşın, eşit olarak ele alınmaz ve Kürtler dışlanırken, Türkmenler sözde de olsa, gayrı resmi de olsa desteklenir. Aynı durum Balkan ver Kafkas ülkelerinde de söz konusu olmaktadır. Örneğin, Kuzey Kafkasya’da Türki dil konuşan Karaçay ve Balkarlar onları kendilerinden sayan Çerkesler’e karşı bu devlet ve devletin derin organlarınca kışkırtılmakta ve kullanılmaktadır. Aralarında dil dışında hiçbir ayırım olmayan, Türki dilli halklarla, Kafkas dili konuşanların arasına sokulan nifak da en çok sömürgeci Rusya’nın işine yaramaktadır. Durum Türkiye’nin ve Kafkas halklarının tamamen aleyhine gelişmektedir. Duygusal ve şoven tavırlar böylelikle katlanarak Türkiye ve bölge halklarına zarar vermektedir. Kürtlerin bugün geldikleri noktada bu iki yüzlü politikaların da elbette büyük etkisi vardır. Ancak Kürt aydınlarının,aydın olma bilinciyle davranıp, aynı hatalara izin vermemesi şarttır. Bu cinnet hali her hal ve şartta yok edilmelidir. SONUÇ VE DİLEK 1923’ten başlayarak,öncelikle Çerkes, daha sonra Kürt halklarının Kemalist yönetimler tarafından dışlandığı ve ciddi haksızlıklara uğratıldığı bilinen bir gerçektir. Asimilasyon ve Türkleştirme politikaları kesintisiz sürmektedir. Okullarda hala küçücük çocuklara “ne mutlu Türküm diyene” teranesi okutulmakta, çocuklarımızın ruhsal dengeleri altüst edilmektedir. Bu politikalar artık bitmelidir. Demokrasi yolunda kazanımlar getireceğine inandığımız AB yolunda ciddi adımlar atılmışken, türban, derin devlet, yükselen Türk ve Kürt milliyetçiliği ülkemizin en büyük sorunları haline getirilmiştir. AB karşıtları bu gelişmeler karşısında zil çalıp oynamaktadır. Ama, çözüm sadece ve sadece DEMOKRASİ’dedir. Bunu ister AB ile, ister kendi kendimize, mutlaka gerçekleştirmeliyiz. Başka çıkış yok. BU YAZARIN TÜM YAZILARI» ASLİ UNSURLAR VE DİĞERLERİ YORUMLARYorum bulunamadı!
YORUM YAZIN
|
|
© 2005-2008 Kafkas Diasporası &
Aksi belirtilmeyen tüm yazıların yayın hakları sitemize aittir. Kaynak gösterilmek koşuluyla alıntı yapılabilir.
SİTEMİZİN HİÇBİR DERNEK VE VAKIFLA İLİŞKİSİ YOKTUR
Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.En iyi görünüm için 1024x768+ ekran çözünürlüğü ve Mozilla Firefox tarayıcı kullanmanız tavsiye edilir.
İletişim ; 0352 3204030 - Cep Telefon ; 0530 4336701
PASİFİK YATIRIM LTD.ŞTİ. www.mobilyarehberi.com www.BerkmaX.com www.36hafta.com