![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
ÇERKES ULUSAL SORUNU ÜZERİNE GÖRÜŞLERYalçın Karadaş Anzor Keref 18-4-2007 Amaç Bu yazı Çerkes Ulusal Sorunu üzerine düşünce ve çözüm önerilerini kamuoyuna aktarmak için kaleme alınmıştır. 2005 yılını bitirip 2006 yılına girmeye hazırlandığımız şu günlerde, Kafkasya halklarının içinde bulunduğu belirsiz ve provokatif ortam; farklı görüşlerin ivedilikle tartışılmasını, bu tartışmalarda üretilen günümüze ve geleceğe ilişkin çözüm önerilerinin, aynı ivedilikle hayata geçirilmesini kaçınılmaz kılmaktadır. İnsan hak ve özgürlüklerinin önündeki engellerin şiddetle sorgulandığı ve mahkûm edilmeye çalışıldığı böylesi bir dönemde, göz göre göre yok olma noktasına gelen Kafkasyalılar’ın, bizzat kendi aydınlarının “somut ve uygulanabilir” projelerine gereksinimi vardır. Anavatan ve diasporada yaşayan Kafkas aydınları arasında, hiç zaman yitirilmeden diyalog kurulmalı ve ortak paydalarda işbirliği yapılmalıdır. Tespit ve Önermeler 1-Kafkasya Rus Toprağı Değildir. 15.yüzyılda başlayıp,19.yüzyılda bittiği söylenen, ancak günümüzde de sürmekte olan Kafkas- Rus Savaşları’nın bir sonucu olarak, emperyalist Rusya Devleti, masallar ve mitler ülkesi Kafkasya’yı sömürgeleştirmiş, halklarını sürgün ve soykırımlarla, “nerdeyse artık hiçbir zaman özgür yaşayamayacakları” bir konuma sürükleme çabası içine girmiştir. Kafkasya, 1864 Mayıs ayından günümüze dek, Sovyet Dönemi’nin kısa bir aralığı dışında, Rus yönetimleri tarafından her zaman sömürge politikaları ile yönetilmiş, Kafkas halkları da, baskı, zulüm ve soykırım dahil olmak üzere, her türlü faşizan yöntemle sindirilmeye çalışılmıştır. Sıcak denizlere ulaşmış Büyük Rusya’yı oluşturma sevdasındaki teorisyenler tarafından bu da yeterli görülmemiş, üzerinde yaşayan halkların iradesi tamamen gözardı edilerek, Rus Devleti’nin tüm olanakları seferber edilip, Kafkasya’nın tarihsel Rus toprağı olduğu tezi ısrarla işlenmiş ve işlenmektedir. 2006 yılına girme hazırlığı yaptığımız bu günlerde de, Rusya’nın acımasız politikalarında değişen hemen hiçbir şey yoktur. Çeçenler için sıcak, diğer Kafkas halkları için soğuk; yok etme, yok sayma, sindirme ve kişiliksizleştirme politikaları Rusya devleti tarafından sistematik olarak sürdürülmektedir. 2-“Gönüllü Birliktelik”, “Gönüllü Göç” ve “Ubıh Halkı Yeryüzünden Silinmiştir” Tezleri Gerçek Dışıdır. Hiçbir Kafkas halkı kendi rızası ile Rus devleti ile bir arada olmamıştır ve gönüllü olarak topraklarından göç etmemiştir. Gönüllü göç olarak lanse edilmeye çalışılan halklar da, Rus devletinin baskıcı politikaları nedeni ile topraklarını terk etmek zorunda kalmıştır. Dilleri bugün istisnalar dışında konuşulmuyor olsa da, Ubıh Halkı, Diaspora Çerkesleri arasında artarak varlığını sürdürmektedir. Kaldı ki, Ubıh dili konuşan yaşlılar hala hayattadır. Bu dile gönül vermiş bilim adamları, rahmetli Tevfik Esenç ile başladıkları çalışmaları günümüzde de azimle sürdürmektedirler. Ubıh dilinin tekrar yaşamın içinde yer alması “şartların olgunlaşması”na bağlıdır. Başta Soçi olmak üzere Ubıh halkının topraklarına bir oldu bitti ile sahip çıkan Rus devletinin politikalarına karşı söylem ve eylemler geliştirilmelidir. 3-Hiçbir Kafkas Halkı Rus Devleti ile Gönüllü Olarak Bir Araya Gelmemiştir. Kafkasya Rus Devletinin Sömürgesi, Kafkas Halkları da Sömürge Halklardır. Bugün Kafkas halklarının tamamı Rusya’nın 2.sınıf vatandaşıdır. Buna uygun muamele görmekte, ayırımcılık ve aşağılamaya tabi tutulmaktadır. Rusya Devleti bünyesinde “kendi rızası ile” yer alan tek bir halk bile yoktur. Aynı durum, ezilen, sömürülen, sıradan Rus halkı için de geçerlidir. Rus halkı da dahil olmak üzere, Rusya Federasyonu (RF) bünyesindeki tüm halklar, yüzyıllardır zorba, yayılmacı, insan sevgi ve saygısından uzak, iki yüzlü devlet politikalarının kurbanı durumundadırlar. Muazzam boyutlarda topraklara ve yeraltı zenginliklerine sahip olan RF’nda ve Federasyon’ a bağlı bütün birimlerde, tüm zenginlikler küçük bir sınıf tarafından hoyratça kullanılmakta, sıradan insanlara yaşamlarını onurlu bir şekilde sürdürebilme olanağı bırakılmamaktadır. Mafyöz devlet sisteminde yer al(a)mayan erkek nüfus yasadışı yollara başvurmak zorunda kalırken, özellikle büyük bir kadın nüfusu 21.yy.’ın modern köleleri haline gelmiştir. Yüzbinlerce kadın yaşayabilmek adına, dünyanın dört bir yanına dağılıp, vücutlarını kiraya vererek ayakta durmaya çalışmaktadır. İlginçtir ki, bu insanlık dışı durum, Çarlık Rusyası’nın şaşaalı günlerine dönme düşleri kuran RF’nun pişkin yöneticilerinin yüzünü kızartmamakta; fuhuş sektörünün malzemesi olan, sömürülen, zavallı Rusya kadınları, yalnızca yaşamlarını devam ettirebilmek adına, bu utanç dolu yaşama razı olmak zorunda bırakılmaktadır. Üstelik, çocukları da Çeçenya’da yürütülen kirli savaşta can verme riski altındadır. Küçük bir kısım insan ise kapitalizmin sahte parıltılarını yakalamanın peşinden bilinçsizce koşmakta; “kutsal Rus devleti” ne kulluk etmeyi sürdürmektedirler. Bu durum Kafkasya’da, Kafkas halkları için çok daha acımasızdır. 4-Rusya Modern Dünyanın Aktif Kolonyal Tek İmparatorluğudur; Adı İster Çarist, İster Stalinist, İster Putinist Olsun. Roma RF dünya barışı ve insanlık onuru önündeki en büyük engel olan dünya güçlerinden birisidir. RF ayırımcılık, insana değer vermeme, sindirme, bölme ve yok etme politikalarının da yüzyıllardır liderliğini yapmaktadır. Çarlık rejimlerinden bugüne değişen pek bir şey yoktur.
Aynı gerçeği birtakım Kafkas aydınlarının hala görmezden gelmesi bile bugünlere nasıl geldiğimizin ve hala çözümü konuşamamamızın göstergelerinden biridir. 5-Kafkasyalılar Sürgünde Yaşadıkları Ülke Yanında Kendi Anavatanlarının Doğal Vatandaşı Olmalı ve Çifte Pasaport Hakkına Sahip Olmalıdırlar. Abhazya devleti çifte vatandaşlık ve pasaport için yapacağı çalışmalarla “ne kadar devlet olduğunu” ispat edebilecek şansa sahiptir. Abhazya bu konuda ilk somut adımı yakın zamanda atmıştır. Aydınlar ve Kafkas örgütlenmeleri uluslararası arenada bu tezleri yaşama geçirecek çalışmaları yoğunlaştırmalıdır. 6-Kafkasya’nın Otokton Halkları Olan Abhaz, Adığe ve Ubıhlar Sürgün Halklardır. Bu Gerçeğin Uluslararası Tescili, Bölgede Barış ve İstikrar İçin Yaşamsal Önemdedir. Başta bu halkların aydınları olmak üzere, barış, adalet ve eşitlikten yana tüm dünya aydınlarının Çeçenya’daki soykırımın durdurulması kadar önemli bir diğer sorumluluğu da, sürgün halk olduğumuzun uluslararası tescili için akademik ve siyasal boyutlardaki çalışmalarda yer alması, bizzat yapmaları ve önayak olmalarıdır. RF sürgün ve soykırım gerçeğini kabullenmek ve tazmin etmek zorundadır.UNPO kararı ile tescil edilmiş bu gerçeğin gereği tüm alanlarda ivedilikle yerine getirilmelidir. 7-Kafkasya’nın Tüm Halkları Kardeştir ve Sonsuza Dek Birlikte Yaşamalıdır. Etnik kökenleri, dinleri, dilleri ne olursa olsun, tüm Kafkas halklarını birbirine bağlayan tarihi, kültürel ve yaşamsal ortaklıklar vardır. Diyalog ile çözümlenebilecek basit sorunlar nedeni ile bu halklar arasına “mikro milliyetçilik” tohumlarını, düşmanlık tohumlarıyla karıştırarak serpiştiren devletlerin politikalarına dur deme zamanı gelmiş, geçmektedir. Sosyo-ekonomik sorunları kasten yaratıp, artırıp; sonucunda ortaya çıkan ırkçı kışkırtmaları kullanmak emperyalizmin her zaman uyguladığı bir yöntemdir. Aydınlarımızın, bu gerçeğin ayrımına vararak bir araya gelmeleri kaçınılmazdır. Ayrılıkçı mevcut politika ve karşılıklı yok sayma sürdükçe sorunlar derinleşmekte, sömürgecilerin ekmeğine yağ sürülmektedir. Hiçbir devletin piyonu olmak istemiyorsak; otokton, yerli-sonradan gelmiş; Hint Avrupalı-Turani vb. tanımlamaların, Kafkas halkları ve bölge barışı için tehlikeli ayırımlar olduğunu; hiçbir Kafkas halkının diğeri olmadan, ya da diğerini karşısına alarak varlığını sürdüremeyeceği gerçeğini kabul etmeliyiz. Aksine tezleri öne sürenlerin nasıl bir çözüme odaklandıkları tartışılmalıdır. Bir Karaçay ile bir Adığe ve Abaza’nın, bir Kabardey ile bir Balkar’ın, bir Oset ile bir İnguş’un arasında çözümlenemeyecek, hatta düşman olmalarını gerektirecek hiçbir sorun, fark, üstünlük yoktur. Hiçbir halk diğerinden daha az ya da daha çok Kafkasyalı değildir. Biri olmadan diğerinin özgürce yaşamını sürdürme şansı yoktur. 8-Kafkas Diyasporası Anavatan’dan, Anavatan Diyasporadan Ayrı Düşünülemez. Kafkasyalıların diyasporadaki en büyük nüfusu, Avrupa Birliği üyelik ümidi ile de olsa, demokratikleşme yolunda adımlar atan Türkiye’de yaşamaktadır. Kemalizm’in ardına sığınan sözde demokrat özde ırkçı yönetimlerin bugüne dek yapmadıklarını, “dinci” olarak tanımlanan bir hükümetin yapması da ironiktir. Değişimin ve gündemin içinde sağlam ve örgütlü bir şekilde yer almak tarihsel aydın olma sorumluluğumuzdur. Kafkasyalılar, RF’ nun “üniterleşme” ve Kafkasyalıları Çeçenler’den başlayarak yok etme politikaları yanında, Türkiye’deki gelişmelere karşı “belirleyici” güç olma yolunda, kendileriyle benzer sorunları paylaşan halklarla, işbirliğini yükseltmelidir. Kafkas aydınları Anadolu Kurtuluş Savaşı sonrası yaşadıkları Kemalist tasfiye hareketinden ciddi dersler çıkartmalı, örgütlenme ve politikalarını tekrar gözden geçirmelidirler. Kafkasyalı aydınlar, Jakoben Kemalistlerle masaya oturmaya ve Türklerle Kürtler’in ortak eşit “üst kimlik” oldu bittisine, Makyavelist Kürt milliyetçilerinin politikalarına karşı da, Türkiye halkları ile ortaklıklar geliştirmeli ve geri dönülemez kaos ve yıkımlara neden olabilecek düzenlemelere karşı uyanık olmalıdırlar. Bu nedenlerle Kafkasyalıların dünyadaki gelecekleri üstüne, aydınların fikirlerini korkusuzca dile getirebilecekleri bir “arama konferansı” ivedilikle organize edilmelidir. 9-Kafkas Kültür Dernekleri Ulusal Sorunun Çözüm Platformu Olamazlar. Dernekler ile her sorunu çözebileceklerini sanan Kafkasyalılar, bu yanlışa dur deyip, enstitüler açmalı, dillerini okuyup yazmalı, bilim ve kültür alanında yoğunlaşacak gençler yetiştirmelidirler. Ana dille okuma yazmaya ivme kazandırmak için, alfabe konusunda Latin ağırlıklı, Kiril geçişli çalışmayı hızla sonuçlandırmaları gerekmektedir. Kafkasyalı gençlerin mimar, mühendis, doktor, avukat, asker, iş adamı vs. olmak kadar sosyal bilimci, siyaset bilimci, uluslararası ilişkiler uzmanı, akademisyen olmaları teşvik edilmelidir. Dahası; Kafkasyalılar, derneklerinin misyon ve vizyon olmaktan çıkıp illüzyona dönüşen hedeflerini daraltmalı, tanışma, kaynaşma, kültürel çalışmalar yapma dışındaki diğer hedefleri, daha farklı organizasyonlarla gerçekleştirme zorunluluklarının bekleyemez noktaya geldiğini artık kabul etmelidirler. Çerkesler ya da Kafkasyalılar siyasi oluşumların içinde daha aktif yer alma zorunluluğu ile karşı karşıya gelmişlerdir. 10-Kafkasyalıların Diasporadaki Üst Kimliği Olan “ÇERKES” Kavramı Korunmalıdır. 16. yüzyıla kadar tüm Kafkasyalılar için “üst kimlik” olan “Çerkes” kavramı, Rus devletinin Kafkasya’ya sahip olma projesi gereği olarak bu tarihten sonra anlamını yitirdi. 1864 sürgünü ile Kafkasya’dan Osmanlı topraklarına dağıtılan Kafkasyalılar’a 1990’ların başına kadar yine Çerkes kavramı üst kimlik oldu. Bir kısım Kafkasyalılar ve Sovyet tarzı bölünmüşlüğün devamını isteyen güçler sayesinde Çerkes kavramının içi boşaltılmaya başlandı. O günlere kadar Çerkes kimliği ile övünen, başta Karaçaylar olmak üzere, Abaza, Oset ve Çeçen yarı aydınları, sanki daha doğruymuş ve kendilerini özgür kılacakmış gibi, bu ortak kimliği Adığelere bırakıp, kendi mikro milliyetlerini keşfe koyuldular. Bu yanlışta, bir kesim Adige yarı aydınlarının dışlayıcı söylem ve davranışlarının etkisi de yadsınamaz düzeydedir. Rusya’daki ilkel, sadece Rus devletinin bekasına hizmet eden, gerektiğinde piyasaya sürülen mikro milliyetçi politikalar sorgulanmadan kabul görmüştür. Oysa, politik bir tanım da olan Çerkes kimliği, hiçbir Kafkas halkının Çeçen, Oset, Abaza ya da Karaçay olmasına engel değildir. 1992 yılında “mikro emperyalist ve Kafkas kültürünün devletleşmiş tek sahibi olma iddiasındaki Gürcistan yönetimi” Abhazya’yı işgal edince, Abhaz aydınları hızla bu yanlıştan döndü ve tarihsel bir görevi yüzlerinin akıyla yerine getirdiler. Savaş bittiğinde, kardeş Gürcü halkını idare ettiklerini sananlar yenilmiş, Abhaz halkı Çerkes kavramının ayrılmaz bir parçası olan yerine dönmüştü. Aynı durum Oset ve Çeçenler için ne yazık ki böyle sonuçlanmadı. Ancak herşeye rağmen bugün gelinen noktada “birlik” kavramının tüm Kafkas aydınlarınca anlaşılmaya başlandığı memnuniyetle gözlemleniyor. Çeçen ve Oset aydınları “Kafkas Halkları’nın Birliği” kavramının yaşamsal olduğunu anlamış görünüyorlar. 11-Çeçen Halkı Kendi Kaderini Tayin Hakkını Kullanmaktadır; Çeçenlerin Savaşı Cihat Değil, Ulusal Kurtuluş Savaşıdır. Kafkas Halkları Başta Olmak Üzere, Tüm Dünya Çeçen Halkının Yanında Olmalıdır. Çeçenler, 1994-1996 Birinci Çeçen-Rus Savaşıyla başlayıp, 1999’daki İkinci savaşla süren yıllar içinde, desteksiz, dostsuz ve çaresiz yıkıcı bir acının içine düşürülmüşlerdir. Yaşamlarını ve onurlarını devam ettirebilmek adına, Çeçenler’ in bir kesimi Türkiye’deki ırkçı gruplar ve Arap dinci örgütlenmeleriyle bağlar kurmuşlardır. Çeçenya’nın legal hükümetleri ve yöneticileri ile halkın büyük çoğunluğu, “şeriatçı propogandalar”a taviz vermemiştir. Ancak, savaşta büyük acılar çeken, ruh sağlığı zedelenmiş bazı Çeçenler, sivillere yönelik “terör” olarak tanımlanabilecek münferit eylemlerde yer almıştır. Bu nedenle de Çeçenlerin mücadelesi, şekilsel de olsa ulusal kurtuluş savaşından uzaklaşma, “uluslararası dinci terör” kavramına yaklaşma tehlikesi göstermiştir. Anavatan ve diyasporadaki Kafkas örgütlenmelerinin, münferit terör eylemlerinde dinsel motifler kullanılmasını gerekçe göstererek, Çeçen direnişini desteklemekten uzaklaşmaları, pasif ve bazen neredeyse Çeçen halkını ve aydınlarını suçlar yaklaşımları ile tam da Rus devletinin istediği ortam oluşmaya başlamıştır. Dünya aydınları ve Çeçen halkını tanıyanlar iyi bilirler ki, Kafkas kültürünün karakteristik özelliklerini taşıyan Çeçenler’in şeriatı benimsemeleri ve bir yaşam tarzı olarak kabullenmeleri mümkün değildir. Tüm bu olumsuzluklara ve her tür dezenformasyona karşın Çeçen mücadelesinin bir ulusal kurtuluş savaşı olduğu, önyargısız dünya aydınlarınca teslim edilmektedir. Bu mücadele Kafkasyalıların yüzyıllardır süren onurlu “varoluş” mücadelesinin devamıdır. Sonucu da tüm Kafkas halklarının geleceğini doğrudan etkileyecektir. Bu mücadelenin, Kafkas Cumhuriyetleri’nin işbirlikçi yönetimleri altındaki halkların ve diyasporanın tepki ve destekleri olmaksızın Çeçen halkının lehine sonuçlanması zordur. Tüm Kafkas halklarının artık yanlıştan dönüp, Çeçenleri yalnız bırakmayacak eylemlere girmesinin de neler kazandırıp kaybettirebileceği titizlikle irdelenmelidir. Kafkasyalıların birlikte hareket edebilecek organizasyonlarının yokluğu ve dünyanın olaylara “tek taraflı bakışı” nedeniyle de daha büyük trajedilere yol açma riski göz ardı edilmemelidir. Ancak, “onurlu bir barış için tüm Kafkas halklarının onurlu bir karşı duruşu” örgütlenmek zorundadır. Ayrıca, Çeçen mücadelesini kökten dinciler ve ırkçılara bırakmamak için her tür maddi manevi, düşünsel destek Çeçen halkına çok görülmemelidir. “Çeçen soykırımı bir an önce durdurulmalı ve bitirilmelidir.” Çeçenya ya da Kafkasya’nın herhangi bir yerindeki sorunların ana kaynağı, İslamiyet ya da halklar arasındaki tarihsel düşmanlıklar olmayıp, Rus devletinin yüzyıllardır değişmeyen sömürgeci, yok edici, ırkçı politikalarıdır. Başta Rus halkı olmak üzere Rusya devleti içindeki ve dünyadaki tüm halkların aydınlarının üzerlerinden atamayacakları sorumlulukları vardır. Aydın olma iddiasındaki herkes sorumluluğunu yerine getirmek zorundadır. En azından yarın sıranın kendilerine de geleceğini, ve bir tek dünyamız olduğunu bilerek bilinçli davranmalıdırlar… Sonuç Kafkas halklarının bugünleri ve geleceği öncelikle kendi aydınlarının elindedir.1864’ten bugüne horlanan, yok edilen “...ve diğerleri” ne indirgenen, parçalanan, kendine yabancılaştırılan, yapay gündemlerle ve detaylarla yapmaları gerekenlerden uzak tutulan anavatan ve diyaspora Çerkesleri, Türkiye, Rusya, Kafkasya ve Dünya’daki tüm halklarla dayanışma içinde olmak zorundadırlar. Ayrılıklar değil, ortaklıklar öne çıkarılmalıdır. kerefs@yahoo.com BU YAZARIN TÜM YAZILARI» ASLİ UNSURLAR VE DİĞERLERİ YORUMLAR
Şıgha Serdar
{ 08 Haziran 2007, Cuma }
yazdıklarınızda sonuna kadar haklısınız. ancak şimdi söyleyeceğim yine ayrımcılık olarak da görülebilir fakat bunu söylemek ve görmek zorundayız. Şuan da mevcut sözüm ona kültür derneklerinin başındakiler ne hikmetse siyasi ideolojileri yüzünden hep rus sevdalısı bir yapı içerisindeler ve ruslara yardım edercesine abazya, adiğey ve kabardeyden başka halk tanımamaktalar.
medusa
{ 28 Mayıs 2007, Pazartesi }
Kültürleri yaşatan ve ayakta tutan dildir... dilini yitirmiş millerler de kaybolmaya mahkumdur. biz bu konunun önenimi hala idrak edemedik kanimca. eğtimli ve bu konuya ilgili olan arkadaşlar tabi ki daha duyarlı ama ben özellikle yaşlılarımızda şunu duyduğum da hakikaten çok inciniyorum dili bilecek de ne olacak, bak biz biliyoruz ama ne faydasını gördük.
ne yazık ki ben de bilmiyorum, bize de öğretilmedi, böyle bi ihtiyaç duyulmadı, kendi aralarinda çerkesçe bizle türkçe konuştular. şimdi de ne kadar istesek de koşullar ve ortam elverişli değil, öğrenemiyoruz. bu benim içimde kalan en büyük uktedir. lütfen çocuklarımıza ana dilimizi öğretelim.
ANSOQUA
{ 21 Mayıs 2007, Pazartesi }
YAZILARINIZI OKUDUKÇA İÇİMDEKİ UYKUYA YATMIIŞ DUYGULARI HAREKAETE GEÇİRİYOR VE UYKUSUZ KALMAYI MUTLU OLMAK HİSSİYLE YAŞAMAK İSTİYORUM.YAZINIZ İÇİNDE GEÇEN (ARAMA TARAMA KONFERANSI ) ÇOK ACELE YAPILMASI GEREKEN İLK ADIMLARIMIZDAN BİRİDİR NE OLUR BUNU HAREKETE GEÇİRELİM SİZ VE SİZİN GİBİ GÖNÜL VERMİŞ AYDINLARIMIZ GERÇEKLEŞTİRMESİ İÇİN TEŞEBBÜSE GEÇSİN.HATTA HER KES BUNUN İÇİN GÖNÜL VE OMUZ VERSİN VERMEK ZORUNDA. SELAMLAR
atilla
{ 18 Nisan 2007, Çarşamba }
çok güzel bir analiz yazıdaki tespitlerin tümü doğru fakat birlikteliğin ne şekilde sağlanacağı olması gereken bir öğe yoksun kalmış ekonomik mi, siyasi mi, fikirsel mi, yoksa fiziksel savaşlamı olacağı tespiti olmalıdır benim şahsi kanaatim topyekün olmalı mecbur kalmadıkça fiziksel savaştan uzak kalınmalı sanırım bunun istişareleri yapılmakta yapılmaya devam etmekte olduğunu ümit ediyorum
YORUM YAZIN
|
|
© 2005-2008 Kafkas Diasporası &
Aksi belirtilmeyen tüm yazıların yayın hakları sitemize aittir. Kaynak gösterilmek koşuluyla alıntı yapılabilir.
SİTEMİZİN HİÇBİR DERNEK VE VAKIFLA İLİŞKİSİ YOKTUR
Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.En iyi görünüm için 1024x768+ ekran çözünürlüğü ve Mozilla Firefox tarayıcı kullanmanız tavsiye edilir.
İletişim ; 0352 3204030 - Cep Telefon ; 0530 4336701
PASİFİK YATIRIM LTD.ŞTİ. www.mobilyarehberi.com www.BerkmaX.com www.36hafta.com