KÖYLER SÜLALELER BİLGİ BANKASI KAN BANKASI DİASPORA TV KAFKAS DİASPORASI FORUM KAFKAS DİASPORASI RADYO ÇERKES ETHEM DOSYASI TELEFON REHBERİ

BİLEREK KILINMAYAN NAMAZIN KAZASI VARMIDIR?


 

Ayet:    “Sen onların (askerlerin) içinde olup da (cephede) onlara namaz kıldırırken,(askerlerini iki kısım yap) bir kısmı seninle Namaz‘ a , diğeri düşman karşısına dursun.Hepsi de silahlarını yanlarına alsınlar.Seninle namazda olup da bir rekat kılanlar , düşman karşısına gitsinler.Düşman karşısında olup da namaz kılmamış olanlar gelip, onlar da seninle bir rekat kılsınlar.Ve onlar da tedbirli bulunarak silahlarını yanlarına alsınlar. Kafir’ler arzu ederler ki, silah ve eşyalarınızdan gafil bulunasınız da, size ansızın bir baskın yapalar. Eğer yağmurdan dolayı size bir eziyet olur ise, veyahut hasta bulunursanız, silahlarınızı bırakmanızda üzerinize bir günah yoktur. Bununla beraber ihtiyat tedbirini alın. Allah Kafir’lere hor ve rüsva edici bir azab hazırlamıştır.”
 “(O korkulu zamanda) Namaz’ı kılıp, bitirdikten sonra ayakta iken, otururken, yanlarınız üzere yatarken Allah’ı zikrediniz. Sükun ve emniyet haline geldiğiniz vakit, namazı tam olarak kılınız.Çünkü “NAMAZ; MÜ-MİN’ler” üzerinde “Vakitleri belirlenmiş bir FARZ” dır.”
[Nisa 102-103]
Sevgili kardeşlerim ve soydaşlarım! Yukarıdaki ayette de görüldüğü gibi, insanın devamlı ölümle burun buruna olduğu harp meydanında bile Allah Namaz’ın cemaatle kılınmasını emrediyor. Harp’ten daha tehlikeli namaz’ın  terkine sebep olabilecek bir durum mevcut değildir!!! Buna  müsaade edilmiyor. Bilakis kılınması emri, hatta cemaatle kılınacağı emri "Emri İlahi(Allah’ın emri)” ile sabittir.
Namaz’ın kazası vardır diyenler, acaba o kaza edilecek namazın terkine hangi Şer(kanuni)’i mazereti delil gösteriyorlar da namazın kazası vardır diyerek hem Allah’ın ayetini hiçe sayıyorlar hem de bu azim ibadeti Müsliman’ların gözünde basitleştirerek, binlerce insanın ahirete müşrik, kafir veya münafık olarak gitmesine sebep oluyorlar. Hangi cılız omuzlarına böyle bir belayı yükleniyorlar. Bakın ayetin devamında Allah ne buyuruyor;
“(O korkulu zamanda) Namaz’ı kılıp, bitirdikten sonra ayakta iken, otururken, yanlarınız üzere yatarken Allah’ı zikrediniz. Sükun ve emniyet haline geldiğiniz vakit, namazı tam olarak kılınız.Çünkü “NAMAZ; MÜ-MİN’ler” üzerinde “Vakitleri belirlenmiş bir FARZ” dır.”
[Nisa 102]

Ayette Allah “namazın belli başlı vakitler içerisinde eda edilmesi gereken bir ibadet olduğunu söylüyor ve bununla ilgili yapılması gereken emri açık ve net olarak ferman ediyor.”


Görülüyor ki, namaz da “hac ve oruç” ibadetleri gibi kendisine has , yani yalnızca Allah’ın tayin ettiği vakitler içerisinde eda edilmesi gereken bir ibadettir.


Nasıl ki “hac”’ın  Zilhicce’nin belli başlı günlerinde,”oruç”’un da Ramazan ayında eda edilmesi gerekir, vakitlerinden önce veya sonra bu ibadetlerin 3 er, 5 er hatta 100 er misli fazlasıyla yapılması bu farzların yerine getirilmesi değildir, aynı şekilde  “namazın vaktinden önce veya sonra kılınması” bu azim ibadetin eda edilmesi değildir. Zira Namaz; en büyük zikirdir; Allah’ı anma ve ona dua etme şekillerinin en mükemmelidir. Allah’ın ihtiyacı olmayıp da bizlerin en çok ihtiyaç duydugu dua işinin en doğru halidir. Aklı eren ve iman etmiş kimse için namazı terk etmenin hemen hiçbir mazereti yoktur.Darlık  zamanlarında sınırlı olarak ruhsatlar ve kolaylıklar vardır. Ancak genişlik ve huzur zamanlarında vakit ve erkanına riayetle tam olarak dosdoğru kılınır. Aksi halde kişinin din olarak İslam’dan nasibi yoktur. Ümmet bunda “İCMA” etmiştir.


Günümüzde ise nasıl oluyor da vaktinden önce eda edilmesine ruhsat vermeyen gayretkeşler; bile bile (geçerli mazeret olmadan) terk edilen bu azim ibadetin vaktinden sonra başka bir zamanda kılınmasına(kaza edilmesine) keyfi ruhsat verebiliyorlar? Bunu hangi delile dayanarak gençlerimize, kadınlarımıza, erkeklerimize empoze  edebiliyorlar?


Halbuki dinimizin bizleri mükellef kıldığı bütün ibadetleri, ibadetlerin vakit ve şekillerini “Şariu’l-Hakim” olan Allah tayin eder. Uygulanışını da Rasulullah gösterir. Her kim ki Allah’u Azze ve Celle’nin belli başlı vakitler dahilinde eda edilmesini emrettiği bir ibadeti, Rasulullah’ın yapmadığı, göstermediği, sahabenin ve seleflerinin delil dışı gördüğü ama kendisinin keyfen istediği bir vakitte eda etmeye kalkarsa “Allah’ın koymuş olduğu hükmü” hiçe sayarak “kendisi hüküm koyan bir ilah” olmuştur. Bunu iddia etmesede bu tavrı bunun delilidir.


Biz demiyoruz ki, namaz bazı Şer’i mazeretlerle vaktinden başka bir vakitte kılınmaz. Kılınır! Fakat, nasıl ki bu ibadetin belli başlı vakitlerde eda edilmesini ”şariu’l-Hakim” olan Allah tayin etmiştir, vaktinden başka bir vakitte kılınmasına da izin veren Şer’i mazeretleri ancak ve ancak Allah tayin eder. Kullar kendi heva ve isteklerine ya da mantıklarına göre Şer’i Mazeret, sebep, durum tayin edemez ya da uyduramaz. Bunun selahiyetine Allah’tan başka hiçbir kişi  sahip değildir.


Ruhsat’ı  Verilmiş Şer’i Mazeretlerin Beyanı
1-Vaktinden evvel kılınmasına izin verilen mazeretler
2-Vaktinden sonra kılınmasına izin verilen mazeretler


Hadis:  Muaz İbn Cebel(r.a.)’dan şöyle dedi;
”Rasulullah(s.a.v.) Tebuk gazvesinde iken…….Güneş batıya doğru kaydıktan sonra hareket etmeyi niyet ettiğinde öğle ile ikindiyi(öğlenin vaktinde)beraberce cem ederek kılar sonra hareket ederdi…...Güneş battıktan sonra yola çıkmayı niyet ettiği zaman ise , yatsıyı acele ettirerek akşam namazı ile(akşamın vaktinde) cem ederek kılar, sonra hareket ederdi.”
[Ebu Davud(1220),Tırmizi (2/438),Ahmed(5/241) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.]


Zikredilen Hadis’te seferde iken ikindinin öğlenin vaktinde öğlen ile, yatsının da akşamın vaktinde akşam ile kılınabileceğine ruhsat vardır.
İyi bilinmelidir ki, namazın kazasına ruhsat veren gayretkeşlerin bazıları, böyle bir sahih delil olduğu halde seferde önceye alarak cem etmeye ruhsat vermemektedirler.


Hadis: Enes İbn. Malik(r.a.)’dan; Rasulullah’dan haber vererek şöyle dedi:
“Yolculuk acele sürüp gittiği zaman Rasulullah(s.a.v.)öğleyi,ikindinin ilk vaktine kadar bırakır, müteakiben her iki namazı cem ederdi.Akşam namazını da kızıllık kaybolana kadar geciktirir,sonra yatsı namazı ile cem ederdi..
[Müslim (704)]  


Hadis:      ***Enes İbn.Malik (r.a.)’dan şöyle dedi; Rasulullah(s.a.v.) buyurdu ki:
“Her kim ki namazı “unutarak” veyahut “uyuyarak” kılmazsa, hatırladığında veyahut uyandığında kılsın. Bundan başka o namazın kefareti yoktur.
[Buhari(597),Müslim(684) ]
Bu hadisde, vakte ait olan namazın tek kefaretinin, uyuyakalınmışsa uyanıldığında ve/veya unutulmuşsa hatırlandığında, hemen kılınması olduğu beyan edilmektedir. Günümüzde ise bazı taraftar sahibi alimlerin(Allah onları affetsin)ümmete, günlük hayata dair basit işlerin mazereti ile kılınmazsa namazın sonradan kaza edilebileceğine dair delil göstermeden ruhsat vermeleri Ayete aykırı olmakla birlikte Peygamberin emrine de tersdir. Böyle umarsızca, düşüncesizce fetva vermek cehalettir.Kur-an’dan ve Sünnetten yoksunluktur. Bu fetvaları delil ile teyid etmeden kabul edip namazı basite alarak uygulamak ise cehaletin katmerlisidir.


Hadis:      ***İbn Abbas(r.a.)’dan şöyle dedi:
“Rasulullah(s.a.v.) Medine’de korku ve yağmur olmaksızın öğle ile ikindiyi, akşam ile yatsıyı birleştirerek kıldı.”
(ravilerden Veki’in hadisinde)Dedim ki : İbn Abbas’a: “bunu niçin yaptı?”
“ümmetine zorluk vermemek için” dedi.
(Ebu Muaviye’nin hadisinde ise)İbnu. Abbas’a: “Bunu ne maksatla yaptı?” diye sordu.”Ümmetine güçlük vermemek istedi” dedi.
[Müslim(705]


Hülasa:
1-Seferde öğle ile ikindi, öğlenin veya ikindinin ; Akşam ile yatsı da akşamın veya yatsının vaktinde kılınabileceğine ruhsat vardır.
2-Unutarak veya uyuyarak kılınamayan asıl olan vaktin namazının; uyanıldığı veya hatırlandığı zaman, geç kılınabileceğine ruhsat vardır.
3-Hazar’da Meşakkatli durumlarda öğle ile ikindi, akşam ile yatsı birbirlerinin vakitlerinde takdimen veya tehiren cem edilerek kılınabileceğine ruhsat vardır.
Tenbih:: Hadar’ da Cem etme iyi bilinmelidir ki,Ümmet’e ağırlık olmaması için bir ruhsattır.Bu zorluğu herkesin kendisi vicdanı ile tayin eder. Aksi halde Rasulullah’ın çok nadir yaptığı bu Cem şeklini,  Şia’lar gibi devamlı yapmaya ruhsat yoktur.


Yukarıdaki zikredilen Şer’i mazeretlerin haricinde namazları vakitlerinin dışında kılmaya ruhsat veren başka Şer’i Mazeret yoktur. Elinde sahih bir delili olan ise müstesna her kim kafasından Mazeret uydurur ve ona inanırsa da kendisini hüküm koyabilen, bu tastamam dinin hükümlerini değiştirebilen bir ilah ilan eder.
Sahabe ve Tabiin’in den yukarıda zikredilenlerden başka bir delil bulunmaması , Müctehid imamların ulaşmamış olduğu bir delile günümüzde ulaşılması da zaten mümkün değildir.!!!

 

------------

 

Bu ve bu gibi bilgiler edinildikten sonra umuyorum ki halkımızın arasında bir hurafe olarak yeşermeye başlayan  "Bir güne bir gün kaza etmek",  "Geçmiş yıllara ait namazlar kaza etmek"  , "Günün vakit namazlarını akşam topluca kaza etmek", "... yıllık namaz borcunu kaza etmek" vs...gibi  inançlar, fikirler ve ameller yokolur. Hakk batılı, hurafeyi örter de Namaz ibadeti asıl olan Azameti ile Mu-minlerin kalbine nüfuz eder. 

Saygılar,
SERDAR ENES

BU YAZARIN TÜM YAZILARI

» ALLAH NEREDE?
» BERAAT KANDİLİ KUTLANMAZ!!!
» BiDAT 'IN TANIMI (BiD'AT NEDiR?)
» BİD'AT Meselesi Bitmez
» Bid'at olan Mevlid ve Kandil Meselesi.
» BİLEREK KILINMAYAN NAMAZIN KAZASI VARMIDIR?
» ÇARPIK ANLAYIŞ
» İMAM AHMED'İN MEZHEBİ
» İMAM EBU HANİFE'NİN MEZHEBİ
» İMAM MALİK'İN MEZHEBİ
» İMAM ŞAFİİ'NİN MEZHEBİ
» iNCiL ALLAH'ın SÖZÜ'dür!!
» Mezheb Dediğimiz 1/5
» Mezheb Dediğimiz 2/5
» Mezheb Dediğimiz 3/5
» Mezheb Dediğimiz 4/5
» Mezheb Dediğimiz 5/5
» Musliman'lar Hristiyan laşır.
» NAMAZ (SALAAA) VE FAZİLETİ
» NAMAZI KILMA MA NIN MANASI 1/3
» NAMAZI KILMA MA NIN MANASI 2/3
» NAMAZI KILMA MA NIN MANASI 3/3
» NAMAZI KIM NASIL KILAR?
» Peygamber'e İtaat 3/3
» Peygamber'e İtaat 1/3
» Peygamber'e İtaat 2/3
» SAMİMİ İMAN
» Sünnete Uymanın Farziyyeti 1/3
» Sünnete Uymanın Farziyyeti 2/3
» Sünnete Uymanın Farziyyeti 3/3

YORUMLAR

BURAK DARAKÇI  { 26 Temmuz 2008, Cumartesi }
“Sizin dostunuz ancak Allah ile O’nun Rasulü’dür ; bir de iman edenlerdir ki onlar Namazı kılarlar ve namaz kılar oldukları halde zekat verirler.”
[Maide 55]
“Eğer tevbe ederler,”namazı kılarlar ve zekatı verirlerse, Din’de kardeşiniz olurlar.Biz Ayetleri anlayacak bir kavme böyle açıklarız.”
[Tevbe 11]
KONUYU ANLATICI özü kavratıcı düşünene net açıklayıcı iki güzel ayetimiz;
serdar enesden ALLAH RAZI OLSUN İNŞAALLAH

sadık çetin  { 17 Mayıs 2007, Perşembe }
Enes Bey,tüm yazınızda ve yorumlarınızda kaza namazı yoktur diye yazmışsınız neticede doğru noktada buluştuğumuz için mutluyum inanan insanlar
doğruyu hakkı öğrensinler,
elbetteki kasten kılınamyan hakir görülen namazın kazası olmaz hatta küfre sokar ,ancak özür sahibi insanlar için kolaylıklar mevcut,
peygamber efendimizin dediği gibi;
kolaylaştırın zorlaştırmayın ,sevdirin nefret ettirmeyin,

selam ve sevgi ile....

Serdar ENES  { 16 Mayıs 2007, Çarşamba }
Sayın Çetin,

Namazın kazası ile ilgili yazılarımızı samimiyetle veya dikkat ile okumadığınızı anlamaktayız. Zira Rasulullah'ın uyuyarak veya unutarak kılınmayan namazı uyanınca veya hatırlayınca hemen kılın zira bundan başka kefaret yoktur sözünü yazımızda biz üzerine basarak söylemekteyiz.

Sizinle anlaşamadığımız hususu ise yazımızı tekrar okursanız anlayabilirsiniz. Zira unutularak veya uyunarak kılınamayan namazın özrü delil ile sabittir. Kılınamayan namaz ilk fırsatta kaza olarak değil asıl olarak kılınır.Lakin Keyfiyetten kılmadığınız namazlara bir özür yoktur. Keyfiyet ile terkedilmiş bir namazın kaza edilmesine dair hiç ama hiçbir delil yoktur. Mevcut değildir. Kur-an ve Sünnet namazı keyfiyyen kılmayarak, kişinin İslam'dan çıktığını söylerken birilerinin çıkıp ta delilsiz olarak hayır islamdandır ve rüşt çağından itibaren kılmadığı tüm namazları kaza etmesi gerekir, demesi sizi aldatmasın. Kaza edilecek namaza delil gerekir. kaza edilecek namazın ne zaman ve nasıl kaza edilebileceğini de Ancak Allah tain eder.

Buna Rağmen Birisinin çıkıp ta elinde Allah'ın tayin ettiği sebeplerin ve zamanların dışında da kaza edilir, vs.. gibi bir iddiada bulunması bu kişinin Allah'tan başka bu dine hüküm koyabilen bir mercii olduğunu iddia etmesi anlamına gelir ki bu düpedüz küfür ve cahilliktir. Bu gibi bir söyleme, delilleri gözardı edip, inanıp uygulamak ise ruhbanlıktır.

Saygılar,
Serdar ENES


sadık çetin  { 14 Mayıs 2007, Pazartesi }
Enes Bey ,o zaman sizin mantığınıza göre ,uyuya kalan veya özür sahibi insanlarında vay haline ,oysa islam kolaylık dinidir insanları cehenneme gönderme dini değildir,
orucun ve benzeri ibadetlerinde kazası yoktur diye düşüneceksiniz sanırım,

eğer delileri yansız okur ve araştırırsanız gerçeği görme ve idrak etme şansınız olacaktır ,
biz kaynakları verdik artık hakem adil olan Allahtır
zira din gününün esas sahibine döndürüleceksiniz,

saygılar...

Serdar ENES  { 14 Mayıs 2007, Pazartesi }
Sayın Çetin,

Aşagdaki yazınızda Kaza namazının var olduğuna, Rasulullah'ın bir namazı kaza etmiş olduğuna dair hiçbir delil bulunmamaktadır. Verdiğiniz Örnekler size değil aksine bana delildir. Bu hadisler kaza namazı diye birşeyin olduğuna değil aksine Rasulullah'ın kaza namazı kılmadığına, hatırladığında veya uyandığında vakit namazını asıl olarak kıldığına delildir.

Samimiyetle bu hadisler üzerinde dikkatlice düşünürseniz bunu farkedeceksinizdir.

4 vakit namazını arka arkaya kılmasına ise şöyle söyleriz.;
Bugüne kadar kaza namazı vardır ve kılınmayan namazların 10 yıl sonra dahi kılınması gerekir görüşünü savunan siz ve sizin gibi alimler şöyle içtihadda bulunmaktadır.

Kaza edilecek namaz vaktin farz namazından önce kılınmaz. aksine vakit esastır ve önce vaktin namazı kılınır. daha sonra kişi kaza namazı kılabilir.

Rasulullah'ın cephede düşmala burun buruna iken kılamadığı namaz kendi isteği ile terk ettiği, keyfiyyen kılmak istemediği namazlar değildir. Mücbir bir sebep olan Savaş, harp, zulüm sebebi ile kılamadığı namazlardır. Sonuçta Rasulullah bu namazları kaza olarak değil asıl olan namazlar olarak sıra takibi ile tek tek kılmıştır.

Ayette ise Cephede dahi olunsa Allah namazı kılmamaya müsaade etmemiş aksine kılınmasını hatta cemaat ile kılınmasını ısrarla belirtmiştir.
Ayette;
“Sen onların (askerlerin) içinde olup da (cephede) onlara namaz kıldırırken,(askerlerini iki kısım yap) bir kısmı seninle Namaz‘ a , diğeri düşman karşısına dursun.Hepsi de silahlarını yanlarına alsınlar.Seninle namazda olup da bir rekat kılanlar , düşman karşısına gitsinler.Düşman karşısında olup da namaz kılmamış olanlar gelip, onlar da seninle bir rekat kılsınlar.Ve onlar da tedbirli bulunarak silahlarını yanlarına alsınlar. Kafir’ler arzu ederler ki, silah ve eşyalarınızdan gafil bulunasınız da, size ansızın bir baskın yapalar. Eğer yağmurdan dolayı size bir eziyet olur ise, veyahut hasta bulunursanız, silahlarınızı bırakmanızda üzerinize bir günah yoktur. Bununla beraber ihtiyat tedbirini alın. Allah Kafir’lere hor ve rüsva edici bir azab hazırlamıştır.”
“(O korkulu zamanda) Namaz’ı kılıp, bitirdikten sonra ayakta iken, otururken, yanlarınız üzere yatarken Allah’ı zikrediniz. Sükun ve emniyet haline geldiğiniz vakit, namazı tam olarak kılınız.Çünkü “NAMAZ; MÜ-MİN’ler” üzerinde “Vakitleri belirlenmiş bir FARZ” dır.”
[Nisa 102-103]

Böyle bir ayet var iken eğer Rasulullah 4 vakit namazını kılamamış ise bu bize Düşman ile çok sert ve kesintisiz bir harp ettiğinden dolayıdır. Kimse harp ettiği düşmanına biraz mola verelim namazlarımızı kılalım diyebilecek değildir.

O halde Rasulullah feraha erdiği zaman bu namazları tam olarak kılmıştır. Kaza olarak değil Asıl olarak kılmıştır.

Sizlerin Kaza Namazı dediğiniz şey ise gün içinde geçerli bir mazeretten dolayı kılınamayan
namazların kılınması değildir. Zira bu kaza değil asıl olan namazın kılınmasıdır.

Lakin sizin kaza namazı dediğiniz namazlar kişinin kur-an ve sünnet'in emrinden gafil olup da bilerek dahi olsa kılmadığı namazların da kaza edilmesi gerekir dediklerinizdir. İşte bu inanış namaz ibadetini hafife almak ve Müslimanların gözünde bayağılaştırmaktır.Geçerli bir mazereti olmamasına rağmen kişi Namazı kılıyor olmadığı zamanlarda da kendisini elinde bir delil olmadan müslimanlardan görebilecek ise namaz kılan ile kılmayan arasında bir fark kalmazdı.

Okumuş bulunduğunuz Al Azhar'da okumuş Saudii, Sudanlı, Faslı, Afrikalı, Lubnanlı pek çok insanı fiziken ve ismen hatta aile fertlerine kadar tanımaktayım ve Samimiyetle söylüyorum ki o mubarek kardeşlerimden hepsi sizin bu söylediğiniz iddiaya gülmeden geçmez. Zira Benim bu vesairi bilgileri edinmeme vesile olanlar da kendileridir.Elimdeki tüm hadis kitapları ve tefsirler aynı şeyi söylemektedir.
Kaza namazı yoktur zira namazı kılmayanın durumumu açıktır.

Namazı kılmayanın durumu hakkında bu görüşe sahip olan Sahabelerden bazıları;
Abdullah İbnu Mesud (R.A.) şöyle dedi:
“Her kim ki namazı kılmazsa onun Din’i yoktur.”

Abdullah İbn Amr(R.A.) dedi ki:
“Namazı kılmayanın din’i yoktur.”

Ömer İbnu Hattab(R.A.) şöyle dedi:
“Namazı terk edenin İslam’dan nasibi yoktur.”

Ebu’l Muleyh(R.A.); ”Ömer(R.A.)’u mimberin üzerinden şöyle derken işittim” dedi ki:
“Namaz kılmayanın İslam’ı da yoktur.”

Ebu’d Derda (R.A.) şöyle dedi;
Dostum Muhammed(S.A.V.) bana şöyle tavsiyede bulundu.
“Parça parça kesilsen de, yakılsan da, Allah’a ortak koşma. Ve farz olan namazı bilerek terk etme . Kim ki “farz olan bir namazı bilerek kılmazsa Allah’ın zimmeti ondan beri olmuştur” dedi.

Mekhul (R.H.)elimden tutarak
“Yaa Ebu Vehb! Farz bir namazı kasten kılmayan birisi için ne diyorsun?”dedi.Ben de “Asi bir Mü-min’dir” dedim. Elimi daha fazla sıktı ve sonra şöyle dedi:”Yaa Ebu Vehb! İman’ın Şanı nefsinde daha azim olsun. Bilmiyor musun; Kim ki farz bir namazı kasden, bilerek kılmazsa Allah’ın zimmeti ondan beri olmuştur. Kimden de Allah’ın zimmeti beri olduysa o kafir olmuştur.

Bu görüşe sahip olan Alimlerin isimleri;
Şeyhulislam İmam İbn Teymiyye, İmam Buhari, İmam Muslim, İmam Yusuf+İmam Muhammed(Bu zatlar İmam Abu Hanife'nin en has 2 öğrencisidir), İmam Ahmed ibn Hanbel,İmam İbn Mace, İmam Davud, İmam Tirmizi, İmam Şafii, İmam Malik, İmam Abu Hanife (net olarak söylemedi ise de sözlerini derleyince bu anlam çıkmaktadır) İmam Evzai, vs... Günümüz Alimlerinden ise; İmam Nasuriddin Al Bani(kabe imamlarının başı ve Medine İslam Üniversitesinin dekanı ve hadisçi),İmam Abdullah İbn Baz(Saudii Arabistan Müftüsü ve Hadisçi), Ali Bulaç, Faruk Beşer,Cevat Akşit...vs..

Adige Cemaatinden ise en sahih olan alimlerimizden Selahaddin Kip Hoca(Allah Ondan razı olsun) bu görüşü söyleyememekle birlikte inancına sahiptir.

Saygılar,
Serdar ENES


sadık çetin  { 12 Mayıs 2007, Cumartesi }
Değerli Enes Kardeşimiz,
evet sizin alaycı hahsettiğiniz alimler bizim alimlerimizdir ,islam litarütüründe birçok alim rivayet edilmiştir hepsi kendi tarafında anılırlar hatta şeytan bile huzuru ilahiden kovulmadan önce alim idi ve ismi HARİS ti,ama ilmini şeytanlıkla harcamayı düşündü aleyhillane olaran anılır,bizim Kuranı Kerim öğrenmemiz konusuna değinirsek ,EL-ezher üniversitesinde eğitim görmüşlümüz vardır acizane,
özbeöz vatan evladıyız hiç kimseye bağlı kalmadan hakkı savunduk daimada savunuruz burdaki tüm yazılarınızı okuyunca dehşete düşmemek elde değil,çok derin yanlı yanılgılar içindesiniz bunuda anlamış değiliz nedendir????????????
gelelim bizim konumuza,
Değerli Kardeşimiz;
Namazları vaktinde kılmak farz olduğu gibi vaktinde kılınamayan farz namazların kazası farz; vacip namazların kazası ise vaciptir. Kur'an-ı Kerim'de geçen namazı kılın emri, edaya şamil olduğu gibi kaza namazlarına da şamildir. Çünkü emredilen bir şey, eda veya kaza edilmedikçe yerine getirilmiş olmadığından zimmetten sakıt olmaz. Bu emir, Kur'an-ı Kerim'in yüz küsür yerin-de geçmektedir. Bu itibarla kaza namazları Kur'an'da yoktur demek yanlıştır. Ayrıca bu konuda bir çok hadis-i şerif vardır. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz; Uyku veya unutkanlık sebebiyle namazını vaktinde kılamayan, hatırladığı zaman hemen kılsın buyurmuştur. Asrı saadetten beri de buna muhalefet eden hiçbir kimse bulunmamıştır. Şu halde namazların kaza edilmesi kitap, sünnet ve icma-i ümmetle sabittir.

Peygamberimiz kaza namazı kılmıştır. Hendek Savaşı'nda Rasûlüllah (s.a.s)'i, müşrikler dört vakit namazdan alıkoymuşlar, hatta gecenin de bir bölümü geçmişti. Sonunda Allah elçisi, Bilâl-i Habeşi'ye ezan okumasını emir buyurdu. Bilâl ezan okudu, sonra kâmet getirdi ve öğleyi kıldılar. Sonra kâmet getirerek ikindiyi, sonra yine kâmet getirerek akşam namazını, sonra tekrar kâmet getirerek yatsıyı kıldılar.

Ebû Bekir ibnü'l-Arabi'ye göre Rasûlüllah (s.a.s) yolculuklarında, üç defa uyuyarak, sabah namazını ashab-ı kiramla kaza etmiştir. Bunlardan birisi Hayber Gazası dönüşüdür. Ebû Hüreyre'den nakledildiğine göre, Allah'ın Rasûlü konaklama yerinde, uyku basınca istirahate çekilmiş ve Bilâl (r.a)'e kendilerini sabah namaz için uyandırmasını bildirmiştir. Bilâl, nâfile namaz kılmış, sabah yaklaşınca da, hayvanına dayalı olarak uyuya kalmış. Güneş yüzlerine vuruncaya kadar aşırı yorgunluktan ne Rasûlüllah (s.a.s) ve ne de sahabeden hiçbiri uyanmamışlardı. İlk uyanan Rasûlüllah olmuş ve Bilâl'ı uyarmıştır. Kafilenin ilerlemesinden bir müddet sonra Ashab'a abdest almaları emredilmiş, Hz. Peygamber iki rek'at namaz kılmış, sonra Bilâl kamet getirmiş ve sabah namazı cemaatle kaza edilmiştir. Sonra Allah elçisi şöyle buyurmuştur: Her kim namazını unutursa, onu hatırladığı zaman hemen kılsın. Çünkü, Allah: Beni anman için namaz kıl (Tâhâ, 20/ 14) buyurdu (Müslim, Mesâcid, 309; Ebu Dâvud, Salât, 11; Tirmizi, Tefsîru Sûre, 20; İbn Mâce, Salât, 10; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 47).

Ebu Katâde ve İmran b. Hüsayn'ın ayrı ayrı naklettiği başka bir yolculukta da uyku sebebiyle sabah namazı Rasûlüllah (s.a.s) tarafından güneş doğup beyazlaştıktan sonra kaza olarak kılınmıştır. Burada, olayı rivâyet edenler hangi yolculuk olduğunu belirtmedikleri için, hadisçiler, bunun Hayber, Tebük, Hudeybiye veya Ceyşü'l-Umerâ gazâsına ait olabileceğini ifade etmişlerdir (bk. Buhârî, Teyemmüm, 6; Menâkıb, 25; Müslim, Mesâcid, 311, 312; Sahîh-i Müslim Terceme ve Şerhi, IV, 1955-1963).

selam hakkı hak bilip hakka koşanlara,selam allah için savaşanlara,
zalimler için yaşasın cehennem,

Serdar ENES  { 12 Mayıs 2007, Cumartesi }
Sayın Çetin,

Şamil İA nın İslam ansiklopedisinde bulunan kaza namazı diye birşeyin olduğunu belirten asagıdaki yazınızda hiçbir Rabbani delil verilmemiştir.. Rasulullah 4 vakti beraber kılar iken kaza yapmamıştır. Kafirler ile yoğun ve yer yer fiziksel münakaşalar geçiriyor iken kılmasının mümkün olmadığı vakit namazlarını sıra ile ve asıl olarak kılmıştır. kaza olarak kılmamıştır.

Yazıda ise kaçırılan namazlar 1 den fazla ise kaza yapılırken sıra takibine gerek yoktur denmiş. bu ne tezattır?

Sizin büyük islam alimlerince kaza namazı gerekir diyenler ilim ehli tarafından red olunmuş ve sadece Turkiyede taraftar bulabilmiş bir inanıştır. Ayrıca İnmam Abu Hanife Kaza namazının olduğunu söyleyen hiçbir ifadede bulunmamıştır. Aksine namazı kılmayanı Müslimanlardan olmamakla suçlamıştır. Sizlerin Şu anda Hanefilik diye inandığınız, İmam Abu Hanefi'den geliyor diye bildiğiniz pek çok bilgi İmam Abu Hanifenin takipçilerinden olduğunu iddia eden İmam Maturidi'nin görüş , içtihad ve itikadıdır.

Lütfen yazılarınızda iddia ettiğiniz bir şeyi 1 tek ayet veya Hadise dayandırmayınız. Kur-anı iyice Öğrenip, Sünnetteki uygulamasının ne olduğunu araştırdıktan sonra belirtiniz.

Şunu da hatırlatmak isterim ki;
Kaza namazı Rasulullah döneminde yoktur. Sahabe döneminde yoktur, Tabiin döneminde yoktur, Müçtehidler döneminde yoktur. Bununla ilgili hiçbir delil bulunmamaktadır!

Ne zaman felsefe islama girmeye başlamıştır ; ki bu tarih H 1100-1200 lerdir! Tamamen Ruhbani yorumlarla beslenmiş ve delil ile alakası olmayan kaza namazı gibi işlere bazı alimler tarafından cevaz verilmiştir. Bunlara da sırf o alim dedi, bu alim dedi, onun dediği doğrudur diye körü körüne inanmaksa Ruhbanlıktır! Ruhbanlıktır! Ruhbanlıktır.

Saygılar,
Serdar ENES



sadık çetin  { 04 Mayıs 2007, Cuma }
Vaktinin dışında kılınan namaz.hakkında sanırım ENES BEY YETERLİ BİLGİYE SAHİP DEĞİL,
BİR MÜSLÜMAN OLARAK GÖREVİMİ YERİNE GETİREYİM DEDİM,

Kaza; hüküm ve karar verme, yerine getirme demektir. Bir görevin vakti geçtikten sonra yapılması, Cenab-ı Hakk'ın ezelî ilminde belirlenmiş bulunan kader yazısının, uygulama zamanı geldikçe gerçekleşmesi. Bu sonuncu anlamda kaza bir kelâm terimidir. Namazın şer'an belirlenen vakti dışında kılınması anlamındaki 'kaza ise bir fıkıh terimidir. Namazın vakti içinde kılınmasına edâ bir eksiklik yüzünden yeniden kılınmasına iâde denir.

İslâm'da namaz, oruç ve hac gibi ibadetler için belirli ifa vakitleri konulmuştur. Bu vakitlerin kaçırılması hâlinde artık edâ değil, kaza söz konusu olur. Farz namazların kendi vakitleri içinde kılınması farzdır. Özürsüz olarak bir namazın vaktini geçirmek büyük günahlardan sayılmıştır. Mücerred olarak namazın kazası ile, bu kimsenin üzerinden namaz borcu düşerse de, geciktirmekten dolay meydana gelen günah devam eder. Bunun için, namazı kaza eden kimsenin, ayrıca Allâh'a tevbe etmesi gerekir. Bir de mebrûr hac büyük günahlara keffâret olduğu için hac yapanların, daha önce namazı özürsüz olarak vaktinde kılamamaktan doğan günahlarının da affedileceği umulur. Düşman korkusu ve hamile kadının çocuğunun ölümünden korkması gibi ciddi özürlerle farz namaz kazaya bırakılabilir. Yolcunun, hırsız ve yol kesicilerden korkması da düşman korkusu kapsamına girer (İbnü'l Hümâm, Fethu'l-Kadîr, Mısır 1389/1970, I, 485 vd.; el-Fetâvâ'l Hindiyye, Beyrut 1400/1980, I, 121 vd.; İbn Âbidin Reddu'l-Muhtâr ale'd-Dürri'l-Muhtâr, İstanbul 1984, II, 62).

Günlük işler, sanat ve meslekler, aile fertlerinin geçimini sağlamak için yapılan çalışma ve yolculuklar namazın geriye bırakılması için özür sayılmaz. Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: Öyle erkekler vardır ki, onları ne bir ticaret, ne bir alış-veriş, Allah'ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamaz. Onlar, dehşetinden kalblerin ve gözlerin ters döneceği günden korkarlar (en-Nûr, 24/37).

Hz. Peygamber'e hangi amelin daha faziletli olduğu sorulunca; ilk vaktinde kılınan namazdır cevabını vermiştir (bk. Ebû Dâvud, Salât, 9; Tirmizi, Mevârit, 13; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 374, 375, 440)

Hendek Savaşı'nda Rasûlüllah (s.a.s)'i, müşrikler dört vakit namazdan alıkoymuşlar, hatta gecenin de bir bölümü geçmişti. Sonunda Allah elçisi, Bilâl-i Habeşi'ye ezan okumasını emir buyurdu. Bilâl ezan okudu, sonra kâmet getirdi ve öğleyi kıldılar. Sonra kâmet getirerek ikindiyi, sonra yine kâmet getirerek akşam namazını, sonra tekrar kâmet getirerek yatsıyı kıldılar. Ebû Saîd el-Hudrî (r.a) bu sırada Su âyetin indiğini nakleder: Allah kâfirleri öfkeleriyle geri çevirdi. Hiç bir şey elde edemediler. İman edenlere savaşta Allah'ın yardımı yetti. Allah mutlak kudret sahibidir her şeye galiptir (el-Ahzab, 33/25). Ancak Hendek Savaşı sırasında, henüz korku namazı ile ilgili âyet inmemişti. Yüce Allah bu âyette şöyle buyurur: Eğer korku içinde bulunursanız, yaya olarak veya binekli iken namazını kılın. Güven içinde bulunduğunuzda da bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde Allah'ı zikredin (el-Bakara, 2/239; bk. en-Nisâ. 4/101-103).

Hz. Peygamber bazı gazvelerinde, daha sonra ashab-ı kiram mecusîlerle yaptıkları savaşlarda korku namazı kılmışlar. Düşman korkusu yüzünden namazı kazaya bırakma yolunu tercih etmemişlerdir. Bunun kılınış biçimi ile ilgili olarak (bk. Korku Namazı).

Korku namazı Ebû Hanîfe ve imam Muhammed'e göre, düşman, sel baskını, yangın vb. korkulu zamanlarda başvurulacak olan ve kıyamete kadar yürürlükte bulunan bir namazdır. Bu durum İslâm'ın namaza ve onun cemaatle kılınışına verdiği önemi göstermektedir. Ölüm tehlikesi gibi ağır şartlar oluşmadıkça, güç yettiği ölçü ve şekilde, ayakta, oturarak, yatarak, gerektiğinde yalnız, başın iması ile namazın kılınmasının istenmesi, namazın belirlenmiş olan vakti içinde kılınmasını sağlamak amacına yöneliktir.

Rasûlüllah (s.a.s), namazın ancak iki durumda kazaya kalması halinde mü'minin özürlü sayılacağını ifade etmek üzere şöyle buyurmuştur: Kim uyur kalır veya unutarak namazı vaktinde kılmamış bulunursa, onu hatırlayınca kılsın (Tirmizî, Salât, 16, Mevâkit, 53; İbn Mâce, Salât, 10). Burada yalnız uyku ve unutma halinde vaktinde kılınamayan namazın kalasından söz edildiği için ibn Hazm gibi bazı bilginler bir mazeret olmaksızın namazını kasten kılmayanların, daha sonra bunu kaza edemeyeceklerini fakat bunun yerine Allah'a tevbe ve istiğfar etmenin daha uygun olacağını söylemişledir (İbn Rüşd, Bidâyetü'l-Müctehid, Terc. Ahmed Meylânî, İstanbul 1973, I, 268).

Ancak İslâm fakihlerinin büyük çoğunluğuna göre zamanında kılınamayan farz namazların kazası da farzdır. Çünkü uyku veya unutma gibi bir özür hâlinde bile kaza gerekince, bir özrü olmaksızın namazını vaktinde kılmayanlara da kaza etmeleri öncelikle gerekir. Ayrıca, namazı geciktirmekten dolayı Allah'a tevbe ve istiğfar edilir. Namazı kaza etmeden yapılacak tevbe geçerli olmaz. Çünkü tevbenin ön şartlarından birisi, önce ma'siyetten vazgeçmektir (İbnü'l-Hümâm, a.g.e., I, 485 vd.; İbn Âbidin, a.g.e., II, 62-67).

Ebû Bekir ibnü'l-Arabi'ye göre Rasûlüllah (s.a.s) yolculuklarında, üç defa uyuyarak, sabah namazını ashab-ı kiramla kaza etmiştir. Bunlardan birisi Hayber Gazası dönüşüdür. Ebû Hüreyre'den nakledildiğine göre, Allah'ın Rasûlü konaklama yerinde, uyku basınca istirahate çekilmiş ve Bilâl (r.a)'e kendilerini sabah namaz için uyandırmasını bildirmiştir. Bilâl, nâfile namaz kılmış, sabah yaklaşınca da, hayvanına dayalı olarak uyuya kalmış. Güneş yüzlerine vuruncaya kadar aşırı yorgunluktan ne Rasûlüllah (s.a.s) ve ne de sahabeden hiçbiri uyanmamışlardı. İlk uyanan Rasûlüllah olmuş ve Bilâl'ı uyarmıştır. Kafilenin ilerlemesinden bir müddet sonra Ashab'a abdest almaları emredilmiş, Hz. Peygamber iki rek'at namaz kılmış, sonra Bilâl kamet getirmiş ve sabah namazı cemaatle kaza edilmiştir. Sonra Allah elçisi şöyle buyurmuştur: Her kim namazını unutursa, onu hatırladığı zaman hemen kılsın. Çünkü, Allah: Beni anman için namaz kıl (Tâhâ, 20/ 14) buyurdu (Müslim, Mesâcid, 309; Ebu Dâvud, Salât, 11; Tirmizi, Tefsîru Sûre, 20; İbn Mâce, Salât, 10; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 47).

Ebu Katâde ve İmran b. Hüsayn'ın ayrı ayrı naklettiği başka bir yolculukta da uyku sebebiyle sabah namazı Rasûlüllah (s.a.s) tarafından güneş doğup beyazlaştıktan sonra kaza olarak kılınmıştır. Burada, olayı rivâyet edenler hangi yolculuk olduğunu belirtmedikleri için, hadisçiler, bunun Hayber, Tebük, Hudeybiye veya Ceyşü'l-Umerâ gazâsına ait olabileceğini ifade etmişlerdir (bk. Buhârî, Teyemmüm, 6; Menâkıb, 25; Müslim, Mesâcid, 311, 312; Sahîh-i Müslim Terceme ve Şerhi, IV, 1955-1963).

Kaza namazlarının kılınışıyla ilgili fıkhi hükümleri şöylece özetlemek mümkündür:

Vaktinde kılınmamış olan beş vakit farz namazların, kazası farz. Vitir namazı gibi vacip kazası da vaciptir. Namazların sünnetlerinin durumu ise şöyledir: Sabah namazının farzıyla birlikte sünneti vaktinde kılmamışsa, güneşin doğuşundan sonra istivâ (gündüzün ortası) vaktine kadar bu sünnet farzı ile birlikte kaza edilir. Güneşin doğuşundan önce veya istivadan sonra kaza edilmez. Öğle namazının ilk sünneti cemaatle farza yetişmek için terkedilirse farzdan sonra ve son iki rekat sünnetten önce kaza edilir. Son iki rekattan sonra da kaza edilebilir. Burada sünnet için kaza teriminin kullanılması mecaz yoluyladır (bk. İbn Abidin, a.g.e., II, 65). Terk edilen sünnetlerin kazası gerekmez. Ancak başlanıldıktan sonra herhangi bir sebeple terk edilen sünnet veya nafile namazın kazası vacip olur. Kadınlar özel hallerinde kılamadıkları farz namazlarını kaza etmezler. Fakat tutamadıkları oruçları kaza ederler.

Üzerinde kazaya kalmış namaz borcu bulunmayan veya kazaya kalmış namazlarının toplamı altı vakti geçmemiş bulunan kimseye tertib sahibi denir. Altı vakit namazı kazaya kaldığı takdirde tertip sahibi olmaktan çıkar, kaza namazları arasında veya kaza namazlârıyla vakit namazları arasında sıra gözetilmesi gerekmez. Tertip sahibinin kaza namazı ile vakit namazları arasında sırayı gözetmesi gerekir. Tertip sahibi olmayan kimse kazaya kalan namazını kılmadan diğer namazlarını kılabilir.

Tertip sahibi olan bir kişi bir tarz namazını veya Ebu Hanîfe'ye göre vacip olan vitir namazını özürsüz olarak veya hayız ve nifas dışında bir özürle vaktinde kılmamış olsa bu namazı ilk vakit namazından önce kaza etmesi gerekir. Çünkü gerek kaza namazları arasında ve gerek bunlarla vakit namazları arasında sırayı gözetmek şarttır.

Kazaya kalmış namazlar birden fazla olupta vakit bunlardan yalnız bir kısmı ile vakit namazları kılmaya elverişli olursa sıraya uymak gerekmez.

Bir kimsenin vitir namazından başka altı vakitten fazla veya altı vakit namazı kazaya kalmış olsa bunları kaza etmeden vakit namazlarını kılabilir, çünkü kaza namazları vitirden başka altı vakit olunca çok, altı vakitten noksan olunca az sayılır.

Kazaya kalan namazlarda niyet, aakit namazlarda olduğu gibi şarttır. Ancak kazaya kalan namazlar çok olursa ve tayini mümkün olmazsa niyetleri kazaya kalmış ilk veya kazaya kalmış son namaz olarak yapılır.

Kazaya kalmış namazların vakitleri ve sayıları belli ise ona yöre niyet edilir.

Dâru'l-harb'de müslüman olup da bilgisizliği yüzünden namazlarını kılmamış olan kimse, daha sonra dini görevlerini öğrense bu namazları kaza etmesi gerekmez. Yükümlü olabilmek için bilgi şarttır. Dâru'l-İslâm'da hidayete eren kimse bu konuda özürlü sayılmaz. İhtida etmeden önceki namazlarını kaza etmez, bunlar Allahu Teâla tarafından affedilmiştir, ancak ihtida ettikten sonra namazlarının kılmakla ve bilgisizliği veya ihmali yüzünden kılmadığı namazlarını da kaza etmekle yükümlüdür.

Kaza namazları imam ve cemaatin aynı namazı kılmaları şartıyla cemaatle de kılınabilir. Kaza edilen namaz sabah, akşam ve yatsı namazı gibi sesli okunan namazlardan ise, imam sesli okur, değilse içinden okur.

Kaza namazlarının evde kılınması daha iyidir. Çünkü kazaya namaz bırakmakla büyük bir günah işlenmiştir, bunun teşhir edilmemesi gerekir.

Kaza namazlarının belirli vakitleri yoktur. Üç kerahet vakti dışında her vakitte kaza namazı kılınabilir.

Kaza namazı kılmak nafile namaz kılmaktan daha iyidir. Fakat kaza namazı kılmak maksadıyla farz namazların müekked ve gayr-i müekked sünnetlerini terketmek doğru değildir.

Mukim iken kazaya bırakılmış olan bir namaz yolculuk sırasında kılınmak istenirse kısaltılmadan kılınır. Yolculuk sırasında kazaya bırakılan bir namaz da beldesine döndükten sonra kaza edilmek istenirse kısaltılarak kılınır.

Aşağıdaki üç vakitte ne kazaya kalmış farz namazlar, ne vitir gibi vacip namaz ve ne hazırlanmış durumdaki cenaze namazı kılınamaz. Daha önce okunmuş olan secde âyetinden dolayı tilâvet secdesi de yapılamaz.

1. Güneşin doğmasından, kırk-elli dakika geçip, yükselmesine kadar.

2. Güneşin tam başımızın üzerinde bulunduğu vakit. Buna zeval ânı denir.

3. Güneşin sararmasından, yani gözleri kamaştırmaz bir hale geldiğinden itibaren, batıncaya kadar olan vakit.

Bu üç vakitte kılınacak kaza namazının iadesi gerekir. Bunun dışındaki vakitlerde kaza namazı kılmak mümkün ve caizdir. İmam Şafii'ye göre ise kaza namazı her zaman kılınabilir. Söz konusu kerahet vakitlerinde de kaza namazı kılmak caizdir.

Namazlarını özürsüz olarak kasten terkeden ve bunları kaza edemeden vefat eden kimse, büyük günah yükü ile âhirete geçmiş olur. Onun işi yüce Allah'la kendisi arasındadır. Bu namazların, tevbe, istiğfar veya keffâret yoluyla telâfi edileceğine dair açık bir âyet, hadis veya icmâ yoktur. Ancak yaşlılık veya sürekli hastalık nedeniyle orucunu tutamayanların, kaza edemeden ölümleri hâlinde, bunun fidye ile telâfisi hükmüne (bk. el-Bakara, 2/184) kıyas yapılarak veya ihtiyat prensibine dayanılarak, hanefilerde namaz fidyesi de müstahsen görülmüştür (bk. İskat ve Devir maddesi) Allah'la şehidler arasındaki hakların affedileceği nass'la (bk. el-Bakara, 2/154; Âlu İmrân, 3/169; en-Nisâ, 4/69; Müslim, İmâre, 152; Nesâî, Cihâd, 22; Ahmed b. Hanbel, II, 322, III, 251, 289) belirtilmiştir.

Şehidler, daha önce kılamadıkları namazların affı konusunda istisnâ olabilirler (Kaza namazı için bk. İbnü'l-Hümâm, a.g.e., I, 458 vd.; el-Fetâvâ'l-Hindiyye, I, 121 vd.; İbn Âbidîn, a.g.e., II, 62 vd.).

Serdar ENES  { 03 Mayıs 2007, Perşembe }
Sayın Kurmel,

Yukarıdaki yazımı zamanınızdan ayırıp, okuyup yorumladığınız için çok teşekkür ediyorum. Bu konudaki endişelerinizi şahsen yaşamış birisi olarak bu konu üzerinde gerçekten de çok düşünmüş ve araştırmşımdır. Kur-an da ve Sahih kaynaklarda bulunan Sağlam ravilerden gelen hadisleri bir araya getirdiğiiz zaman kaza namazı ile ilgili durum apaçık ortaya çıkmaktadır.

Yazılarımda namazı kılmayan kişi için şahsi hiçbir yorum yapmamakla birlikte sadece Allah'ın sözlerinden ve Elçisinin sözlerinden örnekler vermiş bulunuyorum. Yazdığım yorumda ise namazı kılmayan dinden çıkmıştır diye şahsıma ait bir söz veya cümle bulunmamaktadır.

Dikkatli okur iseniz orada namazı kılmamanın 2 tane yorumu olduğundan bahsetmekteyim ki iki durumda da kaza namazına sebep olan bir zemin yoktur.
şöyle ki;

1.nci ihtimal
Namazı kılmamak eğer Büyük günahlardan dır dersek;

Tövbe eden kimse hiç günah işlememiş kimse gibidir ayeti ile günah ne kadar büyük olursa olsun Allah'ın affına maruz kalmaktadır.Tövbe bu günahkarlık durumunu iptal etmekte ve Sıfırlamaktadır. O halde affedileceğine söz verilmiş bir günah'ın kazası olmaz ve kaza etmeye gerek yoktur. Lakin farz olan namazın kılınması müsliman için zorunludur ve kılınmalıdır. Namazı kılmaz halde ölenler bu büyük günahtan sorumludur. Namazı kılmamanın cezasını çekecektir ve sonunda Cennete girecektir.

Lakin bu anlayışta bazı eksiklikler ve uyumsuzluklar mevcuttur.
Allah(c.c);
“(Kitapları sağ elinden verilenler) Ashab-ı Yemin; Cennettedirler! “Mücrimlere sorarlar:”sizi bu sakar cehennemine sokan nedir?” Onlar şöyle derler:”Biz namaz kılanlardan değildik... Nihayet bize ölüm gelip çattı. Fakat (o vakit)”şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez”” buyurmaktadır.
[Müdessir 40 / 41 / 42 / 43 / 44 / 45 / 46 / 47 / 48]

Bu ayette göre Bazı kimselerin Cehenneme Düşmüş olma sebeplerinden birisi Namazı kılmıyor halde ölmüş olmaktır ve tüm şefaat edeceklerin şefaatinden mahrum olacaklardır.

Hadis: Rasulullah : Benim şefaatim “ehli Kebair” içindir.(yani büyük günahları işleyenleredir).
Binaenaleyh namazı kılmayanlar “şefaatçilerin şefaatinden mahrum olacaktır”. Bu durumda
Namazı kılmamak İslam’dan çıkarmayan büyük günahlardan olsa idi ”ahirette peygamberimizin ve diğerlerinin (şehidler,bebekler,vs…) şefaatinden mahrum bırakmazdı.!!

2.nci ihtimal
Namazı kılmamak eğer sizi dinden çıkaran bir durum ise,
Ayetlerde;
”Yiyin zevk edin dünyada biraz.Çünki “mücrimlersiniz” Allah’ın hükümlerini yalanlayanların ogün vay haline.Onlara Ruku edin yani”Namaz kılın” denildiği zaman “itaat edip Ruku etmezler yani “Namaz kılmazlar” {namaz kılmayarak}Allah’ın hükümlerini yalanlayanların o gün vay haline.Artık bu ahmaklar Kur-an Ayetlerinden sonra neye inanacaklar?”
[Murselat 46 / 47 / 48 / 49 / 50]

Allah(c.c.)bu ayette namazı kılmamanın Allah'ın hükümlerini yalanlamak olduğuna işaret etmektedir.

”O halde, onlarda ne var ki “iman etmezler” kendilerine Kur-an Ayeti (yani Akiimus salat{namaz kılın} emri) okunduğu zaman ,Allah’ın emrine teslim olup da secde etmezler (yani namaz kılmazlar). Daha doğrusu, bu halleri ile{yani namaz kılmayışları ile} onlar Allah’ın azabından korkmayarak ahireti yalanlıyorlar. [ İnşikak 20 / 21 / 22 / 23 ]

Bu ayette de Allah (c.c.) Namazı kılmamanın İman etmemek ve Ahiretteki azaba aslında inanmamak olduğuna işaret etmektedir.

“Eğer tevbe ederler,”namazı kılarlar ve zekatı verirlerse, Din’de kardeşiniz olurlar.Biz Ayetleri anlayacak bir kavme böyle açıklarız.”
[Tevbe 11]

Son 3 ayette oluşan 2.nci duruma göre ise önce dine girmek için yapılması gereken şey Tövbe etmek ve birdaha terketmemek üzere hemen namazı kılmaya başlamaktır. Aslında bu dinden nasibi olmayıp da bu dine gerçek manası ile yeni giren kimse ise önceki hayatından sorumlu değildir. Aynen Tövbe eden kimse gibi.

O halde Yukarıdaki 2 anlayışta da KAZA NAMAZI diye bir husus söz konusu olamaz. Namazı kılmamak ister büyük günah olsun, ister dinden çıkaran bir durum olsun, iki halde de tövbe bu durumu sıfırlamakta ve kaza etme gibi bir durumu söz konusu bırakmamaktadır.

Hali ile KAZA NAMAZI DİYE BİRŞEY MEVCUT DEĞİLDİR

Saygılar,
Serdar ENES



kurmel çetin  { 28 Nisan 2007, Cumartesi }
sayın editör,ben Serdar Enes beyi tanımıyorum.samimi bir Müslüman olduğuna kannatim tamdır.lakin Serdar Beyin yazıları çok keskin ifadelerle dolu.''namaz kılmayan bir müslümanın dinden çıktığı ve tövbe ederek namaz kılıp dine girmelidir'' ifadesi beni ürpertiyor.
..ben 14 yaşından beri namazını aksatmayan birisiyim.ve şuan 30 yaşındayım.Farz ibedetlerde riya olmaz hükmüyle bunu yazdım.lütfen yanlış anlaşılmasın.
ben Serdar beyin yazılarının yayınlanmasını bu siteyi sürekli takip eden ve dini kaygılar taşıyan hemşerilerimize bir faydasının olmadığı düşüncesindeyim..çünkü faydasız tartışmalar yapılıyor...
...yanlış bişi yazdıysam Allah affetsin ama düşüncem bu..yazıma katılmayanlarda olabilir.

Serdar ENES  { 28 Nisan 2007, Cumartesi }
Sevgili Gupse,

Yukarıdaki yazıdan da anlaşıldığı üzere Namazı bilerek kılmadığımız durumda kendimizi müsliman olarak tanımlayabilmek pek mümkün değildir. Söz ile ben de müslimanım demek mümkünse de Allah ve Rasulü böyle bir tavrı, veya itikadı kabul etmemekte, aksine bu durumdaki kişileri kendilerinden(müslimanlardan) olmamakla itham etmektedir. Ayette;

“Sizin dostunuz ancak Allah ile O’nun Rasulü’dür ; bir de iman edenlerdir ki onlar Namazı kılarlar ve namaz kılar oldukları halde zekat verirler.”
[Maide 55]
“Eğer tevbe ederler,”namazı kılarlar ve zekatı verirlerse, Din’de kardeşiniz olurlar.Biz Ayetleri anlayacak bir kavme böyle açıklarız.”
[Tevbe 11]

Kişi Gafil olabilir, belkide ömrü boyunca sapkınlık içinde de yaşayabilir. Lakin Hakk'ı ve elçisini gerçekten tanıdıktan sonra üzerine düşen ilk görev Tövbe dir. Zira ayette Tövbe eden kimse hiç günah işlememiş kimse gibidir Buyurulmaktadır.

Namazı kılmamak eğer Büyük günahlardan ise, Tövbe bu durumu iptal etmektedir. Sıfırlamaktadır. lakin Namaz kılınması müsliman için zorunludur.

Yok eğer Namazı kılmamak sizi dinden çıkaran bir durum ise, o halde yapılması gereken Tövbe edip birdaha terketmemek üzere hemen namazı kılmaya başlayarak dine girmektir.

İmam Ebu Hanife dışındaki tüm Müçtehid imamlar(İmam Evzai, İmam Malik, İmam Şafii, İmam Ahmed, İmam Buhari, İmam Yusuf, İmam Muslim , vs..) 2.nci görüşü benimsemişlerdir. Zira Onların delilleri Mevcuttur

Saygılar,
Serdar ENES

GuPsE  { 27 Nisan 2007, Cuma }
bir sorum war...? peki Allah nasıl affeder?kılınmayan,kılınamayan namazları...


YORUM YAZIN

Ad-Soyad:
E-Posta:
Mesaj:

KÖŞE YAZILARI
Avrupalı Cerkeslerden, Avrupa Parlamentosunda Konferans
Kendi Yolunu Tıkamak
Güzel Şeyler De Var
Mısır Firavunu Iı. Ramses'i Yenen Çerkesler
Dönme Dolap
Bölünme Genlerımızde(mı) Var
Ölümünün 137. Yıldönümünde İmam Şamil'i Anmak Ve Anlamak
Yanlı Medya Mı, Gürcistan Komünist Partisimi Doğru ?
Derin Çerkesler ...
Kim ,kimden Ne Kadar Büyük ?
Adıgaghe'da (çerkeslik'te) İnsan Ve Sosyal Hayat
Yalnızlık
Amerikan Rüyası Gerçekleşti Ya Bizim Rüyalarımız Yok Mu ?
Çeçenistan Da Her Şey İyiye Gidiyor(muş)
Ben Yoksam Kimse Yoktur
Incil Allah'ın Sözü'dür!!
Rıdvan Özden Cinayeti Kimin İşine Yarar?
Türkiye Üzerine Düşünceler
Erkekler Komisyonu Niçin Kurulmuyor ?
FORUMLARDAN

© 2005-2008 Kafkas Diasporası & Aksi belirtilmeyen tüm yazıların yayın hakları sitemize aittir. Kaynak gösterilmek koşuluyla alıntı yapılabilir.
   SİTEMİZİN HİÇBİR DERNEK VE VAKIFLA İLİŞKİSİ YOKTUR

Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.En iyi görünüm için 1024x768+ ekran çözünürlüğü ve Mozilla Firefox tarayıcı kullanmanız tavsiye edilir.

İletişim ; 0352 3204030 - Cep Telefon ; 0530 4336701

PASİFİK YATIRIM LTD.ŞTİ. www.mobilyarehberi.com www.BerkmaX.com www.36hafta.com

 

counter easy hit

Istatistik