![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
KAFKASYA ÜZERİNE GENEL BİR DEGERLENDİRMEKafkasya Ve kültürümüz hakkında önemli araştırmalara imza atan ve araştırmalarının bir bölümüde sitemizde yayınlanan Sn. Ergun Yıldız yeni yazılarıyla Uzunyayla.com yazarlar ailesine katıldı. İlk makalesini sizinle paylaşıyoruz. Teşekkürler Sn. Yıldız KAFKASYA ÜZERİNE GENEL BİR DEGERLENDİRME Ergun YILDIZ 21 Nisan 2007 Aşağı yukarı 15 yıl kadar bir zamandır bazen kısa süreli bölgede bulunarak,bazen de dışarıdan gözlemleyerek Anayurdumuz Kuzey Kafkasya ve dolayısıyla Rusya üzerine genel bir fikir sahibi olmaya çalışıyorum. Son dönemde ise yaklaşık birkaç aydır Nalçik’te yerleşik olarak KBC’de sokaktaki adamın gözü ile günlük hayatı ve olayları gözlemliyorum. Zaman zaman değişik yerlere gidiyorum iş gereği,değişik kimselerle konuşuyor tartışıyor buradaki hayatı ve insanları anlamaya,sokaktaki adamın düşüncesini kavramaya çalışıyorum. Eskiden beri kendi kendime merak ederdim,acaba ben (her ne kadar bölgeyi çok yakından izlemeye çalışsam da) Türkiye’den olaylara bakarak bir şeyleri savunuyorum da bazı detayları gözden mi kaçırıyorum diye. Bu kez de bir süredir sessizce buradan orayı izliyorum. Anladım ki düşüncelerinin temelinde ulusal bir öz taşıyarak olayları gözleyen kişi nereden bakarsa baksın aynı şeyi görüyor. Açıkçası buna çok sevindiğimi belirtmeden geçemeyeceğim. Yanılmadığımı görmekten doğrusu büyük keyif aldım. Düşüncelerimi bu kez de buradan oraya bakarak yeniden bazı başlıklar altında yazmaya,ayrıca da bu düşünce paylaşımı esnasında insanlardan ve yaşamdan kısa ipuçları vererek bende oluşan kanaatleri olduğu gibi aktarmaya çalışacağım. Ayrıca da bu güne kadar birileri kırılacak örselenecek diye dile getiremediğimiz bazı tespitleri bu yazının içerisinde net biçimde koyarak, üzerinde düşünülmesi hususunda naçizane dikkatlerinize sunmak istiyorum. Biliyorum ki birileri fena halde kızacak bozulacaklar söylediklerime, fakat kimseyle tartışmayacağım. Bunlar benim düşüncelerim ve tespitlerimdir. Bana göre halkımızın menfaatleri ve varlığı kırılıp incinecek bir kısım zevatın hissiyatından çok daha önemlidir. O nedenle okuyucuyu önyargılı savunma pozisyonu almadan önce söylenenlerin doğruluğu üzerinde düşünmeye davet ediyorum. DİASPORA ve KAFKASYA : Son ay içerisinde biz Türkiye de Kafkasya’yı kurtarmak için kıran kırana mücadele ederken burada Adige yeni yılı kutlandı,Adige resim sanatı konulu sergi açıldı,8 yeni tiyatro oyunu sahnelendi,Kafkas atları ve Adige yaşamı konulu etkinlikler düzenlendi,6 yeni kitap çıktı.7 önemli sanatçının yıldönümü konserleri oldu vs.vs.… Adigey’de de en az bu kadar faaliyet gerçekleşti ki bunlar sadece benim gibi sıradan bir insanın günlük yaşamın içinde gördüğü bildiği kısmıdır. Bir bu kadar da haberdar bile olmadığımız benzer faaliyetler olduğunu düşünürseniz… Buna sanatsal faaliyetleri eklerseniz, Buna akademik faaliyetleri eklerseniz, Buna sportif faaliyetleri eklerseniz, Buna köylerde dahi kutlanması gelenek olan önemli gün/yıldönümlerini eklerseniz… Tüm düşüncelerimizi üzerine kurduğumuz “Çerkes kültürel/toplumsal” yapısının burada canlı bir organizma gibi hareket halinde olduğunu,geliştiğini(hadi kötümser olalım)gelişmeye çalıştığını,değiştiğini çok net görebiliyorsunuz. Bunu diaspora yaşamı ile,150 yıl önce buradan götürdüğümüz ve geliştiremediğimiz,öylece donmuş halde muhafaza edilmeye çalışılan (ama başarılamayan) kültür ile karşılaştırdığınızda aradaki uçurumun derinliği ister istemez korkutuyor insanı. Gelişmenin burada olduğunu görüyorsunuz gözlerinizle, Değişmenin burada olduğunu görüyorsunuz gözlerinizle, Hareketin,hayatın,kısacası umudun burada olduğunu da görüyorsunuz gözlerinizle. İşte o noktada diasporadan buraya politika dayatmanın ne anlama geldiğini gayri ihtiyari bir kez daha düşünüyorsunuz. Diasporadan bakınca Kafkasya kurtarılması gereken işgal altındaki bir ülke gibi görünüyor,veya bir kesim tarafından özellikle bu şekilde gösterilmeye ve tüm politikalar bu mantık üzerine kurgulanmaya çalışılıyor. İş o hale gelmiş ki bizler çok samimi duygularla oradan oturup Kafkasya’yı düşündüğümüzde, Kafkasya üzerine konuşmaya başladığımızda bu mantık ve mantalite otomatikman işlemeye başlıyor. Çok uzaklardan bölgeye müdahil oluyoruz ve bir anda tüm bölgeyi düşmandan temizliyoruz,devlet kuruyoruz,halkları birleştiriyoruz,yönetimleri değiştiriyoruz vs. Tıpkı masallardaki gibi ! İşgal ve soykırım halkımızın tarihinde yaşanmış bir acı,hiç unutulmaması gereken bir gerçektir, bu doğru. Tüm diasporalar ağırlıklı olarak kendi sürgünlerinin ve sürgün öncesinin tarihine dayanarak varlıklarını sürdürürler, bu da doğru. Fakat unutmamalıyız ki,genel olarak Çerkes halkı sadece diasporadan ibaret değildir. Her ne kadar bizler yukarıda belirttiğim yönde muhalif bir gelişme göstermiş olsak da Anayurdumuz dediğimiz Kafkasya’da sürgün sonrası yaşanan süreç bizimle paralel olmadı. Bizler yüz elli yıldır soğuk savaş döneminin de etkisi ile,her şeyi Rus düşmanlığı ve Rusya devleti ile çelişki ve çatışma üzerine kurduk. Bu gün hala aynı ateşi söndürmemek için körükleyenler var alttan alta. Oysa burada yaşayan insanların gözünde bu böyle değil. En azından insanlar diaspora’da yerleşik düşüncenin tam aksi bir biçimde geleceklerini Rusya ile birlikte,Rusya federasyonu içerisinde görüyorlar. Bizim sandığımız gibi bir “tehdit” “tehlike” “utanç” olarak da algılamıyorlar bu durumu. İnsanlar Rusya ile bir ilişki içerisinde bulunulduğunun,yaşadıkları cumhuriyetlerin bu federasyonun bir unsuru olduğunun farkındalar. Mevcut koşullarda merkezin gücünün ve kendi güçsüzlüklerinin de farkındalar. Dolayısıyla; tarihi kan davasına dönüştürerek sürekli çatışma nedenleri yaratmak yerine, Sovyet döneminde oluşmuş işbirliği ve halkların birlikteliği düşüncesi üzerine iyi ilişkiler bina ederek olabildiğince çatışmalardan ve keskin kutuplaşmalardan uzak kalmak, merkezin imkanlarından yararlanarak gelişmek isteğindeler. Bu, ‘insanlar tarihi yok sayıyorlar’ anlamına gelmemeli elbette,kimse geçmişi ve geçmişte yaşanan acıları inkar etmiyor.Fakat bu gün bulunulan noktada artık kin,kan ve nefret söylemlerinden öte,işbirliğine gelişmeye ve birlikte yaşamaya katkı sağlayacak bir anlayış istiyorlar. İnsanlar mevcut realiteyi görüyor ve hiçbir şekilde çatışma, gerginlik istemiyorlar. Bu tür itiş kakışın Kafkasya’da kontrolü sıklaştırmak,yaşamı güçleştirmek,bölgeyi geri bırakmak için bir neden haline dönüştürüldüğünün de farkındalar. Ekonomik mağduriyetlerinin ve bölgenin geri kalmışlığının sıkıntısını yaşayan bu insanlar;bunu derinleştirecek, merkez ile ilişkileri bozacak her hareketi kendilerine yapılmış bir kötülük ve ihanet,daha da ileri gidersek Kafkasya’yı sırtından hançerlemek olarak görüyorlar. Şu anda hayat oldukça hızlı bir değişim içerisinde,insanlar günlük yaşamın kaygısına düşmüşler. Maddi gerçeklikler,yaşam ve gelecek kaygısı çok daha ön planda insanların hayatında,herkes “bir ucundan tutunma” derdinde. Kısaca söylersek artık kapitalizmin mantığı işliyor buralarda,asimilasyon da bu şekilde dejenerasyon da bu şekilde gerçekleştiriliyor. Eğer Türkiye’de bizler yaşadığımız ülke koşullarına uygun bir yol ve yöntem arayışı içerisindeysek buna bir diyeceğim olamaz,fakat bizler Kafkasya üzerine bir yol ve yöntem arayışı içerisindeysek, bu topraklardaki insanları ve o insanların gerçeklerini yok sayarak böyle bir şeyin mümkün olmadığını çok iyi bilmemiz gerekir. Hal böyle olunca; yukarıda anlattığım bölge gerçeklerini göz ardı ederek şahin politikalar geliştirmenin,oradan buraya naralar atarak harp ilan etmenin aramızdaki ilişkileri kopartmaktan öte hiçbir yararı olamaz,olmuyor da ! Bu bölge için bir şeyler söyleyeceksek Türkiye’de otursak bile Kafkasya’da yaşıyor gibi düşünmek ve konuşmak zorundayız. Tabii bu durumda birilerinden “Rusçu” damgasını yemek işten bile değil,fakat buna da katlanacaksınız mecburen. Gerçekte insan, kendi halkının yandaşı olamadıktan sonra “Rusçu” olmakla “Türkçü” olmak arasında da pek bir fark olmasa gerek. ÇERKESLERİN SORUNU : Genel tarif ile ifade edersek Çerkes halkının, özelleştirirsek biz Adige halkının temel sorunu olaylara ve dünya politikalarındaki gelişmelere karşı ulusal bir tavır geliştirememiş olmaktan kaynaklanıyor. Bunun en önemli nedeni ise ulusal bilinçten yoksun bulunmamızdır. Yaşanan tarihsel süreç içerisinde; biz diasporadakiler yaşadığımız ülkelerin politikaları nedeni ile,anayurttakiler ise sosyalizmin çarpıtılan “ulusallığın reddiyesi” nedeni ile tam olarak bir ulus anlayışı / ulusal temelli bakış açısı / ulus tavrı geliştiremedik,yerleştiremedik. Ulus olamadık ne yazık ki, ama ulusal manada bir bilince de sahip olamadık. Hal böyle olunca yaşadığımız bölgelerdeki konumumuza ve genel politik konjonktüre göre olaylar karşısında pozisyon alır hale geldik. Yani daha yalın ifade edersek ‘her yerde maşa olduk’. Bu gün bütün kesimlerdeki insanlarımız için hiç tereddütsüz şu tespiti yapmak istiyorum : hangi büyük ideali,hangi yüce inancı,hangi evrensel değeri,hangi uluslararası dengeyi gözetirsek gözetelim,savunursak savunalım,inanırsak inanalım ; bunların hiç birisi halkımızın ve kültürümüzün yok olma tehdidi ile yüz yüze olduğu gerçeğini değiştirmez,değiştiremez. Savunduğumuz inandığımız şeyler dosdoğru ve ilahi olsa bile, bizim önümüzde duran bu hakikat asla değişmez. Bu durumda kendimize şu soruyu içtenlikle sormamız gerekmez mi ? Kendi milletini böylesi gelecek bekleyen bir bireyin başka cephelere koşma,başka sorunlarla boğuşma lüksü var mıdır? Kendi evi yanan adamın komşuya su taşıma lüksü var mıdır ? Bu adamın durumundaki bireylerimizin mücadelelerinde `ulusal sorunu öne almadıkları sürece` ulusal meseleler üzerine ahkam kesme hakları var mıdır ? Bizler kendi halkımızın sorunlarından hareketle ancak geniş ve doğru bir cepheye çıkabiliriz. Ancak kendi ulusallığımızdan hareketle uluslar arası olana,evrensel olana ulaşabiliriz. Olayları kendi halkımızın gözü ile gördüğümüzde ancak doğru bir tavır alabilir,kendi ulusal sorunlarımıza ulusal bir çözüm önerebiliriz. Bu nokta bizim gücümüzü başka cephelerde tüketen en önemli handikapımızdır. Bizler evvela iyi bir …solcu,sağcı,ilerici,gerici,İslamcı,….vs. daha sonra iyi bir Çerkesiz. Artık bu öncelik sıralaması değişmek zorundadır. *** LİGHT ÇERKESLİK ! Doğrusu kim nasıl tepki gösterir bilemiyorum, fakat hiç dile getirmesek de bizim ulusal/kültürel manada güç kazanamamamızın çok önemli bir nedeni de bireylerimizde artık alenen sırıtır hale gelen kimliksizleşmedir. Daha açık söylersek; yukarıda bahsettiğimiz ulusal duruşu gösterebilmenin yolu, o ulusun(yada bizim durumumuzda halkın demem gerekiyor) bireyi gibi hissetmekten geçer. Bunun da temelinde mensubu bulunulan ulusun asgari özelliklerini muhafaza edebiliyor/mensubu bulunulan kültürün asgari değerlerini yaşayabiliyor yaşatabiliyor,değer veriyor olmak yatar. Oysa bu gün bizim meselemiz üzerine söz söyleyen insanların içerisinde önemli bir bölümü,artık ulusal özelliklerini neredeyse tamamen yitirmiş, kimliksiz ve kültürel anlamda kişiliksiz bireylerden oluşmaktadır. Bunu elbette kimseleri incitmek amacıyla söylemiyorum, ama çözüm arıyorsak var olan bir sorunu açıkça tespit etmek zorundayız. Mensubu olduğu halkın yaşantısı,kültürü ve inanışı ile uzak yakın bir ilgisi kalmamış,anadilini bilmeyen,yabancı ile evli,tarihi ve geçmişi hakkında en ufak bir fikri olmayan,bir millet olamamanın ve bir yurt sahibi olamamanın acısını zerre kadar hissetmeyen,içerisinde bulunduğu ortamdan gayet memnun ve istekleri sadece genel manada demokratikleşme işbirliği,biraz daha özgürleşme vb. taleplerden ibaret olan,kimliksel manada yarı Türkleşmiş insanlara sahibiz çok sayıda. Bunu başka bir biçimde formüle edersek (bir kez daha üzerine basarak söylüyorum) yarı Türkleşmiş insanların Çerkes ulusal sorunu konusunda Çerkeslerin ihtiyacı olan çözümü üretmeleri beklenemez. Bu insanların bahsettiğimiz hakikatleri kabul ederek kendilerini değiştirmeleri beklenir samimiyet arıyorsak. Oysa yukarıdaki tanımlamanın içerisine giren ve değişmesi beklenen ağırlıklı bir kesim ulusal bir sorunu kendi yoz durumlarına uyarlama çabasına giriyorlar. Önerdikleri çözümler,savundukları siyaset,öngördükleri gelecek; bütün hepsi kendi kimliksiz durumlarını örtecek biçimde muğlak,tanımlanmamış,ne idüğü belirsiz imkansızlardan ibaret ne yazık ki. Önerdikleri sözüm ona makro çözümlerin içerisinde Çerkeslerin yararına hiç bir şey yok,en azından Çerkeslerin gelecek endişesini giderecek bir çözüm yok. Bu tavır hiçbir şekilde anlaşılabilir değildir,daha da önemlisi samimi değildir. Kuzey Kafkasya ve diasporadaki Adige – Abhaz halkının (geniş tanımı ile Çerkes halkının) çok özel çok ciddi sorunlarına eğilmekle en azından bu sorunlar için üzülmekle birinci dereceden sorumlu insanların;halkların birlikte kurtuluşu,evrensel barış ve kardeşlik temennileri ile süslenmiş sol teorik söylemden ibaret ve hiçbir pratiği olmayan/olmamış/olmayacak çözüm önermeleri bundandır. Veya diğer tarafta bir başka kesimin islamın o çok geniş hoşgörüsü içerisinde büyük birliktelik ve kardeşlik getireceğini iddia ettikleri bir çözüm önermeleri de bundandır. Çünkü bu iki çözümün de içinde ulusal öz yoktur. Yani bizim bu arkadaşlarımızın durumuna çok uygundur bu gevşek,tanımı güç ve manevra alanı geniş önermeler. Bu çözümler önerenlerin zaaflarını gizleyebilmeleri açısından ideal olsa da,bizim ulusal meselemizin halli için gerekli reçete değildir ne yazık ki . Bir başka çözüm olarak sunulan Birleşik Kafkasya çözümü de diğer iki öneri gibi bizim gerçeklerimizden çok uzaktır. Sadece diasporadaki bir kesimin yukarıda tespit ettiğimiz aynı sorun nedeni ile (ulusal özün olmaması) kendi durumuna uygun bulduğu için savunduğu,birilerinin de menfaatlerine uyduğu için savundurttuğu hayalperest bir önermeden ibarettir. Bu yaklaşımları başka bir mesele üzerinden tartışırsak haksız veya yanlış olduklarını söyleyemem. Yani sol siyasi önerme veya İslamcı çözüm önerisi her zamanda ve her zeminde yanlıştır demiyorum. Ama Çerkes sorununa bir çözüm olarak tartışırsak kesinlikle bizim ihtiyacımız olan şey bu değil. Bu birbirinden farklı gibi görünen sacayağının ortak özelliği, ulusal nitelikleri ile kimliğimizin tanımlanması noktasında muğlak ifadeler ve tanımsız tanımlamalardan öteye geçemiyor olmalarıdır. Çok açık ifade etmek gerekirse bu;halkımızı uyuşturmak,bir topluluğun savunma refleksini yok etmektir. Buradaki sakatlık artık anlaşılmalı değil mi ? Haklar kardeştir ! Bu sloganı atan adam şu soruyu niçin hiç sormaz kendine : Peki o zaman biz niye tükeniyoruz günden güne,bu kardeş halklar niye bize göz kulak- el ayak olmuyorlar,niye hep biz başka halklar için mücadeledeyiz ? … Müslümanlar kardeştir ! Slogan değişir ama soru aynıdır : Peki madem kardeşiz de niye hep bizim sayımızı eksiltiyor bu Müslümanlık,niye hep bizim kültürümüzü aşındırıyor ? Madem kardeşiz bizi niye böyle kabul etmiyor da Arap anlayışını Müslümanlık diye dayatıyor ısrarla ? … Birleşik Kafkasya bizim kurtuluşumuzdur ! Peki bu bizi kurtaracak birleşik Kafkasya’nın birleştireni nedir ? Daha öncekinin dili Kumuk Türkçesi idi,şimdiki ne olacak ? Hele bir kuralım düşünürüz ….Hele o aşağılık Rusları atalım oradan sonra bakarız…. Böyle siyaset olmaz. Bir halk kendi geleceğine böyle sakat bir mantıkla bakamaz. Niye bizler önce iyi bir Çerkes, sonra iyi bir sosyalist olamıyoruz ? Niye bizler önce iyi bir Çerkes, sonra iyi bir Müslüman olamıyoruz ? Niye bizler önce iyi bir Çerkes, sonra iyi bir çevreci vs. olamıyoruz ? … ? Çünkü bizler artık tek başına “Çerkes” tanımının içini dolduramıyoruz. Aşınmışız,asimile olmuşuz, yarım kalmışız. Yani aslında tam olarak “Çerkes” değiliz. Dolayısıyla kendimizi ikincil kimliğimizle tanımlıyor,bu özrümüzü ikincil kimliğimizi öne çıkartarak kapamaya çalışıyoruz. Bunu da dürüstçe itiraf etmek yerine; ulu değerler, evrensel anlayış, global bakış açısı,geniş işbirliği vs. gibi büyülü sözcüklerin ve kavramların arkasına bizi biz yapan kimliğimizi yamayarak yapıyoruz. Biz, hem karşı karşıya olduğumuz kültürel aşınma açısından hem de anavatandaki durumumuz açısından, ulusal duruşun ulusal bakış açısının en çok öne çıkartılması gereken bir noktadayız. Bireylerimizi yeniden kendi kimliklerine sahiplendirme en önemli meselemiz olmalıdır bizim. Tabii bundan kasıt, ırkçı saldırgan bir içe kapanma değildir. Bundan kastettiğim şey diğer halklara saygı çerçevesinde barışçı bir işbirliği geliştirmekle birlikte, her bireyimizin olaylar karşısında ulusal çıkarlarımızı gözeten bir yaklaşıma sahip olabilmesini sağlamaktır. Yani şahıs, halkının çıkarlarını gözeterek meselelere bakmalıdır öncelikle. Kendi halkının gözü ile olaylara bakmak tanımından,diğer halkları görmemek ve yok saymak anlamı çıkmamaktadır.Eğer zorlamayla bu sonucu çıkartmak istemiyorsanız tabii. Konuşunca hiç birimiz beğenmeyiz ama, Kürt halkının bireylerine bir bakın bakalım. İslamcı da olsa,komünist de olsa,hiçbir fikri de olmasa her birey mutlaka ve mutlaka olaylara ulusal bir duruş ve Kürt halkının çıkarlarını gözeten bir bakış açısı ile yaklaşıyor. Bu bilinçtir işte ! Bizim sahip olmadığımız, bu gidişle de ebediyen sahip olamayacağımız şey. Bu ırkçılık değildir, mikro milliyeçilik de değildir. Bu,önerdiğiniz çözümün ve savunduğunuz siyasetin öncelikle halkınıza hizmet edecek biçimde sunulması durumudur. Bütün halkların veya bütün insanlığın yararına olduğunu iddia ettiğiniz bir şeyden öncelikle kendi halkınız adına yararlanamıyorsanız orada bir terslik var demektir. İslamı savunursunuz,ama savunduğunuz şeyden halkınızın yararı için istifade etmek bilincine sahipsinizdir. Sosyalizmi savunursunuz, ama halkınızı savunduğunuz şeyin nimetlerinden istifade ettirerek geliştirmektir amacınız. Biz ne yapıyoruz ? Her neyi savunuyorsak halkımızı savunduğumuz şeyin hizmetkarı yapmaya, savunduğumuz ideolojinin kalıpları içerisine sokmaya çalışıyoruz. Savunduğumuz,inandığımız şeye halkımızı ulusallığımızı kurban etmeye kalkışıyoruz. Bu da ulusal özü boğuyor yok ediyor. Yeminle sözleşmiş gibi her kesimdeki insanımız yapıyor bu hatayı. DÖNüŞ. Dönüş konusunda öncelikle mutlak doğruyu tespit ederek bir kenara koyalım. Eğer biz uzaklardan nizam intizam verdiğimiz bu ata topraklarında “nesli tükenen tür” haline gelmek istemiyorsak, Eğer vatanımız dediğimiz yerlerin gerçekten vatan olduğuna inanıyorsak ve kendi topraklarımızda Kızılderililerin durumuna düşmek istemiyorsak,sahibi olduğumuz (yada olduğumuzu iddia ettiğimiz) topraklarda yeterli sayısal güce ulaşmak ve o topraklarda söz sahibi unsur olmak gerektiğini kabul etmeliyiz. Bu çözümlerin tek yolunun da anayurda dönüş olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Dolayısıyla dönüş,halkımızın varlığının devamı için mutlaka gerçekleştirilmesi gereken bir amaçtır. Dönüş fikrinin doğruluğu ve gerekliliği konusunda topyekun uzlaştıktan sonra,nasıl olacağı/olması gerektiği konularında tartışabiliriz, bu çok başka bir şeydir. Tabii bunu söylerken her zamanki gibi “yan çizmek amaçlı dayatmaları” tartışmaktan bahsetmiyorum. Bu mutlaka yurunmesi gereken bir yoldur,fakat her bireyimiz bu yolu goze alamayabilir, yürüyemeyebilir,yürüyüp hedefe ulaşamayabilir. Bütün bunlar olabilecek şeylerdir ve normal karşılanmalıdır. Bizler de artık bir hatadan vazgeçmeliyiz bana göre. Dönüş bir amaçtır bizim için, ama her şey değildir,yolun sonu da değildir. Dönüşün üzerine vazife olduğunu fark eden bir çok insan,bunu göze alamadığı için saçma sapan koşullar öne sürüyor,olmayacak bahaneler icat ediyor. Dolayısıyla doğruluğu kesin olan dönüş fikri “bütünün üzerinde uzlaştığı ortak payda” haline gelemiyor. Bizler dönüşü o kadar kutsadık,o kadar abartılı tanımlar olduk ki,insanları gidersem ve tutunamaz da geri dönmek zorunda kalırsam aforoz edilirim korkusu sardı. Sırf bu nedenle, dönmek isteyen ama bunca olumsuz propaganda nedeni ile ürken,başarısız olmaktan korkan bir yığın insan susup bir kenara oturuyor. Eğer orada tutunamazsam geri geldiğimde hain ilan edilirim diyen insanlar tanıyorum ben. Bunca zorlamanın hiçbir anlamı yok açıkçası. Üzerinize düşen sorumluluğun bilincindeyseniz,ve altından kalkabileceğinize gözünüz kesiyorsa gereğini yaparsınız. Başaramazsanız bile iyi niyetinizi ortaya koymuş olursunuz,başarabilirseniz ki en güzeli budur,kalırsınız vatan toprağında göğsünüzü gere gere. Başaramazsanız mertçe dürüstçe “ ben yapamadım” der döner gelirsiniz geriye. Kimsede sizi hain ilan etmez,etmemelidir. Tabii bunun istisnası; kişinin kendi başarısızlığını örtmek için vatanını ve halkını kötülemesidir ki insanların asıl moralini bozan şey budur. Bu tür ucuzluklara da hiç gerek yok aslında. O nedenle artık dönüşü kutsamaktan ve bir zamanların “davadan döneni vurun” mantığı ile hareket ederek insanları korkutmaktan vazgeçelim. Herkesin dönemeyebileceğini,tutunamayan bir kısım insanının geriye dönebileceğini de kabul edelim. Bu konudaki tavırlarımızı biraz daha yumuşatalım. Böylece yola çıkmaktan korkan bir çok insanın önünü açmış olacağımıza inanıyorum. Eğer başarabilirsek her bireyimiz için bir vazifedir bu. Eğer burada tutunabilecekse,kötü örnek haline dönüşmeden normal bir yaşam sürebilecekse,eğer vatan için bir şeylere katlanmak gerekiyorsa her birey bu vazifeden kaçmadan üstüne düşeni yapmalıdır. En azından her aile bir bireyi ile bu yola çıkmalıdır. Yok ben bunun altından kalkamam diyen kişi de düşüncesini açıkça dile getirebilmeli,hiç olmazsa dönüş düşüncesinin hayata geçirilmesine gücü oranında katkıda bulunmalıdır. Abartmadan, büyük büyük laflar etmeden,gürültü kopartmadan sessiz sedasız gelip topraklarımızın bir kıyısına yerleşelim/en azından bir kez deneyelim yapabiliyorsak.ideal olan budur. Yapamıyorsak,yapabilecek olanlara,yapmak isteyenlere elden geldiğince destek olalım. Biz yapmak istemiyoruz,yapamıyoruz diye bir “ulusal doğru”yu karalamayalım. Bu bile bir şeydir. Diğer insanların affına sığınarak şunu çok net belirtmek istiyorum ki ; “ Rus çizmesi altındaki toprağa gitmem , Kafkasya bağımsız olmadıkça gitmem , orada demokrasi olmadıkça gitmem , birleşmedikçe gitmem,yok ben gitmem sermaye gitsin vs. gibi yaklaşımlar “vatan” dediğiniz kutsal değere ve o vatanın üstünde yaşayanlara karşı saygısızlıktır, hafifliktir. Bu tür yaklaşımlar aslında hobi mahiyetinde Çerkeslik yapmak isteyen, ama iş bir yere gelip ciddi sorumluluklar altına girmek gerektiğinde türlü bahaneye sığınanların davranış biçimidir. Üzerine o kadar konuştuğumuz dönüşün önündeki engelleri de görmezden gelemeyiz,gelmemeliyiz de. Her ne kadar dönelim diyorsak da bu günkü şartlarda ne yazık ki dönebilmek çok zor bir süreci göze almayı gerektiriyor. O nedenle mümkün olan en kısa sürede en fazla nüfusun dönebilmesi için ne yapılması gerekiyorsa bunu yeniden tespit ederek yapmak/yapılmasını sağlamak/ yapacaklardan talep etmek de ayrı bir zorunluluktur. **** Şunu açıkça kabul etmeliyiz ki diasporanın bu güne kadar Kafkasya’ya bir iki istisna dışında ciddi hiçbir katkısı olmamıştır Ne nüfus sorununa, ne ekonomik sorununa, ne kültürel sorununa kayda değer bir katkı sağladığımızı ben görmedim,bilmiyorum,bilenler varsa ben de öğrenmek isterim. Hal böyle iken bizim kalkıp buralara bir afra tafra ile yol yordam göstermeye nizam intizam getirmeye kalkışmamız ayıptır en basit ifade ile. Zaten kimsede ciddiye almıyor aslına bakarsanız. Yukarıda da belirttiğim gibi bu günkü koşullarda kitlesel bir dönüş imkansız gibi görünüyor, bireysel dönüş ise oldukça zor bir süreci göze almayı gerektiriyor. Eğer dönüş düşüncesini mümkün olan en güçlü biçimde hayata geçirmek istiyorsak Bu bölgenin ve insanların mantığını mantalitesini olaylara bakışını doğru tahlil etmek ve sağlıklı iletişim kurmak zorundayız,diaspora ve anayurt her konuda birbirimize güç vermek zorundayız. Olaylara tepki duyabiliriz,bazı şeyler hoşumuza gitmez,eleştirebiliriz,bir çok konuda farklı düşünebiliriz fakat bu farklılıklar “Vatana karşı hasmane duruş” biçimine dönüşmemelidir,dönüştürülmemelidir. Bunu özellikle körükleyenler yukarıda söylediğimiz gibi kimliksel ve kültürel manada Çerkeslik ile bağları kopmuş yarı Türkleşmiş kesimdir. Onların Kafkasya ile,buradaki halkımız ile,dönüş ile ilgileri sadece hobi mahiyetinde ve oyalanma babındadır. Asla dönmeyeceklerdir,asla burada olan hiçbir şeyden direkt etkilenmeyeceklerdir,asla o çok geniş perspektiflerinden taviz verip yüzlerini halklarına ve vatanlarına çevirmeyeceklerdir. Oysa bizim vatana ihtiyacımız var. Oysa bizim kendi yurdunda varlığını sürdüren bir kültüre ve o kültürün yoğurduğu Türkleşmemiş/Ruslaşmamış bireylere ihtiyacımız var. Oysa bizim kendi topraklarımızda kendi geleceğimizi yaratmaya ve millet olmaya ihtiyacımız var. O nedenle,bütün bunları üzerine kuracağımız anayurdumuzu ve anayurdumuzdaki insanımızı örselememek gerektiğinin bilincinde ve sorumluluğunda olmalıyız. Kendi topraklarınızda azınlık durumunda oldukça yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur. Kendi topraklarınızdaki halkınızla çatışarak da yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur. Kendi topraklarınıza uzaktan yol yöntem göstererek de yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur. Her şey yerinde yapılmalı. Yok “ben yerinde hiç bir şey yapamam çünkü dönemem” diyorsanız,bu durumda da anayurt ile bağlarımızı güçlü kılarak,asimilasyona karşı anayurdun kültürel olanaklarından azami miktarda istifade etmek, bulunduğumuz yerlerde mevcut durumumuzu iyileştirmek zorundayız. Yani yine anayurda ihtiyacımız var. GENEL GÖRÜNTÜ : Bizler ister diasporada olalım, ister anayurdumuzda olalım her durumda en çok dikkat etmemiz gereken şey “istikrarsızlaşmaya neden unsur” haline gelmemektir bana göre. Bu bize gümrüklerde,havaalanlarında,devlet dairelerinde,sokakta,bürokraside güçlükler olarak geri dönüyor.O nedenle bu tür davrananlara da cemiyet izin vermemelidir bence. Bu sisteme uyalım her şeyi sineye çekelim anlamına gelmiyor ama,söylediklerimizle yaptıklarımızla biraz sorumlu davranmaya mecbur olduğumuzu da aklımızdan çıkartmayalım. Buradaki insanları hafife almayalım. Bizler diasporada başka bir halkın arasında ve vatandan uzak olduğumuz için gayri ihtiyari sürekli öne çıkarttığımız “vatan” “aidiyet” “kültürü koruma” çerkeslik” vs. gibi temaları buradaki insanlar çok ta öne çıkartmıyorlar, çünkü ihtiyaç hissetmiyorlar. Bu, insanların bu tür değerleri yok anlamına gelmemeli. Birileri orada küçümsüyor olsalar da adam sokağa çıktığında ana dili ile iletişim kurabiliyor çok rahat, başını kaldırdığında bayrağının dalgalandığını görebiliyor, yetkileri tartışılır olsa da yönetim kademeleri kendi halkının adını taşıyor,otobüste minibüste restoranda kendi dilinin konuşulduğunu görüyor,tiyatroda kendi dili ile oynanan oyunun afişini görüyor, kendi halkının adını taşıyan kurumlara girip çıkıyor,çarşıda pazarda gümbür gümbür halkının müziğini duyabiliyor,ana dili ile bir tabela görmek sıradan bir şey buradaki adam için,vitrinde anadilinde bir kitap görmek,sokakta bir müzik duymak,bir caddenin/meydanın/parkın ismi olarak halkının bir büyüğünün adını görmek çok sıradan bir şey. Peki bizim için öyle mi? Şimdi bunları “aman ne güzelmiş” demeniz için yazmıyorum. Bunları,içerisinde bulunduğumuz ortamların farklılığını anlatmak için yazıyorum. Bunları sürekli üzerine siyaset yaptığımız ve kendi yaşadığımız ortama göre kıyaslayarak yol /rota tayin ettiğimiz zeminin çok farklı gerçekleri olduğunu anlatmak için yazıyorum. Biz kalkıp bizimle aynı davranışı anlayışı yaklaşımı göstermeyen bölge insanına “Rusçu-Ruslaşmış” ve benzer tanımlamalar yapmadan önce içerisinde bulunduğumuz bu ortam farklılığını hatırlamakta yarar var. Kafkasyanın neresi olduğunu bile bilmeyen ama Birleşik Kafkasya nutukları atan arkadaşları biraz üzecek ama şunu söylemek isterim : Buradaki insanlar öyle sizin düşündüğünüz gibi çimentosu İslami,mantalitesi Türki olan bir birleşik Kafkasya falan düşünmüyorlar,düşünmek bir yana sözünü bile etmiyorlar. Ama mesela Çerkeslerin,Adigelerin,Kaberdeylerin bir halk olduklarını Abhaz Abazaların amca çocuklarımız, Asetinlerin,Çeçenlerin kardeş halklar olduklarını biliyorlar. Balkarların ve Karaçayların uzun yıllardır birlikte yaşanan komşu halklar olduklarını biliyorlar ve ilişkiler de bu kardeşlik komşuluk temeli üzerinde geliştiriliyor. Fakat bu halkların hiç birisi sizin düşündüğünüz gibi yeni bir harita yeni bir devlet, yeniden kan yeniden savaş gibi büyük davalar ! peşinde değil. Birleşik Kafkasya sözcüğü burada “Kafkas halklarının işbirliği” düşüncesinden öte bir anlam taşımıyor,o da yine sizin anladığınız gibi “birilerine karşı işbirliği” değil, genel manada işbirliğinden öteye geçmiyor. O nedenle lütfen artık oradan bunlara devlet kurmaya çalışmayalım. Bunlara din iman ihraç etmeye çalışmayalım. Bunlara yol yordam önermeye,hayat öğretmeye çalışmayalım. Bütün bunlar tepki çekiyor ve daha önce defalarca yazdığımız olumsuz örnekler ile de birleşince artık buradaki insanlar da dışarıdan gelen insanlara karşı belirli bir mesafe koyuyorlar ne yazık ki. Bize düşen birbirimize duyduğumuz bu şüpheyi minimize edecek bir yaklaşım sergilemeye çalışmak,buradaki hayatın içerisine girmek,insanlarla ilişki kurmak,farklılıklarımıza rağmen bir bütünün iki parçası olduğumuzu kafalara yerleştirebilmektir. Burada her şey mükemmel değil,her yerde olan sorunlar burada da var,hatta biraz da fazlası var. Fakat burası öyle “kara propaganda” yapan birilerinin anlattığı gibi cehennem falan da değil. Unutmayalım ki Kafkasya bizim vatanımız. Unutmayalım ki Kafkasya’daki halk bizim halkımız. En başından beri tekrar tekrar vurguladığım gibi,ulus olma, kendi topraklarında asli unsur olma gibi bir hedefimiz varsa (ki olmalıdır) vatana ve ulusu yaratacak olana zarar vermemelidir politikalarımız. Halkını sevmek bunu gerektiriyor, vatanını sevmek de. BU YAZARIN TÜM YAZILARI» 450. YIL YORUMLAR
ashemz46
{ 07 Temmuz 2007, Cumartesi }
sımdı yazdıklarınız her cerkes gencı kendıne ben cerkesım dıyenlerın ve anavatana sadece gıdıp gelmek ıstıyorum dıyenlerın tekrar tekrar okuyup nasıl yok oldugumuzu gormelerı ıcın sankı bır ayna gorevınde.herhalde sızı bıraz ornek alsak sızın kadar cesaretımız erkeklıgımız ve vatanseverlıgımız olsa ınanın kı su an anavatan da azınlık durumuna dusmezdık yenı yazılarınızı beklıyor ve kafkasyadakı ıslerınızde besarılar dılıyorum.saygılarımla
yasasın bagımsız kafkasya cumhurıyetı
wakaje
{ 23 Haziran 2007, Cumartesi }
Sayın Ergun YILDIZ' ın tespitleri oldukça isabetli. Öncelikle;mevcut durumu, ağırlıklı olarak tek tarafından ele almış olsada, doğru ve yalın aktardığı için ona teşekkür etmek lazım. İşimize(işime) gelmeyen kısımları olsada, doğruları kabullenmek ve yol haritamızı belirlemekte bu tespitlerden azami ölçüde faydalanmak gerekir.Yazdıklarının çok büyük bir kısmına katılıyorum. Diasporik yaşam süren bizler için, yapmamız gerekenleri gayet güzel analiz etmiş.Söylediği eylemleri keşke yapabilsek.Hepsi, adige olarak, yok oluşa dur diyebilmek adına önemli gerçekler ve umarım çok sayıda, bunları sahiplenenler ve yapabilenler çıkar. Anavatınında yaşa(ya)mayan bizler bunları yap(a)madığımız için veya daha çok çaba sarfetmediğimiz için suçluyuz kabul! Fakat; Anavatan bekçileri kanımca, belirttiğiniz kadar veya dile getirmediğiniz kadar günahsız değiller.Rusya' ya gönüllü katılış ve kutlamalarına bile verilen tepki ortada.Tepkisizlik demek daha doğru olur sanırım.O topraklardan sürülen,göç ettirilen insanların torunlarınında, orada olmasalar bile, böylesi önemli bir konuda, tarihten kaynaklanan söz hakları olduğu halde, buradan verilen tepkileri belkide ilk kez dikkate alıp, tepki verilmeside aranmaksızın daha duyarlı olmaları gerekmezmiydi? |